* başyapıt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
* başyapıt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

What We Do in The Shadows


What We Do in The Shadows
Aylak Vampirler
2014
imdb77
26Wins18N

Filmin konusu: Bi BELGESEL ekibi
(Sarımsak ve haç takarak :) 
SIRADAN VAMPİRLERİN YAŞADIĞI bir BEKAR evinden onların modern yaşantıya nasıl uyum sağladıklarını çekmeye karar verir. Amaçları VAMPİR olarak yaşamanın zorluklarını ezber bozacak bir dille seyircinin beğenisine sunmaktır.
Bu kadar komik olmasının nedeni Vampirler - Kurt Adamlar gibi çok işlenmiş seyirci tarafından pek çok klişe yaşam şekilleri ezberleniş yaratıkların günümüz öğeleri ile harmanlandığında ortaya çıkan absürtlükler. 
Örneğin: * Vampirlerini ilk defa internet ile karşılaşmaları. Dürterek çok fazla insana işkence eden karakterin internetten oturduğu yerden insanları "DÜRTEBİLDİĞİNİN" farkına varması. 
* Youtube'da gün doğumunu izlerken küfretmeleri. 
Absürt mizah olarak: 
Aynada kıyafet deneyemediklerinden çizerek kıyafet seçmeleri. 
Tabut altına koyduğu sevgilisinin fotoğrafına... 

2014 yılının en iyi Korku Ti'si (Gelmiş geçmiş en iyi korku Ti'si film "Shaun of the Dead" tir.. Bu film onun kadar komik. 
2014 yılının en iyi absürt komedisi (Buna da örnek olarak Beter Böcek filmi buna en yakın korku absürt filmi diyebilirim) 

Tüm zamanların en iyi 10 komedi Mockumentary filmleri arasında. 
Bana göre liste: 
1 What We Do in The Shadows
2 This Is Spinal Tap
3 Kamera wo tomeruna!,
4
Zelig (Woody Allen)
5 Brüno (Sacha Baron Cohen)
6 Take the Money and Run (Woody Allen)
7 Borat (Sacha Baron Cohen)
8  Er Ist Wieder Da (Bu hitler hicvini çok fazla Mockumentary olarak görmüyor sinema eleştirmenleri ama bence öyle) 
9 
A Cock and Bull Story
10 Waiting for Guffman

Bu ara sinema tarihinin en önemli Mockumentary filmi  
The imposter 2012 Hayat Avcısı filmidir. İnsanın kendi sorunlarını çözmek için beyninin oynadığı "RASYONELLEŞTİRME" nin sınırlarının olmadığını anlatan örnek bir başyapıttır. 


Komedi türü olarak bu filme en yakın Mockumentary ise: Metal Müzik Ti'si "This Is Spinal Tap" Rokumentary'sidir. Üstelik iki film de gülme krizine sokacak kadar komikler. 

Kilavuzkarga Film Listeleri: 
Sinema Tarihinin en iyi erotik esprileri arasında burada yer alan bir espri: 

Siz Vampirler neden Bakire Kızdan beslenmeyi çok seviyorsunuz?
Deacon: A
slında çok özel bir sebebi yok, hani sanırım bizim bakire kanı içmemizin sebebi kulağa havalı gelmesi.
Vladislav: B
en olaya şöyle bakıyorum. Bir sandviç yiyecekseniz sanırım onu daha önce kimsenin xkmemiş olduğunu bilirseniz daha çok zevk alırsınız.

Diğerlerini merak ediyorsanız: 
https://kilavuzkarga.blogspot.com/2012/06/1-numara-punch-line-punch-line.html

Kelime esprileri de bir harika filmin: 
"we are werewolf not swearwolf."

Kurt adamlarla ilgili: Vampirler ile Kurt adamlar sanki sokak çete savaşına tutulurlar. Ağı dalaşında şu diyalog geçer. 
Vampirler: Siz gidin apış aranızı koklayın. Derler
Kurt Adamlardan biri: Biz kendi apış aramızı koklamıyoruz. Birbirimizin apış arasını kokluyoruz. Bu bir tür selamlaşma yöntemimiz. 
Bunun üzerine bir vampir küçük bir sopa parçasını fırlatır. Kurt adamlardan biri koşarak onu ağzıyla getirmek getirmek ister... 

Türünün en iyi örneklerinden. Mutlak izlenmesi gereken komedi başyapıtlarından. 
İZLE İZLETTİR... 

Ölümlü Dünya


Ölümlü Dünya
imdb:81

* Yılın en çok güldüren filmi olmaya namzet... Hani bizi bu kadar güldürebilecek bir film daha çekilebilirse... Risk alınmış ve gişe eder formüllerinin dışında klişeden uzak kaliteli bir komedi filmi çekilmiş.

* Yılın Yerli Başyapıtları arasında.
Türkiye sinemasının en iyi 100 filmi arasında şimdiden girdiğini düşünüyorum.


Yılın en iyi komedisi olabilir; Çünkü,
- Hollywood komedi filmleri son zamanlarda büyük çöküş içinde.
- Türk avam komedisi de artık o kadar güldürmüyor diye düşünüyorum.
(Avam türk komedisi yani andavalların cep doldurma derdince çektiği estetik ve mizah yoksunu filmler maalesef liseli bir tayfa ile ne yapsan tutuyor formatında. Bunlardan sinemamızı temizlemenin yolu bu ve benzeri kaliteli komedilere destek vermekle mümkün bence)
- Cem Yılmaz'ın filmi çok estetik - kaliteli - büyük emek verilmiş ama komedisi ve senaryo akışı açısından zayıftı. Arif Işık tipik bir yerli komedi karakteri. Cem Yılmaz başroldeki tipi konusunda zaten çok risk alan biri değil. Türk uzaya giderse - Türk eski çağa giderse...

Bu film bu bağlamda ilaç gibi geldi diyebilirim.




* Köklü bir organizasyona bağlı kiralık katil işi yapan ama bir kobi paravanında bunu yaparken işi de küçük bir aile şirketi otantikliğinde gerçekleştiren; yaptığı işin ciddiyeti ile mukayese ettiğinizde bu kadar gerizekalı olmalarına rağmen tesadüflerle mi ayakta kalmış bunlar dediğiniz; bir grubun kendilerini görevlendiren iş veren bin yıllık üst akıla ait tepedeki adamlarla imtihanı diyebiliriz,
Bu film için.

* Yani teşbihte hata olmaz DALTONLAR gibiler. Yalnız burada beyin aile reisi biraz daha sakin....

* Bu tür merkez teşkilatıyla mücadeleye girişen kişi ve grupların filmlerine bakarsanız:
John Wick - Josen Bourne - James Bond - Ethan Hunt (Mission imposible) ya da Liam Neeson'ın Jason Statham gibi adamların filmlerinde görüyoruz ki teşkilatla mücadele edenler gayet yetenekli - zeki ve işbilir tipler oluyor. Bizimkiler yukarıda bahsettiğim gibi gerizekalı olmasalarda bunların yanında pejmürde durduğundan dolayı bu filmin bu ve benzeri filmlerin bir PARODİ'si olduğunu düşünüyorum. Türk bir aileyi böyle kendi suç örgütü ile mücadelesi komedisi diyebiliriz yani filme.

Filmin müzikleri seyirciye yabancı olmayan şarkılardan seçilmiş ve sahnelere cuk oturtulmuş ya da oturmuş diyebilirim.

Türk Sineması Altın çağındaki kalıba yavaş yavaş dönüş yapmakta.
- ARZU filmin iz düşümü BKM
- Kemal Sunal filmleri bugünün Recep İvedik filmleri
- Zeki Alasya - Metin Akpınar 'ın yerini Ahmet Kurap - Murat Cemcir
Bir tane eksik vardı. Ertem Eğilmez'in bir çok komiği iyi harmanladığı - Senaryolarını Sadık Şendil - Yavuz Turgul gibi üstatlarla ve oyuncuların katkıları ile oluşturulmuş Ertem Eğilmez filmleri tadında bir ekip komedi sineması.

