en iyi 100 avrupa sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
en iyi 100 avrupa sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Dheepan


Dheepan 2015
imdb72

* Yılın Mülteci Filmi

* Yılın başarılı Avrupa filmlerinden.

* Bol ödüllü başyapıtlar.

* Cannes Winner - BAFTA N. 6w13n

* Sri Lanka'da Tamil savaşçısının düzmece bir aile kurarak ve düzmece bilgilerle Fransa'ya mülteci olarak gitmesini anlatan film.

* Başroldaki oyuncu çocuk Tamil savaşçısıymış.





Yönetmenin diğer filmi:
Un Prophete BKNZ
Benim küçücük bir yazı yazdığım ama en fazla tıklanma alan blog yazılarım arasında.
Sebep: Başlığının "Peygamber gibi adamsın" olması
ve içinde ironik olduğu için bir çıplak kadının bulunduğu bir sahnesinden kare bulunduğu için.
Işık gören ateş böcekleri gibi dindar ve dinciler buna tıklıyorlar. Çok acayip...


= Züğürt Ağa
* Bir toprak ağasının terlikle çiğ köfte satması
* Bir Tamil Savaşçısının kafasında ışıklı kız tacı satması.





* Batı yaptıkları her hareketin altında bir çapanoğlu aramak biz batının hala oyunlar oynadığı doğu topraklarında şart!
Amerika'da en demokrat en özgürlükçü en solcu bir yönetmen bile eğer Guantanamo'da işkenceler için bir film çekiyorsa bilin ki bu aslında özgürlük  - barış - insanhakları için çekilmiş bir film değil. Batı tarafından şekillendirilen bu terör örgütlerinin "LANN" diye asıl kötüyü keşfettiklerinde (cepteki akrep) kendilerine dönecekleri anda korksunlar... Yapmasınlar diye yapılmış olabilir.

* Avrupa'da büyük mülteci sorunlarının yaşandığı bir dönemde böyle bir filmin ödüllere boğulması bir bakıma iyi bir bakıma kötü bu bağlamda. Kötü niyet de olabilir. Tıpkı Nuri Bilge Ceylan'ın jüri tarafından mülakata çağrılma hikayesinde anlattığı gibi. Eğer ben "yol" filmini, Yılmaz Güney ise o zaman "Uzak" filmini çekseydi ikimizde bu ödülü alamazdık. Çünkü "Yol" filminin çekildiği zaman askeri cuntaların eleştirildiği filmlere ödül verilmesi gibi bir kanı vardı jüride...

* Filmde çok zeki bir kız olan düzmece ailenin düzmece kızları, okuma yazma bilmediği için özürlü
sınıfına ilk konuyor. Ve buna çok koyuyor bu durum.

* Filmin en acı yanı kadının "Sri Lanka" anlatmaya çalışırken arada bir Hindistan lafı söylediği an, tamam gerisine gerek yok, hintlisin işte demesi...
Bir de aynı kadının en zirve olarak İngiltere'de kuzen ile kalıp orada 5 çayı içebilme hayali... Fransa'da mülteci olmanın bir üstü olarak bunu görmesi...

* Ben filmi beğendim ve tavsiye ederim. Yönetmenin Yeraltı Peygamberi filminin daha samimi olduğu iddia edilmiş. Bunun sahte göz yaşları olduğu söylenmiş. Ve sonunun kolpa olduğu iddia edilmiş. Bana göre bu film Yeraltı Peygamberi filminden daha iyidir.

* İroni: Ülkesindeki savaştan kaçıp - Fransada mafya iç savaşının göbeğinde yaşamak...



Suburra



Suburra
2015
imdb74

Yılın Filmleri Gümüş karmasının en iyi Avrupa filmi
Yılın İtalyan filmi

* Bir suç şehri hikayesi

* Aynı yönetmene ait Gomorra filminin devamı niteliğinde. Ve hatta bu filmde adı geçen yeni "Las Vegas" şehri planı burada daha gerçekleştirme aşamasına dönüşüyor.




* Film Siyaset - Ticaret - Din - Mafya bağlantılarının anlatıldığı  - Mafya'nın tetikçisi genç kız manyağı kokainman bir politikacı ile Eski mafya liderinin tetikçisi genç bir sokak çete liderinin ve ona çok bağlı aşkının çevresinde dönüyor.

