Hint Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hint Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Lion Movie





Lion
imdb:80
2016

* Yılın Dramı

* Yılın en iyi Hollywood ve Avrupa sineması dışındaki Dünya Sineması filmi

* Yılın Ortak Yapımı (Hindistan - Okyanusya)

* Ağlatan Filmler

28W70N
* 6 Oscar Adaylığı... BAFTA ve Golden Globe adaylıkları...



* Anne - Oğul izlenmesi gereken filmler...

* Filmin sordurduğu bir şey var "Anne sizi doğuran mıdır - büyüten midir?"

- spoiler -
- Kendi çocuklarını yapabilmeni isterdim. Biz sana iyi evlatlar olamadık...
- İstesem çocuk sahibi olabilirdim. Evlat edinmeyi ben tercih ettim. Dünyada zaten yeterince insan var, ben ve John sizin gibi acı çeken çocuklara şans olabilmek, Fırsat verebilmek istedik.

Saroo'nun yaşadığı en büyük travma kaybolmak değil bence... Bangladeş'e kadar gidiyor. Orada çok acımasız bir dünya olduğunu fark ediyoruz. Fakirlik had safhada... Çocukların yattığı metro durakları... Pis polis şefi eşliğinde belki de organ mafyasının çocukları toplaması... Saroo buradan zor kurtuluyor... 



Saroo kaybolduktan sonra çok düzgün insanlarla da karşılaşıyor. Ama hep annesi ve abisini tekrar  görebilme derdine düşüyor. Aslında abisi ile yaptığı tren üzerindeki yaramazlıklar onun güçlü bir çocuk olmasını sağladığını düşünüyorum. Evet çok şanslı ama bu şansını çevikliği ve zekasına da borçlu gibi duruyor. 







* ağır spoiler *
Saroo'nun adı Saroo bile değilmiş. Kendi adını doğru söylüyemediğinden Saroo diyormuş... Adı aslında Şaruuu gibi bir şeymiş..



Google Map aracılığı ile binlerce kilometre öteden annesini bulmak için hafızasındaki küçücük detayları sürekli hatırlamaya çalışıyor... Filmin duygu sömürüsü yapmak ve ağlak filmlerde kullanılan klişeler dışına çıkabilmiş... Milyarlık bir ülkede kaybettiğiniz ailenizi binlerce kilometre ötede aramaya çalışmak. Üstelik tüm bu fakirliği bilip de gittiğiniz uygar bir yaşamda sürekli eskiye takılıp kalmak... Filmin gerçek bir hikaye olmasından çok doğal ilerleyişi sayesine içselleştirip uzun uzun iç çekmemize ve sonunda içimizin parçalanmasına yol açıyor.

Dangal





Dangal imdb90
2016
Başyapıt

Körü soslu Feminizm

Yılın Başyapıtları arasında

Yılın Hollywood ve Avrupa sineması dışındaki en iyi filmi

Baba - Kız izlenmesi gereken filmler

Yazıda Bahsi Geçen: PK filmi için BAKINIZ
Yazıda Bahsi Geçen: 3 idiot filmi için BAKINIZ






Türk sineması aptal saptal komediler,
Türk dizileri de Brezilya tipi düşük seviyeli ve ağır aksak diziler çekmeye devam etsin...
Hindistan gibi kapalı kültür ve muhafazakar bir ülke bile toplumsal mesajlar veren başyapıtlar ortaya koyabiliyor. Kültür ve Eğitim'de ne kadat tökezlediğimizin ispatı bu Dünya Sineması başyapıtları.

Aamir Khan bence günümüzün en önemli sinema dehası.
Hindistan'da "din" eleştirisini öyle güzel işledi ki hem gişe  yaptı hem de tüm dünya'da izlenme başarısı gösterdi.  Lakin böylesine güzel işlenen "Dinler" eleştirisinin çok daha ses getirmesini isterdim.

Daha önce de Disleksi hastalığını anlattığı bir baş yapıta imza atmıştı üstat:
Filmin adı: "Taare Zameen Par"

Elbette iyi ve entellektüel bir ekiple çalışıyordur ama şu an biz Aamir Khan'ı görüyoruz bu değerli eserlerin vitrininde.

