en iyi 100 bağımsız filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
en iyi 100 bağımsız filmi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Frances Ha

Frances Ha 2012
imdb74

* Yılın Kadın Filmi

* Bağımsız Sinemanın güzel bir örneği.

* New York'un Bohem, Hipster ve Orta sınıf sanatçıları ve sanat seveleri arasındaki çatışmalarını iyi vermiş film, espriler Woody Allen tadında, çekimler de keza.

* Siyah beyaz ama olabildiği renkli bir film.

* Bir taşralı, orta sınıf ekonomiye sahip şapşal bir kızın dans ederek, sana baş kendi New York'a tutunma mücadelesi.

= Julie Delpy'nin senaryolarını yazdığı ya da Woody Allen kadın karakterlerinin baş rol olduğu filmlerdeki mizah var filmde.


* Bir dostlık filmi, iki kadın arasındaki dostluğun filmi.
Frances Ha, aynı zamanda taşralı bir kızın büyük şehre tutunma mücadelesinin filmi. Bir hayallerinin peşinden giden insan profili.
Frances Ha, sinema tarihinin en naif, şapşal kızı. Yalan söyliyemesi, söylediğinde kuyruğu kısıp dönmesi, aynı evi paylaştığı erkeklerle sıkı fıkı bir yaşam sürse de bunları seksten ari bir şekilde yapmayı başarabilmesi... Hayallerinin kapasitesinin çok çok üstünde olması...

* Dostluk filmlerinin %90'ı neredeyse erkekler arasındadır. İki kadın arasındaki gidip gelen dostluğu anltan film sayısı gerçekten az. Bu bağlamda bir avangart yapım gözüyle ile de bakılabilir. Bir feminist çıkarması tadındaki kovboy filmi statüsüne de sokulmaya çalışan Thelma and Louise gibi hareketli, punch line bir sonu olan bir film de değil. Film bir tutunma ve dostluk filmi olduğu için olağan, duru ve seyirciyi sıkmayan, şaşırtmayan bir final ile sonlanıyor:

Benim de soyadım uzun olduğu için bu tür şeyler yaşadım, filmin bir güzel esprisi de bu sanırsam:






* Filmin en komik sahnesi, tabi ki yakışıklı bir çocukla yediği yemeğin parasını ödemeye kalkması ve buna parasının yetmemesi, koşarak bankamatikten para çekmeye gitmesi. Tüm bunlar yaşanırken "cool" abimizin soğuk esprilerinin hiç birini anlamaması... 




* Filmin gene en naif sahnelerinden biri, hipster olmayan, daha snopların olduğu bir sofrada ona
yöneltilen sorulara düzgün cevap verememesi. Hayalleri büyük olan Frances Ha daha kiralık daire konusunda sorununu çözemediği zamanlarda, arkadaşı ile yaşadıkları ev yaşantısında geleceklerinden dem vururken "paris'te bir evimiz" olacak der. Filmin sonlarına doğru snopların olduğu bir sofrada ona sorarlar:
- Hiç Paris'e gittin mi?
- Hayır, pek sayılmaz. Yani bir kez. Aslında hayır. Yürüyen merdivenlerle tünellerin olduğu şu müzenin adı neydi?
(Filmin başında da buna benzer bir yalan söylemiş ve beni filme bağlamıştı)
- The Pompidou.
- Evet!
İşte o an sofrada başka biri,  "Altıncı bölgede harika bir evleri var." der,  "Küçük, garsoniyer gibi bir yer." Frances Ha bunun özerine şaşkınlığın gizleyemez ve en gereksiz oradaki bir arkadaşının saçma sapan hikayesini anlatır. En sonunda "Paris'e gitmek istediğini" söyler. Adam' da evinlerinde kalabileceğini söyler. Şapşal Frances böylece iki günlüğüne Paris'e gider.

Şehirlerde kendinizi gösterebilmek, hedeflerinizde ilerleyebilmek gerçekten çok güçtür. Sizin bildiğinizi bilen çok insan vardır, sizin yaptığınızı yapabilen çok insan vardır. İşte Frances tüm iyi niyetine rağmen bu başarısızlığı, en yakın dostunun üstün başarısına paralel yaşar. Aşk konusunda da kafası çok karışıktır.
"biriyle birlikte olduğunda, sen onları seversin ve onlar bunun farkındadır, onlar seni sever ve sen de
bunun farkında olursun ama bu bir parti ve diğer insanlarla konuşursun, gülersin, ışık saçarsın odayı araştırır, diğerlerinin gözlerini yakalarsın ama bu sahiplenici olman ya da kusursuz bir cinsellik
yaşaman için değil senin bu hayattaki kişiliğinle alakalı bir durumdur."

Sideways - Bol Ödüllü Film buna denir!





 Sideway 2004
imdb76
Baş Yapıt
Ölmeden önce izlenmesi gereken 1001 film kitabında
Empire Top 500 Filmlerinden

Rekor Ödüllü Film
130W 50N
En iyi uyarlama senaryo OscarWinner
Golden Globe - Bafta Senaryo ödülleri
Independent Spirit Awards 2005'te 6 Büyük Ödül (Bağımsız sinemanın oscarını silmiş süpürmüş)


Karakter çatışması iki erkek arasında olmasına rağmen lirik, yumuşak anlatılmış bir filmdir.
Hayatı dolu dolu yaşayan oyuncu- İntiharın eşiğinde depresyonda hiç çıkmayan yazar...
Yıllar önce boşandığı eşine saplantılı bir şekilde bağlı bir melankolik - o hafta evleneceği eşini bekarlığa veda etmek adına iki kere aldatan bir şıp sevdi...
Şarap konusunda bir duayen, en azından bir şeye kendini adamış disiplinli bir kolleksiyoner,
hayatı tamamen yüzeyel yaşayan ve sadece yakışıklılığına güvenen düz bir insan...



* Yılın Bağımsız Filmi 2004


* Şarap üzerine otutturulmuş bunalım bir adamın zıpır dostuyla yaptığı yol komedisi...
Başlarda yorsa da sonlara doğru çok güldürüyor. Diyalog başyapıtı da denilebilir.
Çok ince espriler vardı. Şarapseverler için mutlak izlenmesi gereken bir film.

* Film yumuşak geçiş karakter tanıtımları ile başlıyor, iki kadim dost yola çıktıklarında Bay bunalım,
bekarlığa veda haftası olan çapkın oyuncu dostuna yayınlanma aşamasında olan romanını okuyup okumadığını soruyor. Dostu yalan söylüyor. Buradan itibaren Paul Giamatti karakterini sevmeye başlıyorsunuz çünkü ironik ve sarkastik cevaplar veriyor... Hele en sevdiği şarabı dostuyla paylaştığı bir sahne var, sinema tarihinin en güzel entelektüel konuşma sonrası tokadını yiyorsun.
İşte o müthiş diyalog...




