32 Ağlatan Filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
32 Ağlatan Filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Umuda Yolculuk - Reise Der Hoffnung




Reise Der Hoffnung
Umuda Yolculuk
Journey Of Hope
imdb76 - 1990

Yabancı Dil Oscar'ını alan ilk Yerli Film
Filmin %90'ı Türkçe
Filmin %90 oyuncuları Türkiye'den
Filmin senaryosu
"Uçurtmayı da vurmasınlar" filminin senaryosunu yazan
Feride Çiçekoğlu...
Yılmaz Güney'in Yol filmi gibi Umuda Yolculuk filminin de Türkiye'deki çekimleri Şerif Gören'in Prodüksiyonunda gerçekleşmiş.
Filmin çok büyük bir kısmı Türkiye'de geçiyor ve Türkiye'de geçen kısımlarını Şerif Gören'in yönetiminin çok büyük katkıları var.
Filmin en estetik görüntüleri Türkiye çekimlerinde...
Filmin imdb'sinde bile İsviçre - Türkiye - Fransa ve İngiltere olarak hangi ülkeye ait olduğunu bu filmin sıralamış. Fransa ve İngiltere sadece yapıma para desteği verdiğine göre bu bir İsviçre ile Türkiye filmidir. Ve Türkiye bir yabancı dil Oscar'ı almıştır.

Oscar töreninde bu acıyı yaşayan aileye ve özellikle İsviçre'de hayatını kaybeden Mehmet Ali'ye ödülü adamıştır.

BURADA VİDEOSU VAR






Her sene Oscar'a giden gidecek film gündeme geldiğinde ya da Türkiye'de geçen bir film Oscar'a
aday olduğunda sosyal medyada tartışmalar başlıyor.
Örneğin bu sene Ayla filmi daha ön adaylar açıklanmadan direk Oscar en iyi dilde yabancı film adayı olduğu duyurmuştu. Halbuki bu yıl Altın Küre alan Fatih Akın'ın filmi Aus Dem Nichts - In the Fade yani Paramparça ön aday olmasına rağmen Oscar Adayı olamadı. Filmin afişinde Türkiye adayı değil direk Oscar adayı yazmak ve ticari bir yalan söylemek de Ayla filmine nasip oldu. Halbuki filmde sağlam bir Amerikancık sahneler de mevcuttu. Hay Allah!... Gene de ben Ayla filmini beğendim. 2016 yılı Oscar Adayı olan Fransa'da yaşayan yönetmenimiz Deniz Gamze Ergüven'in Mustang'ı da yukarıdaki analize benzer bir analiz ile Türkiye - Fransa - Almanya - Katar ülkelerine ait olduğu ve filmin tamamı Türkiye'de ve Türkçe olmasından ötürü bir Türkiye filmi olarak Oscar'a aday olduğunu söyleyebiliriz. Üstelik bu sefer Yönetmen de Türkiye'den...






Oscar'a aday adayı olarak gösterilen Türkiye'den filmler şunlar:
1964 - Susuz Yaz (Ki o sene Altın Ayı'yı kazandı)
1989 - Uçurtmayı Vurmasınlar (Ki en iyi yabancı dil Oscar'ını alan bu filmin senaristi)
1992 - Piano Piano Bacaksız (Ki bu filmin en önemli karakterini oynayan çocuk oyuncu başrolde)
1993 - Mavi Sürgün 1994 - Manisa Tarzanı 1997 - Eşkiya 1999 - Salkım Hanımın Taneleri
2000 - Kaç Para Kaç 2001 - Büyük adam küçük aşk 2002 - 9 2003- Uzak 2005 - Gönül Yarası
2006 - Dondurmam Gaymak 2007 - Takva
2008 önemli... Üç Maymun filmi eğer Türkiye filmi olarak geçiyorsa tek aday adaylıktan son beşe indirgenmeden önceki 9 film arasına girebildi. Bu filmi Türkiye'nin filmi olarak görmeyenler için Oscar'a en çok yaklaşan film Üç Maymun'dur.
2009 - Güneşi Gördüm 2010 - Bal 2011 - Bir Zamanlar Anadolu'da
2012 - Ateşin Düştüğü Yer 2013 - Kelebeğin Rüyası 2014 - Kış Uykusu 2015 - Sivas
2016 - Kalandar Soğuğu 2017 - Ayla




Nur Sürer bu konuda serzenişte bulunmuş bir röportajında:
Kaynak:
http://www.zorunlusahne.com/oscar-umuda-yolculuk-ve-nur-surer/

Soru:
Bu ülkenin bir hikâyesi, bu ülkenin oyuncularıyla Oscar alıyor ama bırakın resmî yapıyı, sinema çevreleri bile bu başarıyı sahiplenmedi. Bunu nasıl açıklarsınız?
Nur Sürer:
O dönem epey ses getirmişti. Belki Oscar bu denli yer de bulmuyordu toplumda. Sonrası malum; hafıza sorunu. Sinemacılar bile konuştuklarında “Ah! Bir Oscar alan filmimiz olmadı.” diyor.