Mütevaziliği ile tavan yapan karakterler çizen, 3 İdiot filminde gördüğümüz gibi başarıları bile kendi için değil başkası için gerçekleştiren ve buna rağmen mutlu bir hayat süren basit yaşayan, küçük hayat kuran Aamir Khan filmlerinde mizah da üst seviyede olduğunu söyleyebilirim.
Gayet güldürüyor...

Bu filminde de inceden inceye kız çocuklarına çok az değer verilen Hindistan'da kadın haklarına dair hafiften de feminist bir takım mottoları da arkasına alarak bir film yapmış. Aşırı muhafazakar, feodal yapı ile kapitalizm arasında sıkışmış ülkede böylesine derin mevzularda ülkenin en çok izlenen filmlerini kültürel olarak önemli mesajlar vererek çekmek her baba yiğidin harcı olmasa gerek.
Ki Hindistan'da ultrasonla kız çocuğu olacağını öğrenen annelerin küçük de olsa bir kısmının çocuklarını düşürdüğü gibi çok acımasız olayların olduğu bilinmekte ve hala gündeme gelmekte...

Ekşi Sözlükte Aamir Khan'ın oyunculuğunu Türk Sinemasının Altın Çağındaki Sadri Alışık'lara - Kemal Sunal'lara Şener Şen'lere benzetmiş bir yazar: Ertem Eğilmez'in de Münir Özkul - Adile Naşit filmleri gibi aileler kurduğunu ben ekleyebilirim...

Halkın içinden gelmeHalkın sesi olma

Dürüstlük
Küçük bir Dünya'da mutlu olma anlayışı
Mütevazi bir dünya algısı
Etrafında gelişen trajedileri mizahi açıdan değerlendirme...

80 darbesi bu tip halk kahramanlarını tüketti.
90 sonrası brezilya dizilerinin türkleştirilmiş versiyonları da bu tip sinemanın sonu oldu.

Bugün ülkemizde en çok izlenen 10 film arasına en az 8 Türk filmi girse de ve ortalıkta yüzlerce Türk dizisi olsa da Halk Kahramanı olabilecek jönlerimiz yok. Yazar burada çok güzel bir not düşmüş:
"Halk kahramanı olmak siyasi bir ideolojiye tabi olmak değil bu arada, Herhangi biri olmanın tevazusunu omuzlarında taşımak. Üstelik bugün değişen sosyal değerlerimiz ve Türkiye'deki politik yapı nedeniyle o eskileri tut yapıştır yapmak da hemen hemen imkansız."



Yazar işte bizim 80'lerde yaşadığımız ve sevdiğimiz halk kahramanlarına çok benzeyen Aamir Khan'ı şöyle tanımlamış:
"aamir khan'ın böyle bir boşluğu hafiften doldurduğuna inanıyorum. aamir khan, melodram ve komedi genre'ındaki filmlerin yeni nesil halk kahramanısı. ve ortaya çıktığı bir numero özellik ney? bana kalırsa tevazu. bir halk kahramanı herhangi biri olmanın tevazusunu her daim taşımalıdır diyorsak ve diğer halk kahramanı olma potansiyelindekilerle mukayese edersek bu. aamir khan tevazusuyla sıyrılan bir celebrety kişisi. hali, tavrı, konuşmalarından, yapımlarındaki karakterlerin temel özelliklerine kadar. mesela başarıyı çok takıntı haline getirmiş bir karakteri bile canlandırıyorsa, bu karakterin 'ben başardım' demek için değil, bir şey uğruna, bir şey adına başarmış olmak gibi özellikleri vardır. fazla tevazunun kibirle olan ilişkisine girmeyeceğim, benim de kendimce fikirlerim var... fakat yukarıda belirttiğim durum aamir khan'ın bir aktör olarak hem screen persona'sında, hemde medyada yaygın olarak bilinen karakterinde ortaya çıkan özellikleri ifade etmeye yöneliktir. "

* Ülkemizin ciddi bir kısmında Batı'ya karşı bir öfke olmasına ve hatta iki jenerasyon öncesine kadar Hint sinemasına büyük sevgi beslenmesine rağmen bu gibi Hint Başyapıtlarına neden yeni nesil bir ilgi göstermiyor ya da bu filmler vizyona dahi girmiyor çok enteresan bir dumur. Ama bir gün o iliklerimizi işlenmiş hint müziği ve sineması bu kalitede devam ederse tekrar depreşebilir...