Bağlantılar ve kurgu iyi sağlanmış sürükleyici bir suç filmi. Seks sahneleri de tüm çıplaklığı ile verilmesi cesurca.



Film aslında Papa'nın işi bıraktığı - Belisconi hükümetinin düştüğü - İtalya'da doğal bir yağmur felaketinin onlarca insanın canını aldığı zor bir haftasında yaşanıyor. Filmin bir başarısı da film boyunca çok şiddetli bir yağmur yağması.



Festen




Festen - The Celebration - Şölen
1998
imdb81
28w22n
Golden Globe ve BAFTA winner

* Sinema tarihinin en iyi burjuva eleştirilerinden biri.

98 Avrupa sinemasının pik yaptığı bir yıl. O yüzden bu bol ödüllü film ancak o yılın en iyi iskandinav ya da Kuzey Avrupa filmi olabilir.

Yılın Aile Dramı

15 Temmuz Darbe girişimine dair filmler. (Burjuvanın sessizliği)



Bir metafor - Mecazi anlatım vardır filmde. Alttan alta iktidara yakın konformist yaşayanların olaylar
Christian babaya karşı ilk darbesini bu çoğunluk sessizliği ile eritir, yok eder.
karşısında sessiz çoğunluğa dönüştüğünü anlatır.
Halkı (Köşkün çalışanlarını) arkasına alan Christian ikinci darbeyi vurur ama bu sefer kardeşi ve babasının samimi dostları tarafından derdest edilir - pataklanır.
Üçüncü darbe sevgilisine ırkçı davranan ve hatta aşağılayıcı şarkılar söyleyen topluma karşı kız kardeşden gelir. İntihar eden ablasının mektubunu okur. Ve topluluk artık babanın pis biri ensest sapığı olduğunu kabul eder.

Filmin başında hem aile içinde hem dünyada çok güçlü bir baba figürü çizilir.
Filmin sonunda ise baba yerin dibine geçer.

Filmde karakter tanıtımları ders niteliğindeydi. Kavgacı ruhlu başarısız erkek kardeş. Uçarı abla. Ve psikolojik sorunları olan büyük oğlan.

Benzer filmler: Bunuel'in bir filmi vardı.
Bir de dünya yok oluyor son yemeği tadında bir film var buna benzeyen.
Tiyatro olarak yazılabilecek konseptler.

- Kadehimi kaldırıyorum, Babama, Kız kardeşimin katiline!

Leviafan





Leviafan
imdb76
2014

* Yılın Fotografik filmi
* Yılın Rus filmi

* Mekana çekilen filmler = Ömer Kavur'un Bolu Göynük'te gördüğü bir saat için çektiği Akrebin Yolcuğu filmi gibi. Bazı yönetmenler keşfettikleri bir yer ve şey üzerinden filmi kurgularlar. Burada da sahilde duran balina iskeleti bulan yönetmemimiz. Bu mekanda adli bir hikayeyi anlatmıştır.
Filmin yönetmeni Andrey Zvyagintsev'e ben Rusyanın Nuri Bilge Ceylan'ı diyorum.


Bu iki fotografik filmler çeken yönetmen arasındaki yarışta Nuri Bige Ceylan galip gelmiştir.
* En iyi yabancı dilde Oscar - Altın küre ve BAFTA film adayı olsa da, Cannes'de ve bir çok bu tür sanatsal filmlere prim ve ödül veren yarışmada Nuri Bilge Ceylan'ın Kış Uykusu filminin gerisine düşmüştür.

* Nuri Bilge Ceylan hiç de öyle siyasi ve sistem eleştirisi yapabilecek cesarette bir yönetmen değildir maalesef. Aslında bu yarışta Andrey'in hakkı yenmiştir. Çünkü o siyasi yozlaşmayı, kurumların taşrada nasıl erki baskıcı ve kendi çıkarlarına kullandığını anlatmış cesurca.

