The Jerk

The Jerk 1979
imdb70 
1979

* Zenci bir çocuk olarak dünyaya geldim diyerek ve yararak başlar film...
(ritim tutamıyor, müziğe ayak uyduramıyor... zenci olmadığını öğrenince sebebini anlıyor) Bunu söylemek zorundayız, sen bizim evladımız değilsin, seni bahçe kapısında bulduk deyince zenci anası: Ne ben hep bu renkte mi kalıcam diyor...
Zenci anası, sen bir babun'un kıçı kadar kırmızı olsan da bağrıma basardım Navin diyor!


= The Hudsucker Proxy filmi gibi Amerikan Rüyasıyla geçebildiğince dalgasını geçmiş... Burada gözlük tutucu ile zengin oluyor...
Bu kalıp saha sonra simpson'larda akıllara zarar sömürülüyor o ayrı konu!



* Ona verilen üç tavsiye ile evi terk eder: Tanrı çalışanı sever, Beyazlara asla güvenme, Hastalanırsam doktora git...

* Telefon rehberinde adının çıkmasına deli sevinir... Sonra sirkte çalışan erkek ötesi kadın sevgilisi kıçına ismini dövme yaptırdığında, Rehber daha çok insan burada ismimi görecek der... ama ismini rastgele rehberde bulan bir seri katil onu öldürmeye ant içer!

*
Benzin İstasyonunda:
-Tuvaleti kullanabilir miyim?
-Tuvalet sadece müşterilerimiz için.
-Ama benim arabam yok ki. benzin alamam.
-Üzgünüm dostum.
-Ah, çakmağımı vereyim, ona doldur. bu olur mu?
-Sanırım evet..






* (Navin, fena halde zenginleşmiştir. odasına gelen uşak konuşur)
- efendim, fakirlere yardım kurumundan gelen birisi sizinle görüşmek istiyor.
- hayır!!! benden daha muhtaç insanlar var; onlara gitsinler.
- ama efendim, onlar sizden para istemeye gelmişler.
- haaa?! tamam...


* Navin: biliyor musun? sen çalarken birden bire şu çılgınca fikre kapıldım. sanki bu trompetin ucundan içeri girip, burdan girip, bu düğmelerin arasından borunun ucuna doğru ilerleyip, tam dudaklarının oraya çıkıp sana bir öpücük verebilirmişim gibi geldi.
Marie: neden yapmadın peki?




Navin: üzerime tükürük bulaşsın istemedim.

* Bunun için iki kimlik fotokopisine ihtiyacımız var:
- Geçici araba ehliyetim ve Astronot Uygulaması giriş kartım... hiç bir zaman kabul edilmedim ama burada kimlik numaram var...




Grosse Pointe Blank

Grosse Pointe Blank - Romantik Katil 1997
imdb74

Bir çok listede gördükten sonra kesinkes izleme kararı aldığım bu film öncelikle vasat bir eser olduğunun altını çizmek isterim.
Lakin deli güzel bir sesbandı var, ve buna The School of Rock filmi gibi deli para harcamış gibi gözüküyorlar:

* Filmde iki rakip tetikçinin karşılaşmaları her seferinde güldürüyor... Tetikçi filmlerinde her seferinde işini bir saat tamirciliği titizliğinde yapan adamlar olarak göstermişti sinema bize... Onları takip eden dedektifler de o kalite insanlardır normalde (sinemanın kara kaplı defterinde)... Burada biraz bu tiplemeler yumuşatılmış ve içine hafif palyaçoluk katılmış... Bizim katil bile hafif deli dolu ve şaklaban...
Örneğim Dedektiflerin tuvalet sahnesi, radyoyu arayıp dalga geçmeleri...

* John Cusack'ı şöhret yapan film... Senaryosunda da imzası var. Kardeşi de çok farklı bir katil arkasını toparlayan kaliteli sekreteri oynamış filmde... Gülümseten sahneler Harika müzikler... Ama tekrar söylüyorum Vasat bir film... İleride çekilecek olan:
Mr.&Mrs. Smith ve The Bounty Hunter tadındaki eğlencelik suçlu - tetikçi çift tadında filmler içinde hafif bir avangart yapım olmuş...

* Zorla Psikiyatristi yaptığı karakteri de filmin hitleri arasında...
- Ama hiç çözüm üretmiyorsun
- Bak senden korkuyorum tamam mı?
- Kiralık katil olduğum için mi beni istemiyorsun?
- Bunu bilmeden önce de gelmemeni söylemiştim
(Film bu bağlamda Analyze This ve Analyze That filmlerinin de fikir babası gibi duruyor)
- Bak bana yaptığın suçları anlatmamalısın, bunların normalde bildirmek zorundayım
- Adresini biliyorum!
- Al işte açık tehdit ediyorsun!

* Ekşide de Bourn bu filmden esinlenmiş gibi denmiş... Çok alakasız buldum ama not olarak düşelim!
* Ekşiden bir iddiada Pulp Fiction'a göndermeler yaptığı üzerine!
* Ekşiden: Filmin adındaki kelime oyunu
point blanke= point blank (bitişik atış : Ateşli silahı vücuda dayayarak ateş etmek)

Filmin Müziklerine Dair (80'ler Partisi gibiydi)

* Johnny Nash’ten The Cure’a, Guns’n Roses’tan The Specials’a, farklı türlerde müzik yapan 20’den fazla grubun, birbirinden güzel şarkısı filmde kullanılmıştır. Ki bunlardan biri, 1980’lerin en ünlü parçalarından biri olan “99 Luftballons”.