Ve Filimi kesinlikle herkese tavsiye ediyorum.

* Filmde beni üzen tek şey:
"İngiliz Milletler Topluluğu" nedir arkadaş.
Sen bağımsız bir ülkesin...
Hala bu çatı altında anılmak acı vermiyor mu?
Olimpiyatlara nüfusuna göre minimal sporcu yetiştirme gibi bir utanca imza atıyorsun....
Ama İngiliz Milletler Topluluğu Oyunları gibi bir organizasyonu ülkende yapıyorsun...
Hatta,
Hindistan'da düzenlenen oyunlarda Hindistan'ın bu Oyunlara olimpiyat açılışı kadar yatırım yapması nedir?
Gerçekten çok acı...

= Benzer şeyie Persepolis filminde şaşırmıştım... Persepolis diye şehir mi olur İran'da...
Üstelik Mustafa Denizli'de bunların futbol takımının teknik direktörlüğünü yapmıştı o zaman da çok şaşırmıştım... Pers'lerin bir şehrine ancak İskender bu ismi vermiştir ele geçirdiğinde. Peki sen bu batı buralardan elini ayağını çektiğinde hala daha o şehre Persepolis demen?
Bana saçma geliyor....

Dünya İngilizlerin mi?
* Hintlilerin bu kadar Güreş merakı olduğu ve hatta kültür olarak benzer bir güreş yaptıklarını bilmiyordum.
Dünya'da büyük nüfuslar:
Hintliler
Türkler
Araplar
bu derece güreş ilgilenmelerine rağmen olimpiyatlardan güreş sporu çıkartılması reva mıdır?
http://aa.com.tr/tr/spor/gures-olimpiyatlardan-cikarildi/275459

Ama İngilizlerin bulduğu Futbol
Amerikalılar'ın geliştirdiği Basketbol ise dünyanın en popüler sporları.
Evet bu dünya İngilizlerin mi? Yoksa WASP ingiliz kökenlilerin yönettiği Amerikalıların mı?
Kim karar veriyor böyle dünya çapında sporların olimpiyatlardan çıkarılmasına.

Dheepan


Dheepan 2015
imdb72

* Yılın Mülteci Filmi

* Yılın başarılı Avrupa filmlerinden.

* Bol ödüllü başyapıtlar.

* Cannes Winner - BAFTA N. 6w13n

* Sri Lanka'da Tamil savaşçısının düzmece bir aile kurarak ve düzmece bilgilerle Fransa'ya mülteci olarak gitmesini anlatan film.

* Başroldaki oyuncu çocuk Tamil savaşçısıymış.





Yönetmenin diğer filmi:
Un Prophete BKNZ
Benim küçücük bir yazı yazdığım ama en fazla tıklanma alan blog yazılarım arasında.
Sebep: Başlığının "Peygamber gibi adamsın" olması
ve içinde ironik olduğu için bir çıplak kadının bulunduğu bir sahnesinden kare bulunduğu için.
Işık gören ateş böcekleri gibi dindar ve dinciler buna tıklıyorlar. Çok acayip...


= Züğürt Ağa
* Bir toprak ağasının terlikle çiğ köfte satması
* Bir Tamil Savaşçısının kafasında ışıklı kız tacı satması.





* Batı yaptıkları her hareketin altında bir çapanoğlu aramak biz batının hala oyunlar oynadığı doğu topraklarında şart!
Amerika'da en demokrat en özgürlükçü en solcu bir yönetmen bile eğer Guantanamo'da işkenceler için bir film çekiyorsa bilin ki bu aslında özgürlük  - barış - insanhakları için çekilmiş bir film değil. Batı tarafından şekillendirilen bu terör örgütlerinin "LANN" diye asıl kötüyü keşfettiklerinde (cepteki akrep) kendilerine dönecekleri anda korksunlar... Yapmasınlar diye yapılmış olabilir.