* Aslında Rusya'nın kuzeyindeki çürümüşlüğü sadece bir Balina iskeleti ile anlatmamış yönetmen. Siyasi erkin anlamsızca halkı ezdiği bu taşrada halkın bölgeyi yavaş yavaş terk etmesini taka iskeletlerinden, ahşap bina iskeletlerinden de pek ala anlayabiliyorsunuz.

*  Tarkovsky ekolinden gelen yönetmen, rahip aracılığı ile de güzel bir din eleştirisi getirmiş.

* Filmde bir de kadın gerilimi söz konusu.
Sistemin dini kullanışı ama bireyi nasıl acımasızca eleştirdiğine değinmişler. Zaten filmin adı da İncil'de bir canavarın adı.


Good Bye Lenin

Önce küçük mantık hatalarını yazayım:

Bir bebek penceresi açık odada uyuyan bir adamla yalnız başına bırakılıyor.

Uyuyan adam uyandığında bebeği hepten yalnız bırakıp kapıyı da açık bırakıp aceleyle çıkıyor. Olacak iş değil.

Şimdi gelelim mantık hatası olmayan mantık hatalarına:

--- `spoiler` ---

- Doktor ve ablası annenin hastanede de kalabileceğini söylediği halde oğlan annesini ısrarla eve götürüyor.

- Oğlu, o kadar pot kırıldığında, Coca Cola afişini gördüğünde dahi gözü bile seyirmeyen annesinden gerçekleri saklamakta aşırı ısrar ediyor.

- Sokağa çıkıp olan biten her şeyi gördüğü halde geriye çok basit bir bilgi kırıntısı kalmışken bile oğlu annesinin komadan önceki dünyasından çıkmasına izin vermiyor. Onu, yarattığı hayali sosyalist dünyaya zorla geri sokuyor.

- Anne de her şeyi öğrendikten sonra hatta oğlu son sanat eserini tamamladıktan sonra, ölüm döşeğindeki son saniyede bile oğluma "evladım ben anladım zaten" demiyor.
Bunlar mantık hatası gibi görünüyor ama aslında mantık hatası değil. Sebebi de şu:

Geçmiş yıllardaki olaylar neticesinde anne sosyalizme bağlı bir idealist olmuştur. Baba ise en azından oğlunun gözünde kendini kapitalizme satmıştır.

Hal böyleyken kendisi Doğu Almanya'yı protesto etmekte, Batı'ya kapalı duvarın yıkılması için eylemlere katılmaktadır. Onun bu tavrı annesinin komaya girmesinde hem de duvarın yıkılmasında pay sahibi olur.

Yani Alex kendini sadece annesini komaya soktuğu için suçlu hissetmez. Annesinin uğruna hayatını adadığı Doğu Almanya'nın Batı'ya yenilmesinde pay sahibi olduğu için hatta muhtemelen bilinç altında kapitalizmi (babasını) sosyalizme (annesine) tercih ederek annesini yıktığı için kendini çok suçlu hisseder çünkü ikisi hemen hemen aynı zamanda ve aynı sebepten gerçekleşmiştir.

Annesini hastaneden çıkardıktan sonra Doğu Almanya'nın restore edildiği bir dünya yaratmasının nedeni sadece annesini şoktan korumak değil kendi vicdanındaki bu yarayı iyileştirmektir.

Tıpkı Lenin'in son 2 yılını geçirdiği, sosyalizme dair her haberin iyi olduğu oda gibi bir oda yaratarak aslında annesini değil kendisinin de iştirakiyle yıkılan sosyalizmi korumaya çalışmaktadır.

Annesi için herkese ve her şeye rağmen hatta bir yerden sonra annesine de rağmen Doğu Almanya'nın Batı Almanya'ya üstün geldiği, annesinin emeklerinin boşa çıkmadığı bir dünya yaratır. Bunu yapmakla görünüşte annesini korumaktadır ama aslında vicdanında kendi nankörlüğünden rövanş almaktadır.

Annesi de bunu anlamış olmalıdır ki oğlunun bu mücadeleyi tamamlamasına izin vermiştir. Kendisi ölüp gittikten sonra oğlunun vicdanının ferah kalmasını istemiş olmalı ki anne de bu oyuna sonuna kadar sadık kalmış, bozmamıştır.