Umuda Yolculuk muhteşem bir film. Filmin en önemli oyuncusu Mehmet Ali'yi canlandıran Emin Sivas çocuk karakteri bir çocuk oyuncu olarak çok iyi canlandırmış. Daha sonra Piano Piano Bacaksız filminde de çok başarılı oynayan oyuncu:
http://eminsivas.blogspot.com.tr/ bu filmindeki başarılı performansı ile umut vaat eden oyuncu ödülüne layık görülmüş.



Filmde başlarda umut dolu buhulu gözler zamanla yerini karamsar düşüncelerin yol açtığı korku dolu bakışlara dönüştüğünü görüyoruz. Filmin ilk yarısında (ki Reprodüksiyonu Şerif Gören'e ait olan kısım bu)  görüntü yönetmeni bazen bir Gökkuşağı ile bazen sıcak aile buluşmaları ile umudu beyaz perdeye çok güzel aktarmış....

Ben Türkiye prodüksiyonunu çok daha başarılı buldum filmi. Filme sert çıkışlar da hayat vermiş. Dedenin başlarda gidişe itiraz etmesi,
"Bu ot bile çıkarken kökleri çıkıyor. İnsan kökünden toprağından kaçamaz oğul..."
Ananın kararsızlığı, git geller, söylenen fiyatların hep katlayarak artması...
Film odağında Aile reisini tutsa da filmin en önemli karakteri çocuk... Çocuğun karakteri çok güzel dantel gibi işlenmiş...  Onula ilgili planlarda meraklı, uyanık, zeki biri olduğunu anlıyoruz.  Hatta böyle olduğu için kardeşlerinin de ileride hayatını kurtaracak olarak onu seçip yanlarında götürüyorlar.



Bir de ülke insanının hikayelerinde kaybeden kazık yiyen yoktur. En ucuza arabayı o almıştır örneğin. Bu konularda yalan söylemeyi de çok severiz. Amca oğlunun isviçre'den yolladığı mektup bu bağlamda çok değerli. Filmin ancak sonunda anlıyoruz. Amca oğlu ne iş bulmuş ne de oradaki yaşam mükemmelmiş...  Ama iş işten geçmiş oluyor. Hep bir kaçırılmışlık kaybedilmişlik hikayeleri ile yoğrulan Haydar acaba ben de elimdeki fırsatı tepiyor muyum algısı ile ölümüne bir yola girmesi belki de bu yüzden.


Norveç'e gidip de yüzlerce Siyasal İslam'a oy veren ve buradan bir türlü anlayamadığımız dincileri de bu film sayesinde az buçuk tanıyoruz. Bir röportajda bunlar şöyle cevap vermişlerdi: 
- Türkiye'de neden siyasal islamı destekliyorsunuz bir Avrupa ülkesinde yaşarken. 
- Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'ne Şeriatı getirecek dinimizin emrettiği gibi...
- Siz de dönecek misiniz o zaman Türkiye'ye?
- Yok biz Şeriatta yapamayız...


Film önemli bir insanlık dramını gerçek insan sorununu gerçek bir hikaye üzerinden masaya yatırmış Yüzlerce benzerlerini bize hatırlatmış. O zamanki Avrupa'ya çalışmak için Türkiye'den gidenlere karşı Avrupa'lının empati kurması için Oscarlık bir film çekmiş.

Flmin Türkiye'de devlet tarafından yüceltilmemesinin ya da halka ulaştırılmamasının iyi bir PR çalışmasının yapılmamasının sebeplerini anlamak güç. Film gerçek bir hikayeden alınmış ama suç cahilliğin ta kendisi. Ve insanımızın hataları üzerinden anlatılıyor pek çok kısmı. Onlara çocukları götüremezsiniz demelerine rağmen pasaport almadan çocuğu da yanlarında götürmeleri bir hata...

Filmin devleti eleştiren belki de tek yeri insan simsarının devleti temsilen sembolik olarak belki de Polise: "Tek tek herkes terk ediyor memleketi - yönetecek kimse bulamayacaksınız" lafı olabilir. O da dediğim gibi çok sembolik olmuş.
Zamanında bir gazetede film için:
“Zavallı sefil üçüncü dünya ve onun biricik kurtuluş umudu olan batı” demiş.
 Belki de negatif propagandalar Oscar almasına rağmen filmin günümüzde bilinirliliğini negatif etkilemiş.