Ölümlü Dünya filmi de zaten "Köyden indim şehire" filmindeki Zeki Alasya'nın altınları sayarken bizi komaya sokan "Himmet Abeey" ile başlayan diyaloglar bütününü hatırlatan ya da o tatta bir ceset sayma sahnesi ile güldürmeye başlıyor.
BKNZ

Film Guy Ritchie konseptinde Tarantino diyaloglarına benzer diyaloglara sahip absürt komedi denilen bir aksiyon komedi filmi.
(Filmin aksiyon sahneleri çok başarılı konuyu açmışken söyleyeyim.)

Filmde bir kaç kişi orijinal mizahını beyazperdeye taşımış. Bunlardan biri Feyyaz Yiğit.
Feyyaz Yiğit Okan Bayülgen'in programında "Lost Bozdu. Öyle böyle değil çok bozdu" şeklinde uzun ve gereksiz kelimelerle bezenmiş anlatımını bu filme de çok güzel kullanmış. Her türlü beceriksizlik ve gereksizliğine rağmen sık sık söz alıp hata üstüne hata yapıyor.
Feyyaz Yiğit'in meşhur "Lost çok bozdu" konuşması.





Aziz Kedi zaten çok yetenekli bir eksi yazarıydı. O da Eksi mizahını çok iyi taşımış filme. O da senaristlerden. Kendisi Ekşi dergiyi tek başına çıkarmıştı. Aziz Kedi'yi de Ted X konuşmasından kendisini ve üslubunu çok iyi anlayabiliriz. BKNZ

Burada bizi çok gülderen eksi sözlük mizahına yakın mizah olarak:
Feyyaz'ın lokantanın WiFi şifresini Mr Stolk'a verdiği sahneyi örnek gösterebiliriz.
Sessiz dili ile yapılan tartışma dada Eksi mizahının absürtlüğü varmış gibi...

Stupidy mizahda Kemal Sunal - Şahan Gökbakar tadında Doğu Demirkol çok iyi çıkarmış. Ve tabi rol alabilme babında Alper KUL'un da (ki ben Kemal Sunal gibi bu adam iyi bir ekibin içinde çok iyi kendi başrol olunca sıçıp sıvıyor) çok güldürdü. Film ciddi bir teşkilatın sıradan küçük ölçekli kobi işleten kalabalık aile formatına oturtturulması - Ciddiyet ve salaklık arasındaki dengesizlik üzerine inşa edilmiş.

Mizahın matematiğinde bu toprakların keşfettiği Pişekar - Kavuklu dengesinde Pişakar yani ciddi adam dengesini de başta Ahmet Mümtaz Taylan ve bu oyuncuların dışındaki yan rolleri oynayanlar ki en başta Semaver Kumpanyadan biri ile start almışlar (Doğum günü partisinin Kahya'sı) ... Kız isteme sahnesindeki BABA... Merkez teşkilattan gelen Müfettiş... vb.

Beni gülme krizine sokan sahneler:
Seyyal Taner - Bedüş - Drakula - Kelebek...
Mervemermermervemermermervemermer
(yenge paraların üstüne yatmış abi)
Palto giyme sahnesi

Diyaloglar harika
Aksiyon sahneleri sırıtmıyor
Orijinal bir mizah var
Eh kahkaha da attırıyor...

Daha da zorlama işte film olmuş. Bence güldürüyor izleyin izlettirin. NET... Nokta..



Dip Not:
Luc Besson'un The Family filminde denemek istediğini bu film başarıyor.
Hem de çok daha küçük bir bütçeyle... Kat be kat daha komik mafya aile komedisi yapmışlar...

Mafya komedileri arasında Stallone'nin OSCAR filmini beğenirim. Aynı kefeye konmasa da mafya aile komedisi babında benzerlik içeriyor.

Umuda Yolculuk - Reise Der Hoffnung




Reise Der Hoffnung
Umuda Yolculuk
Journey Of Hope
imdb76 - 1990

Yabancı Dil Oscar'ını alan ilk Yerli Film
Filmin %90'ı Türkçe
Filmin %90 oyuncuları Türkiye'den
Filmin senaryosu
"Uçurtmayı da vurmasınlar" filminin senaryosunu yazan
Feride Çiçekoğlu...
Yılmaz Güney'in Yol filmi gibi Umuda Yolculuk filminin de Türkiye'deki çekimleri Şerif Gören'in Prodüksiyonunda gerçekleşmiş.
Filmin çok büyük bir kısmı Türkiye'de geçiyor ve Türkiye'de geçen kısımlarını Şerif Gören'in yönetiminin çok büyük katkıları var.
Filmin en estetik görüntüleri Türkiye çekimlerinde...
Filmin imdb'sinde bile İsviçre - Türkiye - Fransa ve İngiltere olarak hangi ülkeye ait olduğunu bu filmin sıralamış. Fransa ve İngiltere sadece yapıma para desteği verdiğine göre bu bir İsviçre ile Türkiye filmidir. Ve Türkiye bir yabancı dil Oscar'ı almıştır.

Oscar töreninde bu acıyı yaşayan aileye ve özellikle İsviçre'de hayatını kaybeden Mehmet Ali'ye ödülü adamıştır.

BURADA VİDEOSU VAR






Her sene Oscar'a giden gidecek film gündeme geldiğinde ya da Türkiye'de geçen bir film Oscar'a
aday olduğunda sosyal medyada tartışmalar başlıyor.
Örneğin bu sene Ayla filmi daha ön adaylar açıklanmadan direk Oscar en iyi dilde yabancı film adayı olduğu duyurmuştu. Halbuki bu yıl Altın Küre alan Fatih Akın'ın filmi Aus Dem Nichts - In the Fade yani Paramparça ön aday olmasına rağmen Oscar Adayı olamadı. Filmin afişinde Türkiye adayı değil direk Oscar adayı yazmak ve ticari bir yalan söylemek de Ayla filmine nasip oldu. Halbuki filmde sağlam bir Amerikancık sahneler de mevcuttu. Hay Allah!... Gene de ben Ayla filmini beğendim. 2016 yılı Oscar Adayı olan Fransa'da yaşayan yönetmenimiz Deniz Gamze Ergüven'in Mustang'ı da yukarıdaki analize benzer bir analiz ile Türkiye - Fransa - Almanya - Katar ülkelerine ait olduğu ve filmin tamamı Türkiye'de ve Türkçe olmasından ötürü bir Türkiye filmi olarak Oscar'a aday olduğunu söyleyebiliriz. Üstelik bu sefer Yönetmen de Türkiye'den...






Oscar'a aday adayı olarak gösterilen Türkiye'den filmler şunlar:
1964 - Susuz Yaz (Ki o sene Altın Ayı'yı kazandı)
1989 - Uçurtmayı Vurmasınlar (Ki en iyi yabancı dil Oscar'ını alan bu filmin senaristi)
1992 - Piano Piano Bacaksız (Ki bu filmin en önemli karakterini oynayan çocuk oyuncu başrolde)
1993 - Mavi Sürgün 1994 - Manisa Tarzanı 1997 - Eşkiya 1999 - Salkım Hanımın Taneleri
2000 - Kaç Para Kaç 2001 - Büyük adam küçük aşk 2002 - 9 2003- Uzak 2005 - Gönül Yarası
2006 - Dondurmam Gaymak 2007 - Takva
2008 önemli... Üç Maymun filmi eğer Türkiye filmi olarak geçiyorsa tek aday adaylıktan son beşe indirgenmeden önceki 9 film arasına girebildi. Bu filmi Türkiye'nin filmi olarak görmeyenler için Oscar'a en çok yaklaşan film Üç Maymun'dur.
2009 - Güneşi Gördüm 2010 - Bal 2011 - Bir Zamanlar Anadolu'da
2012 - Ateşin Düştüğü Yer 2013 - Kelebeğin Rüyası 2014 - Kış Uykusu 2015 - Sivas
2016 - Kalandar Soğuğu 2017 - Ayla




Nur Sürer bu konuda serzenişte bulunmuş bir röportajında:
Kaynak:
http://www.zorunlusahne.com/oscar-umuda-yolculuk-ve-nur-surer/

Soru:
Bu ülkenin bir hikâyesi, bu ülkenin oyuncularıyla Oscar alıyor ama bırakın resmî yapıyı, sinema çevreleri bile bu başarıyı sahiplenmedi. Bunu nasıl açıklarsınız?
Nur Sürer:
O dönem epey ses getirmişti. Belki Oscar bu denli yer de bulmuyordu toplumda. Sonrası malum; hafıza sorunu. Sinemacılar bile konuştuklarında “Ah! Bir Oscar alan filmimiz olmadı.” diyor.