Asıl inanılmaz mantık hatasını söyleyeyim: Denis. Yani kahramanımızın filmci arkadaşı. Gerçek hayatta öyle 10 numara arkadaş yoktur. Bulunamaz.

Men and Chicken - Mænd & høns


Men And Chicken 2015
imdb67

* Kuzey Avrupa sinemasının en iyi 2015 filmi

* Anders Thomas Jensen Danimarka sinemasının en önemli senaristlerinden biri. Belki de en önemlisi. filmografisinde en iyi yabancı film oscar'ını almış film senaryosu bile bulunuyor.
Lakin ben onu Adam's Apple filmi ile tanıyor ve seviyorum. Benim için en iyi Avrupa filmidir Adam's Apple.
Anders Thomas jensen Adam's Apple filminin senaryosunu yazınca onu çekmek de istemiş. Böylece kendine bir başyapıt yaratmış. Adam's Apple'dan tam 10 yıl sonra tekrar bir film çekiyor. Erkekler ve Tavuklar. Yönetmenliğini yaptığı filmleri belirli bir kalitede tutmak ve aynı çizgide devam ettirmek zordur. Ama bence başarmış yazar ve yönetmenimiz. Adam's Apple kadar muhteşem bir film olmasa da onun kadar ince bir mizahı olan absürt bir başyapıt ortaya koyabilmiş. Bu çok büyük başarı.



Adam's Apple ile tanıdığım Mads Mikkelsen Danimarsa sinemasının dünya çapında yegane oyuncusu. Jagten ile olağan üstü bir başarı daha gösterip üstüne bir de en iyi James Bond kötü adamlarından biri oldu. Bu filmdeki yan rolünün de hakkını sonuna kadar vermiş.

* Film Arnold ve Danny De Vito'nun meşhur ikizler filmi gibi başlıyor. İki kardeş babasını bulma yolculuğuna çıkıyorlar. Film Doktor Moreau'nun Adası konseptinde devam ediyor. Hatta filmin senaryosu bu iki filmin bir melezi gibi denilebilir.
Twins 1988  - Filmin en önemli esprisi De Vito'nun "Ne yani ben genetik bir artık mıyım" kelamıdır.
Dr Moreau'nun Adası 1996

spoiler

* Filmde çok ince mizah vardı. Kardeşlerden salak olanı bir psikiyatrist ile gece randevusu ayarlamış.
Lakin kadın kötürüm. Kendi rüyalarını anlatıp kadına yorumlatmak istiyor. Çünkü normal olmadığının farkında.

*  Normal olan kardeş ise diğer kardeşlerini gördüğünde hayatının dumurunu yaşıyor. Sürekli ellerinde bir şeylerle birbirlerini dövdükleri bir deli ortamı söz konusu.

* Normal olan kardeş bile arada sırada ağzınla acayip bir şey yaptığı tiki var. Bu da onun da normal olmadğının bir göstergesi.

* Muhteşem güzel bir makyaj ile tüm kardeşler damak dudak yarığı yapılmış.

* Filmin en komik sahnelerinden biri, kadın avlamak için huzur evine gittikleri sahne. 
Komik ötesiydi. Jim Carrey'in o meşhur Saturday Night Live skecini hatırlattı.




Calvary



Calvary
imdb74
2014

"İnanç Çoğu İnsan İçin Ölüm Korkusudur ve
Eğer sadece buysa inancın, Kaybetmen de kolay olur!"

Yılın Diyalog Başyapıtı
Yılın Trajedisi




- Yaşlandığını nasıl anlarsın biliyor musun?
- Nasıl?
- Etrafındaki insanlar ölüm hakkında konuşmamaya başlarlar...


Japon bir yazar intihar etmiş. Ve ardından kendinden önce intihar eden tüm ünlülerin adını yazmış.
Bunlar arasında "İSA" da varmış...

* Sinema tarihinin önemli epik mizahlarından birine sahip film:
"Evet ben ateist bir doktorum. Ne kadar klişe değil mi. Ve Ateist doktor repliklerim var...

