34 şaşırtan filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
34 şaşırtan filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

The Act Of Killing



The Act Of Killing 2012
imdb82

Bu film zulmedenlerin yaptıkları cinayetleri ve işkenceleri kafalarında nasıl meşrulaştırdıklarını anlatan bir BAŞYAPIT'tır.

Film Voltaire'in şu sözü ile başlar:
"It is forbidden to kill. Therefore, all murderers are punished,
Unless they kill in large numbers and to the sound of trumpets."
Yani
"Öldürmek yasaktır, o nedenle tüm katiller cezalandırılır. Tabii kitleler halinde ve bando-mızıka eşliğinde öldürmedikleri sürece" Voltaire

* Koministleri katleden Müslüman teröristlerin (ki kendilerine Gangster diyorlar) kendilerinin başarı hikayelerinin çekileceği filmde oynadıklarını sanmaları sonucunda ortaya çıkan - Sinema tarihinin en büyük İRONİ baş yapıtı.

Bu filmi sıradan bir belgesel olmaktan çıkaran şey; Anwar ve adamlarının yaptığı zulmü, amerikan sinemasının kovboy ve mafya filmlerine göndermeler yaparak ve hatta onların anlattıklarını uyarlayarak - küçük platolarda tekrar çekmekleri. Ve hatta bu harmanladıkları gerçek ile gerçek dışılığı Anwar ve arkadaşlarını ikna ederek yapmaları. Yani gerçek aktörleri kullanmaları.

2014 yılında en iyi belgesel filmi oscar'ına aday olmuş.
BAFTA - Altın Ayı - Avrupa - Bağımsız Ruh - Hong Kong da dahil çok prestijli bir çok yerden Belgesel dalında en iyi film ödülü ile dönmüş.
50w41n (Belgesel filmlere tek bir ödül olduğu için bu kurgu filmlere göre 200 ödüle denk geliyor)





Endonezya 1970 yılında çıkan kominist ayaklanmayı 3 Milyonluk Paramiliter Çete ile 1 Milyonu aşkın insanı katlederek bastırmış. Jochua Oppenheimer buradaki savaş suçlularını film çekiyoruz diye kandırarak suçlarını itiraf etmelerini sağlamış. Buna güçlü siyasileri bile katabilmişler.

Film'in başlangıcı işte bu 1 Milyon insanla görüşmek ve bunun belgeselini çekmek. Lakin insanlar öyle kanlı ve acımasız bastırılmış ki kimse bir tek kelime etmemiş.
Nasıl etsinler ki: Film için ikna edilen Çinli komünist üvey babasının nasıl işkence ile öldürüldüğünü anlatırken bile  "Beni yanlış anlamayın sizi eleştirmiyorum, Yaptıklarınız doğruydu." diyor...

Film birden proje olarak tamamen yön değiştiriyor. Kameranın rotasının tam tersine çevirerek infazcılarla konuşmaya karar veriyorlar.

Film'in ön çalışmasında 40'tan fazla infazcıyla konuşulmuş, Lakin hiçbiri bu konuda konuşmak - kameranın karşına geçmek istememişler...
Anwar Congo en düşük IQ'ya sahip olanlardan biri olabilir bu ara - gene de liderliğe kadar yükselmiş.
Forest Gump'ta bu çok iyi işlenmişti. Çavuş Forest Gump'a öyle zekisin ki elimde olsa seni general yaparım diyordu...

Anwar Congo büyük bir heyecanla bunu kabul etmiş. Çünkü yaptığı büyük kahramanlığın bu dünyada da ödüllendirilmesini görmeyi hep umuyormuş. Film'de onu nasıl bir cenneti beklediği de canlandırılmış. Zaten bu kısımlarda Anwar Congo bir gurur abidesi gibi şelalenin önünde duruyor. Ama filmin bir yerinde empati kurabiliyor, "Onlar da benim şu an acı çektiğim kadar acı çekmişler midir?" diye soruyor. Yönetmen bunu çok daha acımasızca cevaplıyor. Anwar bunun üzerine tüm geçmişini onlarca insanı öldürdüğü sundurmaya kusmaya başlıyor.


Anwar Congo filmin bir yerinde insanları nasıl katlettiklerini anlatırken kendi icat ettiği bir şeyden bahsediyor. "Başlarda insanları döve döve öldürüyorduk. Sonradan bunun çok fazla kan çıkmasına ve ortalığın temizlenmeyince çok kötü kokmasına neden olduğunu fark ettik. Ben de telle bu şekilde boğma yöntemini buldum. Böylece hiç kan çıkmıyordu.