Umuda Yolculuk muhteşem bir film. Filmin en önemli oyuncusu Mehmet Ali'yi canlandıran Emin Sivas çocuk karakteri bir çocuk oyuncu olarak çok iyi canlandırmış. Daha sonra Piano Piano Bacaksız filminde de çok başarılı oynayan oyuncu:
http://eminsivas.blogspot.com.tr/ bu filmindeki başarılı performansı ile umut vaat eden oyuncu ödülüne layık görülmüş.



Filmde başlarda umut dolu buhulu gözler zamanla yerini karamsar düşüncelerin yol açtığı korku dolu bakışlara dönüştüğünü görüyoruz. Filmin ilk yarısında (ki Reprodüksiyonu Şerif Gören'e ait olan kısım bu)  görüntü yönetmeni bazen bir Gökkuşağı ile bazen sıcak aile buluşmaları ile umudu beyaz perdeye çok güzel aktarmış....

Ben Türkiye prodüksiyonunu çok daha başarılı buldum filmi. Filme sert çıkışlar da hayat vermiş. Dedenin başlarda gidişe itiraz etmesi,
"Bu ot bile çıkarken kökleri çıkıyor. İnsan kökünden toprağından kaçamaz oğul..."
Ananın kararsızlığı, git geller, söylenen fiyatların hep katlayarak artması...
Film odağında Aile reisini tutsa da filmin en önemli karakteri çocuk... Çocuğun karakteri çok güzel dantel gibi işlenmiş...  Onula ilgili planlarda meraklı, uyanık, zeki biri olduğunu anlıyoruz.  Hatta böyle olduğu için kardeşlerinin de ileride hayatını kurtaracak olarak onu seçip yanlarında götürüyorlar.



Bir de ülke insanının hikayelerinde kaybeden kazık yiyen yoktur. En ucuza arabayı o almıştır örneğin. Bu konularda yalan söylemeyi de çok severiz. Amca oğlunun isviçre'den yolladığı mektup bu bağlamda çok değerli. Filmin ancak sonunda anlıyoruz. Amca oğlu ne iş bulmuş ne de oradaki yaşam mükemmelmiş...  Ama iş işten geçmiş oluyor. Hep bir kaçırılmışlık kaybedilmişlik hikayeleri ile yoğrulan Haydar acaba ben de elimdeki fırsatı tepiyor muyum algısı ile ölümüne bir yola girmesi belki de bu yüzden.


Norveç'e gidip de yüzlerce Siyasal İslam'a oy veren ve buradan bir türlü anlayamadığımız dincileri de bu film sayesinde az buçuk tanıyoruz. Bir röportajda bunlar şöyle cevap vermişlerdi: 
- Türkiye'de neden siyasal islamı destekliyorsunuz bir Avrupa ülkesinde yaşarken. 
- Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'ne Şeriatı getirecek dinimizin emrettiği gibi...
- Siz de dönecek misiniz o zaman Türkiye'ye?
- Yok biz Şeriatta yapamayız...


Film önemli bir insanlık dramını gerçek insan sorununu gerçek bir hikaye üzerinden masaya yatırmış Yüzlerce benzerlerini bize hatırlatmış. O zamanki Avrupa'ya çalışmak için Türkiye'den gidenlere karşı Avrupa'lının empati kurması için Oscarlık bir film çekmiş.

Flmin Türkiye'de devlet tarafından yüceltilmemesinin ya da halka ulaştırılmamasının iyi bir PR çalışmasının yapılmamasının sebeplerini anlamak güç. Film gerçek bir hikayeden alınmış ama suç cahilliğin ta kendisi. Ve insanımızın hataları üzerinden anlatılıyor pek çok kısmı. Onlara çocukları götüremezsiniz demelerine rağmen pasaport almadan çocuğu da yanlarında götürmeleri bir hata...

Filmin devleti eleştiren belki de tek yeri insan simsarının devleti temsilen sembolik olarak belki de Polise: "Tek tek herkes terk ediyor memleketi - yönetecek kimse bulamayacaksınız" lafı olabilir. O da dediğim gibi çok sembolik olmuş.
Zamanında bir gazetede film için:
“Zavallı sefil üçüncü dünya ve onun biricik kurtuluş umudu olan batı” demiş.
 Belki de negatif propagandalar Oscar almasına rağmen filmin günümüzde bilinirliliğini negatif etkilemiş.

Peki biz SUriye'den zorunlu göçenleri anlatacak
Türkiye'de yaşayanlara Suriye'liler için bir empati oluşturabilecek
Oscarlık bir film yapma konusunda bir şeyler üretebilir miyiz?
Bu kapasitemiz var mı?
Bence Oscar'dan daha önemli bunu tartışabilmek...

Three Billboards Outside Ebbing, Missouri



Three Billboards Outside Ebbing, Missouri
imdb84
2017

* 2017 yılının en iyi filmi.

* Yılın en başarılı draması.



* Din adamına gereken ayarın verildiği filmler. Tirat olarak en başarılılar arasında diyebilirim.
= Bir başka iyi örneği için bakınız "İçimdeki Deniz" filmindeki Bardem'in Rahip ile girdiği diyalog.



* Merkezden uzak, uzak olduğundan dolayı da insanların dünyalarının da küçük - hayata bakışlarının da dar bir pencere olduğu bir kasaba'da öfke'nin git gide karşılıklı birbirinin tetiklediği olaylar silsilesi diyebiliriz bu filmin özeti olarak. Bu basit insanların çok büyük şiddet girişimlerini yönetmen öyle ustalıkla anlatmış ki izlerken gerilmiyor aksine bir gülümseme ile filmin akışına bırakıyorsunuz kendinizi.

* Filmin bir güzel yanı da özürler ve kabul edilme şekilleri.
Spoiler:
Şerifin mektupları gözleri yaşartmıştır...
Hastane sahnesi ise bir o kadar güldürmüştür...





* Filmde küçük bir kasabayı mikrokozmoz haline getiren yönetmenimiz her bir karakteri ayrı bir inceleme konusu yapabilecek kadar da iyi tanımlayabilmiş. Modern yaşantı içindeki kötülüğü ve acıyı su üzerine çıkarabilmesi de yönetmeni ayrı bir deha yapıyor gözümde.



* Yılın mutlak izlenmesi gereken başyapıtları arasında. NET...

The Big Sick


The Big Sick
imdb77
2017

* 2017 yılının en iyi komedisi.
* Diyalog başyapıtları.

* Sinema tarihinin en iyi romantik komedileri arasında.

* Müslüman Stand - Up çının Amerikan bir kadın ile yaşadığı kültür çatışması... Senaryo'yu eşiyle birlikte yazması da ayrı bir güzellik katmış.



Müslüman olduğu için kızın ailesi ona olmadık sorular soruyor:
- 9/11 hakkında ne düşünüyorsun?
- Neden bana soruyorsun ki?
- Birileri ile hep konuşmak istedim. Senin görüşün ne bu konuda?
- Çok üzücü bir olay... Tam bir trajedi. En iyi 19 adamımızı kaybettik. ... ŞAKA ŞAKA...