"I Can See Clearly Now"
Johnny Nash
"War Cry"
Richard Norris
"Blister in the Sun"
Violent Femmes
"Fugue in A-Minor"
Jacques van Oortmerseen
"Armagideon Time"
The Clash
"Rudie Can't Fail"
The Clash
"Live and Let Die"
Guns N' Roses
"Live and Let Die"
Adam Fields
"Absolute Beginners"
The Jam
"Pressure Drop"
The Specials
"The Killing Moon"
Echo & The Bunnymen (as Echo & the Bunny Men)
"A Message to You Rudy"
The Specials
"Monkey Gone to Heaven"
The Pixies
"Ace of Spades"
Performed by Motörhead
"In Between Days"
The Cure
"Your Lucky Day in Hell"
The Eels
"Sharks Can't Sleep"
Tracy Bonham
"Little Luxuries"
The Burros
"You're Wondering Now"
The Specials
"Big Boss Man"
Jimmy Reed
"Detroit City"
Bobby Bare
"We Care a Lot"
Faith No More
"Take on Me"
 A-Ha
"White Lines"
Melle Mel
"Walk Like an Egyptian"
The Bangles
"Under Pressure"
David Bowie (with Queen)
"Cities in Dust"
Siouxsie and the Banshees
"Let My Love Open the Door"
Pete Townshend
"Go"
Tones on Tail
"The Dominatrix Sleeps Tonight"
Dominatrix
"El Matador"
Los Fabulosos Cadillacs
"Let It Whip"
The Dazz Band
"Mirror in the Bathroom"
David Wakeling
"99 Luftballons"
Nena
"Doors of Your Heart"
English Beat
"Lorca's Novena"
The Pogues

Film hakkında güzel bir site: http://www.dandotcom.com/gpblank/

1film 1ezgi blogundan: http://1film1ezgi.blogspot.com
"99 Luftballons"
Nena

Hızla popüler olunca İngilizce versiyonu hazırlanan bu şarkı, “Grosse Pointe Blank”ten sonra 10’dan fazla filmde daha kullanılmış ki bunlardan bazıları:
“Boogie Nights / Ateşli Geceler” (Paul Thomas Anderson, 1997),
 “The Wedding Singer / Evlilik Öpücüğü” (Frank Coraci, 1998),
“Watchmen” (Zack Snyder, 2009)
 “Mr. Nobody / Bay Hiçkimse” (Jaco Van Dormael, 2009).

Şarkının bir kuşak için ne ifade ettiğini şu olay güzel anlatır: Amerikan müzik televizyonu VH1, Katrina Kasırgası kurbanları için bir yardım kampanyası başlatır. Bağışta bulunan izleyiciler, kanalda gösterilecek video klibi belirleme ayrıcalığına sahip olmaktadır. Bir izleyici 35 bin dolar öder, kanalın tam bir saatlik yayınını belirleme hakkı kazanır ve bir saat boyunca “99 Luftballons”un her iki dildeki yorumlarının tekrar tekrar yayımlanmasını ister. Arzusu 26 Mart 2006 günü, 14.00 ile 15.00 arasında yerine getirilir







Big Fish 2003
imdb80
* En sevdiğim 100 Hollywood filmi

* Filmin muhteşem bir final sözü var:
Eğer sürekli hikaye anlatırsan,
Bir gün herkesin anlattığı bir hikaye olursun!

* Über hayal gücü olan filmler
Sinemanın büyülü dünyası

* Masalları seviyoruz ve onları dinlemekten zevk alıyoruz çünkü gerçekler acı ve yalın!


* Tim Burton Fantastizmine boğulmamış, Fantastik öğelerin daha yerli yerinde olduğu, daha hikayesi güçlü bir film... Bu bağlamda en sevdiğim Tim Burton filmi...






* Baba Oğul Mutlak İzlenmesi Gereken Filmler
October Sky
La vita E Bella (Hayat Güzeldir)
Jack The Bear
Billy Elliot
Bacheha - Ye Aseman (Cennetin Çocukları)

Komedi
Liar Liar
Big Daddy

Trajedi
Babam ve Oğlum
The Pursuit Of Happyness











Doğduğun gün ile ilgili gerçek hikayeyi duymak ister misin? Tamam... Baban senin doğum gününde burada değildi, şehir dışındaydı... Apar topar geldi... Yetişemediği için çok üzgündü... Bence onun anlattığı hikaye daha iyi evlat... Bana hangisi doğum günü hikayen olsun deselerdi babanın anlattığı hikayeyi tercih ederdim...





spoiler
* Oğlunun babasının ölüm döşeğinde onun sevdiği türden bir şey anlatması... Torunda devri daim olması...


Filmden bir masal:

...Kongo'daki afrika papağanları
sadece fransızca konuşur. - Gerçekten mi?
- Onlara İngilizce öğretmek olanaksızdır ama ormanda dolaşanlar onların çok güzel Fransızca konuştuklarını duyar. O Papağanlar her konuda konuşurlar. Politika, sinema, moda. Din hariç her konuda.
Neden Din Hariç?
- Din hakkında konuşmak kabalıktır. Kimi inciteceğin belli olmaz.



Kötü Şairi oynayan Steve Buscemi Şiirleri:
Ağaç Yeşil, Göl Mavi, Ne güzel kasaba Spectre!

Bir de bu şairin banka soyguncusu olarak karşımıza çıkması bir sonraki sahnede!
Bu sahnede bir Forest Gump havası da var... Arabada söyledikleri ile Steve Zengin oluyor...

Bu filmde korelilerle savaşırken çadıra girip iki korelinin dövüş sanatında ne kadar iyi oldukları ve kavga ettikleri sahnede gece görüşünü takıp lamabayı söndürüp onları pataklaması = İndiana Jones

Take Shelter

Take Shelter 2011
imdb:76
29w18n
Cannes'ten üç ödülle dönmüş
Bağımsız film festivalinde dikkat çekmiş...
Yılın felaket gerilim filmi denilebilir...
Yılın şizofren filmi de denilebilir...
Ama kesin yılın en iyi bağımsız filmi...

* Filmin ritmi düşük... Lakin bir kaç sahnesi yürek hoplatacak, efektleriyle büyüleyecek güzellikte...