Ağır Spoiler:

* Sinema'nın kurallarına uyan bir film Calvary. Ama üç hata yapıyor. Film seyircinin sinema koltuklarına oturmadan daha öğrendiği bir gizem ile başlıyor. Günah çıkarma kabininde "Bir hafta sonra pazar günü sahilde seni öldürücem" diyor biri. Sebebini de söylüyor: "Klise'de bir rahip tarafından tecavüze uğradım. Sen temiz ve iyi bir rahipsin. Seni öldürücem ve bu dikkat çekecek bir cinayet olacak..."



Bundan sonra gelişme bölümünde, Silah isteyen entellektüel bir yazar, Eşi tarafından altadılan bir kasap, Zenci sevgilisi tarafından dövülmekten hoşlanan histerik bir kadın, Cinsel ilişkiye giremediğinden dolayı kafayı yemiş ve bu yüzden askere yazılmak isteyen bir pornocu, acı dolu trajik hikayeler anlatan bir doktor, ukela ama bir o kadar da zengin bir teşhirci (Milyon dolarlık tabloya işediği sahne komikti) ,  kasabayı çok iyi bilen ama para karşılığı genç bir erkekle ilişkiye giren bir polis şefi, ekonomide bunalmış salak, rahipleri sevmeyen bir bar sahibi. Tüm bunlar Rahibimizi pazar günü öldürecek kişi olabilir.



Filmin yan hikayesi olarak Rahibin kızı geliyor. İntihar etmiş. Elini boyuna değil yan kesmiş ve böylece pıhtılaştığı için kan ölmemiş. Babasını seviyor ama bir o kadar onu yalnız bıraktığı için kızgın. Baba ona gene felsefe yapıyor:
"güvende hissettirenin, mutlu hissettirenin nesnelerin dışarıdaki somut varlıklar değildir.
 Varlıklarını içimizde hissedebilmemiz " gibi şeyler söyler.

Filmde çok güzel vurgulanan bir gerçek var:  Dinin itibarını kurtarmaya çalışan iyi niyetli din adamları olsa da, dinin öncesinde yarattığı kötülüğün bedelini birileri ödemek zorundadır.
Rahibimiz doktorun dediği gibi İsaya benzer bir harakette bulunur ve bu günahın bedelini ödemek için bile bile ölüme gider, yani intihar eder.

Filmin yeşil ve gri yoğunluklu atmosferinde ölüm sahnesi filmin akışına ters gidecek kadar vahşice seyirciye yansıtılmış. Bu filmin ikinci büyük hatasıydı.

Bu film sadece bir diyalog filmi değil, tam bir diyalog başyapıtı.

Filmin üçüncü hatası: Köpeği kim öldürüdü lan!




Filmi güzel yapan ise filmin temelindeki pedofili - çocuk istismarını anlatırken, kendi yardımcısı çocuğun resim konusunda çok yetenekli olduğunu görmesi - tesadüfen beraber yürüdükleri bir kız çocuğun babasının onları gördüğünde rahibi direk ön yargı ile pedofilmiş gibi davranması. Rahibin bu olaylarda hep aydınlanma yaşaması.




Filmi muhteşem yapan ise dinin insanların ihtiyaçlarından biri olduğunun vurgulanması.
Düzgün bir hayatı ve işi olan adamın eşinin gözleri önünde ölmesinin ardında.
Bir kıza tecavüz edip, öldüren ve hatta onu yiyen gencin vicdanını rahatlamasının engellenmesinde
"Ona cennete gidemeyeceğini söylüyor"
Zengin adama her şeyin para olmadığını hatırlatmasında.
Yaşlı bir entellektüelin son günlerinde.
Ama bu kadar kirlenmiş bir din ile bunların gerçekleşemeyeceğini de anlıyor


Filmin temel dokularından biri de af etmek üzerine. Bile bile ölüme giden rahip kızından af diliyor. Son bir telefon görüşmesi yaparak. Ve af etmek bir erdemdir diyor. Daha güzeli filmin son karesi babasını öldüren adamı ziyaret eden kızını gösteren sahne... Büyük ihtimalle kızı da onu af edeceğini söylemek için orada....

.

La Isla Minima


La Isla Minima
2014
imdb74

Yılın İspanyol Filmi

* Hollywood'un klişe seri katil filmlerinden sıkılanlar için yeni bir pencere açabilecek güzel bir polisiye film.