* Avrupa'da büyük mülteci sorunlarının yaşandığı bir dönemde böyle bir filmin ödüllere boğulması bir bakıma iyi bir bakıma kötü bu bağlamda. Kötü niyet de olabilir. Tıpkı Nuri Bilge Ceylan'ın jüri tarafından mülakata çağrılma hikayesinde anlattığı gibi. Eğer ben "yol" filmini, Yılmaz Güney ise o zaman "Uzak" filmini çekseydi ikimizde bu ödülü alamazdık. Çünkü "Yol" filminin çekildiği zaman askeri cuntaların eleştirildiği filmlere ödül verilmesi gibi bir kanı vardı jüride...

* Filmde çok zeki bir kız olan düzmece ailenin düzmece kızları, okuma yazma bilmediği için özürlü
sınıfına ilk konuyor. Ve buna çok koyuyor bu durum.

* Filmin en acı yanı kadının "Sri Lanka" anlatmaya çalışırken arada bir Hindistan lafı söylediği an, tamam gerisine gerek yok, hintlisin işte demesi...
Bir de aynı kadının en zirve olarak İngiltere'de kuzen ile kalıp orada 5 çayı içebilme hayali... Fransa'da mülteci olmanın bir üstü olarak bunu görmesi...

* Ben filmi beğendim ve tavsiye ederim. Yönetmenin Yeraltı Peygamberi filminin daha samimi olduğu iddia edilmiş. Bunun sahte göz yaşları olduğu söylenmiş. Ve sonunun kolpa olduğu iddia edilmiş. Bana göre bu film Yeraltı Peygamberi filminden daha iyidir.

* İroni: Ülkesindeki savaştan kaçıp - Fransada mafya iç savaşının göbeğinde yaşamak...



PK




PK 2014
imdb:84

* 2014 Yılının en iyi hint filmi
* Çok sağlam din eleştirisi yapan filmler.
"Ben hangi Tanrıya dua edeceğim?
Evime nasıl döneceğim?
Seni nasıl takip edeyim?
Ellerimi göklere açıp dua mı edeyim?
Yoksa ayaklarının dibine secde mi edeyim?
Hangi kitabı takip edeyim?
Bazısı ineğe dua ediyor, bazısı ineği kurban ediyor!
Bazısı gündoğumunda yemek ye diyor, bazısı günbatımında yemek ye diyor.
Bazısı salı günü oruç tut diyor, bazısı cumartesi, bazısı pazar.
Hangi Tanrı bana yardım edecek..."

* Brudge ve Yeni Delhi virali olmuş film.

Sene olmuş 2015, en bağnaz, en dinine bağlı ırklardan Hintliler bile tüm dinleri eleştiren bir sinema filmi çevirecek seviyeye gelmişler. Biz hala brezilya dizisi çekiyoruz... Sinema tarihinde en sağlam din tartışmalarından birini İçimdeki Deniz filmindeki rahiple, ötenazi isteyen arasında olduğunu hatırlıyorum. Keza Tarkovsky sineması, Bergman sineması'nda da sağlam din eleştirileri bulunmaktadır. Ama bu kadar popüler ve eğlenceli bir filmde bu kadar net cümlelerle anlatıldığına ilk defa tanık oluyorum. Bu babda tam bir başyapıt film.

* Yılmaz Erdoğan'ın "Cebimdeki Kelimeler" Stand Up'ında uzun uzun anlattığı evlilik bölümü bu filme de konu olmuş ve filmin en sağlam gag'ı olarak kendini göstermiş. Ben çok güldüm o sahneye.

* Marmara Üniversitesi Diş Hekimliği mezunuyum ve bizim fakültede iddia üzerine öğrenciler tarafından yaratılan Fulya Bardakçı Baba türbesinin bir benzerini PK filmde din eleştirisi olarak üniversite kapısının önüne yapıyor. (bizimkiler de kapının yanına yapmıştı) Hakkat çok komik bizimkisi yıllarca türbe olarak kaldı.
http://www.milliyet.com.tr/2002/11/22/yasam/yas01.html



* Hangi dine mensup olduğun götünde mi yazıyor, Hangi dinde doğuyorsan ona mensup oluyorsun çok saçma değil mi sahnesi!