Ben filmin esprilerini beğendim.
- Komadan çıktığında bambaşka bir adam olabilir. Benim kuzenim komaya girdi ve çıktığında bir başka dil bildiğinin farkına vardı. O dille konuştu.
- Gerçekten mi? Hangi dil?
- Çok çabuk gelişti olay. Günler sonra konuştuğu dilin bir başka dil olmadığını beyin hasarından dolayı sadece gevelediği anlaşıldı...

* Karakterlerin iyi işlendiği, zamanın güzel akıp gittiği, yer yer hoş platolarla küçük sürprizlerin meydana geldiği eğlenceliğin ötesinde 2017'nin mutlak izlenmesi gereken filmlerinden...

Filmin tekrarlanan esprilerinden:
Sana bir şey göstermek istiyorum, Emily. Bu Urduca senin ismin.
- Bu hareket işe yarıyor mu?
Bununla birkaç küçük başarı elde ettim.

İlk Tanışma:
Emily "Vu huuu" diye bağırır...
Sana söylemeliyim ki bana öyle bağırdığında gerçekten modumu düşürdün ve gerçekten komedyenlerin sözünü kesmemelisin. Bu çok kaba. 
- Ben senin sözünü kesmedim. Sadece vu hu yaptım. Bu destekleyiciydi.
Peki, bu çok yaygın bir yanlış anlama. Ama komedyene herhangi bir şekilde bağırmak sözünü kesmek olarak görülür.
- Söz kesmek negatif olmak zorunda değildir. Yani eğer... Eğer sana  'Yatakta harikasın!' deseydim.
Bu sözünü kesmek olur muydu?
Evet. Bu 'doğru' bir söz kesmek olurdu.

* Stand Up gecesi Müstakbel Kayınpederi ve Kayınvalidesini
- Çocuğumun ismini 'Geçersiz' koymak istiyorum. Bu sayede hiç bir maaşını alamayacak.
'Üzgünüm bayım, bunun üzerinde 'Geçersiz' yazıyor.' 'Ama o benim ismim.'
'Sana lanet olsun baba!' Ben bu fantezi senaryoda bankanın ikinci katında çalışıyorum.
- IŞİD'e geri dön.
- Onu gerçekten dedi mi?
- Tost gerçekten garip bir yiyecek.
- Ne... Ne dedin?
- Ekmeği koyuyorsun ve... Önemli değil. Hadi.
- IŞİD'e geri dönmeli dedim.
- Tost tek yiyecek...
- Hayır yani, bu gerçekten kafa karıştırıcı bir durum. IŞİD'in daha fazla insana sahip olmasını mı istiyorsun?
- Hayır, ben diyordum ki...
- Bakın millet! Burada bir IŞİD iş vereni var.
- Tamam, bunu hallettiğimize sevindim. Tost aynı...
- Onun neyi sana bunu söyletti? Sanırım cevabı biliyoruz. Ben...
- Bayan, sizinle konuşmuyordum.
- Neyi var?
- Bu şekilde devam etmemize gerek yok. Sonunda ne olacağını biliyoruz... Onun görünüşü. İşte. Bu aynı şehir takımı şapkası takan ve Hawaii'ye ait tişörtler giyen bütün üniversiteli erkeklerin pörsümüş, küçük bir sikleri var demek gibi. Tamam aslında... aslında Beth bunu kötü bir şekilde öğrendin ama o haklı. Ben gerçekten teröristim. Ek iş olarak komedyenlik yapıyorum ki gizliliğimi koruyayım.
- Siktir git.
- İlk olarak, çok akıllıca bir cevap. Yoksa? Bunu... Bunu evde mi yazdın? Tost... baya garip bir...
- Siktir git!
- Sen siktir git.
- Hayır, sen siktir git.
- Sen bir sürtüksün, biliyorsun değil mi?
- Siktir git!
- Hey hayır hayır hayır hayır. Hayır. Dinle.
- Seni öldürürüm!
- Telefon numaran ne?
- Kusura bakmayın, millet.
- Üzgünüm.
- Aslında üzgün falan değilim çünkü sen korkunç bir insansın.
- Herkesin önünde kıçını tekmelemek istemiyorum.
- Evet, doğru. Benim sınırlarım var, sikik. Tamam mı?

Müslümanların - arapların yaşadıklarını komik bir şekilde anlatan çok başarılı TED TALK'lar var. Bence bunlar mutlak izlenmeli bu film öncesinde:
En iyilerinden biri:
 https://www.ted.com/talks/maz_jobrani_make_jokes_not_bombs



* Kesinlikle yılın en iyi filmleri arasında. 

Relatos Salvajes


Relatos Salvajes
Asabiyim Ben
Wild Tales
2014
44 Wins 55 Nomated
OscarN - BaftaW - GoyaW Arjantin film ödüllerini silip süpürmüş

* Sinemayı neden sevdiğinizi size anlatan BAŞYAPITlar...



* Yılın en iyi Hollywood ve Avrupa sineması dışındaki dünya sineması filmi
BKNZ
* Yılın Latin Filmi

* (H. ve A. dışındaki) Dünya sinemasının en iyi 10 filmi arasında.

* Arjantin sinemasının en 5 filmi arasında.
1 Relatos Salvajes
2 El Secreto de sus ojos
3 Nueve Reinas
4 Diarios de motocicleta
5 El Aura

Film 6 Bölümden oluşuyor: - Biraz kore sinemasına yaklaşılmış ve intikam üzerine etkileyici hikayeler çekilmiş -
1 Bölüm: Bence Doğu Ekspresinde Cinayet - Murder On The Orient Express'in tam tersini alınmış bir versiyonu gibi... İyi düşünülmüş süpriz ilerleyen ve muhteşem bir finale sahip. Filmin sonunda uçağın blur kalması iyi ir çözümlemeydi. İnternette - sosyal medyada bu kısa filmmiş gibi çok fazla dolandı. Çok kişi bu kısa hikayenin bu filmin bir parçası olduğunu bildiğini düşünüyorum.

2. Bölüm: Bence bu filmde Delicatessen filtresinden geçmiş bir hava esiyordu. Hikayede Coen vari soğukkanlı konuşmalara tanık olduk.








Diğer bölümler arasında Gelinin delirmesi çok etkileyiciydi.
Araba kavgası tırmanan karşılıklı intikamın en güzel örneğiydi.
Devletle dalaşan sıradan aydın bir kişinin mücadelesi bu konuda sorun yaşamış pek çok kişinin içindeki yağlarını eritti.

5. Hikaye trafikte saçma sapan detaylara sinirlenen şoförler için ders niteliğinde.

Dunkirk



Dunkirk
2017
imdb87

* Yılın filmi
* Yılın silah filmi
* Yılın savaş filmi
* Bir başyapıt




* Sinema tarihinin ilk "NAZİ"siz ikinci dünya savaşı filmidir.
Yahudi Kampı göstermeyen çok nadir ikinci dünya savaşı başyapıtlarından biridir...

* Tamamen Erkeklerin Oynadığı başyapıtlar...
(Seksist olacak ama var öyle başyapıtlar. Örneğin "12 Öfkeli Adam" ya da "Esaretin Bedeli" vb...)
Bu film için ekstradan şunu da diyebiliriz:
Tamamen Beyaz - Hıristiyan - Anglo Sakson - Erkeklerin oynadığı film...
- ırkçılık da tavan yapmış gibi duruyor -


* Film başından sonuna düşmandan kaçışı anlatıyor... Sakin ve ıssız bir sokakta yürüyen askerimiz birden g.tünü kurtarmak zorunda kalıyor. Canını dişine katarak kaçmaya başlıyor. Sonra koca bir ordunun kaçışını izliyoruz... Film öyle güzel tüme varmış ki... Elbette savaş filmi deyince ölmeyen Amerikan askerlerinin kahramanlık filmlerini beğenenler bu filmi beğenmeyecektir. Savaşın gerçek yüzünü gösteren bir baş yapıttır. Savaş sahilde dururken birden yanında onlarca insanın öldüğünü görmektir...