* Film sadece bir polisiye değil aynı zamanda Franco sonrası İspanyası'nı, kaosunu fakirliğini de çok iyi vermiş.

ida


Ida 2013
imdb75
Yılın Fotografik Filmi
Yılın Bol Ödüllü Filmi
36Wins22N
- En iyi avrupa filmi ödülü -
Golden Globe Adayı

Yılın ikinci dünya savaşı - nazi - yahudi katliamı
(olmasa da göndermeleriyle bunları bize bir kere daha hatırlatmıştır)


- Yemin törenine gelecek misin Teyze
- Hayır, ama senin için içeceğim!

Kısa düz kendi çapında etkileyici bir film olmuş.

- SPOİLER -

Wanda, Ida'nın teyzesi bizi iki kere şaşırtıyor filmde, birincisi onu hayat kadını sandığımız, ida'nın onu ilk tanıdığı sahnede, halbuki kadın sağlam bir savcıymış. (Karakol sahnesinde bu pekişiyor)
İkincisi ise sinema tarihinin en acayip intihar sahnesini gerçekleştirdiği anda...



Dışarıdaki hayatı hiç bilmeyen ida, onu hiç görmek istemeyen teyzesinden bundan sonra bekaret
yemini edeceğinden icazet alması gerekir ve baş rahibenin emriyle onu görmeye gider. İlk olarak Hristiyan olmadığını Yahudi olduğunu öğrenir. Ailesinin katledildiğini ise teyzesi ile çıktığı serüvende öğrenecektir. Saçlarının sarı olması, abisinin sünnetli olduğu gibi bir handikabı olmadığından kiliseye bırakıldığını ve yaşayabildiği bilgisi onu ağlatmaz. O yemin töreninde ağlayacaktır.

Hala Wanda, bu ve benzeri binlerce dava yürüttüğünden bıkmış, bunalıma girmiş, içkiye ve gece hayatında hiç tanımadığı insanların koynunda yatmaya adamıştır kendini. Ama ida'nın çıkıp gelmesi ile öfkesini tekrar yaşar, İda ile kız kardeşi ve yeğeninin akıbetini öğrenme yolculuğuna çıkar. Onlar sığındıkları evde onları koruyan ve besleyen ailenin büyük oğlu tarafından öldürülmüşlerdir.





Hala Wanda, terk ettiği bu ailenin topraktan çıkartılan bedenlerini görmeye dayanamaz, ida ile

vedalaştıktan sonra intihar eder.
Filmin sonunda ida, intihar etmiş olan teyzesinin odasında onun şuh elbisesini ve ayakkabısını giyip aşık olduğu saksafoncu çocukla yattıktan sonra hayatın zevklerinin işkencelerinin yanında sıfır olduğuna kanaat edip kiliseye yemin etmeye geri döner.




* Cesur Kamera kadrajları ve hareketleri olan film:

Filmde Görüntü Yönetmenin kadrajlarında doğal olmayan çekimler vardı... Kuralları bilerek çiğnediğini düşünüyorum.

Film boyunca kameranın sabit oluşu, ama ida'nın kararlı klise yolunda ise hareketli kamera kullanımı yönetmenin ida'nın hayatı bu andan itibaren başlıyor mesajı büyük ihtimalle.


Filmin Hatunu Agata Trzebuchowska
Filmin oyuncusu ilk oyunculuk denesi
Ateist olduğunu özellikle belirtmiş röportajlarında

Filmin karakter oyuncusu, Teyze Wanda'yı oynayan Agata Kulesza
Filmin Seksapeli, barda şarkı söyleyen ve nudografisi olan:  Joanna Kulig

La Vie D'adele - Blue Is the Warmest Color - Mavi En Sıcak Renktir





La Vie D'adele
Blue Is The Warmest Color
Mavi En Sıcak Renktir
2013
       2013 Yılının En iyi Fransız filmi
      2013 Yılının bol ödüllü başyapıtı
      Karakterlerin ince ince işlendiği, duru, sade filmler.
      Yılın LGBT filmi.