* Tüm dinleri eleştirmiş arada da felsefe yapmış, ama Tanrı varlığı konusunda kapı aralamış bir yapıttır:
- Anladım ki iki Tanrı var. Birincisi her dinin yarattığı kendi tanrısı. O dini yaratanlara benziyor.
İkincisi bizi yaratan Tanrı!

* - eksi- den: Burada Hıristiyanlık saçmadır, Müslümanlık saçmadır ya da hinduizm saçmadır denmiyor, bu dünyaya herhangi bir dini kimlikle gelmemiş biri tarafından (uzaylı) bakıldığında dinlerin ne kadar komik olacağı çok güzel bir şekilde (yer yer abartılsa da) anlatılıyor.
Hinduizm - Müslüman kıyası bile yapılmış. Biriniz ineğe tapın, diğeriniz ineği kurban edin!
Hıristiyanlık - İslam eleştirisini de şarap ile yapmış.

* Tabi ki biraz da göt korkusundan en az Müslümanları eleştirmiş bir film. Kız çocuklarını okutmamaları ne kadar dikkat çeken bir özellik ise İslam'da burada buna direk atıfta bulunmuşlar. Yani sokakta yerde yuvarlanma ibadetine Müslümanlar "ehe ehe tabi ki adamlar dinlerini eleştirir, baksana yaptıklarına" diyebilirler, ki kendileri cuma namazını sokak ortasında buzdolabı kartonunda kılarken farklı bir manzara oluşmasa da!

Filmin en güzel hint dansı sahnesi de PK'nin bu orkestraya katıldığı sahne olmuş:



= 1950 yılı en iyi Hint filmi olan Jogan'da da Ateist bir adamın dindar bir kadına duyduğu aşk sonrası gerilimi anlatıyor. Bu tür bir örnek olsa da PK başarılı bir anti-din söylevine sahip film olarak avangart olduğunu düşünüyorum...

Filmin Hatunu:



Shatranj Ke Khilari - The Chess Players

Satrancın anavatanı Hindistan'da geçen filmin iki ekseni var. Birincisi satranç meraklısı iki beyzadenin yaşadıkları. Diğeri ise, bu iki beyzadenin de içinde yaşadığı ve Hindistan'ın bağımsızlığı en son yitiren birkaç şehrinden biri olan Aud yöneticisi Vacid Ali Şah'ın İngilizlere karşı mücadelesi.

İki beyzade sabah akşam satranç oynamaktadır. O kadar ki şehirlerinde işler hiç iyi gitmediği halde onlar satrancın başından kalkmamaktadır. Bir bakıma Züğürt Ağa'nın, işler ters gittiği halde güreş merakından vazgeçmemesi gibi.

Kentin yöneticisi Vacid Ali Şah da edebiyata, sanata çok meraklıdır. Ataları, İngilizler geldiğinde İngilizlerle işbirliği yapan ilk yöneticilerden olduğu için, İngilizler Hindistan'daki hakimiyetini sürekli genişletip Aud şehrinin etrafındaki yerleşimlerin hepsini ele geçirirken bu şehir hep huzur içinde olmuş, adeta savaşı unutmuştur.

Lakin İngilizler en sonunda, dalda kiraz gibi gördükleri Aud şehrini da bir uzanışta koparıp almaya karar verirler. Bunun üzerine Vacid Ali Şah şehri teyakkuza geçirir. Askerler ve hatta halk savaşa hazırlanır. Tüm bu seferberlik içinde dahi bizim satranççı beyzadeler Hint usulü satrançlarına devam ederler.

Bu sırada İngilizlerle kültür alışverişinde bulunmuş bir arkadaşları onlara İngilizlerin de satranç oynadığını ama kendi kurallarını koyduklarını söyler. Bunun üzerine beyzadelerden biri "İngilizler en sonunda Satranç'ı da mı sömürgeleri yaptı?" der.