Mines Bekarlığa veda olarak kadim dostunu hayatını adadığı şarap kültüründe en sevdiği şarabı tattırır:

- Pinot çok ince kabuklu bir üzümdür. Kalıcı sıcağı ve nemi sevmez. Çok hassastır. Sana nasıl yapıldığını göstereyim. İlk olarak, kadehi kaldır ve ışıkta kontrol et. Rengine ve berraklığına bakıyorsun. Sadece hisset, tamam mı?
- Tamam.
- Koyu mu? İnce mi? Sulu mu? Ağdalı mı? Tamam mı?
- Tamam.
- Şimdi yana yatır.
- Burada yaptığın, şarap kenara doğru seyreldiğinde renk ve yoğunluğunu kontrol etmektir. Diğer şeylerin yanında, kaç yıllık olduğunu gösterir. Genel olarak kırmızı şaraplarda daha önemlidir. Tamam mı?
- Tamam.
- Şimdi burnunu kadehe sok.
- Öyle mi?
- Utanma.
- Burnunu gerçekten tam içine sok.
- Gerçekten! Turunçgiller familyasına ait gibi. Çilek olabilir... İhtiras meyvesi... Ve küçük bir parça, kuşkonmaz ve sanki fındıklı Hollanda peynirinin, şey çırpınışı gibi.
- Vay canına!
- Çilek, evet.
- Güzel.
- Çilek, peynir değil.
- Tamam.
- Kadehi yere bırak şimdi. (kadehi hafif döndürerek sallarlar) Hava alsın biraz. Oksijenlenmesi, açar onu. Koku ve lezzeti açığa çıkar. Çok önemli. Tekrar kokla. Ah. Her biriyle böyle ilgilenilir.
- Vay be! Ne zaman içiyoruz?
- Şimdi.
- Bunu nasıl sınıflandırırdın, Miles?
- Genelde,yetersizliğini öğrenebileceğin türde şaraplarla başlatırlar önce ama bu gerçekten iyi. Bu yenisi değil mi, Chris?
Garson: Çıkalı iki ay oluyor.
- İyi iş.
- Beğendik.
- Bir şarap deposunda çalışabilirdin, Miles.
- Evet. İyi bir hamle olurdu!
- Sakız mı çiğniyorsun?



Baş Rolünde Ezik bir karakter olan filmler
Sinema Tarihinin başrol olarak ezik karakterleri canlandırmada Paul Gimatti çok başarılı:
American Splendor, ve Sideways zaten onun başrol oynadığı başyapıtlar...
Bu bağlamda = Zelig (Woody Allen)
= Clerks
Charlie Chaplin'in şarlo karakteri çoğu zaman evet eziktir filmlerinde, ama rejime boyun eğmez, oligarşiye karşı çıkar, yeri gelir polisten intikamını alır ben o yüzden onu bu listeden uzak tutmayı tercih ederim.




= biraz Big Lebowski'yi de hatırlatmıştır bu film.



Filmde geçen şaraplık üzüm çeşitleri:
Pinot - karakterimiz buna bayılır ve neden sevdiğini çok güzel anlatır.
Syrah
Sauvignon blanc
Cabernet franc
Chardonnay
Riesling
Merlot





Alexander Payne filmde Miles'in fast food bardağında içtiği şarabın ısrarla Château Pétrus olmasını istemiş fakat Christian Moueix'un kabul etmemesi sonucu 1961 Cheval Blanc kullanılmıştır.


Dostuna en sevdiği Pinot üzümünden yapılan şarabı  filmin başında anlatan Miles, sevdiği kadına bu Pinot üzümünü nasıl anlatıyor, 
bir de buna bakalım.
- Pinot' a neden bu kadar meraklısın?
- Sanki, bir parçanmış gibi. Bilmiyorum! Bilmiyorum! Yetişmesi zor bir üzüm. Sen de bilirsin. Öyle değil mi? Ee, kabuğu çok ince. Doğası değişken, erken olgunlaşır. O, bilirsin Cabernet gibi dayanıklı değil. Her yerde yetişemez ve onun gibi, ihmal edildiğinde bile gelişip serpilemez. Hayır, Pinot devamlı bakım ve dikkat ister. Ve gerçekte, sadece dünyanın böyle kıyıda köşede kalmış yerlerinde yetişir. Ve...Ve sadece en sabırlı ve eğitmen yetiştiriciler bunu başarabilir. Gerçekten. Sadece, Pinot'un potansiyelini anlamak için zaman harcayan insanlar onu son şekline gelmesi için ikna edebilir. Ve sonra? Oh, onun lezzeti, bu gezegendeki en akıldan çıkmayan en görkemli, en heyecan verici en zarif, en kurnaz ve en eski olanıdır. Hayır, yani, bilirsin Cabernet' ler de güçlü ve yüce olabilirler ama mukayese edersek bana yavan geliyorlar. Bilmiyorum! Bilmiyorum!


-spoiler-
Filmin sonlarına doğru bir iki sahne çok güldürüyor, etme bulma dünyası diyorsun.

A Love Song for Bobby Long

A Love Song for Bobby Long
imdb72
2004

* Şiir gibi şarkı gibi bir dram.

* Yılın Edebiyat - Sinema buluşması. Kitap dünyasına dair bir film aynı zamanda.  Yılın Müzik filmi de diyebiliriz. Yani müzikleri muhteşemdi.

* Alkolizm üzerine, Dostluk üzerine, Edebiyat üzerine...

* Filmin özeti filmin içinde ünlü sözlerden biri ile açıklanmış gibiydi:
"Hayatımızın tek bir sayfasını bile yırtıp atamayız, ama koca bir kitabı ateşe atabiliriz" Bu filmin özeti gibiydi.

* Aşktan çok dostluk filmlerinden biri denilebilir. Huysuz ihtiyarı John Travolta üstat iyi çıkarmış.

Scarlet Johansson Ablamızın,
Orada Olmayan Adam filmindeki, Berberi çıldırtan piyanist küçük kızı ile dikkat çekmişti. Araba finalinde yaşanan sinema tarihinin hiç bir şey olmamasına rağmen akıllar kazınan nadir erotik sahnelerden birini canlandırmıştı.
Güzelliği ile boy gösterdiği, kariyerindeki zıplama noktalarından biri olan İnci Küpeli Kız filminin İnci Küpeli Kızı oldu tüm güzelliğiyle.
Bu filmin de odağında, yetenekli aktristimiz.

-Spoiler-
Filmi tavsiye etmek yerine filmin devamlılıklarından biri hakkında yazmak istiyorum. Ünlü yazarların ünlü kitaplarından sözler söyleyip karşı tarafın bilmesi üzerine entellektüel sidik yarışı vardı filmde.
Bir benzerini Yılmaz Erdoğan Kelebeğin Rüyası'nda şairler için yapmaya çalışmıştı.