Peki biz SUriye'den zorunlu göçenleri anlatacak
Türkiye'de yaşayanlara Suriye'liler için bir empati oluşturabilecek
Oscarlık bir film yapma konusunda bir şeyler üretebilir miyiz?
Bu kapasitemiz var mı?
Bence Oscar'dan daha önemli bunu tartışabilmek...

Ayla .


Ayla
2017
imdb92

* 2017 yılının en iyi yerli filmi

* Türk sinemasının ağır dramları...

* Filmin gerçek hikayesi: ONEDiO'da iyi anlatılmış. 


* Bu tür filmlere ıskalanan mesele Savaş Karşıtı bir temayı vatan millet sakarya'ya çevirmek.
Kore'lilerin dünya sinemalarında da gösterilen savaşa dair çektikleri bir başyapıt var mesela:
Welkkeom tu Dongmagol 2005 Welcome to Dongmakgol - Dongmakgol'a Hoşgeldiniz
Film bir amerikan askeri - kuzey koreli bir birlik - güney koreli bir birlik ile savaştan hiç haberi olmayan bir dağ köyünde karşılaşmalarının komik hikayesi. Yani tam bir savaş karşıtı film.

* Film bir kaç iyi Hollywood filminden de iyi anlamda izler içeriyordu.
Jerry Lewis'in bir japon çocukla ilgili bir filmi vardı mesela...

*  Filmin bana göre en önemli repliği:
Bu dünya Hazreti Süleyman'a kalmadı diyorlar. Ayla'da kendi babalığı Süleyman'a kalmadı anlıyor. Komünist yüzbaşı düzeltiyor:
Onlar dini masallar ayla benzeri bir şey söylüyor. Film de en aydın en okumuş birden fazla dil bilen kişinin dinlere inanmaması hiç bir şeyi değiştirmiyor tabi ki...


Sinemayı şöyle bir klasmanda da değerlendirebiliriz:
1 Gerçek olayları gerçek kişiler üzerinden anlatan filmler: Örnek "Biyografiler"
2 Gerçek olayları kurgu karakterler üzerinden anlatan filmler: Örnek "Tarihe ışık tutan filmler"
3 Hayal ürünü olayları hayal ürünü karakterler üzerinden anlatan filmler: Sinemanın büyük bir kısmı

    Ayla ile ilgili en büyük tartışma konusu işte bu birinci ve ikinci klasmana dair mukayeseler. Bir
grup gerçek karakterlerin anlatıldığı bu filmden gerçekleri de halka anlatılmasını tarihe ışık tutulması gerekliğinden dem vurmuş ve filmi emparyel güçlerin propagandası olmakla suçlamış...

    Halbuki Ayla filmi tarihe ışık tutmak isteyen yapımcılar - sponsorlar ve sanat ekibine sahip değil. Artı yapımcıların olayın gerçek karakterlerini hırpalamaları konusundaki eleştirilerini de okuyorum... İyi de yapımcılar tabi ki bu projeden maksimum karla çıkmayı düşünen kapitalist düzenin piyonları. Ülkemizde, sinema - dizi ve reklamcıların bulunduğu büyük paraların döndüğü dev bir sektör var. Bunlar böyle olaylarda tabi ki bireyleri çok fazla düşünmezler. Film hakkında medya da



Kore savaşı ikinci dünya savaşı sonrası Doğu bloku ile Batı bloku arasında çok önemli bir gerilim. Japonya'nın sömürgesi olan bölge yıllarca Japonlardan büyük zulüm görmüş. Batı'nın cetvelle çizdiği sınırların arkası önü hep karışmıştır bu da böyle Suriye'de böyle Afrika'daki pek çok ülke de böyle... Güney Kore ile Kuzey Kore'de 38. Paralel olarak ikiye bölünmüş. Kuzey ve Güney Kore savaşı çıktığında ki iki ülke hala barış imzalamadığı için savaş halinde gözüküyor, Kuzey'i sadece Çin destekliyor... Sovyetler'in girmediği bir savaş Kore savaşı.

Film Amerika'yı bir kurtarıcı gibi gösterse de Amerika çok ciddi bir sivil katliamı da yapıyor bu savaşta... Çok ciddi miktarda bomba atıyor ve pek çok şehri sivillerinde öleceği şekilde bombalıyor.
Bu savaştan Japonya çok karlı çıkıyor... Amerika'nın İkinci Dünya Savaşının hemen sonrasındaki bu savaşta gövde gösterisi yapması Japonya'yı üs olarak kullanması Japonya'yı çok ciddi kalkındırıyor.