* İngilizlerin yenildikleri bir cephede askerlerini sivil destek ile Fransa sahilinden kaçırdıkları olayın filmidir. Biz hala daha Çanakkale Destanı'nın filmlerini çekmeye çalışıyoruz. Belki bir gün bir cesur yönetmen çıkar SARIKAMIŞ FACİASI'nı çeker... Biz de hamaset yerine savaşın tüm acımasızlıklarını gelecek nesillere aktarmış oluruz. Yoksa daha çok canlı bombacı çıkar... Cihat dersleriyle şekillendirilmiş nesillerden "şehitlik mertebesine ulaşmak için" dua edenler türer...
(Örnek: Son zamanlarda çekilmiş bir çok Çanakkale Savaşı filmlerinden birini hatırlattı bu bana. Jilet gibi tertemiz üniforması olan bir Osmanlı Askeri ve bembeyaz kolalı yakalı hemşire kıyafetli güzeller güzeli bir ablanın aşkı anlatılmıştı. Hemşirenin önlüğü öylesine beyaz ötesiydi ki reklamlarda oynat sırıtmaz... Laboratuvar mı lan orası savaş yeri .... Sa - vaş - ye - ri...  Oolm filmde bu kadın saçları dağılmamış - makyajı tastamam  savaş yorgunu!!! "kaç gündür uyumuyorum" diyor be... Var gerisini sen düşün...  Eleştirisine: "Böylesine steril yaşanmışlıklar da varmış Çanakkale Savaşında" yazdım ironiyi anlamaya film ekibinin kesin koltukları kabarmıştır. "Yaşanmışlık" dedim mi akan sular durur eleştiri yazısında...
Bu mudur tarihi bir gerçekten hadi onu geçtim bir savaştan esinlenerek çekilecek olan filmin gelecek nesillere verdiği mesaj. Sırf bu yüzden Dunkirk gibi filmlerin başarılı olması önemli... )

* Sinemada ikinci dünya savaşı travması demek "Yahudi Soykırımı" demek değildir. 
İkinci dünya savaşında Japonlar Çin'de - Endonezya'da katliamlar yapmıştır.
Romanya'da Yugoslavya'da milyonlarca çingene de soykırıma uğramıştır.
Hatta Yugoslavya Nazileri bahane ederek ilk defa Boşnakların öldürülmeleri de gerçekleşmiştir.
Dunkirk, ikinci dünya savaşının çok daha fazla travmalarının olduğunun önünü açacak bir başyapıttır. 

* Dunkirk, savaşa dair korkuları psikolojik detaylarına kadar indirgeyerek anlatmıştır:
Yükseklik korkusu - Kapalı yerde kalma korkusu - Terk edilme korkusu - Sakat kalma korkusu -
(spoiler)
Ülkesinin savaş kaybettiği bir yerden ülkesine döndüğünde hissettiği toplumsal baskının korkusu...

Bunu anlatabileceği en iyi tarihi plato'yu kullanmış Nolan...
İngilizlerin Almanların kıskacından 400 bin askerinin "topukladıkları" meşhur Dunkirk Tahliyesinin Platosunu...

* Filmin teknik olarak farklılığı - üstünlüğü veya değeri:
Film Hava  - Deniz - Kumsal üçlemesinde farklı zaman akışları ile anlatılmış ve yer yer birbiri ile kesişmeleri farklı zamanlarda gösterilmiş. Sinema'da paralel anlatım seyirciyi yormayan en etkili kurgu şekli olduğu keşfedildiğinden beri kullanılmakta. Sanatçı "mertebesine ulaşmış" iyi yönetmenler paralel kurguyu bilip bununla seyirciyi farklı zamanlara götürerek şaşırtmayı çok severler. Örneğin, bir otel odasının içi ve polislerin bu odaya basmaya gitmesi paralel kurgulanmış varsayalım. Otel odası ve polisler paralel kurguda ayrı ayrı gösterilmektedir. Polisler otel odasının kapısını kırarlar ve seyirci dumura uğrar...  (müziğin de etkisiyle elbet) Çünkü, kırdıkları kapının farklı zamanda ya da farklı bir yerde olduğunu göstermiştir bize yönetmen...
Bu filmde çok farklı bir şey yapılmış. Yönetmen bu cesurca kurgusunun anlaşılamayacağı korkusundan farklı mekanlarda farklı uzunlukta zaman geçişinin olacağını filmin başında özellikle belirtiyor. Nolan'dan bunu beklemezdim aslında. Genede paralel kurgunun farklı zaman dilimlerinde ilerlemesi ve çok farklı zamanlarda kesişmesi Nolan'ın ustalığını ispatladığı bir yöntem olduğu açık. Buna en yakın örnek film Pulp Fiction olabilir. 

Sinema ezelden beri iki kulvardan ilerlemiştir. Yer yer birbirinin içine geçse de bazen keskin çizgilerle ayrışırlar:
1 - Size bir hayali sunan filmler
2 - Gerçekleri tokat gibi suratımıza vuran filmler




Size hayal satan filmler ile gerçekleri anlatan filmlerin konuları örneğin bilimkurgu'da yapmak çok az kişinin aklına gelmiştir. Halbuki ilk bilimkurgu "Ay'a yolculuk" temelinde böyle değil midir: BKNZ

Contact gibi bir kaç film bu konuda baş yapıt olmasıyla birlikte gerçekçi bilim kurgu kendine tekrar yer bulmaya başlar. Marsı, Yerçekimi, Her, Moon gibi realistik bilim kurgular çekilmesi konusunda avangart bir yapım olmayı başarmıştır Contact... Dunkirk'te gerçekçi tarihi filmlerin avangart yapımı olması gerçekçisinemaseverler için umut olmuştur.

Savaş filmleride de bu kural geçerli. Tarih her zaman avcıyı öveceğinden savaş filmlerinin hepsi hayal satar. Hamaset olmadan olması mümkün değildir. Kendi halkına tarihi olayları gerçekçi vermek yerine mutlak zaferler olduğunu empoze etmek ve insanüstü hoşgörülerle elde edildiğini göstermek ister TOTALİTER REJİMLER. İzleyicinin ceddi ile özdeşleşmesi  yani oyuncularla duygusal bağ kurulması beklenir. Bunun tersini yapmaya çalışmak yürek ister... Eleştirmenler bunu başarabilen sanat eserlerine (ki diğerlerinin yüzde doksan dokuzu falan çöptür) "Savaş Karşıtı Filmler" diyerek yücelttiler. 
Hamasetten uzaklaşan filmlerde bu kategoriye almak mümkün: Örneğin: The Thin Red Line (İnce Kırmızı Hat) imdb76  Amerkancık Hollywood savaş filmleri çizgisinin dışına çıkanlardan. Bir başkası, Vietnam'da Amerikan askerlerin nasıl köy baskınlarında kadınlara tecavüz ettiği gibi konuları olan filmler saman alevi gibi bile parlamadan hasır altına itildi...
Çünkü tecavüz konusunda Japonlar epey bir sıradan geçirdikleri için uzak doğuyu ABD kendi askerini bu kadar aşağılanmasını istememeye başladı. Üstelik İkinci dünya savaşının en büyük travmalarından biri Rusların intikam için Doğu Almanya'daki alman kadınların neredeyse tümüne tecavüz etmeleriydi (2 milyon alman kadına tecavüz edildiği düşünüyor)
Savaşın acımasız yanını devasal bütçelerle çekerek insanlığa anlatma babında en önemli eser tabi ki Er Ryan'ı Kurtarmak imdb:86 filmidir. Bu baş yapıtın giriş sahnesi öylesine kanlı öylesine inandırıcıdır ki insanın izlerken kanı donar... Aradan 2000 yıl geçmesine rağmen gene Almanların kanlarının akıtıldığı Gladyatör filminde de giriş sahnesi olabildiğince kanlı ve vahşidir. Bu iki filmde gerçekçi olmak ister ama içinde çok ciddi bir dram gömülüdür - aile vardır - eve dönememek vardır... Üzülen bir anne - kahrolan bir baba vardır...