* Film bittikten sonra filmden ayrı bir zevk alıyorsun... Sende uzun süre etkileyen, filmi sonradan sonraya sevdiren bir tat bırakıyor...

* "henüz on yaşındayken, markete gittikleri arabada kendisini bırakarak kaçıp gitmiş, o günden beri de sürekli hastanede yatan/yaşayan 'şizofren' bir annenin varlığıyla ve kalıtsal tehditiyle büyümüş -hasbelkader- meslek edinip, aile kurmuş bir adamın, hayat denen şu arenadaki umarsız çırpınışları.."

* Filmin özeti gibi şu duvar yazısı: Paranoyak olman takip edilmediğin manasına gelmez...

* Çığrından her an çıkabilir hallerini çok çok iyi oynamış: Michael Shannon


The Dictator

The Dictator 2012
imdb69

* Cem Yılmaz'ın siz neye gülüyorsunuz sorusuna Ali G. demesinden beri takip ettiğim Sacha Baron Cohen'in son filmi.

* Hitler'i hicveden Charlie Chaplin'in Sinema Tarihinin en komik 50 filmi arasına giren Büyük Diktatör filminin parmağına su bile dökemez... Cohen'nin de Brüno ve Borat ile mukayese ettiğinde onların gerisinde kalmış filmi...
1 Charlie Chaplin - The Great Dictator
2 Woody Allen - Bananas
3 Baron Cohen - The Dictator

Yerli Diktatör hicvi:
Ferhan Şensoy - Şans Kapıyı Kırınca

(Hep benzeri muhabbeti - Konu farklı olsa da mutlak bir benzeri olayı kullanılmış)

* Büyük paralar verip ünlüler ile ilişkiye esprilerinin hepsi güzeldi... Özellikle Çinli diplomatın erkek ünlülerle olan ilişkileri koparttı... Karısınla testis geçtiği sahne de komikti...



* Filmin başındaki sahnelere büyük bütçeler ayırmışlar. Kendi olimpiyatlarını düzenlemesi ve kendini geçeni vurması... Altından jipler... Benzerinin vurulması...

Filmin batı bakışlı doğu eleştirileri berbat ama arada yapılan batı eleştirileri ise kaliteli işlenmiş...

* Film sadece çöl diktatörlerini değil, batının buralardaki oyunlarına da eleştiriyel bir bakış atmış.

* Wii de münih olimpiyatları katliyamını oynaması...
* Doğum sahnesinde direk ilişkiye girmeye başlaması, doğuma müdahale etmeden önce "ne diyorsunuz ben sağlık bakanlığı yaptım" demesi, kız olunca çöp demesi... Bu sahne de fena değildi...
- i am pregnant!
- are you having a boy or an abortion
* Sevgilisi erkek çocuğu gibi olduğunu söyledikten sonra yoldaş'ının "nası ya 3 erkek çocuğu sen tecavüz ettin diye intihar etti" demesi... (yani sen onlardan da hoşlanıyorsun muhabbeti)

Filmin kafasından vurulan Alaattin'in dublörü ölmeyince, nasıl ölmezsin sorusuna:
- Kafadan kurşun yemek benim görevim, tabi ki ölmem diyor...

Filmin Hatunu:
Anna Faris


Titanlar

Wrath of The Titans 2012
imdb59

* Bir kaç efekt dışında kötü ötesi bir film...
* .Kadro bakımından zengin kötü filmler...

* Ateşten elin karargahı taradığı sahneyi beğendim sadece.

* Clash of the Titans'ın devamı... (orada da dev akreplerin saldırısı ve sahnesi iyiydi)


- insanlar öldüğünde cennet ya da cehenneme gider ama tanrılar öldüğünde yok olurlar.

Filmin Hatunu: Rosamund Pike




Pıtırcık

Le Petit Nicolas 2009
Pıtırcık imdb70
2009'un en iyi çocuk filmi diyebilirim

* Fransızların ünlü karikatürist'i Sempe'ye ait çizgi roman karakterinin filmi...

* Woody Allen'ın Annie Hall filmdeki gibi öğrencileri lakapları ile sırakayıp gelecekteki yapacağı filmlerle anlatmış...
Pıtırcık - Nicolas Dalgacı - Clotaire Lüplüp - Alceste Toraman-Eudes
Gümüş - Geoffroy Çarpım-Aynan Sırım-Rufus Dırdır-Maixent
Sırma - Marie-Edwige Şirin - Loisette

* Elmayı çizdim çıkabilir miyim dediğinde ve onay aldığında tüm sınıfım birden çıkmaya kalkması...
* Haylaz öğrencinin halleri...

Gözlüklü Sınıfın İneği Çarpım'ın:

Beni dövemezsiniz, gözlüğüm var diye sürekli yırtması... Doktor muayenelerinde gözlüğünü çıkarınca sürekli yüzüne şamar yemesi gerçekten komiktir...

Filmin hit sahnesi anne baba gittiğinde tüm afacanların evi temizleye koyulmaları... Gününüzdeyseniz karnınıza kramp girebilir bu sahnede...



Sempe Dosyası:



Dedemin insanlari



Dedemin İnsanları 2011

* Yine yeni yeniden bizi duygulandıran bir Çağan Irmak - Çetin Tekindor şaheseri
= Babam ve Oğlum

* Ülkenin önemsediği gerçeklerin kayboluşunun mübadele olayını arka plana alıp anlatan film...

* Dönem Filmi (ve bunu çok başarıyla aktarmış)

* Çıraklardan babası ustabaşı olan, göçüp gelmiş ailenin çocuğunda kendini görmek filmdeki yönetmenin kör gözüne parmak olmayan tek metaforuydu?

* Filde kullanılan Kaleydoskop'a dair... (Çırak: memleketimin çiçeklerine benziyor demesi!)