İşte orada söylenen sözler:
''hayatımızın bir tek sayfasını bile yırtıp atamayız ama bütün kitabı ateşe atabiliriz.'' george sand*

''sadece bir kez ve çok uzun bir zaman için ölürüz.'' moliere

''100 yıl yaşayacakmış gibi çalışmalı ve yarın ölecekmiş gibi dua etmelisin.'' benjamin franklin

''büyümek dururken neden toprağın altında bekliyoruz?'' robert browning

''asla bir yabancıyla adil dövüşme.'' arthur miller*

''dost gibi gözüken düşmanım sana sesleniyorum:
sen, sen cebinde türlü hileleri olan..sen oradaki benim ihtişamlı dostum..
en utanç verici sırrıma sinsice baktın ve beni mahvettin!
tüm kalbimi çekicinin altına koyacak kadar sana güveniyorken..
yanlışlarını da doğruları kadar sevdiğim kafası şeytani bir bulutla kaplı dostum!
biz uzun sopalar üzerinde cambazlık yapan iki düşmanız.'' dylan thomas

''mutluluk havalanmadan uçabilmemi sağlıyor.'' robert frost

''keşfetmeye devam edeceğiz ve tüm keşiflerimizin sonunda başladığımz yere dönecek ve ilk kez bulunduğumuz yeri tanıyor olacağız.'' t.s.eliot

arasında bir söz benim zihnimi kurculadı...
''100 yıl yaşayacakmış gibi çalışmalı ve yarın ölecekmiş gibi dua etmelisin.'' benjamin franklin
Bunun hadis olduğunu söylendiğini duymuştum. yoksa yeni bir dede korkut masallarının heredot'tan arak durumu mu... ya da gel ne olursan gel sözünün Mevlanaya ait dediği tiflisli bir filozov'a ait olması durumu mu...
Hadis ile ilgili bir iki yere baktım... gerçekten merak ediyorum... daha da inceleyeceğim....
Hiç Ölmeyecekmiş Gibi Dünya İçin, Yarın Ölecekmiş Gibi Ahiret İçin Çalışmak

Facebook yazışmalarında kardeşim şunu söyledi:
"Sahih hadis değil o, kütub-u sitte de geçmez... "en güzel kırk hadis" vb gibi, eyüp kitapçılarında bolca bulunan üfürükten kitaplarda geçer"

Filmin sonuna doğru söylenen şu söz beni çok etkiledi yalnız:
''keşfetmeye devam edeceğiz ve tüm keşiflerimizin sonunda başladığımz yere dönecek ve ilk kez bulunduğumuz yeri tanıyor olacağız.'' t.s.eliot


Beginners

Beginners 2010

Mutluluğa dair bir film. Gerçek mutluluğu ancak ve ancak hayatının son yıllarında yaşayan ama bu mutluğuna kanser gölgesinde devam etmeye çalışan bir baba.
Oliver: Neden insanlara kefeni yırttığını söylüyorsun? kanserin dördüncü evrede.
Hal: göründüğü kadar kötü değil.
Oliver: Baba, beşinci evre diye bir şey yok.
Hal: Bunun anlamı o değil.
Oliver: Öyle mi, neymiş peki?
Hal: Sadece bundan önceki diğer üç evreyi geçtiğini gösteriyor.

Mutluluktan hep korkmuş ve bir türlü karar veremeyen genç aşıklar.
Pencere kenarındaki şu diyalog filmi özetliyor gibi:
- Bu bir ağaç
- Eveet!
- Ve bunlar arabalar...
- Oooo!
- Ve karşıda bir apartman var, tıpkı bizim bulunduğumuz bu apartman gibi.
- Tamam...
- O apartmanda bizim gibi insanlar yaşıyor:
Yarısı her şey kötü gidecek diye düşünüyor, diğer yarısı ise büyüye inanıyor...

Yılın Bağımsız Filmlerinden
Yılın Eşcinsel Filmi

* Sinema tarihinin filmin sonuna kadar tekrar eden en çok kurgu elementlerine sahip filmidir, tartışmam.

* İzleneybıl güzellikte 3 paralel kurgunun yağ gibi aktığı, sulu mizah yerine daha hayatın içinden ve gerçekçi, bi o kadarda ironik, alaycı, öfke mizahı serpiştirilmiş... Kahkahalar attırmasa da yer yer çok güldürüyor.

* Bağımsız sinema ya da türdeşlerindeki en belirgin özellik olan:
- enteresan, dikkat çeken, seyirciyi koltuğa yapıştıran başlangıç
- Durağan, buğulu, akmayan gelişme bölümü.
- seyriciye bırakılan, çok da süpriz olmayan, sıradan final
bu filmde de kendini göstermiş.

* Filmin en komik karakteri, bunalımda olan anne. İçindeki bu hıncı vandal yaparak çıkartıyor. Entel Dantel ortamlarda heykellerle (onların şekline girerek) resim yorumlayan kokana'ların arkasına geçip onlar gibi görmeye çalışarak bunu yapıyor. (anne oğul arasında bir de tabanca ile vurma üzerine beden dili oyunu var... tekrar eden bir mizah gibi filme renk katmış.)
* Bizim eleman büyüyüp bir tişört tasarımcısı olunca da oradaki arkadaşları onu yasa dışı duvar slogan atma işlerine bulaştırıyorlar. Buradaki sahneler de çok komik:
Sloganlardan biri: Britney Spears ablamız şu tarihte en çok google'lanmış ablamızdır gibi banal bir şey.
Tişört tasarımı sırasında yaşadığı haftaya dair bunalımlarını ve mutluluklarını karamalara taşıması filmin sıcak, insanın içini gıdıklayan güzel kurgulardandı.



* Filmin tek gerilimi:
Filmin en önemli gerilimi, fransız aktrist ile birlikte yaşamaya karar verdiklerinde adamın ona sadece bir kaç çekmecelik alan açtığı ve güzeller güzeli ablamızın mekanı terk ettiği an. Buradaki köpek ile yaşanan gerilim de çok güzel bir enstantane olarak filme yedirilmiştir. (köpeğin arada fikrini söylemelerini de ben çok beğendim... kendisine istemeyerek de olsa miras kalan bir köpeğin üstün yetenekleri olduğunu bilmek mümkün değildir tabi ki: "konuş" dediğinde köpek "150 kelime anlayabiliyorum ama konuşamıyorum" diyor içinden. Aslında çok komik.

* Tabi ki bağımsız bir filmin finali nasıl olur. Oğlan ya da kız otobüs, tren ya da uçak kovalayacak değil ya.
İşte böyle olur!
- what happens now?  (şimdi n'olcek)
- l don't know. (bilmem)
- how does that work? (sence yürütebilecek miyiz?)
Vee Filmin adı girer: "Beginners" (başlangıçlar)

* Filme renk katan bir başka şey ise tarihi fotoğrafların akması. Ve olaylarla tarihi karışık olarak vermesi.
Benim annemim mektupları hep böyledir.