Filmde inanılmaz olaylar silsilesi bunlarla da kalmıyor. İlin valisi Anwar'ı övdüğü sahne:
"Ondan herkes korkardı. Ama ben korkmazdım. Çünkü ona saygı duyardım. Ben Anwar'dan çok şey öğrendim" diyor. Vali diyor bunu.
Anwar gibi o dönemki işkencecilerden biri köyde ev yakmayı canlandırdıkları bir sahnede korken bir kız çocuğuna "ağlama bu film diyor" ve iyi rol yaptığı için teskin etmeye çalışıyor.
Daha önce ev yakmalarda - ya da öldürdüğü insanların çocuklarının suratındaki hallerin bundan bin kat olabileceğini düşünemiyor.
Devlet Televizyonu bu filmin (tabi ki kurgulanan yani gaddarların övüleceğini sandıkları filmin) reklamını yapıyor.
Spor bakan müsteşarı çağrılıyor. Önce militanlara karşı konuşması kaydediliyor. Evet uzaktan culüm gibi duruyor. Bunların çekilmemesini düşünüyordum ama düşmanlarımıza kızdığımızda neler yapabileceğimizi de hatırlatması açısından iyi yapıyoruz falan diyebiliyor.

İşte Anwar'ın her Müslüman micait gibi kafasında yarattığı Tanrının ona bahşedeceği cennet:




Filmin çok büyük bir başarısı var:
Bir devlet tetikçisi cani'nin kafasındaki cenneti hem göstermek - hem de bunu çok ince işleyerek cehenneme çevirmek.
Yönetmen bunu başarı olmadığını şöyle açıklıyor:
"Bir milyon kişinin ölümü karşısında, suç işleyenler hala güç sahibi iken, bir kişinin pişmanlığı başarı değildir"Lakin milyonların böyle bir şeyi izlemesini sağlamak, binlerce insanda yaptığı değişikliği görmek başarıdır hodjam.

Filmin tek başaramadığı ise kontrast olarak sunulan diğer gangster karakter.

Anwar'ın pişmanlığı ve kabuslarının karşısına konulan diğeri.
zaman aşımına güvenen ve "Lahey beni yargılayamaz çünkü ben kaybeden değil kazanan taraftaydım. Suçlu hissetmiyorum çünkü suçlu olsaydım cezalandırılmış olurdum. Oysa bakın sadece ödüllendirildim." diyor


Her şeyin arkasında olduğu gibi bu katliamın arka planından da ABD çıkıyor:
https://tr.wikipedia.org/wiki/30_Eyl%C3%BCl_hareketi
1965 yılında Endonezya'da yapılmış siyasi (antikomünist) sebepli katliam.
Endonezya'da oluşan siyasi dengesizlik, Halim Hava Üssü'nde konuşlanan ordu komplocularından oluşan bir gurubun 30 Eylül 1965'te bir darbe gerçekleştirmek için Endonezya Komünist Partisi'ne (PKI) katılmalarına neden oldu. Aralarında kurmay sınıfı başkanlarının da bulunduğu altı generali kaçırdılar ve öldürdüler. Daha sonra hükümete darbe düzenlediler.
Başkan Achmed Sukarno, General T. N. J Suharto'yu geçici kurmay başkanlığına getirdi ve darbecilere karşı sefer düzenlendi. Java ve Bali'deki tüm kasabalar PKI'ya misilleme yapmak için bombardımanla yok edildi. Şüpheli 300.000 komünist işkencelerle öldürüldü.[1]. Gücünün temeli iyice zayıflayan sol, yavaş yavaş kontrolü devretti.
Daha sonra ortaya çıkan belgeler ışığında, yüksek rütbeli ABD görevlilerinden bazıları, bu katliamdan önce en az 5.000 PKI'lının kimliğini devlet başkanına ifşa ettiklerini itiraf ettiler.
Bu katliamın esas sebebi ABD'nin bölgede bir "Komünist süpergüç" istememesiydi. Zira Endonezya oldukça büyük bir nüfusa sahip ve Vietnam'a da yakın.



The İmitation Game


The İmitation Game
2014
imdb81
Top250 filmi
Yılın bol ödüllü filmlerinden.
52W125Nomited

"Bazen hiç kimsenin hayal edemediği şeyleri yapanlar hiç kimsenin bir şey olacağını hayal edemediği insanlardır."