* Orda Türk diyorlar burada Almancı diyorlar gerilimi 90'larda falan yaşandı... İki ülkenin de sahip çıkmadığını iddia eden gurbetçilerin yakınmalarıydı bunlar... Demek 70'lerde de Mübadele ile gelende aynı şey yaşanmış oradan Türk diye kovulanlar burada Rum diye dışlanmış ve hatta pencereleri taşlanmış...

- Bilirsin noktayı koymak ne ka zor olsa da, tamamlanmamış cümleler eksik kalmışlara göre daha az acı verir.

* Gülcemal Vapuru "Ella Bre Gülcemal!"

* Göçmenlerin (ki bizler) ağladığı filmdir.



Sinema Tarihinin En iyi Erotik Esprileri






1Numara
PUNCH LiNE
Punch Line Filminden

Tom Hanks: (Stand Up'ında)
Adem ile Havva ilk karşılaştıklarında, Adem Havva'ya bağırmış: "Daha fazla yaklaşma! Bunun ne kadar uzuyacağını bilmiyorum"





2 Numara
GoooodMooorning Vietnam!
Goodmorning Vietnam'dan
(M.A.S.H den sonra sinema tarihinin en komik askeri komedisi)
Robin Williams:Prezervatiflerin 3 boyutu vardır
Büyük
Orta
Veee Beyazlar için




3Numara:
DAS EXPERiMENT
Deney (Das Experiment) filminden(Almanya)
Mahkum1: Neden kadınlar porno filmleri sonuna kadar izlerler?
Mahkum2: Neden?
Mahkum1: Çünkü filmin sonunda, sevişen çiftlerin evleneceklerini sanırlar...




4Numara:
ANALYZE THiS

Analyze This (Anlat Bakalım) Filminden
Psikiyatrist
Billy Crystal Dr. Ben Sobel ile
Mafya Babası
Robert De Niro Paul Vitti'nin dialoğu
Ben: Anlamıyorum neden bi metresin var ki?
Vitti: Karımla yapamadığım bazı şeyleri onunla yapıyorum...
Ben: Bunları neden karınla yapamıyorsun ki?
Vitti: Saçmalama! Karım o ağzıyla her gece çocuklarımı öpüyor...










5Numara'yı iki film paylaşıyorlar Borat ve Religilious

RELİGULİOUS Filminde
"Allah Musa'ya ilk defa sünnet olmasını emrettiğinde yanında olmak isterdim
- ne kesmem mi gerekiyor... Pekii bunu kavmime nasıl anlatıcam?






6 BORAT
Borat bir mizah koçuyla röportaj yapar:
Mizah Koçu: Evet kaynana esprileri amerikada çok popülerdir... Sen de onlardan birini yapabilirsin...
Borat: Ben kaynanamla yattım...
Mizah Koçu: Buna kimsenin güleceğini sanmıyorum...
Borat: YAttığım duyulduğunda da kimse gülmemişti...
( Ama asıl komik röportajı Washinton Orta Asya temsilcisiyle yapmadan önce kendi ülesimde sohpet öncesi her zaman yaptığımız gibi diip, peynir ikram etmesi... Ardından da "Bu peyniri karım kendi sütünden" yaptı demesi... Adamın yüzü çok komik...




7 What We Do in The Shadows 2014

Siz Vampirler neden Bakire Kızdan beslenmeyi çok seviyorsunuz?
Deacon: A
slında çok özel bir sebebi yok, hani sanırım bizim bakire kanı içmemizin sebebi kulağa havalı gelmesi.
Vladislav: B
en olaya şöyle bakıyorum. Bir sandviç yiyecekseniz sanırım onu daha önce kimsenin xkmemiş olduğunu bilirseniz daha çok zevk alırsınız.




8 GORA 2004

 


https://youtu.be/R_cENOp5Uk0 

Bu çok mu komik... Aslında o kadar da komik değil. 
Ama Geçenlerde üç penisli TRİPHALLİA 
https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2210261220310245
bir çocuk dünyaya geldi IRAK Musul'da.... Bizden Irak olsun diyenleri duyar gibiyim... 
Sosyal medya'da yüzlerce esprisi yapıldı: 
* "Oğlum göster bakalım pipilerini amcalara"
Penis teke indirildiğinde "Umarım yanlış kabloyu kesmemişlerdir"
* Tripod... 
* Sabır diliyorum biz bir tanesi ile başa çıkamıyoruz.. falan filan.. 

Ama bir kişi RENDROY demiş saatlerce güldüm... 
Oolm bu nasıl bir akılda tutma... bu nasıl bir matchleme - eşleme... Hafızana sağlık ne diim... 
Bu filmdeki şu replik diil de bu haberle hatırlatılması çok güldürmüştür. Listemize de buradan girmiştir :)

Bebeğin önünü kesmişler: 
https://www.ntv.com.tr/saglik/irakta-3-penisle-dogan-bebek-ameliyat-edildi,cqB6LDSHHku7MFh_8OOU3g?fbclid=IwAR2hsuMe5yuOWVTNLIA0puCNTZDsBcRMURlTV0iN7Ti2cqpKFhRTADgmHJo

tiyatro kökenli yazar, yönetmen martin mcdonagh'ın dram dozu çok yüksek sağlam kara mizah içeren bir hikayeye sahip ilk uzun metraj filmi. ilk uzun metrajlı filmiyse seven psychopats.
bu filmden önce en son çıkan the banshees of inisherin filmini izledim geçen yıl, yine başrolde aynı iki oyuncu colin farrell ve brendan gleeson ile çevirdiği. ve bayıldım tabii ki. sonra biraz okuyup araştırınca ikimci uzun filminin bu olduğunu ve daha da güzel olduğu yorumlarını gördüm. merak edip izledim ve daha önce nasıl izlemediğime de şaşırdım bu filmi de yönetmeni de. sonra six shooter (altı patlar) isimli yarım saatlik kısa filmini izledim. (biraz filmografisini ileriden geriye doğru takip ediyormuş gibi oldum ama olsun, bence iyi de oldu!) ve tabii her en son izlediğim filmi öncekinden daha çok beğendim. en son olarak da tiyatroda yazarı olduğu artık kült bir tiyatro oyunu olmuş yastık adam oyununu izledim. kara mizah olarak müthiş hikayeler yazıyor adam tiyatroda da film senaryolarında da. 7 psikopatla beraber sanırım iki filmi daha var izlemediğim. onları da en kısa zamanda izleyeceğim.