* Tanışma sahnesi iyiydi. Farklı, esprili. Kostüm balosuna Freud olarak katılan bizim oğlan ve faranjit olduğu için konuşamayan fransız bir aktrist.

* Filmde en çok şuna güldüm. Son günlerinde baba delirir. Gece gündüz bir şeyler yapmaya çalışır. Bir gün bir hikaye yazmıştır. Hikaye İsanın hikayesi.
- Ne yani İsa'nın ölüm şeklini mi değiştirdin!

Nebraska (bir yol filmi)



Nebraska
imdb79
2013

* Yılın yol filmi
* Yılın yaşlı filmi









= Devid Lynch'in çektiği sene olay olan Th Straight Story filmi, tema olarak bu filme en yakın filmdi.

= Huysuz karı koca, birbirlerine laf sokmalar, çocukların önünde kavga etmeler ve Alzheimer denince akla gelen en başarılı film On Golden Pole'dır bence. İki kere televizyonda, iki kere de tiyatroda izlemiştim.
On Golden Pole 1981 imdb77

= Tamamen ihtiyarlığı ve ihtiyarları anlatan Amour (Michael Haneke) filmi 2012'de tüm ödülleri silip süpürüyordu, bu bağlamda en başarılı filmlerden biri denilebilir.

= Komedi olarak hemen aklımıza, Cocoon - Koza imdb:66 serisi geliyor elbet. 1985 - 1988

= Japonların Narayama Türküsü ve Tokyo Hikayesi'de en unutulmaz yaşlıların baş rol olduğu filmler.

= Bunlar arasında da en oskarlısı ve Morgan Freeman'ı zirveye taşıyan film:
Driving Miss Daisy imdb:74'tür

Spoiler:
- Filmin Mezar Sahnesi ve Kompresör çalma sahnesi çok güldürür.

Baba'nın yollara vurduğu sahneler benim biraz içimi parçalamıştır. Babam aklıma geldi ve biraz gözlerim doldu. Mücadele çocuklarına bir şeyler bırakmak, ve yeni bir kamyon almak. Bir de ondan çalınan kompresör... Bunlar aslında Milyon Dolar'lık lotarya'ya gerek olmadan alınabilecek şeylerdir.



Film hakkında yazıyı gene güzel yazılmış bir eksi yazısı ile sonlandırıyorum.
Suser Electrum'u da tebrik etmek lazım;

Çok yaşlı ve odaklanmakta problem yaşayan bir insanın posta kutusuna ''1 milyon dolar kazandınız, bize gelip paranızı almalısınız.'' tarzında bir mektup gelir. Küçük oğluyla ödülü almak için yolculuk ederken eski kasabasını, akrabalarını ve eski arkadaşlarını ziyaret eder. yaşlı bir insanın eski anılarını irdeleyen bir hikayedir.

Amerika diyince aklımıza büyük şehirler, eğlence ve para gelir.
(Bu film ile oscar'da yarışan Amercan Hustler ve The Wolf Of Wall Street onları anlatan filmler mesela)
Ama bu tür filmler popüler kültürün bize dayattığı amerikan rüyasını yerle bir eder ve çoğu Amerikalının kırsalda yaşadığı gerçeğini gösterir. O kadar özenilmemesi gereken bir durumdur Amerika. Bir an da olsa Amerika kırsalında çok küçük bir kasabada doğmuş olsaydın yaşayabileceğin hayatı ve çevrendeki dünyanın ne kadar da küçük olacağını gösterir bize.

İnsan yaşlandıkça hayattan beklentileri ve amaçları da küçülüyor. bi seviyeden sonra çocuklarını düşünüyorlar. bunu ailemden de biliyorum. woody'nin de böyle bir hikayesi var. ayrıca karısı kendinden çok daha dinç durumdadır. ailedeki tek akıllı insan olduğunu bile iddia etmiştir.

Amerikan kültüründe hangi bölgede olursa olsun insanların arabalara çok fazla önem verdiğini ve bunlar hakkında devamlı konuştuklarını gösteren film. History channel belgesellerinde bunu görürüz. İnsanlar hep arabalarından bahseder. Araba değiş tokuşu için gelirler. Gelir seviyesi düşük insanlar bile iyi bir arabaya sahip olmak isterler. Kapitalizmin içini emdiği bir toplumda araba sahibi olmak ya da iyi araba sahibi olmak önemli bir şeydir. Çünkü kapitalistler senden bir şey koparmak isterler. Sana gurur ve iyi olma hissi verir karşılığında senden sadece para ister. Yavaş yavaş beynini emer.

Kore savaşı'ndan çıkmış bir insanın kasabasına döndükten sonra bütün hayatı değişmiştir. Artık hayattaki hiçbir şey onu etkilememektedir. Her şeye varsın gitsin gözüyle bakmaktadır. Filmde savaş teması çok işlenmedi ama biraz karakter incelemesi yaparsak çıkarımı yapabiliriz.

Savaştan sonra atölyesinde insanlardan pek beklenti içinde olmadan yıllarca çalışmıştır. Hiç takdir beklemeden. ve göz önünde olmayı istememiştir. Eski kasabasına döndüğünde insanlar milyoner olduğu için woody'e yıllardır olmadığı kadar iyi davranmaya başlamıştır. Karaoke salonunda woody'nin alkışlanma sahnesi vardır. ayağa kalktığında suratındaki gülümsemeyi hissedebiliriz.

Hastalığından bahsedilmese de yaşlılığın en büyük hastalığı alzheimer olduğunu düşünebiliriz. odaklanmada çok fazla problemi olmaktadır. oğlunun bir şeyi 2 defa söylemesi ve 2.sinde tekrar sabırla tekrar etmesi de garip hissettirebilir sizi. sonuçta insan kendi ailesini düşünüyor.

ayrıca film black comedy ögelerini fazlasıyla hissettiriyor. özellikle kuzenler arasındaki diyaloglar. bir an coen brothers filminde gibi hissetmedim değil. filmin siyah beyaz olması da kendinizi woody'nin oğlu değil de woody'nin kendisinin perspektifinden baktığımızı düşündürüyor. oğlunun çok daha fazla konuşması ve rolü var ama sonuçta başrol bruce dern. siyah beyazlık yaşlılığı ve kayıp hafızayı simgeliyor. woody'nin çocukken kaldığı eve gitmesi anılarını çok fazla güçlendirdi. orada hafiften renklenme beklemedim değil. olsaydı anlık bir renklenme müthiş bir etki bırakabilirdi.