Gerçekleri tokat gibi vuran savaş filmlerine eleştirmenler "savaş karşıtı" filmler demeye başladılar demiştim.  Yavaş yavaş asker de bir insan - düşman da bir insan filmleri çekilmeye başladı. Aradan bir iki nesil geçmişti ve dünya iletişim çağına girerek git gide küçülmeye başlamıştı:

Bir Savaş Karşıtı Film Olan Dunkirk öncesi savaş karşıtı filmlere bir göz atalım:
Paths Or Glory BKNZ Kubrick gibi bir ustanın, savaşa bakışı tabi ki duygusallıktan arındırılmış şekilde olacaktı. Kubrick'in bu filmi avrupa'da pek çok ülkede gösterimi yasaklanmıştır. Neden mi? Sırf ordu karşıtı bir film olduğu için. Özellikle fransızlar da kendi orduları aşağılandığı bu filmi uzun yıllar ülkelerinde gösterime sokmamıştır.
Das Boot BKNZ gerçekçi savaş filmi diyebileceğimiz bu filmde alman askerleri düşman olmasına rağmen tanker yangınında denize düşen askerlerin yanmasını izlerler ve kendileri de asker olduğu için ağlarlar. Dunkirk filminde de bunun karşı sahnesini görürüz.
Bazen esaretin ne kadar büyük bir acı olduğunu vermek gerekir:
Kafkas Mahkumu - Mandariinid BKNZ
Bazen de savaş karşıtlığını anlatmak için savaşla - asker mantığı ile dalga geçmek gerekiyor.
Şarlo Diktatör
Ördek Çorbası (Askeri dikta komedileri) BKNZ
Keçileri Kaçıran Adamlar BKNZ
Hayat Güzeldir - Akdeniz - Welcome to Donkmagol - Tarafsız Bölge...

Tüm bunlar savaş karşıtı filmler olsa da belge niteliği taşımayan bir veya bir kaç oyuncusuna özdeşleşme yaparak duygusal bağ kurarak silahın - çatışmanın - esir düşmenin zulmünü hissettiğimiz baş yapıtlar.. Dalga geçilen askerler diktatörler de keza içimizdeki o kötü kişilere duyduğumuz öfkeyi kahkahaya dönüştürmesi ile bizi rahatmış GERÇEKLERİ görmemizi asla sağlamıştır. Çünkü onların çoğu birer hayal ürünüdür. Kurgudur.

Ama ikinci dünya savaşı tüm gerçekleri ve çıplaklığı ile anlatılmasını hak eden büyük bir dünya travması. O günden beri taşlar yavaş yavaş yerine oturuyor ve belki de o günden beri daha huzurlu bir dünya da yaşamamızı sağlıyor o savaşı yaşayanların görenlerin olması. O yüzden savaşın acımasızlığını göstermek dünya huzuru içinde çok önemli...



Dunkirk sinema tarihinin peyazperdeye hayal sunan filmlerden en çok uzaklaşıp, gerçekçi savaş filmine en çok yaklaşan film olmuştur. Gerçekçi sinema'yı "dul kadınınn buhranları arasında sıkıştırmış" Fransız Sinemasının elinden birilerinin alması gerekiyordu. Gerçekçi sinema Bilim Kurgu'da da Savaş'ta da hatta fantastik sinemada bile  kendine yol bulmalıydı. İşte Nolan bu konuda çok güzel bir kapı açmış bu filmi ile. BELGE gibi film çekmiştir... 
Üstelik sinema tarihinin en iyi savaş karşıtı filmleri arasında da en üst sıralardaki yerini almayı başaracağı açıktır..

Film hakkında en önemli çalışmam 9gag'a gönderdiğim çalışma oldu. Tom Hardy'nin bu ağzını kullanamadığı üçüncü filmi bu... Bakalım Tom Hardy'nin gözleri bu sefer oscar'ı alabilecek mi?


Filmin çok az diyaloglarından birisi çok acı bir gerçek üzerine:
(korsancılara müjde filmin altyazısını aramaya hiç gerek yok baştan söyliyeyim)
- Neden daha fazla tahliye gemisi gelmiyor?
- Çünkü Britanya onları bir sonraki savaşa saklıyor...

İkinci dünya savaşının elbette bir kazananı yok.
Almanya ve Japonya yenilmiş, Japonya kafasına 3 tane nükleer bomba yemiş;
(Ey üçüncüsü hangisi diyenler - bakınız: Nazım Hikmet'in Japon Balıkçısı Şiiri)
Çin Manjurya bölgesi işgal olmuş ve Nanjing'te milyonlar katledilmiş kadınlar hayat kadını yapılmış.
Çin'in bu savaşta 20 milyon insanı ölmüş...
Rusya asıl Almanları yenen ordu olmasına rağmen 27 milyon insanını kaybetmiş...
Almanya: 8 milyon
Polonya: 6 milyon
Endonezya: 4 milyon
Japonya: 3 milyon
Hindistan: 1.5 milyon
Yugoslavya: 1 milyon
Hindiçini: 1 milyon

Fransa - İngiltere'de yarım milyon insan hayatını kaybetmiştir.
Amerika 300 bin ile bu savaşın neredeyse mutlak galibi gibi durmaktadır.

2. Dünya savaşı öncesi dünyanın en büyük gücü İngilteredir. İngiltere 2. Dünya savaşında Hindistan'ı hiç bir şekilde vermek istemez ve milyonlarca Hintlinin bağımsızlık mücadelesinde büyük kayıplar vermesine neden olurlar.
Japonya ikinci dünya savaşında en büyük zaferini İngilizlere karşı kazanmıştır. 1942 başındaki en büyük zaferi, İngiltere’ye ait stratejik önemdeki Singapur deniz üssünü ele geçirmesidir. Japonlar,  “Doğu’nun Cebelitarık’ı” olarak bilinen Singapur’da 80,000 kişiyi esir alır. Öyle ki, Churchill Singapur’un düşmesini İngiliz tarihinin en büyük askeri felaketi olarak tanımlar.
İngilizlerin Dunkirk hezimeti ve savaş korkusu ABD ile savaş anlaşması için üç kere buluşmada masaya yatırılan yeni dünya düzenini kabul etmelerine neden olur.
İngiltere'nin başına gelecek olan Churchill sonrası başkanlarının komünist olmasında da bunun etkisi büyüktür. Maalesef Roosevelt'in üç dönem başkan yardımcısı ki Roosevelt son döneminde ona tekrar başkan olmasının da önünü açan Henry A. Wallace da sol görüşlü olduğu için başkan olsaydı Amerika bu kadar patajonik saldırmazdı diye düşünüyorum. Lakin Marshall yardımları sayesinde ikinci dünya savaşından sonra dünya para birimini dolar yapmayı başaran ABD ingiltere'den boşalan tahta çok rahat kurulacaktır.

Film İngilizlerin dünya liderliğinin devrilişinin en büyük travmasını anlatmaktadır.
Bizim Sarıkamış filmini çekmemiz gibi dememin sebebi de budur.

Nolan gene de İngilizlerin gönlünü almış yer yer Churchill'in - Alman savaş uçaklarını gerçekten püskürterek çok daha az kayıp vermelerini sağlayan İngiliz pilotlarının ve İngiliz Subayların övgüye Mazhar olmalarını sağlamıştır. Kendisi bir İngiliz olarak İngilizlerin çok da tepkisini almak istememiş belli ki...

Bu kısımları beni çok rahatsız etti. İkinci dünya savaşının bence en büyük ayıbı:
Ne yahudi katliamı
Ne nükleer bomba atılması
Ne açıklıktan ölen on milyonlarca rus
Ne Japonların Çin'de bir şehir dolusu erkeği öldürüp kadınlarını hayat kadını yapması
Ne Rusların 2 milyon alman kadınına tecavüz etmesi...
Tüm anlaşmalar bitip savaş tamamen sonlandırılmasına rağmen İngilizlerin gidip DRESDEN'i sırf intikam için bombalasıdır...
İşte böylesine bir başyapıtta Nolan'ın yaptığı hamaset kısımlarını (filmin tek kusuru olarak gördüğüm) ancak bu bombardımanın da gerçekçi filmini çekerse af edebilirim.