in bruges filmi ise herkesin de mütemadiyen belirttiği gibi brugge şehrinin güzelliği için bile izlenebilecek, izlenmesi gereken bir film, pesimist kara komedi hikayesinin yanında. ayrıca cidden izledikten sonra, şehri gidip görmek isteği ve merakı uyandırıyor insanda her ne kadar belçika'da olsa da.

elbette pek çok espirinin yanında bir de yalnızca belçika hakkındaki espirisi için bile izlenmelidir yeni bir bilgi edinebilmek için...

spoiler

- "belçika en çok nesiyle ünlüdür?"
- "çikolatası ve çocuk tacizcisi katilleriyle. çikolatayı niçin o kadar güzel ve çok üretiyorlar sanıyorsun?
çocukları kandırmak için tabii ki!"

spoiler

edit: ilk uzun metrajlı filmi olarak düzeltildi. aslında öyle sanıyordum ben de ama sonra 7 psikopat filmini araştırırken birisi ilk filmi olarak onu belirtince öyle yazmışım.


Transformers: Dark Of The Moon 2011
imdb63

* Efektler Harika bittabi, bilakis... Yılın efekt harikası diyebilirim...
* Sünepe çocuğun taş hatun sevgilisi dışında 7-14 yaş erkek çocuklarına hitap eden bir çocuk filmi...

* İnsanların çok önceden bu robotlarla ilgili bir şeyler bildiği sahnesi... Ay'a yolculuklar çok özenilmiş ve kullaneybıl estetiğinde...

* Sentinel Prime'ın ihaneti, Autobotların Decepticonlara feyk atması, Optimus Prime'ın suçluluk duygusu ve sonrasındaki hırsı senaryonun güçlü noktaları...

Filmin Hatunu
Rosie Huntington Whiteley



Entelköy Efeköy'e Karşı 2011

Oportünist Köylüler (Köylü Kurnazları)

* Vasat bir film olsada bol mesaj kaygısı, doğru mesajlar verme içgüdüsüyle çekildiği için hoş görülebilir...

* Klişe ötesi bir senaryosu var.

Filmde diyaloglar bundan öte diil:

muhtar-biz bunlar entel dantel, anarşik manarjik dedik ama bunlar komple yamyam, komple oyuk sik...ymiş bunlar!
hoca-tövbe de tövbe de!
muhtar-tarlada çalışandan 10 euro, keçi güdenden 15 euro
hoca-olacak şey mi gelen misafiri amele gibi çalıştırmak
muhtar-çadıra 50 euro, evlere 100 euro al. bir de üstüne amele gibi çalıştır!
yancı-oldu olacak bir dömeltip, si...ler gari
* Düşman G.tüne...

* Yönetmenin ilk filmi olan dondormam gaymak gibi bir şey çıkarmak istemişler, pazvant buna yakın bir oyunculuk sergilemiş... Ama ilki kadar komik, ilki kadar iyi bir film... Ben her ikisini de vasatın üzerine çıkamayacağını düşünüyorum... Özellikle ilk yarısı ilk okul müsameresi tadında...

* Müziğiyle eylemiyle bir Vengo tadı yakalanmak istenmiş...



Sümela'nin sifresi: Temel 2011
* Kötü ötesi diyebiliriz

* Offlu hoca - Temel fıkraları Gagları başka bi numarası yok...
"Oğuz"ubinnas esprisi sağda...
* Alper Kul'u seviyorum ama bu olmamış...
* Zaman kaybı, Sabır testi,



* Diyaloglarda Temel'den çok Keloğlan'a yaklaştırılmış:

- la uşağum mısır pramitlerini uzaylıların yaptığına inanıyorsun da sümela manastırını yaptıklarına mı inanmıyorsun.
- mısır pramitlerini uzaylılar mı yaptı.
- ya kim yaptı.
-toki yaptı diye biliyorum.


ya da, bunun salak arkadaşı parayı Libya'lılar buldu diyor, bu da "Lidya oolm, Libya değil" diyor gibin...


- eksi - den

keşke trabzonlu olmasaydım da, tarafsız olabileceğime inanılıp değerlendirdiğimi bilseydiler diye değerlendireceğim filmdir.
öncelikle filmde ki her şey gerçek değil tabi ki.
gündüz vakti faroz kayalıklar'da sen otur rakı masası kur bak bakalım nasıl dikkat çekiyorsun.
alper kul has trabzon'lu olmasına rağmen berbat bi ağız ile konuştu film boyunca özellikle yenicem seni la trabzon.trabzonda yenicem kelimesini kullanan adam ya özel neşem kolejinde ya da alparslan kolejinde okumuştur.boztepe'de ki akıllı villarının bahçesinde oynamıştır topunu.piramit fast food ta 1 liraya hamburger yemek yerine, mc'e gelen oyuncakları düzenli olarak takip etmiş ve evde koleksiyon yapmıştır.
her neyse bunlar ayrıntı, bu kötü trabzon ağızını oyunculuğu ile kurtarmıştır alper kul.gerçekten yetenekli bi insan.'nedı la ota boka sallayıp duruysınız ?' dese tabi daha güzel olurdu ama neyse.o kızın babasından yediği ayar ile motorda gelirken dişlerini sıkmaları,ezikliği içimizde yaşatması falan bunlar güzel şeyler bir komedi filmi için. he, ata demirer,recep ivedik gibi muhteremler düzenli olarak film üzerine film çekip hasılatın amına kor iken iyi, sonuçta türk insanını anlatan yöresel bir film 1 milyon izleyicinin üstüne çıkınca vay halimize.