Enigma (2. Dünya Savaşında Almanların şifreli haberleşme kodu)'nu bir makina yaparak çözen ve bu sayede modern bilgisayarın temellerini atan Alan Turning'in gerçekleri daha etkileyici olması için saptırılmış hikayesi anlatılmaktadır. Filmin yan hikayesi ise Alan Turning'in eşcilsel olması ve eşcinselliğin o dönemde yasak olması. Zaten filmde büyük ihtimalle ingilizlerin günah çıkarma filmi.Çünkü insanlık bu büyük mucidi cinsel tercihinden dolayı ölümle burun buruna getirmiştir. Ne kadar zeki olursan ol, ne kadar insanlık için önemli şeyler yaparsan yap, sabit fikirliler ve aptallara yenik düşüleceğini bir hayat daha ispatlamıştır.

Filmin unutulmaz repliği:
"Kriptografinin konuşmaktan bir farkı yoktur. İnsanlar birbiriyle konuşurken ne demek istediklerini asla söylemezler. Başka bir şey söylerler. Ve senden yalnızca ne demek istediklerini anlaman beklenir."

Apple logosu
Apple Elma logosu ilk olarak İsaac Newton'a göndermedir. Zaten ilk logoda'da ağaç altında İsaac Newton bulunmaktaydı.
https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/f/fa/Apple_first_logo.png

Daha sonra bu filmde hayat hikayesi anlatıman Alan Turning'e gönderme yapılmıştır.

Alan Turning yaptığı bir makinanın kendi eşcinsel ihtiyaçlarına karşılık vermeyeceğini düşünmüş ve bir elmanın içine Potasyum Siyanid yerleştirip elmayı ısırarak intihar etmiştir.
Apple bu bilgisayar'ın gelişmesinde önemli bir katkı sağlayan matematikçiye gönderme yaparak ısırık bulunan elma logosunu tasarlamıştır.


 = A Beautiful Mind (John Nash)
 Dünyayı değiştiren matematikçilerin biyografileri babında
X The Theory Of Everything
Aynı yıl çekilen ve Stephan Hawking'in biyografisinden kat kat başarılı. Aslında Alan Turning de lisedeki erkek aşkı öldüğünde ataist oluyor ama filmde bu hiç geçmiyor.

"Evet bunun sıradışı olduğunu biliyorum, fakat kim sıradan şeyleri sever ki!"

La Vie D'adele - Blue Is the Warmest Color - Mavi En Sıcak Renktir





La Vie D'adele
Blue Is The Warmest Color
Mavi En Sıcak Renktir
2013
       2013 Yılının En iyi Fransız filmi
      2013 Yılının bol ödüllü başyapıtı
      Karakterlerin ince ince işlendiği, duru, sade filmler.
      Yılın LGBT filmi.




      * Müslüman bir ülkede doğmuş, Müslüman bir yönetmenden böylesine cesur bir film çekmesi. Bu filminde samimi olması, Gerçekçi çekmesi. Detaylara gereken özeni göstermesi.

       *  Yönetmenin senaryoyu bir kere okuttuğu, ardından oyuncuların sahneleri doğaçlama olarak oynadıkları, toplamda 800 saatlik çekimlerden kurgulandığı söylenen, tüm set ekibinin bir daha onunla çalışmayacağını deklare ettiği filmdir.
       
             *   Adele’nin 5 yıl boyunca kadınlığa geçişinde cinsel kimliğinin keşfetmesine dair bir film. Hiç konuşmuyor, günlüğüne içini döküyor belki de, lakin aşık olduğunda mutlak sevişiyor.
      
         Aşkın bambaşka yöntemlerle anlatıldığı filmler vardır, Mesela Wall E’nin aşkını ne kadar yürekten hissedebiliyoruz EVA’ya karşı. Evet aşk filmde de çok yalın anlatılmış. Bunda yönetmenin sete makyöz ve kuaför sokmamasının da etkisi var elbet... 
= Yılın en en çok konuşulan seks sahnelerine sahip filmi:
Bu konuda olay yaratan filmler: 

= Kameranın hikayemezin odağındaki karakterin aurasından hiç çıkmayan filmler 
Roman Polansky’nin Rosemary's BAby

        
   - Spoiler - 
     
Kurgu’da kullanılan MAVİ:
        Film sadece bir aşkı anlatmıyor, arka planda gerçek bir entelektüel alt yapısı işlenmekte… 
      Sınıftaki okuma derslerinde işlenen konular metinler film ile bütünlük sağlamakta.
        Mavi ikisinin arasına en sıcak renk, film boyunca bu verilmiş. Ama Emma’nın artık kırmızıyı tercih etmesi ile Adele’de oluşan kırmızı rengin soğukluğu ile perçinlenmiş.
        Emma ile Adele’yi birbirine ilk bakışta bağlayan rengin sıcaklığı Mavi
        Adele’nin çocuklardan sıkıldığı bi an denize girip sulara uzandığında saçlarının denizin mavisine boyandığı sahnede hepimiz Adele’nin Emma’yı düşündüğünü anlarız.