      * Müslüman bir ülkede doğmuş, Müslüman bir yönetmenden böylesine cesur bir film çekmesi. Bu filminde samimi olması, Gerçekçi çekmesi. Detaylara gereken özeni göstermesi.

       *  Yönetmenin senaryoyu bir kere okuttuğu, ardından oyuncuların sahneleri doğaçlama olarak oynadıkları, toplamda 800 saatlik çekimlerden kurgulandığı söylenen, tüm set ekibinin bir daha onunla çalışmayacağını deklare ettiği filmdir.
       
             *   Adele’nin 5 yıl boyunca kadınlığa geçişinde cinsel kimliğinin keşfetmesine dair bir film. Hiç konuşmuyor, günlüğüne içini döküyor belki de, lakin aşık olduğunda mutlak sevişiyor.
      
         Aşkın bambaşka yöntemlerle anlatıldığı filmler vardır, Mesela Wall E’nin aşkını ne kadar yürekten hissedebiliyoruz EVA’ya karşı. Evet aşk filmde de çok yalın anlatılmış. Bunda yönetmenin sete makyöz ve kuaför sokmamasının da etkisi var elbet... 
= Yılın en en çok konuşulan seks sahnelerine sahip filmi:
Bu konuda olay yaratan filmler: 

= Kameranın hikayemezin odağındaki karakterin aurasından hiç çıkmayan filmler 
Roman Polansky’nin Rosemary's BAby

        
   - Spoiler - 
     
Kurgu’da kullanılan MAVİ:
        Film sadece bir aşkı anlatmıyor, arka planda gerçek bir entelektüel alt yapısı işlenmekte… 
      Sınıftaki okuma derslerinde işlenen konular metinler film ile bütünlük sağlamakta.
        Mavi ikisinin arasına en sıcak renk, film boyunca bu verilmiş. Ama Emma’nın artık kırmızıyı tercih etmesi ile Adele’de oluşan kırmızı rengin soğukluğu ile perçinlenmiş.
        Emma ile Adele’yi birbirine ilk bakışta bağlayan rengin sıcaklığı Mavi
        Adele’nin çocuklardan sıkıldığı bi an denize girip sulara uzandığında saçlarının denizin mavisine boyandığı sahnede hepimiz Adele’nin Emma’yı düşündüğünü anlarız.

Kurgu’da kullanılan MAKARNA:
Toplumun Genel geçer değer yargıları konusunda önemli bir kurgu malzemesi olarak kullanılmış Makarna...
Emma’nın ailesi onun bu halini kabul etmiş. Sofrada deniz mahsulleri eşliğinde entelektüel şeylerden bahsediyorlar. İçinde samimiyet ve dürüstlük olan bir sahne bu.
Adele’nin ailesi ise her zamanki gibi domates soslu makarna yiyorlar. Konuşulan şeyler Adele’nin geleceği, sıkıntılar.  Herkes maskelerini takmış. Yalan dolu bir sofra.
Emma ve Adele, Emma’nın arkadaşlarını ağırladıkları sahnede ortamda buram buram sanat tartışılırken Adele, özenle hazırladığı yemekleri sunmaya çalışıyor. Halbuki Emma’nın eserlerinde tüm çıplaklığı ile gördükleri, maviye bezenmiş Adele kanlı canlı karşılarında. Onunla konuşmak istiyorlar, o ise böylesine entelektüel bir çevrede söyliyecek kelimesi olmamasından gergin. Emma onun yazdığını falan söylemek zorunda kalıyor...

        İlk okudukları kitap sinema tarihinde olmasa da türk sinema tarihinde ne çok işlenen temalardan biri çıktı... Hani şu evleneceği adam görücü usulü köşke gelince hizmetçi ile yer değiştiren şımarık ev kızı hikayesi...

Adele’nin Sartre’ın Bob Marley ile anlatması, Emma’nın resimlerine müdahale eden, bir takım önerilerde bulunan küratörünü fırçaladığı sahnenin sonunda ben de bazen sınıfta beni kızdıranlar oluyor diye empatiden yoksun cevap vermesi, Adele'nin bomboşluğuna dair kalın çizgiyle çizilmiş sahneler...