Çünkü bu film göstermiştir ki, Hitler zırhlı birlikleri şehre sokmayarak sahile sıkışmış 400 bin askeri öldürmemiştir.
Konu ile ilintili dip not:
Atom bombasına çok yaklaşmasına rağmen, Hitler'in bilim adamı Hitler'e atom bombası oyuncağını vermemiş gene de Nurmberg'te yargılamıştır. Mahkeme'de kendisinin bilerek yapmadığı nükleer bombayı meslektaşları Amerika'da yaptıkları serzenişinde de bulunmuştur.

Film: İkinci Dünya Savaşı Belgeseli Manyaklarına (benim gibi) kesinlikle tavsiye edilir.
Düşük ritimli bir film olması ve hiç bir oyuncu ile duygusal bağ kurulamadığından hatta hikaye örgüsü çok zayıf olduğundan klasik sinema izleyicisinin beğenmeyeceğini düşünüyorum.

Bizden Arak:
- Filme dair iyi bir mizahi tespit -
Filmin bütünü askerin umutsuzluğu anlatmaktadır.
Filmin başında ise askerin mutsuzluğuna dair bir olay ile start alınmıştır.
Eksi sözlük'te bunu çok güzel yakalamış bir suser...
Asker montla sıçmaya çalışır... Bu sahnede yönetmen Umut Sarıkaya'nın mutsuzluk karikatürlerine atıfta bulunmuş ve göz kırmıştır.


* Savaş filmi deyince aklına saçma sapan Amerikan kahramanlık filmleri gelenleri üzmüş olabilir bu film. Halbuki savaşın gerçek yüzünü göstermeyi başarmış nadir başyapıtlardan. Sakin ve ıssız bir sokakta yürürken birden götünü kurtarmak zorunda olmayı çok iyi anlatmış.

Hidden Figures



Hidden Figures
2016
imdb78

Yılın biografi filmi

Bilim Başarı Filmleri arasında başyapıt denilebilir.



Nasa'da çalışan üç siyah kadının zor şartlarda dönemin zihniyetiyle de mücadele ederek elde ettikleri büyük başarıları anlatıyor. Figür hem kişilere hem de rakamlara söylenen bir isim ingilizcede. Katherine Johnson o kadar iyi füze rota matematik hesaplamasını yapıyor ki, uzaya ilk giden astronot onun hesaplamasını istiyor ve sadece ona güvendiğini söylüyor...

Canlarını dişlerine takarak verdikleri mücadeleyi çok sıkmadan eğlenceli ve renkli bir şekilde anlatmayı başarmış yönetmen. Mutlak izlenmesi gereken filmlerden.

Filimin en unutulmaz repliği:
"Here at NASA We all pee the same color







Onlar sadece cinsiyetçiliğe maruz kalmadılar ırkçılığa da maruz kaldılar... İşte bu kadınlar... Çok büyük işlere imza attılar...







Millet "AYA" biz "YAYA" mottosunun en anlamlı filmi.

Keşke orta okul öğrencilerine gösterilse de evrene açılma hayalleri kuran öğrenciler olsa...


Pekiyi Neden Millet AYA biz YAYA
İslam  bu topraklarda bilimin ışığında uygarlaşmasında ve kalkınmasında büyük engel olmuştur. Dincilerin İslam'da büyük bilim adamları yetiştirmiştir dedikleri Farabi ve İbn Sina düşünüldüğü gibi dindar insanlar değildir. Aksine İbn Sina İslam yasaklamasına rağmen ölü insanların için açmış, incelemiş ve tıbbın en önemli eserlerinden birini vermişler. Fıkıhçı  Gazali'de Farabi'yi ve İbn Sina'yı kafir ilan etmiştir.

Günümüzde sık sık şu kelam edilmektedir:
"YAHU KARDEŞİM SEN UZAYA ÇIKMAK İSTEDİN DE İSLAMİYET Mİ ENGEL OLDU"

Bu günümüzde "Gerçek İslam Bu Değil" argümanı kadar komik bir mottodur. Tek bir örnekle çürütülebilir:
Şeyhülislam EBUSSUUD EFENDİ'nin emri ile, "MELEKLERİ DİKİZLİYORLAR" gerekçesi ile rasathane yıkılmış, medreselerde fen bilimleri yerine FIKIH konulmuştur.



Bizde bilim başarı hikayesi = İstanbul Kanatlarımın Altında filminde Okan Bayülgen'in oynadığı Uzay ve Füze ile ilgilenen Osmanlı Çelebisi Lagari Hasan Çelebi'nin hikayesini canlandırmışlardı.
İstanbul Kanatlarımın Altında 1996
imdb71





Karşılaştırmalı Sinema: Der Himmel über Berlin - City of Angels

Bu akşam iki filmi üst üste izledim. Alman başyapıtından sonra Hollywood filminin her karesine küfrettim... Uzun yıllardır izleme listemde olan City Of Angels filmini gerçek yüzü ile izlemenin sinema sanatı sevisi huzuru içinde yazıyorum bunları.
SİNEMA TARİHİ SİZİ AF ETMEYECEK !
Bu iki filmi mukayeseli izleyen herkes benimle aynı fikirde olacağını düşünüyorum. ve bir gün karşılaştırmalı sinema diye bir şey olursa ve bu ikisi orada işlenirse belki o boktan City of Angels filmi işe yarar... Hak eden hak ettiği gibi anılır...


KARŞILAŞTIRMALI SİNEMA


Karşılaştırmalı Edebiyat, batı'da Comparative Literature adında ağırlığı olan, bizde hem kamu üniversitelerinde hem de Murat Belge'nin kurduğu Bilgi Üniversitesindeki gibi örnekleri olan 18. yy Divan ve 18. yy İngiliz edebiyatının mukayese edildiği, acaba ismi kadar ağır mıdır dedirten akademik bir şeydir.
Keşke şu örnekleri olduğu gibi bir çalışma ortamı olsa:

Dostoyevski:''tutulmak,sevmek demek değildir,kişi nefret ettiği birine de tutulabilir.''
Kibariye:''seviyorum kahretsin!''

Karl Marx: “Toplumsal konumu gereği proletarya,
sınıflı toplumsal yapıyı sona erdirecek olan iradedir”
Müslüm Gürses: “Yakarsa dünyayı garipler yakar”

Dostoyevski: 'Bir insan umudunu yitirir ve amaçsız kalırsa, sırf can sıkıntısı bile onu bir hayvana çevirebilir.' '
Daha samimisi bir Türk Atasözünde var: ''Aylak bakkal testislerini tartar.'' - testis daha kibar diye şeettirdim yoksa t.şş..kkllrn diince biraz edebiyattan uzaklaşıyor ya da Bukowski'ye yaklaşıyor ...
Karşılaştımalı Edebiyat anlaşılmıştır umarım...

Bu kallavi ağır abi konunun sinema dersi olarak planlasaydım şu iki filmi ilk ders tartışırdım:




Wim Wenders'in baş yapıtı
Der Himmel über Berlin
1987
imdb:81


Ve bunun iğrenç hollywood reprosu





City of Angels - Melekler Şehri 1988
imdb:67


Böylesine bir başyapıt nasıl sığlaştırılır net örneği resmen.

Şiirsel bir filmin - Kapitalist bir firma reklamına dönüştürülmüş.
(Subniminal reklamlar çok fazlaydı filmde)

Wim Wenders'in meleği yıllarca Berlin'de yaşamış ve Berlin'in cadde cadde nasıl tüm acılarını çektiğini geçmişe yönelik belge film kareleri ile anlatmış.