Çalgı Çengi

Çalgı Çengi 2011

2011 in en iyi salaklık yerli komedisi

Gerek yönetmenin zamanla oynamaları, gerek ikili komedi oyunculuğunun o sıkı ilişkisinin iyi aktarılması, gerekse arada giren flaş gag'larıyla olmuş dediğim türk filmi...

* Öğrenci Konseri ve bunların metalci gibi giyinip şakirt ocağına düşmeleri...
(son zamanlarda dini hicveden gaglar babında Sümelenin Şifresi filmindeki Oğuzubinrabbinnasi esprisi benzeri)
Şakirt: Sizde hangi ilahiler var?
- La Gürkan, bende ilahi filan yok, sübhaneke var o olma mı?
- Ne diyo arkadaş?
- Hocam sen makamı ver biz sübanekeden girer kel kevsere kadar gideriz.

* Saçma Türk komedilerinden kesinlikle değil.


* Angaralı düğün müzisyenleri... Birbirlerine teyzeoğlu demeleri...
* Dostluk temalı filmler...
Filmden unutulmaz diyaloglar: "la bebe" kalıbı yerinde kullanılmış...
* - nerde kalmıştım
- vurdurtuyordum abi
* Nakliyeci elemanlar Mahmut, Semih ve Gökmen'in kapıya dayandığı sahnedeki diyaloglar... Birbirlerinin isimlerini gammazlamaları...
* Ölüyü fazla yıkarsan ye osurur ya sıçar!
* Böyle bir dayak şekli yok ya. Adam elini ateşe sokup yüzüme bastı ya!
* - Ben orta okulda Matematik Öğretmeni bana tokat attı diye sayılara küstüm.
- Gürkan senin sıfatını s.kiim (üst üste atılan tokatlar çok komik)


- Eksi-
Türkiye sinemasının ihtiyacı olan komedi damarı budur. Hem eli yüzü düzgün hem komik hem de film gibi film. Gidenlerin girmeyenlere anlatacağı türden değil... Mutlaka seyredilmesi gereken türden.

Tabi ki Filmin En Büyük Gag'ı:


gürkan: dayıoğlu.. neye elimizi atsak kuruttuk sanki la.

salih: anlamıyorum ki arkadaş. niye böyle oluyor ya? neyi nerede yanlış yapıyoruz biz gürkan?

gürkan: ya ssk’lı bir işe girip çalışsa mıydık la? hem emekliliğimiz de olurdu. ya biz bi yenilik kuramayacak mıyız ya?

salih: kuracağız teyze oğlu kuracağız. beraber yürüyemeyen insanlar beraber bir gelecek kuramazmış. rahmetlik gökhan semiz.

gürkan: allah rahmet eylesin.. gökhan semiz kim ya?

salih: gökhan semiz şey ya.. bizim ortaokuldaki matematik öğretmeni.

gürkan: he..

salih: senin ben sıfatını si.im la. hakket bilmiyon di mi?

gürkan: …

salih: ya dünyaya mal geldin sığır gideceksin ya la. ya sen sanatçı bir insansın senin insan olarak duyarlılığın bu seni hayvanlardan ayıran özelliğin bu. sen nasıl bilmezsin ya. üç kişiydiler la bunlar. komik komik şarkılar yapıyordular ya.

gürkan: komedi dans üçlüsü?

salih: la yok oğlum ya, uzun saçlı bi tane olanı vardı ya hani burasında böyle adem elması var.

gürkan: çelik, izel çelik ercan?

salih: ya.ak var gürkan yer misin?

gürkan: kufretme!

salih: cık cık cık.. hayranıyım oğlum ben onların, o yüzden söylüyorum.. hatırlamıyon mu ortaokulda dinliyorduk onları? ben ona benzeyeyim diye saçlarımı uzatacaktım.

gürkan: niye uzatmadın?

salih: yakışmıyor.. benim kafa büyük.

gürkan: ya teyzeoğlu ben sana bir şey soracağım.. araya böyle bir şeyler oldu laf maf girdi de.. ferhat güzel hakikaten 20 bin lira alıyor mu la?

salih: alıyor (ağlamaklı)

gürkan: alıyor?

salih: alıyor a. goyum (ağlıyor)

not: daha önce filmin başlarında salih, gürkan’a ferhat güzel’in gecede 20 bin lira kazandığını söylemişti.

* -Eksi - Bodrumdaki işeme sahnesine, dügündeki demedim mi performasına, bitirim elemanın telefonla konuşma sahnesine, cami avlusundaki muhabbete gulmemek elde degil. bunlar sadece suan aklima gelen sahneler. mükemmel bir film degil ama yerin dibine sokulacak film hiç degil.



Rio

Rio 2011
imdb70
Animasyon (çocuk+yetişkin)

* Rio Festivalini anlatan bir çizgi filmi ancak Rio kadar canlı renklere sahip papağan karakterleriyle anlatabilirsiniz...

* Karnaval nedir?
- En Büyük Parti


*Pixar'la yarışabilen nadir animasyon şirketlerinden biri olan Blue Sky, İce Age serisinden sonra ikincisi çekebileceği yeni bir karakter yarattı sanırsam...

* Sadece esprileri ve eğlencelik olmasından dolayı değil yandaki fotoğrafın bulunduğu sekans'ı da kattığım için yetişkin çizgi filmi dedim...

* Zaten karnaval sahnesi çok uğraşılmış...

* Bir de Rio Getto sokakları Edward Norton'un Hulk'undan sonra ilk defa etkileyici beyaz perdeye aktarıldığını gördüm...

* ağaçların arasında ilerlerken söyledikleri şarkı ve çizimler harikaydı...