akrabalar woody'nin abisinin evine toplandığında konuşulacak birşey olmadığında araba muhabbeti döner. kültür seviyesiyle ilgili amerika'nın iç kesimleri hakkında bilgi edinebiliriz. yani okuyamamış taşra insanlarının dünyanın en gelişmiş ülkesinde dahi olsalar kültür seviyelerinin benzer olduğunu görebiliriz. hafiften üniversite ortamında 5-6 erkek toplanınca araba muhabbeti çevirmesi gibi. benim pek alakam olmadığını öğrendiklerinde nasıl ya gibisinden tepkiler vermesi gibi. kültür seviyesi belli gruplarda benzer muhabbetler dönüyor.


küçük yerlerde 2li duygusal ilişkilerin nasıl da kolay ve göz önünde olduğunu görürüz. dediğim gibi insanların bakış alanları küçük. bu da beni üzen ve insanların yerine kendimi koyan diğer bir ögeydi.

filmin sonuyla ilgili, prize winner şapkası woody'nin cidden ödülü kazandığını hissettirdi. o yaştaki bir insanın ihtiyacı olan biraz eski anılar ve 1. dereceden bir akrabadır. kasabada truck'ıyla kasabada tur atması yıllardır yapması gereken gururlanmayı geç de olsa gerçekleştirmiştir.

müziklerinden bahsetmeyi unutmuşum taşra hikayesinde country olmadan olmazdı zaten. 3 farklı şarkı varmış. cidden 3ü de birbirinden hoş. filmin içine girme isteği doğuruyordu.

The Way

The Way
2010
imdb74
Yılın en iyi yol filmi olabilir
Baba - Oğul birlikte izlenmesi gereken filmler (bu sefer büyükler için)

* Disiplinli baba, özgürlükçü oğul arasındaki gerilimi acı bir travma sonrası ile çok güzel anlatmış bir yol filmi The Way.
Charlie Sheen'den çok farklı bir karaktere sahip oğlu Martin Sheen'in Emilio Estevez. 2010 yılında Charli Sheen zirvedeyken o böyle güzel bir filme hem senaryosu hem de yönetmenliği ile imza atmış. Martin Sheen'de bu oğluna sonsuz destek vermiş ve çok iyi bir oyunculuk çıkarmış.

* İçinde Türk lafı geçen filmler: (uyuşturucu olarak en iyi mal olarak Türk Malı denmesi bu bir de akdeniz filminde vardı sanırsam)

* Film bizim Likya Yolu gibi bir yolda geçiyor:
 * Bu tür filmler aynı zamanda iyi bir reklam özelliği de taşıyor.
Bizde Likya Yolu üzerinden iyi bir film çeksek ki bence The Way filminin yolundan çok daha etkileyici manzaralara sahip bizim yürüme yolumuz Likya Yolu için, süper bir reklam olur.

= Benzer bir yol filmi:
The Straight Story (Yön: David Lynch)


* Filmde geçen yol Camino Way - Camino Yolu
http://www.thomryng.com/camino/wp-content/uploads/2012/05/CaminoMapOSB.jpg

*  El Camino (2008) isimli bir  film var
imdb69




Holy Motors

Holy Motors
Kutsal Motorlar
2012
imdb70

* Bu film için Hollywood'a gönderme olduğunu (isminin)
Hayat bir sahnedir'i anlattığını sinema sever ve bu izlemiş herkesten duyabilirsiniz.

Ödüller:
20W29N Cannes'da yarışması ve Toronto'dan ödülle dönmesi şaşırtmıyor.


* filmin iki büyük ıskası iki kadın başrol oyuncusu...
Eva mendes'in rolünü Kate Moss (evlilik muhabbetine red etmiş),
Kylie Minogue'un oynadığı bölüm ise Juliette Binoche ile işler yolunda gitmediği için şarkıcıya uydurulmuş. Juliette Binoche oynasaydı filmin şanı ve şöhreti daha zıplardı diye düşünüyorum.



Benim için bu filmi etkileyeci olduğunu ifade etmenin iki yolu var:
Birincisi tabi ki filmin akordiyon sahnesinin izlenmesi.






Film tam bir Simgesel Başyapıt - Metaforlar'a boğulmuş
Eğer filmden bir şey anlamadıysanız, filmi en iyi eksi sözlük yazarı  anlatmış.

- Spoiler -
filmde modern dünyamızda bir bireyin öyküsünü metaforlar ile anlatılırken,
bir iş adamının öyküsünü eleştirel bir şekilde ela alınıyor..

film uyanan karakterimizle ile başlıyor.gidip vahşi ağaçlar dekoruna elini sürüyor.
anahtar kendisi.zorlu bir güne başlayacak ve her şey onun ellerinde.
sahneyi hayat olarak düşünebiliriz.ve insanlar ilgisiz.
yeni uyandığı için masum.bir çocuk gibi.
yaşlı bir köpek gibi de paytak paytak yürüyor.
evden çıkarken çocuğu "iyi çalış" diyor.buradan da anlayacağımız üzere asıl işi bu mr.oscar'ın.
klasik bir iş adamı.iş ile ilgili konuşmalar görüşmeler yapıyor.ve güne başlıyor.

1-mr.oscar karşımıza dilenci olarak çıkıyor.
iş hayatını dilencilik gibi gösteriyor leos carax.
para için dilenen onurunu ayaklar altına alan kişiler olarak görüyor paraya tapan iş adamlarını.

2-tüm filmler içinde izlediğim en estetik, en sanatsal sahnelerden biriydi.

burada bir iş görüşmesi için önce savaşan, sonra savaştan galip ayrılan,
belki de önemli bir birleşmeyi sağlayan bir iş adamının toplantısını 2.randevuda anlatıyor yönetmenimiz.
toplantının, görüşmenin, birleşmenin-her neyse- başarılı sonuçlandığını anlayabiliyoruz sevişme sahnelerinden.

3-bir deli rolünde denis lavant.inanılmaz rol kabiliyeti ile izleyenleri büyülüyor m. merde olarak.
benim filmde en beğendiğim bölüm de buydu sanırım.

mezarlıktaki taşlarda internet sitelerinin isimlerini görebiliyoruz.
kay m rolündeki eva mendes de ulaşılamaz bir figür.
ve m.merde'nin ondan kat be kat daha aşağılarda olduğunu gözlemliyoruz.
koltuk altını yalaması da bunu doğrular nitelikte.
asistan kızın parmaklarını koparmasından da başarılı olmak için gerektiğinde kendinden aşağıdakileri ezen,
gerektiğinde de kendinden güçlülerin suyuna gidebilmek için kendini her türlü rezil duruma soktuğunu düşünebiliriz.
kendinden daha güçlü bir iş adamıyla görüşmek için çok çabalamasını anlatıyor bu bölüm.
paraları ısırması ve ereksiyon halinde olmasından da paranın seks kadar tatmin edici olduğu vurgusu yapılıyor.
uyuyarak sona ermesi de olumlu sonuçla sonlandığına delalet ediyor.