Bu savaşa Tugay ile binlerce asker gönderen ve cephenin en ön saflarında savaşan ülke Türkiye. Lakin Amerika'nın kore savaşı belgesellerinde bile adını anmaktan imtina etmişler. Binlerce şehit vermişiz...

Peki Menderes'in meclise sormadan gönderdiği askerler ülke için gerekli miydi?
İkinci dünya savaşına girmese de Türkiye el altından Almanlara destek vermiştir.
Savaş sonrası 12 adaların Yunanistan'a verilmesinin sebebi de budur.

Bundan güç alan Ruslar doğu illerimizi ve boğazlardan savaş geçirme hakkını Türkiye'ye bildirir. Türkiye için Birleşmiş Milletler üyesi olması yeterli olamayacağı anlaşılınca acilen NATO'ya girme mücadelesi başlar... 200 yıl boyunca tampon bir imparatorluk olarak ne zaman Ruslar saldırsa İngiltere'nin desteklediği Osmanlı İngiliz ve Fransızların İstanbul'u işgali sonrasında yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Atatürk'ü ciddi desteklemiştir. Her iki tarafın çekiştirdiği bir ülke olmaktan çıkmanın yolu ülkenin iyi yönetilmesinden geçer.

Film bu bağlamda Kuzey Kore'yi ve onun askerlerini kötü gösterdi demek çok da doğru değil. Bu savaşta yetim öksüz kalan sadece Ayla değil. Sırf bu savaştan Türk Birlikleri tarafından bulunan yetim ve öksüzler için Ankara isimli yetimhane bile kurulmuş. Ve bu yetimhane yıkıldıktan sonra da oraya Ankara Parkı demişler.


Filmin Kusurları:
* Çetin Tekindor'un Süleyman'ın gençliğini oynayan İsmail Hacıoğlu'na benzememesi... Çetin Tekindor'un at kuyruğunu filmin çekimleri sırasında kesmemesi.
* Filmin yakın savaş sahnelerinin mantıksızlığı, kötü efektlerle bu sahnelerin sıvanması...


Lion Movie





Lion
imdb:80
2016

* Yılın Dramı

* Yılın en iyi Hollywood ve Avrupa sineması dışındaki Dünya Sineması filmi

* Yılın Ortak Yapımı (Hindistan - Okyanusya)

* Ağlatan Filmler

28W70N
* 6 Oscar Adaylığı... BAFTA ve Golden Globe adaylıkları...



* Anne - Oğul izlenmesi gereken filmler...

* Filmin sordurduğu bir şey var "Anne sizi doğuran mıdır - büyüten midir?"

- spoiler -
- Kendi çocuklarını yapabilmeni isterdim. Biz sana iyi evlatlar olamadık...
- İstesem çocuk sahibi olabilirdim. Evlat edinmeyi ben tercih ettim. Dünyada zaten yeterince insan var, ben ve John sizin gibi acı çeken çocuklara şans olabilmek, Fırsat verebilmek istedik.

Saroo'nun yaşadığı en büyük travma kaybolmak değil bence... Bangladeş'e kadar gidiyor. Orada çok acımasız bir dünya olduğunu fark ediyoruz. Fakirlik had safhada... Çocukların yattığı metro durakları... Pis polis şefi eşliğinde belki de organ mafyasının çocukları toplaması... Saroo buradan zor kurtuluyor... 



Saroo kaybolduktan sonra çok düzgün insanlarla da karşılaşıyor. Ama hep annesi ve abisini tekrar  görebilme derdine düşüyor. Aslında abisi ile yaptığı tren üzerindeki yaramazlıklar onun güçlü bir çocuk olmasını sağladığını düşünüyorum. Evet çok şanslı ama bu şansını çevikliği ve zekasına da borçlu gibi duruyor. 







* ağır spoiler *
Saroo'nun adı Saroo bile değilmiş. Kendi adını doğru söylüyemediğinden Saroo diyormuş... Adı aslında Şaruuu gibi bir şeymiş..



Google Map aracılığı ile binlerce kilometre öteden annesini bulmak için hafızasındaki küçücük detayları sürekli hatırlamaya çalışıyor... Filmin duygu sömürüsü yapmak ve ağlak filmlerde kullanılan klişeler dışına çıkabilmiş... Milyarlık bir ülkede kaybettiğiniz ailenizi binlerce kilometre ötede aramaya çalışmak. Üstelik tüm bu fakirliği bilip de gittiğiniz uygar bir yaşamda sürekli eskiye takılıp kalmak... Filmin gerçek bir hikaye olmasından çok doğal ilerleyişi sayesine içselleştirip uzun uzun iç çekmemize ve sonunda içimizin parçalanmasına yol açıyor.