*** SPOILER ALERT ***
Vacid Ali Şah bir sıcak savaşa değil önden gelen bir soğuk savaşa maruz kalır. İngilizler şehre canları istediği için değil halkın yönetimden şikayetçi olması nedeniyle girip yönetime el koyacaklarını söyler. Tabii ki bu gerçek değildir ama şah bu diplomatik savaşla karşı karşıya kalınca aslında yenilginin ne kadar kaçınılmaz olduğunu anlar. Bu his filmdeki ufak inceliklerle veriliyor. O da satranççıların yaptığını yapar ve yenilmeyi beklemektense oyunu terk eder. İngiliz valisinin temsilcisi şehre görüşmeye (pazarlığa) geldiğinde tacını kendi başından alıp ona uzatır. Bu kadarını İngiliz temsilci bile beklememektedir ve tacı kabul edemez. Vacid Ali Şah ise tarihe halkına zulmetmiş, İngilizlerle kaybedeceği bir mücadeleye girmiş vs. bir hükümdar olarak geçmektense doğrudan oyunu terk ederek şehrini ve itibarını kurtarmak için ısrar eder.



Velhasıl şehir İngilizlerin eline geçer. Beyzadeler satranç oynamaya devam edebilmek üzere ellerinde tüm imkanları terk ederler ya da kaptırırlar. En sonunda şehir yakınlarındaki bir köyde adeta satranç oynayan iki serseri gibi kalırlar. Şehrin İngilizlerin eline geçtiğinde "Şimdi ne yapacağız" sorusuna beyzadelerden biri "Artık vezir değil kraliçe diyeceğiz. Yaşasın Kraliçe" diye cevap vererek Hindistan'da kapanan bir dönemi özetler.
*** SPOILER ALERT ***

Film satrancın Hindistan'daki kökenlerine değinmesi ve verdiği (biyografik olmasa da) gerçekçi tarih bilgileri nedeniyle izlenebilir. Oyunculuklar gerçekten iyi. Beyzadelerin ve hükümdarın hali en iyisi. Öte yandan İbn-i Haldun'un "bereketlilik bir toplumu tembelleştirir, mahrumiyet öbür toplumu çalışkanlaştırır" diye özetlenebilecek sosyolojik tespitini bu filmde Hindistan ve İngilizler üzerinden filmdeki karakterler özelinde doğrulamak mümkün.

Filmde ufak bir de mantık hatası var. Satranççılardan biri atıyla şah dediğini söyler. Sıra diğerindedir. Araya birkaç sahne girer ve nihayet oyuna devam ettiğinde rakip filini oynar. Oysa atla şah çekildiğinde (Eski Hint satrancında da şimdikinde de) şahı oynamak ile atı yemek dışında bir seçenek olmaz.

Film Youtube'da baştan sona izlenebiliyor.


Film için hazırlanmış Türkçe altyazılar da internette mevcut ama maalesef benim bulabildiklerimin hiçbiri Youtube'daki filmle örtüşmüyordu. Sadece senkron meselesi değil. Türkçe altyazı yapılan film Youtube'dakinden eksik ya da fazla olsa gerek. Fakat İngilizce alt yazı mevcut.


Udaan
Yılın hint filmi 2010
Ağır bir Baba (baskıcı şiddet yanlısı) - Oğul ilişkisi filmi
(Son dönem Danssız Hint Filmleri)


* Hint sinemasının o arabesk anlatımının kurbanı olmuş ve uzuuun planlarıyla baymasına rağmen kendini izlettirebilen nadir dramlarından...



imdb83


* Doğu kültüründe yazar demek şair demek olduğunu daha iyi anlıyorsun... Film boyunca yazar olmak isteyen çocuk, anlıyorsun ki aslında şair olma derdinde...
* Ama arada hikaye anlatıyor o biraz kırılma noktası gibi...

= Bu türün harikaları : Shine kat be kat daha iyi bir film...
Tiyatrocu olmak isteyen yatılı öğrenci babında da "Ölü Ozanlar Derneği" ni hatırlatmadı diil ...