Bruno Ganz, baş rolünü büyük bir titizlikle çıkarmış, çapaksız oynamış, bir Brecht oyunu anlatıcısı gibiydi, Bruno Ganz'ın Hollywood suni meleği versiyonu Nicolas Cage o kadar kötü banal sığ bir taklit olmuşki, izlerken onun adına utandım...
Zaman iki oyuncunun kaderini şöyle uçurum yarattığını görünce insan biraz olsun rahatlıyor:
Bruno Ganz, Hitler'i oynadığı Çöküş "Der Untergang" filmi ile bir kere daha kendini ispatlamıştır. Nicolas Faşisti ise sistem yalakalığı ile sanatını ve kariyerini resetlemiş kepaze olmuş dibe doğru hızla ilerlemektedir.

Bruno Ganz Berlin'in tüm acılarını bilen yüzyıllardır şehirde yaşayan bir melek olduğu için tüm adresleri bildiğini bir sahne ile anlatır. Bizim Nicolas Cage insan olduğunda ne kadar oksijen israfı olacağını "Hastane nerde uleyn " diye aval aval dolanmasından anlıyoruz.


City Of Angels bir Ti komedi olsaydı derdim ki Hollywood en azından Wim Wenders'in filmini yüceltmiş. Ti film olacak kadar da avam espriler mevcut.
Meg abla: nereden geliyorsun diyor.
Melek: yukarıdan diyor.
Melek'in insan olmuş Melek arkadaşı: Kanada'yı kast ediyor diye durumu kurtarıyor...

Daha önce melekten insana dönüşen adam, yükseklik korkum olmadığı için gökdelen sektöründe bir numara oldum diye Winder's in yüksek kulelere - uzun abideler üstündeki heykellerin omuzlarına oturan melekleri ile dalga geçer gibi konuşuyor.

Eski Melek: Meg Ryan'ın Doors filminden de gördüğümüz gibi,
"Memeleri küçük ama yüzü güzel" demesi de asıl filmin ti si gibi avam bir film havası estiren repliklerden.

Der Himmel über Berlin

* Sinema Tarihinin belkide Siyah - Beyaz - RENKLi geçişleri en anlamlı filmi... 6 yıl sonra Spielberg bu anlamlı geçişi Schindler's List'te kullanarak ustaya saygı göstermiş.

* Alman film'de Türk kadının kafasından geçenlere kim gerçek bir TÜRK KADINI bunları düşünmez diyebilir. Filmin küçücük bir kaç saniyesi Türk kadınının özeti gibi.

* Ayrıda Hollywood versiyonunda Türk Aile'nin versiyonu zenci dikiş diken bir işçi kadın olması da acı verecek bir izdüşüm olmuş.

* Melekler sürekli kütüphanede toplanıyorlar. Almanya'daki kütüphane ile Amerika'daki kütüphane


Tavsiyem: Berlin Kanatlarım Altında filmi düşük ritimli bir film. Sabır gösterilebilirse bir başyapıt izlemiş olursunuz. Filmin mesajları çok anlamlı. Ve filmi izledikten sonra filmden daha da keyif alabiliyorsunuz. Ama bu filmin Hollywood reprosunu hemen üstüne izlediğinizde sadece Hollywood'un değil kapitalizmin de ikiyüzlülüğünü beyazperdede net görebiliyorsunuz...
arasında da çok büyük fark var. Filmi izlerken Hollywood'un epey bi bazal metebolizmaya hitaben film çevirdiğini avamlaştıkça avamlaştığı hissine de kapılıyorsunuz. Bu kütüphane de bunun göstergesi. Zencilerin kütüphaneden kitap çaldığı Hidden Figures filmine tezat bir yazar saptırması da vardı filmde... Hollywood filmindeki karakterlerin Recep İvedik tadında olanlarını da (kural tanımayan - özgür bir üülke  - istediğimi yaparım) havası da bir aydınlanma yaşamamızı sağladı.

Er Ist Wieder Da



Er ist Wieder Da
Look Who's Back
O Geri Döndü
imdb: 71

* 2015 yılının en iyi İronik komedisi

* Avrupa'nın gündemi Mülteciler... Mülteciler - Neo nazizm ve Irkçılık üzerine başyapıt seviyesinde Kara Mizah...

* Hitler tekrar Almanya'ya gelseydi... Ne olurdu...
Cevap Basit... En iyi bildiği şeyi yapardı: Tekrar halkı yavaş yavaş etkilemeye çalışırdı...

Film böylesine absürt bir temele oturtup en ağır şekilde günümüz "Almanya"sını eleştirmeyi başarıyor.

* Filmin başında Hitler'in emekli bir subay gibi "Sözcü" okuması yarmıştır.


* En unutulmaz sahnesi Hitler'in son günlerini anlatan  sinema tarihinin en önemli eserlerinden,
Der Untergang - Çöküş imdb:83 filmine yapılan gönderme... İnanılmaz başarılıydı ve çok güldü.

* Şaşırtan finali ve sık attırdığı kahkahalarla kesinlikle tavsiye ediyorum.
Çok başarılı bir film...

Get Out


Get Out 2017
imdb81

* Politik Metaforları ve göndermeleri ile adından çok söz ettirecek bir başyapıt.

2015 yılının başyapıtı Room kadar insanı geren herkese tavsiye edebileceğim bu yılın önemli filmlerinden.
imdb82




Her yıl düşük bütçeli korku gerilim filmleri 5 yılda bir top yapıyor diyebilirim.
2014 yılında It Follows ya da The Babadook
2015 yılında The Witch
2016 yılında Don't Breathe imdb72 BKNZ



Düşük bütçeli yüksek gişe başarısı yapma babında avangart yapım:  The Blair Witch Project... Tabi bunun kötü örnekleri de oldu: Paranormal Activity... Bunlar arasında en büyük başarıyı elde eden ve bir korku klasiği olan Testere serisini de altını çizmek gerekir.

Bu filmi zirveye taşıyan ise senaryosundaki o Alacakaranlık Konsepti... Alacaranlık Kuşağı temasının modern yansıması da Black Mirror dizi serisi diyebiliriz. Bu tat filme çok şey katmış.
Alacakaranlık konsepti babında bu filme en çok yaklaşan film:
"The Skeleton Key" 2005 imdb65
Hatta bahçıvan ve hizmetli konusunda yazar yönetmenin direk bu filmden etkilendiğini düşünüyorum.

* Film bizim o kültürden uzak kaldığımız ve bilmediğimiz için anlamadığımız bir çok metafora da

* Chris giyiminde mavi ağırlıklı giymesi Obama'nın da başkan olduğu siyasi tarafın bir rengi.
sahip... Mesela Fincan ve çay kaşığı dönemin ırkçılıkla ilgili bir takım şeyleri sembolize ettiği ifade ediliyor.
Diğerlerinin kırmızı giyinmeleri evin eşyalarının bile kırmızı ağırlıklı renklerden oluşması da onların Cumhuriyetçi olduklarına dair seyirciye verilen bir sinyal gibi..




* Bu tür gerilim filmlerinde genelde filmin gerilimini alan bir palyaço olmaz... Ama bu filme yerleştirmişler.


* Bu tür filmlerde hep bir Kafka havası estiği söyleniyor... Bunu çözümleyebilmiş değilim.




- Ağır Spoiler -

*

*

Spoiler

*




Filmin asıl başarısı ise bizim önümüze konulan tüm ırkçılıkla ilgili filmlerin klişelerini kullanıp bu konuda çok ciddi ters köşe yaptırması. Bir aşırı radikal Klu Klux Klan tarikatı ya da büyük çiftlik arazileri olan zengin beyaz ama ırkçı güney Amerikalılarla ilgili bir tema var derken tamamen ters köşe yaparak Zenci hayranı liberallere ait bir kulüp olduğunu öğrenmemiz... Özellikle uzak doğulu birinin de kulüpte zencilere dair bir şey sorunca "Nası ya!" falan diyorsunuz. Filmin bu keşfi Amerika'daki şu anki liberaller arasındaki farklılığında ciddi eleştirisi gibi duruyor. Sonuçta Irkçılık karşıtı liberallerin de böyle hicvedilmeyi hak edecek kadar absürt bir yapılanmadalar...

İzle ve İzlettir...