4- ailelerin parti kadar eğlenceli gördüğü, ama çocukların sevmediği korktuğu kaçtığı ne vardır ? tabi ki okul.burada öğle arasında kızını okuldan alıp eve götüren bir baba olarak karşımızda mr.oscar.
kızının ilk okul gününün kötü geçtiği, korkup tuvalete gizlendiğini görebiliyoruz.
dans olarak karşımıza çıkan şeyin ise sınav veyahut başarı olduğunu düşünebiliriz.
mr.oscar da kızına kızıyor.daha çok çalışması gerektiğini söylüyor.

5-akordeon sahnesi ile de filme bir nevi mola verişmiş. gerçekten çok başarılı bir sahne.çok güzel bir müzik.

6- burada kendisiyle hemen hemen aynı güçte ve şartlarda bulunan birisiyle gerçekleşen iş görüşmesi anlatılıyor.

görüşmenin olumsuz sonuçlandığı, iki tarafın da zararlı çıktığını anlayabiliyoruz.

7- bu sahnede gerçek mr.oscarı bir cafede görüyoruz.iş arkadaşlarıyla yemekte yada toplantıda.
filmin bize anlatılanın ne olduğunu anlama fırsatını en net verdiği sahne diyebiliriz buraya.
geç kalmak ile ilgili bahanelerin öne sürüldüğünü de görüyoruz.

8-otel odasında yaşlı biri ve yeğenini görüyoruz bu bölümde.
şimdiye kadar maddi olarak destek verdiği yeğeninin bu desteği istememesi de ölüme benzetilmiş.

yolda giderken eski sevgilisini gören mr.oscar'ın hala ona aşık olduğunu da anlıyoruz.
kendisiyle değil şimdiki kocası-sevgilisi ile yaşamasını ve onunla sonsuza kadar olmak istemesi de ölüm metaforuyla anlıyoruz.mr oscar'ın tepkilerinden de bundan acı duyduğu anlaşılıyor.

9-eva karakterine duyduğu aşkın, gündelik hayattan bıkmışlığın bıkkınlığın doruğa çıktığı saatleri yaşıyor mr.oscar. yorucu bir gün geçirmiş.evine dönüyor. lakin sevdiği kadınla birlikte olmayan, belki de bir takım ekonomik planlar yüzünden yaptığı evlilikten de mutsuz olan mr.oscar karısını ve çocuğu maymun gibi görüyor.
mutsuz bir şekilde zengin bir iş adamının bir günü sona ermiş oluyor.

sonda çalan müzik de gerçekten harika.

film ile ilgili başka bir fikir de limuzinlerin beyni temsil ettiği yönünde.
son sahnede kendi aralarında konuşmaları da uyumadan önceki son fikirler olarak düşünebiliriz.

modern dünyada paraya tapan bir iş adamının gün içinde karşısındaki kişilere göre kılıktan kılığa girmesini randevu metaforuyla bizlere veren leos carax gerçekten çok başarılı bir filme imza atmış.
son derece sanatsal estetik sahnelerle kafa karıştırıcı beyin yorucu bir film izliyoruz.

filmi izledikten sonra elini sallayıp "ben anlamayacaksam ne anlamı var bunların" diyenleri duyuyor gibiyim.
izledikten sonra aynı şeyleri ben de düşündüm.
ama tüketim çılgınlığının inanılmaz boyutlara ulaştığı günümüzde biraz olsun zor hazmedilen yapımlara da ihtiyaç var.klasik "bakın böyle bir senaryo düşündük çok zekiyiz 110 dksı çok zekice son 10 dk da size filmi anlattık çünkü siz anlayamazsınız" mantığıyla çekilmiş hollywood filmlerinden değil.
üzerine kafa yormayacaksak ne anlamı var ki zekice çekilmiş yazılmış filmleri izlemenin ?
önemli olan size sorulduğunda -evet okudum -evet izledim demeniz değildir. 
en azından nietzsche'nin yarısı kadar düşünmüyorsanız ne anlamı var ki okumanın ?
işte bu yüzden "10 adımda hayatı anlama rehberi" "5 hamlede doğru aşk" vs vs şeklinde kitaplar yok satıyor.
eğer o fikrin nasıl çıktığını anlayamazsanız, fikrin son halini sadece duymuş okumuş olursunuz.
hayatınızda hiçbir değişiklik olmaz.
tüm dünya bundan muzdarip iken çıkıp da filme 5 dk kafa yormadan filmi aşağılamak da verilen emeğe, düşüncelere o zekaya büyük ihanet olur.

filmin tartışılacak yönü yok mudur ? elbette vardır.ama en azından biraz kafa yorduktan sonra.
örneğin ressamların yaptığı kimi tabloları yalnızca simge bilimciler çözebilirken şu soruyu sormak kaçınılmaz oluyor : ne için sanat ? kimin için sanat ?
halk anlayamayacaksa sanatın işlevi nedir ?
sonuçta yönetmen ile seyircinin tecrübesinin aynı seviyede olması çok çok düşük bir olasılık.
hele de filmde anlatılan gibi bir dünyada yaşarken..

denis lavant'ın inanılmaz performansı leos carax'ın dahiyane zekasıyla gerçekten çok çok etkileyici, can alıcı düşündürücü bir film holy motors.


Mükemmel yazmış, Suser... Tebrikler. Üstüne söylenebilecek tek kelime bulamıyorum. 


Another Earth

Another Earth
2011
imdb69

* ikinci şans filmi

* Filmin ana teması çok işlenen "vicdan" olduğu için, filin güzel aktristi Brit Marling senaryosuna bu ağır dramı kaldırabilecek bir bilim kurgu ceketi giydirerek anlatmış.

* Paralel dünya kazadan önce doğması, kaza'da farklı bir şey olabileceği kuşkusunu yaratmış. Baba'nın dediği gibi biz onlara dünya 2 dememiz, bizim dünya 2 olmadığımız manasına gelmiyor.

* Eski bilim kurguları hatırlattı bana. düşük maliyetli bilim kurgular. Sık sık gözüken ana manzara dışında olayların vahametini, büyüklüğünü ve hatta bilim kurgu yapısını diyaloglardan anlardın.

* Rhoda'nın kabul edilmesini sağlayan yazısı:
"İlk kâşiflerin Atlantik okyanusunun batı kıyısına geçtiği ilk dönemde çoğu insan Dünya'nın düz bir yer olduğunu sanıyordu. Çoğu insanın düşüncesine göre, yeterince batıya giderseniz bir düzelmeden boşluğa düşermişsiniz. Bilinmeyene yelken açan bu taşıtlar asilleri, aristokratları, sanatçıları veya tüccarları taşımıyormuş. Hayatının sınırlarında yaşayan bir ekipten oluşan insanlar varmış. Deliler, yetimler eski mahkûmlar, serseriler... Aynı benim gibi."