* Göndermeler: Bravehearth: "Freedom!" + Angry Birds

* Sambayı hem hak ettiği saygıyı hem hak ettiği ayarı veriyor. - eksi -


"Character Name In Title" olayına farklı bir bakış

Filmdeki o şeyin ismini hatırlayamamak:

James Bond filmindeki artist ajan

Sherlock Holmes'teki dedektif

Forest Gump'daki salak

Süpermen'deki mavi elbiseli uçan adam

Harry Potter'daki alnı yaralı velet

The Dark Knight'taki kara kulak

Spartaküs'teki isyankar Gladyatör

İronman'deki demir adam

Blue Velvet'teki Fetişist Sadist

Run Lola Run'daki koşan kız

13.Cuma'da herkesi öldüren maskeli adam

Tatar Ramazan'daki ben bu oyunu bozarım diyen kasketli adam

12 Angry Man'deki 12 adam

Amelie'deki tatlı kız

Alien'daki Sağa Sola yumurta bırakan canlı

Ocean's Eleven'daki kumarhane kasası soyan çete

Wall-E'deki sevimli duygusal robot

King Kong'daki dev goril

Cesur Yürek'teki bağıran cengaver

Zorro'daki maskeli adam

- eksi - den

Yeraltı


Yeraltı 2012
Zeki Demirkubuz
Engin Günaydın

Filme Dair -eksi sözlük- ten güzel bir yorum:

"iyi olmak istiyorum, bırakmıyorlar, iyi olamıyorum."

Filmin özeti bu cümlede gizliydi. muharrem, bir fahişenin kollarında ağlarken söylemişti bunu.

Bu cümle bana, 2008 yılında intihar etmeden önce "yavaş yavaş delirdim kimse fark etmedi" diye not yazıp bırakan ipek ertürk'ü hatırlattı. burada farklı olansa, muharrem dışında herkesin bunu fark etmesiydi sanki.

2006 yılında izmir palas oteli'nde kalıyordum, nefis bir yaz akşamında canım sıkılmış, eski sevgilimin de yaşadığı bu şehirdeki bu otelde kalmayı özellikle seçmiştim. otelin ikinci katındaki odamın mutlaka deniz manzaralı olması için özel çaba sarf etmiştim. klima yetersiz kaldığında, odamın balkonuna çıkar, hemen köşede buzlu badem satan adamı izler, hiç tatmadığım buzlu bademin nasıl bir şey olduğu hakkında fikirler üretmeye çalışırdım. kordon boyunca uzanan yürüyüş yolunu dakikalarca seyreder, uzakta demirlemiş gemilerin bandırasını çözmeye çalışır, hemen önümüzde dikili duran dev türk bayrağının meydan üzerine düşen gölgesiyle oyunlar üretir, denizi arkasına vererek fotoğraf çektiren insanları görünce sevinirdim, fotoğrafını çekmeye değer bir şeyler blabildikleri için.

otelin altındaki balık lokantasının, dışarıya konmuş masalarında, saçları yapılmış güzel kadınlar ve pahalı olduğu belli olan takım elbiseleri içindeki beyler rakı içerler, masalarındaki balıkların anasonla karışık kokusu neredeyse balkonuma kadar gelirdi. o dakikalarda muziplik edesim tutar, balkondan sarkıtacağım bir oltayla, onların masalarındaki ızgara balıkları ya da dil şişleri tutup hızlıca yukarı çekmeyi geçirirdim aklımdan. denizden esen gece meltemiyle serinler, gülümseyerek içeri girerdim.

çok sıkılıyordum.

saatlerdir aklımda olan "dışarı çıkıp insan içine karışma" isteğine kulak vermek üzereydim. eğer yiyeceğim bitmeseydi hiç çıkmazdım belki de.

giyindim, çıktım. çok kalabalıktı sokaklar, balık pişiricisi yine dopdoluydu, midye tava satan adamın başı yine kalabalıktı ve buzlu bademin nasıl bir şey olduğunu ben hâlâ öğrenememiştim. yiyecek bir şeyler aldım, bir şişe de su. odama dönmemem için hiçbir sebep kalmamıştı, bu promenade toplam 10 dakika sürmüştü ve bana yetmişti. dönerken otelin altında bir sinema olduğunu fark ettim. afişinde, kafası tıraşlanmış bir adam ve onun yüzüne bakmayan, yıkılmış bir kadın vardı. adam duvar dibine çökmüştü ve ufakken çok yaramaz bir çocuk olduğu, saçları kazıtılınca ortaya çıkan kafasındaki yarıklardan belliydi. birdenbire bu filmi izlemek istedim. en yakın seans birkaç dakika içinde başlamak üzereydi, hemen bir bilet aldım ve girdim. izlediğim bu film, az önce dolandığım yerlerde çekilmiş, az önce gördüğüm türk bayrağının meydana düşen gölgesinin kullanıldığı, az önce gördüğüm kalabalığın, kıyısından köşesinden muhakkak yer aldığı, zeki demirkubuz'un kader isimli filmiydi.

Zeki demirkubuz'la o gece tanıştık ve birbirimizi bir daha hiç bırakmadık. o geceden bugüne kadar çok "seviyeli" bir ilişkimiz oldu. onu kader'le tanıdığım için kendimi çok şanslı kabul ettim, çünkü önce kader'i, sonra masumiyet'i izlemiş makbul azınlıktandım. daha sonra defalarca izledim o filmleri, c-blok'u, yazgı'yı, itiraf'ı, kıskanmak'ı, hepsini. kamera arkalarıyla, röportajlarıyla, fragmanlarıyla, gazozun dibinde kalmış kısmı pipetle çeker gibi izledim.