Kurgu’da kullanılan MAKARNA:
Toplumun Genel geçer değer yargıları konusunda önemli bir kurgu malzemesi olarak kullanılmış Makarna...
Emma’nın ailesi onun bu halini kabul etmiş. Sofrada deniz mahsulleri eşliğinde entelektüel şeylerden bahsediyorlar. İçinde samimiyet ve dürüstlük olan bir sahne bu.
Adele’nin ailesi ise her zamanki gibi domates soslu makarna yiyorlar. Konuşulan şeyler Adele’nin geleceği, sıkıntılar.  Herkes maskelerini takmış. Yalan dolu bir sofra.
Emma ve Adele, Emma’nın arkadaşlarını ağırladıkları sahnede ortamda buram buram sanat tartışılırken Adele, özenle hazırladığı yemekleri sunmaya çalışıyor. Halbuki Emma’nın eserlerinde tüm çıplaklığı ile gördükleri, maviye bezenmiş Adele kanlı canlı karşılarında. Onunla konuşmak istiyorlar, o ise böylesine entelektüel bir çevrede söyliyecek kelimesi olmamasından gergin. Emma onun yazdığını falan söylemek zorunda kalıyor...

        İlk okudukları kitap sinema tarihinde olmasa da türk sinema tarihinde ne çok işlenen temalardan biri çıktı... Hani şu evleneceği adam görücü usulü köşke gelince hizmetçi ile yer değiştiren şımarık ev kızı hikayesi...

Adele’nin Sartre’ın Bob Marley ile anlatması, Emma’nın resimlerine müdahale eden, bir takım önerilerde bulunan küratörünü fırçaladığı sahnenin sonunda ben de bazen sınıfta beni kızdıranlar oluyor diye empatiden yoksun cevap vermesi, Adele'nin bomboşluğuna dair kalın çizgiyle çizilmiş sahneler...


Le gamin au vélo

Le Gamin Au Velo - The Kid With a Bike 2011
imdb75

* üzerinden hiç çıkarmadığı kırmızı tişörtü geçmişi gibi üzerine yapışmış...
(alegorilerin fazlasıyla yapılabileceği film)

* sabırla izlendiğinde, meyvesini iyi veren filmler...

* filme çocukla çatışmaya giren topu topu 5 karakter veriliyor... Ve yönetmen hangisiyle filmi final yapıcağını bilemiyor tahminler yürütüyorsunuz... Çocukla diğer beş kişi arasındaki çatışma çok güzel tırmanıyor... hikaye örgüsü güzel işlenmiş....

* Cannes'de Grand Prix'i Bir Zamanlar Anadolu'da ile paylaştı
* Golden Globe en iyi yabancı film adayı oldu



John Malcovich Olmak



Being John Malkovich 1999
z910080100

* John Malkovich olmak neden bu kadar önemli olsun ki
sorunsalını
n cevabını arayan film ...

* Masalsı filmler...

* Malkovich'ler lokantası filmde kopma anı...

*Muhteşem kukla sahneleri:
filmin başındaki "abelard ve heloise" oynunu kukla olarak oynatması filmdeki iki harika kukla sahnesinden biriydi... Bir diğeri de John Malkovich'in balerinle oynattığı dev kukla...

* Film bi de şunu anlatıyor: "kadınlar erkek bedenindeki ince kadın ruhunu severler"

* Bilinç sahnesindeki geçişler- 7.5 uncu kat -


Catherine Keener
(filmin seksisi)

Living in Oblivion (1995)
28.dk

The 40 years old virgin

the real blond







Primal Fear



Primal Fear 1996
imdb76 -9-
(40bin)
z905075050

* Filmi izlerken, sonunu izlemeden 8 puan vermiştim... Sonunu izleyince bunu 9'a çektim... Çok iyi film...