* Rhoda'nın kozmonot hikayesi:
Rus kozmonotun hikâyesini biliyor musun? Uzaya giden ilk insan. Ruslar, Amerikalıları yenmişler. Büyük bir uzay gemisiyle yukarı çıkmış ama çok küçük bir alanında yaşıyormuş. Kozmonot içerideyken böyle bir portal penceresi varmış dışarı bakıyormuş ve Dünya'nın kavislerini görüyormuş hem de ilk defa. Gezegene dışarıdan bakan ilk insan oymuş. İşte o anda kendini kaybetmiş. Birden bire gösterge panelinden tuhaf bir tikleme sesi
çıkmaya başlamış. Kontrol panelini söküp atmış. Aletlerini çıkarmış. Sesin kaynağını bulup durdurmaya çalışmış.Ama bulamamış. Durduramamış.Ses çıkmaya devam etmiş.Birkaç saat bu şekilde devam edince. İşkence ediliyormuş gibi oluyor.Birkaç gün bu sesle geçmiş. O da biliyormuş. Bu küçük sesle kafayı yiyecekmiş.Aklını yitirecekmiş.Ne yapabilirsin ki?Yukarıda, uzayda bir başına,bir uzay odasında. Kalan 25 gününü bu sesle geçirmek zorundaymış.Kozmonot da aklını korumanın tek yolunun bu sese aşık olmak olduğuna karar vermiş. Gözlerini kapamış hayallerine dalmış sonra da gözlerini açmış. Artık tikleme sesini duymuyormuş. Müzik duyuyormuş.



Müzikal Testere denilen Musical Saw ise yaygın kullanılan bir aletmiş gibi duruyor:

-  Bakınız You Tube Videoları - 


Ağır Spoiler:

Filmin sonunda Rhoda'nın gelişini görmemiz, Paralel dünyada Rhoda'nın yaşadıklarını tamamen bize bırakmalarına yol açmış:
Alternatif açıklama 1: Karşı tarafta da kazaya sebebiyet verdiği açık. Çünkü paralel dünyadaki Rhoda'yı gördük sonunda. Ama baba'yı değil de kendini göndermesi bir takım değişikliklerin olduğunu ispatlıyor. En iyi ihtimal paralel dünyadaki Rhoda'nın babayı göndermediğine göre, ki babanın gitmeden önceki röportajında da neşeli konuşması da buna işaretti, orada babanın ölmüş olması, ve ailenin geri kalanın yaşıyor olması. Seyirciye kalmış optimist yaklaşımlardan biri.

Alternatif açıklama 2: Şimdi MiT kazanmış Rhoda orada kazayı hiç yapmamıştır. Neden, çünkü paralel dünya'dan gelen Rhoda saçı tıpkı filmin başındaki gibi salık ve temizdi. Bunalımda olan buradaki Rhoda ise kendini salmış, pis saçlara sahip ve saçları toplanmış olarak sürekli gördük. Bu da teoriyi destekleyen bulgulardır.

The Adnan Hodja Tipi Ustalar Nasıl Mürit Toplar

The Master - Usta
2012
imdb72
20w40n
Oscar'a aday olan en iyi erkek oyuncu: Joaquin Phoenix
ve En iyi yardımcı oyuncu: Philip Seymour Hoffman
sonuna kadar bu ödülleri hak etmiş.

* Film Adnan Hodja gibilerinin nasıl etrafında karizma yarattığı üzerine, üstü kapalı süper bir eser. Baş yapıt değil, ama izleyince bunu bir çekmeliydi diyorsun.

* Çekirge olarak, alkolik, cinsel sapık bir abi kullanılmış. En sağlam müritlerden biri oluyor. En ağır tarikat ritüelleri buna uygulanıyor falan. Ben gene de bağlanma ritüeli diyeceğim ve Hoffman'ın oyunculuk olarak çok iyi konsantre olduğu sahne iyi bir keşif olduğunu düşünüyorum. (soruları tekrar tekrar sorup, yalan söylediği an başa dönme taktiği - ve soruların mahrem konuları içermesi)



* Sapık kardeşin halisülasyon tadında gördüğü sapık görüntülerde Adnan Hodja'nın o sarı hatunlarla oturduğu yerden danslarını andırmakta. Ben büyük benzerlikler gördüm şahsen.

* Filmi hiç bilmeden açtığım için Phoenix kardeşi seçilmiş adam olabileceğini düşünüyordum. Karakter tanıtımları tamamen alkolik ve seks bağımlısı birini anlatsa da, amerikan sinemasının seçilmiş adam karakteri dışında bir anlatımı çok az olduğundan anti kahraman olabileceği hiç aklıma gelmedi. Bu bağlamda sürpriz oldu.

* Film içinde filmi özetleyen hikayelere bayılıyorum. Usta'nın ilk konuşması ejderha üzerine ve ejderha'ya tasmayı geçirirsen, onun efendisi olursun türevi bir şey. Film de bundan sonra bunu anlatıyor gibi.

* Usta'nın tutarsızlıklarını çok inceden veriyor film:

Müritlerine 'hayvansal içgüdülerinizi dizginleyin deyip onları kontrol altında tutmalarını' söyledikçe kendisinin buna hiç uymayıp aynı orantıda tersine hareketler sergilemesi:
Kendini eleştiren kişiye hakaret ve öfke dolu bağırması...
Sponsor olmuş en sağlam müridinin, onun öğretisinde gördüğü değişiklikliği söylediğinde ona bağırıp çağırması...



The Tree Of Life


The Tree Of Life

* Düşük ritimli tam bir festival filmi aslında The Tree Of Life... Böyle bir filmde Brad Pitt + Sean Penn'i oynatmak, büyük bütçeli diyalogsuz sekanslar sunmak yapımcı için büyük risk...
Seyirci: "Böyle görüntüler için Brad Pittli, Sean Penn'li filme ne gerek var..." " Ancak konu bütünlüğünde hiç akış yok. izleyiciyi filme bağlayan merak duygusundan eser yok ..."
diicektir...

Görsellik dışında filmin araya serpiştirilmiş küçücük konusu ise:
"Sigmund Freud'un savunduğu erkek çocuğun babasını öldürme içgüsüne dair bişii..."
* Diyalogsuz uzun sekanslı filmler
= Sahne Benzerliği de bulunan Kubrick'in 2001 Space Odyssea
ve Tarkovski'nin Solaris'i
(Hitchcock'un da Vertico'da çok uzun bir takip sahnesi var)



Jessica Chastain
Nudografisi: Jolene 8' 15' 19' 24' 30' 1:03' 1:47'

iki Davul üç Bavul...