Zeki demirkubuz'un tek bir damlasını bile ziyan etmedim ben.

onun, bende yarattığı o güzel kafayı seviyordum.
onun, kapanmayan kapılarından girdiğim dünyayı seviyordum.
onun aklını, gözünü, "siktir git lan, amcık" deyişini seviyordum.
onun, bekir'ini, onun uğur'unu, onun başını, ortasını ve sonunu seviyordum.
onun, "düşmüşler" dünyasındaki yerini, kapıcı dairesindeki damlayan musluğunu, kerhane odasındaki pembe ışığını seviyordum.

bu gazozdan bir fırt daha almak için yeraltı'nı izlemeye de koşa koşa gittim elbette. ve böylece muharrem'le tanıştım. aslında tanıyordum belki onu, belki o da beni tanıyordu. yoksa bu kadar yakın gelir miydi onun yalnızlığı? bir çiçeğin suyu emmesi gibi emiyordum sanki filmi. tek bir karesini, en ufak bir ayrıntıyı kaçırmamak için gözlerimi kapamamaya zorlarken buldum kendimi. yoruldum, ne tatlı bir yorgunluktu bu.

ankara, ideal bir depresyon kenti! gücenmek yok.

bu filmi, izmir'de çekemezdi demirkubuz, tepeüstü'ndeki bir pavyonun içi tüm ankara'dan daha sıcaktı çünkü, buzlu badem bile ankara'dan daha sıcaktı.
ya da istanbul'da çekemezdi. istiklâl caddesi'ndeki bir fahişenin ciğerlerine doldurduğu sigara dumanı, ankara'nın toplamında içlere çekilen tüm sigara dumanlarından daha sıcaktı.

ankara'dan daha güzel bir şehir seçilemezdi bu adamın görkemli depresyonunu anlatmaya. onun kararmaya yüz tutmuş öğleden sonraları, ısınmak bilmeyen beton apartmanları, mavi branda çekilmiş demir parmaklıklı balkonları, akşamın çökmesinden hemen sonra boşalan sokakları ve onca ışık içinde seçilebilen karanlık... ankara güzel bir seçimdi, merdivenler güzeldi, ışıklar güzeldi, ışık oyunları güzeldi.

en çok beğendiğim sahnenin muharrem'le fahişenin ilk buluşmasındaki hırlama sahnesi olduğunu söylemeliyim. birbirlerine yaklaşan kafalarının mum ışığında duvara yansıması, sanki asıl "kendileri" şeklinde tezâhür eden o gölgeler, canavarlaşmış iç dünyalarıydı gibime geldi. göndermeydi, şuydu buydu diyorlar, elbette var. aksini iddia etmek saf bir iyimserlik olur. varsın olsun dert mi? filmi anlatacak değilim, izleyen mutlaka izleyecektir. izlesin, sevecek.

ben zeki demirkubuz olsaydım ve bana filmimi sorsalardı, şöyle derdim:

eğer ikinci katta yaşıyorsanız, mutlu olmak için birinci kattakilere bakarsınız.
ama eğer zemindeyseniz, bakabileceğiniz tek şey yeraltıdır.

çünkü ne kadar aşağıda olursanız olun, kendinizi iyi hissetmek icin daha aşağıdakilere bakmaktan başka çareniz yoktur ve ben hâlâ buzlu badem yemedim.

ama eğer bir gün yersem, tanıdık bir tat olacağından eminim çünkü bu film, izmir palas oteli'nin balkonundan aşağı bakarken gördüğüm ve köşede duran adamın sattığı, tüm gece boyunca kapış kapış giden, o tadını bilmediğim buzlu bademler gibi bir filmdi.


Şirinler

The Smurfs 2011
imdb53

yılın animasyonları arasında...
yılın çocuk filmleri arasında...

* Öncelikle Smurfs 'u Şirinler olarak çevrilmesi tam bir çeviri güzelliği bunu taktir etmek lazım.
(Asteriks karakterlerini Halit Kıvanç'ın çevirdiğini duymuştum... Onlar arasında da çok iyiler var... Lakin Red Kid kepazeliğini asla kabul etmiyorum...)

Teknik olarak Gargamel hepimizden daha iyi bir insan... Şahsen ben şirinleri hiç görmedim ...

Newyork'ta Şirinler'i çekiyorsan ancak böyle bir şey çekmelisin ki değsin:



* Birincisi, kendi mekanlarıyla özdeşleşmiş hayal kahramanlarının Hollywood filmlerinde neden özellikle New York yok olmadı bi ABD şehrine düşerler... Uzaylıların sadece Amerika'ya geldiği eski bilim kurgular gibi... Hadi Muppetslar, Masal Kahramanları, neyse... Smurfs'a ayıp etmişler resmen...

* Yeni bir Şirin'imiz var... İskoç Cesur Şirin... Filmin sonunda da "Freedooom!" diyerek Cesur Yürek göndermesini tamamlamışlar...

* Şimdi benim bildiğim çocuk edebiyatında SSCB - ABD soğuk savaşında da bir savaş söz konusu... Bunun en büyük örnekleri, Kapitalist düzen Sınıf farklılıklarını ve Sınıfların birbirine olan üstünlüklerin dem vurduğu "Yüzüklerin Efendisi" gibi eserleri ortaya koyarken, Diğer sol düşünce de Şirinler gibi eşit haklara sahip bir sistemi anlatan eserler sundular... Eeeee bu filmde Şirinler Resmen Kapitalist Sistemin Çarkları arasında ezilmişler...

- Şirinimin Kenarı (Her şeyi şirinle anlatmaları)

* Yazara saygı göndermesi iyiydi...

* Şirine karakterini seslendiren Katy Perry filmin bi sahnesinde "i kissed a smurf and i liked it" diyerek kendi I kissed a girl şarkısına gönderme yaptı...

* Şirinlerdeki karaktere göre isimlendirme tabiki bir Grim Kardeşler masalı Pamuk Prensesteki 7 cücelerden arak...
Zaten öyle müthiş bir keşif ki, sadece şirinlerde değil sinema'da tiyarto'da edebiyatta çete lakaplandırmalarının çoğunun bu espriye dayandığını düşünüyorum.
Şirinler "Eee nereye şirinliyoruz?" Hugo: "Eee nereye çufçufluyoruz?" e bu da burdan arak sanırsam :)