The Good Lie



The Good Lie 2014
imdb74

* 2014 Yılının en iyi draması

* 2014 yılının en iyi bağımsız filmi

* 2014 yılının dünya meselelerini dert etmiş en başarılı filmi.

* 34. İstanbul Film Festivali seçkilerimden biriydi.
34. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ SEÇKİSİ


Bir Başyapıt

Filmin yönetmeni daha önce'de kuzey afrika'dan kanada'ya sığınma istemiş bir öğretmenin hikayesini anlatmıştı. Bu konuda başarılı bir yönetmen. Filmin adı Monsier Lazhar:
MONSİER LAZHAR KILAVUZKARGA YORUMU


Film şu açıklama ile başlıyor:
1983'te Sudan'da kuzey ve güney arasında din ve kaynaklar konusunda çıkan iç savaşta terk edilen köyler kuzey hükümeti orduları ve milisler tarafından tahrip edildi. 1987 itibariyle binlerce yetim çocuk kilometrelerce yaya olarak yürüyüp. Sahra altı Afrika'ya doğru, Etiyopya ve ardından Kenya'ya kaçtı. 13 yıl sonra "Sudan'ın Kayıp Çocukları" diye bilinen 3600 mülteci ABD'ne yerleşmiş oldu. Bu film onların hikâyelerinden esinlenmiştir.



Filmin ilk yarısı büyük acılarla dolu.  Dünyaları sadece kendi küçücük köylerinden ibaret olan ve tüm aileleri akrabaları katledilen bir avuç çocuğun acı dolu göçü ile başlıyor hikaye. Sefillik, susuzluk, her yerden çıkan ve onları tehdit eden askerler ve hatta hastalıklarla dolu mücadeleleri sırasında onları bir arada tutan tek şey birbirlerine duydukları sevgi bağı. Aralarındaki en önemli iletişim atalarını sıraladıkları ritüel.



Böyle elem ve keder içinde içimizi burkarak acıtan film bu çocukların amerikaya mülteci olarak sığınmaları ile komediye dönüşüyor. =  Tanrılar çıldırmış olmalı filmindeki kola şişesi burada bir şişe alt camına dönüşmüş. Onu tek değerlisi olarak gören çocuk tabi ki amerikaya gittiğinde tanrılar çıldırmış olmalı şeklinde düşünecektir.

İlk gördükleri beyaz kadın için: "Bu beyaz bir inek gibi."
"Derileri yok onların" gibi yorumlar yapıyorlar.



Filme getirebilecek tek kötü yorum iki konuda yarattığı algı yönetimi olabilir:
Birincisi filmin birinci yarısına dair:
Müslümanlar terör estiriyor. Hıristiyanlar misyonerlik hizmetini sonuna kadar başarılı yerine getiriyorlar. Filmin başı bir müslüman katliam sanhesi, sonu rahip olmuş bu katliamdan kurtulan bir sudanlının amerikada klisedeki tebaya yaptığı final konuşması.
İkincisi filmin ikinci yarısına dair:
Bitmeyen tükenmeyen Amerikan Rüyası propagandası.




The Judge

The Judge 2014
imdb75

* Robert Duvall'u ikinci oscar'ına kavuşturacağını düşündüğüm aile dramı.

* 2014 Yılının en iyi aile dramı.

* Baba Oğul izlenmesi gereken filmler.

* Hiç sıkılmadan akıp giden 2014 yılının en iyi mahkeme filmi.

* Mahkeme salonuna gömülmeyen bir dramdır aslında The Judge.
Yan hikayelerinin olduğu ve çözümlendiği, mahkemede değişkenlerin bizi germediği, aslında filmin ana geriliminin baba ile oğul arasında olduğu Mahkeme Filminin dışına taşan bir filmdir.
http://www.kilavuzkarga.blogspot.com.tr/2014/09/baba-ogul-izlenmesi-gereken-filmler.html


Filmin hikayesini ve sinematografisini beğendim, oyunculuklar ise olağan üstü güzeldi. Filmde kasabasına dönerken avukat Robert Downey Jr kardeşimizin cipinden içinden tüm tarlalara doğru yapılan çekim filmin sinematografik harikalarından.

Taşralı ve Şehirli çatışması filmde çok iyi işlenmiş, Robert hayatını mahvettiği ve babasının bundan dolayı onu asla af ettemediği abisinin ondan arada sırada "sorun değil" demesine bile asla izin vermemesi gerçekten insanı filmin sonundaki o iç acıtan repliğe çok iyi hazırlıyor.