The Visitor 2007
imdb78
(5bin 5bin 10bin)
z805075100
12w12n


* kesişen yollara dair filmler... Yaşlı yanlız ve farklı takıntılı adamın kendi gibi olmayan insanlarlar kurduğu arkadaşlık baabında = as good as gets mesela... Ya da Amerikalı bir aile ve Uzak doğulu bir ailenin bir ev için kesiştiği yollar baabında Ben Kingsley'in sisler evi imdb78...
Ya da kesişen hayatlar trajedisi olarak başkalarının hayatı... bla bla...

* tanımadığın birilerine misafirperver ve yardımseverlik göstermeye dair...

* Gerçekçi, doğal, yalın filmler... (amerikan bağımısız sineması)

* Amerikanın 11 eylül sonrası göçmenlere ve özellikle müslümanlara uyguladığı önyargılı ve sert tutumu en iyi anlatan film... Profesörün sorduğu sorulara cevap bulamadığı anki isyanına ne demeli... Ya Tarık'ın tek ulaşabildiği hocaya isyan etmesi... Halbuki o tek elinden geleni yapan...

* Filmin süper komik bir yeri var:
tezgahtar kız... Tarığın senagalli sevgilisi... Anne ile tanışıyor... Bir yerde bişiiler içelim diyorlar... Ama tezgahıma kim bakacak diyor kız... Profesör donuk etrafına bakarken çok komik... Tezgah ona kalıyor... Çok komik...

* Filmde doğu batı ahlak anlayışı... Erkekle aynı evde yanlık kalamama mahremiyeti de güzel verilmiş...

* Filmde üst bir çatışma yaratılmış... Doğu batı mukayesesinde davul ile piyano da çarpıştırılarak üst bir örnekleme yapılmış... Batının gelişmiş enstrumanı piyanoya karşı basit bir davulun kavgası ve bir aydın batılı olan profesörün piyanoyu diil davula kendini adayabilmesi...

bana bir masal anlat: zamansız olsun, ölmesin, mutlu sonla bitsin


The Fall 2006
imdb:80
(7500 5000 5000)
907580050

= El laberinto del fauno - Pan's Labyrinth
Dünyanın bir batısından bir doğusundan bu denli birbirine benzer ve paralel iki şaheser çıkması çok enteresan...
=Wizard of Oz gene rüya ile reel arasında gidip gelirken iki farklı dünyadaki insanların aynı olduğu filmler...
= Rüyaların etkili olduğu filmler "science of sleep"
= Cinema Paradiso
Cennet sineması nasıl anlattığı döneme kadar olan erotik sahnelerin resmi geçidiyle bitiyorsa,
The Fall da dönemine kadar olan dublörlerin inanılmaz tehlikeli hareketlerinin resmi geçidiyle bitiyor...

* sembolist filmler
çift renkli filmler, hayali kısımlar ne kadar canlı renklerden oluşsa, Hastane sahneleri de o kadar gri ve kasvetli çekilmiş
* 23 farklı ülkeden süper görüntülere sahip
Türklere ait kısmı ise tabikii semazenler... Tıpkı Baraka'daki gibi...

* Filmde Alexandra'nın kötülükleri kaçırmak için söylediği Googly Googly Googly
bir çeşit gizli reklamdır ... tabikii espri... Filmin yapım şirketinin adı...


bana bir masal anlat. zamanını sen seç
- İsmin Alexandra öyle mi? Pekii Büyük Alexandr'ı tanıyor musun?
(çölde kaybolan iskender'e ulak gelir bir kase su ile... herkes susuzdur tüm askerleri... suyu döker iskender)

* Alexandra diş ağacı için, portakal kabuğuna takma dişleri koyacak kadar saf...

= Baraka (baraka filmindeki ritüel'i yapan rahibi aynen kullanmışlar), "Frida"nın beyin ameliyatı sahnesini birebir kopyalamış. Ya da filmin afişi örneğin, Salvador Dali'nin "Il Volto de Mae West" eserinden esinlenilerek yaratılmış.

= Cell'in de yönetmeni olan Tarsem Singh
Bu sahne imzası gibi her iki filmde de vardı

* Alexandrea'nın doğal oyunculuğu ve konuşması:
-Evinizi kim yaktı
- Kızgın insanlar...

- neden maske takmış yeniden
- onu korkutmak istememiş

* Düşler, esrik ama yakıcı, sınırsız ama kısıtlı bir gerçekliliği barındırmakta...

* beni esir aldigini mi saniyorsun?
sen aslinda kurtaricimsin.
altin kafesteki kus gibiydim.
beni salarak, kalbimi esir aldin.

* Anakronik (zamanın dışında) şeylere sahip filmler (kahpe bizans)

= Masalsı bir filmde kalabalık dublör kullanımı (Hero)

inanılmaz Mekanlar:
3 saniyelik bir piramit görüntüsü için arşivden bir resim kullanmak yerine tüm ekibiyle Mısır'a taşınmış örneğin. Arjantin, Bolivya, Çek Cumhuriyeti, Çin, Endonezya, Güney Afrika, Fiji, Fransa, Hindistan, İspanya, Kamboçya, Mısır, Namibya ve Türkiye... Görüntülerin büyük bir kısmı "dünyada böyle yerler de mi varmış?" dedirten cinsten mimari harikalar ve büyük çoğunluğu Hindistan'ın Rajasthan bölgesinde. Türkiye'ye ise bir Ayasofya sahnesi için gelmiş Singh ve ekibi
filmin geçtiği yerler:
http://thefall-locations.blogspot.com/

Beni en fazla etkileyen yer burası oldu
Chand Baori in Abhaneri, Rajasthan India
daymış



Kısaca Konusu: roy walker (dublör) uğrunda hayatını hiçe saydığı aşkını (sinema, sevdiği kadın / aktrist) yakışıklı, zengin sinclair'e (aktör) kaptırmıştır. dublör artık tükenmiş, yaşamdan (yürümek, aktristle beraber olmak, tekrar filmlerde rol almak) bir beklentisi kalmamış, ölmeye çalışmaktadır. aktör ise her zamanki gibi istediklerini elde etmiştir ama hala kendisinden başka hiçbirşey (aktrist, sinema, aşk) umrunda değildir.
İntihara sürüklenen Roy, son çırpınışı olan hikayesinde hayattaki tüm renkleri ve unsurları kullanıyor... Hikayesinde yaşama dokundura dokundura acısıyla yüzleşiyor... Kutusuyla fiti fiti etrafta takılan küçük kızımız da kendisinin hikayeye alet edildiğinin farkında olmadan Roy'a yardım ediyor. Roy küçük kızı incitmek istemiyor... Hikayeyi mutlu sonla bitirmeye niyeti de yok... Hikayenin bir yerinde kızdan ilacı alırım giderim diye düşünüyor... Sonra kıza zarar verdiğinin farkına varınca işler değişiyor...