La Passe - Bir Asghar Farhadi Filmi


La Passe - Geçmiş - 2013
imdb79
Yılın Romantik Dramlarından
Kendine özgü üslubuyla tam bir Asgar Farhadi Filmi
14W27N

İletişimsiz temalı sanatsal filmler
Fransız kadınlarla evli İranlı erkeklerin birbirinden farklı aşkları

Fransa sineması bu sene iki müslüman kökenli yönetmen tarafından temsil edildi:
La Passe (Asghar Farhadi)  ve La Vie D'adele (Abdellatif Kechiche)

* Asghar Farhadi, Sağlık ile ilgili sinema günlerine davet ettiğimiz ve telefonda konuştuğum (tek oscar almış üstat) büyük bir sanatçı,
* Asghar Farhadi'yi daha sonra tekrar aradım. Başımdan bir çok insanı ilgilendiren bir olay geçti. Benim için büyük ama insanlık için detay bir sorundu bu. Ondan ricam, Sharlock Holmes soruşturması gibi bu olaydaki her paydaş ile görüşmesi, bunları kameraya alması ve seyirciye bu konuda en az suçsuzun ben olduğumu ispatlaması. 
- İşte Asgar Farhadi'nin keşfettiği sinema bu, gerçekten küçük insanın, çok paydaşlı sorununu enteresan gelişmeler katarak bizi heyecanlandırması, ve bunda ikinci defa çok başarılı.

Lakin yönetmenliğinde de ustalığına hayranım, bunu son filminde daha da net görebildiğim.
Bu tip filmlerde gerçekçilik bizim farkında olmadığımız, ama sanatçı bize gösterdiğinde içimizi bir hoş eden detaylarla verilir, örnek:

* Ahmet, Marie ile arabaya bindiklerinde bir sessizlik oluyor. Marie onu otele götürmeyeceğini söyleyince Ahmet şaşırıyor, o an arabanın camı buğulanıyor. Çünkü daha derin nefes almaya başlıyo Bunu çok sık araba kullanan herkes bilir, yağmurlu havalarda, eğer heyecanlanırsanız araba camları hemen buğu yapa. Ve biz buradan anlıyoruz ki bu iki insan hala daha birbirlerini seviyorlar.

* Filmin başı buyken, yönetmen çok daha kör göze parmak bir finalle hiç ummadığımız iki kişinin birbirlerini hala sevdiklerini ifade edişleri ile bitiyor. Yönetmen artık burada riske girmek istemediğini anlıyoruz.

* Bir oyunda başta riske girersin ama sonlara doğru asla! Film de böyledir...

* Film, ikinci yarısında, kişilerin söyledikleri yaptıkları ve sonuçları bunların doğru olup olmadığı üzerine tatlı bir ritme giriyor. Bu da seyirciyi heyecanlandırıyor, yönetmen bir önceki filmindeki dantel gibi işlediği ve keşfettiği üslubunu bırakmadığını öğrenmiş oluyoruz.

Filmden geçmişi değiştiremeyeceğimize dair bir diyalog:
   -          4 yıl önce gitmemiş olsaydım
   -          Bir sonra giderdin


   *   Sıradan insanların da kahraman olduğu, olağan olaylarında olağanüstü deşilirse farklı sonuçlar
çıkabileceği, antikahramanların düşündüğümüzden iyi olabileceği, yüksek sesler, abartılı efektler, hızlı kurgular olmadan da seyirci heyecanlandırılabileceğini ispatlayan bir yönetmen Asgar Farhadi… Gerçi İran sinemasını İran sineması yapan da kapalı kültürde, sınırlandırılmış sanatçılardan oluşması değil midir.

* Evin boyanıyor olması, sürekli boya bulaşacak diye kadının adamı uyarması, evin eşyalarının bu yüzden dağınık duruşu ayrı bir hava vermiş filme... 

* Yönetmen günlük hayatta ikili ilişkilerin bizleri ne kadar yorduğundan dem vurmakta son iki filminde de!

* Bu sene Fransa'yı temsil eden iki Müslüman kökenli yönetmende çok güzel kadın aktristlerle çalıştılar:
Filmin Hatunları:
The Artist'ten tanıdığımız Berenice Bejo