Filmin en güzel sahnesi, jüri seçimleri. Kamyonuzun arkasında ne yazıyordan seçiyor jüriyi avukat.
"Karım ve köpeğim kayıp, köpeğimi bulana ödül"

Filmin güzel bir tiradı da var:
"Biliyor musun, ülkenin yüzde 90'ı hayaletlere inanıyor. Yüzde 3'ten azı evrime inanıyor. Yüzde 35'i Homer Simpson'ı ve kurmaca şehrini tanıyabiliyorken yüzde 1'den azı yaratıcılarının adını biliyor. Ama, 12 Amerikan'ı jüriyi oturtup adalet beklediğinde inandığın şeyleri sorguluyorsun. Ama sık sık
doğru kararı veriyorlar."

Filmlede karakter tanırımına çok önem veririm, burada da başarılı, acımasız, şeytanın avukatı Hank Palmer karakteri tuvalette ne mal olduğunu çok iyi gösteriyor. O film boyunca farklı bir cendereden geçecek ve filmin sounda hiç sevmediği, nefret ettiği bir başkasının karakterine dönüşecek. Hank'in bu yolculuğuna çıkmanın mutlak sürükleyiciliğine, mahkeme seven sinemaseverlerin tatmasını tavsiye ediyorum.

No se Aceptan Devoluciones



No Se Aceptan Devoluciones
İnstrucktions Not Included
Çocuk Büyütme Rehberi
2013
imdb77

Meksika filmi

* Bakmayın kahkaha attırdığına bildiğin dram...

* İçinde animasyon olan filmler.
Çamur animasyon olarak kumaşların kullanılması filme büyük bir estetik katmıştır.

* Baba kız izlenmesi gereken filmler
= I am Sam - The Kid

* Çocuk için mahkeme filmleri

= I am Sam - Kramer Kramer'e Karşı

* Gidişat açısından gönderme yapılan film, Hayat Güzeldir.

* 2013 yılının Hollywood ve Avrupa sineması dışındaki Dünya sineması arasında en iyisi
* En iyi latin filmi

* Sinema'da zaman geçişlerine çok önem veriyorum, çocuğun büyümesine dair zaman geçişi tasarısı bence filmin iyi kotarılmış kendine münhasır bir dizi plan ile gerçekleştirilmiş.
Zaman Geçişini sevdiğim filmler: Billy Elliot - Hayat Güzeldir - Nothing Hill

* Üvey baba gelişi filmin bir diğer büyük GAG'ı

* Filmin başında beri inceden inceye işlenen şeyler filmin sonunda ne kadar büyük bir sebebi varmış anlayıp filmi kafanızda geriye sardırıyorsunuz. Film sonu ile benim gözümde tam puan almıştır.

* Johnny Depp göndermesi yarmıştır.
Hatta ben film sahnesi olarak Maskeli Süvari çekimi sandım - süper olmuş...

* Messi'nin soyadındaki bir s'yi yanlış yazması üzerine Baba'nın uydurma bahaneleri yarmıştır:
 Anneye ait bir tane fotoğrafın çeşitlemeleri ve bütün bunların bir mantıklı açıklaması vardır:
 Evin her yerinin oyuncakla dolu olması, Babanın okulda kızının başarısız olmasını umursamaması...

Anne seçmeleri de bu bazda yapılır, bu sahne gerçekten çok komik:


* Borularını temizleme argo'sunu ilk Twins filminde Danny DeVito'dan duymuştum.

* Filmin o akdeniz - latin mizahının örnekleri filmin tek olumsuz yönleriydi.

Filmdeki devamlılıklar:
10 dolarlık taksi paraları
Alzaymır Kapıcı'nın ikide bir asansör arıza parasını istemesi.

Filmde çok fazla latin güzel hatun olduğunu söyleyebiliriz.


Ali Zaoua Kasablanka Prensi

Ali Zaoua Prince De La Rue
Ali Zaoua Principe De Casablanca
Ali Zaoua Kasablanka Prensi
imdb75
2000

Sokak çocuklarına dair, hiyerarşisi bu hiyerarşide tecavüzden, işkenceye, uyuşturucudan, cinayete yaşanılan acıları tüm çıplaklığı ile anlatan Tunus filmi.
Bir Arap coğrafyası filmi olduğu için, bizim sokak çocuklarımızın başlarına neler geliyor kısmını çok iyi öğrenmiş oluyoruz.






Kasablanka'da geçen filmler:
Casablanca'da geçen ikinci bir başyapıt
Birincisi Casablanca 1942
Marx Kardeşlerin:
A Night in Casablanca (1946)'ı imdb70
Van Damme'ın çektiği: The Eagle Path 2010




= İçinde animasyon olan filmler.



Ölmeden önce izlenmesi gereken 1001 film arasında


2000 Yılının Batı dışı en iyi ikinci filmi








20W2N20 Ödül Almış, Milan Stocholm Montreal ...
ama en önemlisi Zlin Çocuk Filmleri Festivalinden en iyi film ödülü ile dönmeleri.


Sinema Tarihinin En İyi 10 Sokak Çocuğu filmi arasındadır.
= Pal Sokağı Çocukları, Slumdog Millioner,
Vanessa Paradis'in oynadığı, Elisa imdb67
(bu filmin bir yerinde Old Boy gerilimi yaşanır)
Última Parada 174
Pixote: A Lei do Mais Fraco
Bu konuda belgesel:
Children Underground


Filmin şokunu hala da atlatamıyorum, sokak çocuklarına dair bir başyapıt.
Sokak çocuklarının kalabalık bir çetesinde, çete liderinin tecavüzlerinden kaçan dört çocuk var. Tiner çekiyorlar. Birisinin annesi hayat kadını ve çocuğunun gözlerini satmış. Bunu duyan çocuk kaçıp sokaklarda yatmaya başlamış. Ona prens diyorlar çünkü en akıllıları o. Daha filmin başında ona tecavüz edemediği için delirmiş çete lideri tarafından öldürülüyor. HAlbuki onun bi hayali var. Denizci olmak. Onun yanında yer alan 3 arkadaşı ona güzel bir cenaze töreni düzenlemek için film boyunca hem çeteyle, hem toplumla, hem de kendi aralarında çatışıyorlar.
Çocukların bir sloganı var, Hayat dendiğinde "BOK ÇUVALI" diye bağırıyorlar.
Yalnız film bütün bu kötülüğü, pisliği, acımasızlığı anlatırken birden şiir gibi bir sona bürünüyor... İnsanın ağlamaması mümkün değil...

* Film bize en yakın sokak çocukları tipini anlattığını düşünüyorum, Çünkü Tunus'un sokak çocukları da tiner çekiyorlar.

Filmin Kadınları:
Ali'nin Hayat Kadını Annesini oynayan:
Çocuklardan biri ona aşık, belki de anne sıcaklığını buluyor. Bu konuda aralarında en şanslı olan o.
Amal Ayouch













Nadia Ould Hajjaj
Çocuklardan biri ona aşık, sık sık şehrinde kesişiyorlar, elinde onun fotoğrafı var.



Amour

Amour - Love - Aşk
imdb80
Ağır Trajedi

* Çok nadir işlenmiş bir konu, iyi anlatım, süper oyunculuk olmasına rağmen bende hayal kırıklığı yaratan film.

* Forumlarda, adı aşk kendisi işkence, izledikten sonra Haneke'nin suratına okkalı bir tokat atasım geldi, - 50 ibaresi şart (50 üstünün moralini bozabilir) gibi uç kelamlara bu bağlamda az da olsa hak verdim...

* Yaşlı kadın - yaşlı adam hikayesi konusunda zirve filmim (iki kere de tiyatro oyununu izlediğim) On Golden Pond imdb76'dır.
Sinema tarihinin en sevdiğim yaşlı kadını: Harold an Maude'deki Maude'tür imdb80 (1971)

* Haneke seyircisi bu filme tapmıştır, bunu kabul ediyorum... 2000'li yılların en sevdiğim avrupa filmleri listemde bir Haneke filmi yok... Bu da geçen yılın en iyi avrupa filmi olamaz benim için... Lakin avrupa filmi seyircisini yeteri kara memnun etmiştir diye düşünüyorum yine de.

* Filmi sonuna kadar izlememi sağlayan, bir kaç hayal dışında şu diyalog oldu:

Sol tarafı felç olmuş yaşlı kadın, bir ayağı topallayan öteki ayağı çukurda kocası yani aşkına gazeteyi açıp şunu okur:
- Dinle, burcumu okuyorum.
İlkeniz: Çok enerjiksiniz
ama daha ciddi olmalısınız.
Aşk: İhtiyacınız olan
birinci sınıf bir diyalog.
İş: Kendinizi tekrar motive
ediyorsunuz. Ama dikkatli ilerleyin.
Sağlık: Egzersiz yaparak gevşeyin.
Böylece pizzalara da yer açarsınız.

- Bu saçmalıkları okuduktan sonra bir de başkalarına suç atma.
- Yarın öğleden sonra Pierre'in cenazesi var. Gitmen gerekir.
- Korkarım öyle. Gitmeyi hiç istemesem de.
- Çok az insan cenazelere gitmekten hoşlanır.
- Ben birkaç kişi tanıyorum. Annette mesela, siyahları giyinmek için sabredemez.
- François da, şu aptal...
- Çok kötüsün.
- Kimse cenazene gelmese ne hissederdin?
- Hiçbir şey, herhalde.

Dedemin insanlari



Dedemin İnsanları 2011

* Yine yeni yeniden bizi duygulandıran bir Çağan Irmak - Çetin Tekindor şaheseri
= Babam ve Oğlum

* Ülkenin önemsediği gerçeklerin kayboluşunun mübadele olayını arka plana alıp anlatan film...

* Dönem Filmi (ve bunu çok başarıyla aktarmış)

* Çıraklardan babası ustabaşı olan, göçüp gelmiş ailenin çocuğunda kendini görmek filmdeki yönetmenin kör gözüne parmak olmayan tek metaforuydu?

* Filde kullanılan Kaleydoskop'a dair... (Çırak: memleketimin çiçeklerine benziyor demesi!)

* Orda Türk diyorlar burada Almancı diyorlar gerilimi 90'larda falan yaşandı... İki ülkenin de sahip çıkmadığını iddia eden gurbetçilerin yakınmalarıydı bunlar... Demek 70'lerde de Mübadele ile gelende aynı şey yaşanmış oradan Türk diye kovulanlar burada Rum diye dışlanmış ve hatta pencereleri taşlanmış...

- Bilirsin noktayı koymak ne ka zor olsa da, tamamlanmamış cümleler eksik kalmışlara göre daha az acı verir.

* Gülcemal Vapuru "Ella Bre Gülcemal!"

* Göçmenlerin (ki bizler) ağladığı filmdir.



october sky

October Sky

Yılın Baba-oğul Filmi: 1999
October Sky imdb:76


* Filmde en önemli sahne, çocuğun okulda çok başarılı olması, fen deneylerinin ülke çapında bir yarışmaya kabül görmesine rağmen babasını kırmamak için kömür madenine indiği sahne. Biz de tam tersi olur ya okumayan çocuk sanayiye vermekle tehdit edilir. Çocuğun gözü göklerdedir. Yaptığı füzeler gözyüzünü deler geçer... Ama kader onu yerin dibine hapsedecektir.
İyi bir bilim adamı biyografısi.

* Amerikanın tarihi yok diyenlere, Amerikan sinemasının inatla kendi bilim adamlarının tarihini anlattığı filmler çekmesi ve bizim hala daha onların tarih filmleri çekmemiz ile alay etmemiz... Peh!


* Anagramlı film isimleri:
Amerikalılar bunu seviyor.. LOST'ta çok fazla anagram keşfetmişlerdi... Buradaki anagaram mükemmel ... Filmin uyarlandığı "Rocket Boys" kitabın adındaki harfler yer değiştirerek bu filmin adını şeettirmişler ...

* Süper bir baba oğul filmi... Babanın yerin altına giderken oğlun gökyüzüne doğru açılması çok ironik bir dram...

ağlatan sahne:
- Sonunda kahramanınla tanışmışsın...
- O büyük bir bilim adamı... ama benim kahramanın sensin baba...

* Asıl inanılmaz futbol takımının kaptanının seni kıskanması oolm!

* yapılan şeyin imkansızlığını anlatan hoş bir espri vardı bulucam onu yazıcam buraya...

* İnandığınız şeyin peşini bırakmamanın öyküsü bu.
Sıcacık insanı etkileyen filmlerden biri.

* İnsanı durduk yere ağlatan filmler.

* Ağır bir dramı zaman zaman yapılan küçük espriler yumuşatmış, Bir baba - oğul filmi başyapıtı.
- eksi -

- bir eksi yorumu-
*insanin umutlarinin, gayretinin ve hayallerinin ona yasam hakki sunabileceginin, "ruyasini" gerceklestirebileceginin kaniti.. hayal etmekle, eyleme gecmenin arasindaki ince cizgide, destek ve inancla ilerlemenin kazandirabilecekleri.. gercek bir film, ve bu kadar guzel olmasi gercekligiyle paralel gidiyor.
"hayallerimizi" silip, mantığa yenilmemizin, kendimizi ve arzularimizi unutup, ruhumuzda uyanan istekleri yoketmemizin, bizi hayattan ne kadar uzaklastirabilecegi ile ilgili.. ve aksini gerceklestirebilenlerin, ne kadar mutlu olabilecegiyle.. "gercek" bir ruya. hayata indirgenip, nefes alabildigi icin de guzel bir "gercek".