* Laura Linney
* Edward Norton

* iyi bir hukuk filmi...
(Klişesi : Hırslı Avukat - Medyatik Dava)

* "adalet istiyorsanız, geneleve gidin. düzüşmek istiyorsanız, mahkemeye gidin." sözleriyle başlar.

* Sıradan olmayan, güzel diyalogların olduğu, kurgu heyecan gırla bir film

* çok çok iyi insanlar da çok çok kötü bir şeyler yapabilir

* yalanlarımla affetmeyenleri cezalandırmayacağım

* müvekkillerime ilk ne derim biliyor musun?
- kötü gün için para biriktirmişsen, işte o kötü gün geldi...

* Edward Norton, American History X öncesi iyi bir idman yapmış bu filme...

* Demek Roy diye biri yok öyle mi...
Anlamıyorsun, Ellen diye biri yok...

shutter Island

Shutter Island 2010
imdb81
Martin Scorsese
Leonardo DiCaprio
= modern bir "guguk kuşu"
= memento tadı

* Deniz fenerindeki merdivenler ve kayalık çekimleri Hiçkok'a saygı duruşu
* Ters köşeye yatmadımcıların beğenmediği film olması kendileri için kayıp
* Beatifull Mind'taki gibi hasta ters köşesi diil film... Öyle bir finali yok... Daha çok bu travmayı atlatabilecek mi atlatamayacak mı üzerine kurulu bir finali var...
* Martin Scorsese ritmini artırmakla iyi yapmış... Diğer filmleri çok düşük ritimliydi...
* Stay imdb68 the magus imdb55 eyes wide shut imdb72 filmlerine bi şekilde benzeyen film
* The Game tadında bir gerilim - Karanlık film... Others ve Altıncı His filmlerine de gerilim olarak göz kırpmakta... Lynch sinemasının Lost Highway gibi psikolojik füg (bireyin tamamen bilincini yitirmesi) kullandığı filmlere de paralellik göstermekte...
* "canavar olarak yaşamak mı yoksa normal bir adam olarak ölmek mi?"
* Rahatsız edici filmler
* Başrol oyuncusunun kafasında uydurduğu bir hayal, hikaye olma ihtimalinin kurgulandığı filmler:
The Matrix (1999)
K-PAX (2001) (bu filme çok benziyor)
Vanilla Sky (2001)
The Devil's Advocate (1997)
The Cell (2000)
Total Recall (1990)
He was a Quiet Man 2007 imdb:71

* Küllerin yağdığı oda, pencelerindeki farklı manzaralarıyla ve eşinin küle dönüşmesiyle insanın beyninin bedenden alan psikolojik bir sekans olmuş...


* Bazı detaylar daha da anlamlaşır:
Bardak sahnesi
İskelede bulunan gardiyanların çok gergin durmaları.
Silahını çıkarmaya çalışan chuck bu işi beceremeyince.
Dr.sheen denildiği zaman hemşire ve hasta bakıcıların chuck'a attıkları kaçamak bakışlar.
Hastaların teddy'e gülümsemeleri ve onu tanıdıklarını alaycı bir biçimde belli etmeleri.

* Sinemalık bir film:
Hani bazı filmler vardır sinemadan çıktığınızda izleyicilerin hazzını suratlarda görürsünüz
ve sizin gururunuz, bu filmi paylaşmanın kıvancına dönüşür...

Up in the air 2009


Up in the air 2009
imdb81



* hani gözünde yıldızların uçuştuğu, kuşların fısıldadığı anlar olur ya
- evet işte o anlar biliyorum?
- işte ben onları bilmiyorum

* 10 milyonuncu kilometreye ulaştığı an...

* senenin en iyi bağımsız yapımı diyebilirim

* işten çıkarılanlar o sene gerçekten işten çıkarılanlarmış...

en sevdiğim 100 hollywood filmi 70


Shine
imdb76
(5bin 5bin 10bin)
38w34n
Geoffrey Rush
süper oyunculuğu ile o sene en iyi erkek oyuncu oskarını da almıştır

Piano'da Bal Arısının uçuşu mükemmel olmuş...

en sevdiğim 100 hollywood filmi 71


Amadeus 1984
imdb84
30bin 30bin 20bin
32w13n
8oscarwinner
top250films

Sinema Tarihinin en iyi başlangıç hikayesi...
Salieri akıl hastanesinde bir doktora bestelerini dinletir ve onları tanıyıp tanımadığını sorar...

en sevdiğim 100 hollywood filmi 76


A Beautiful Mind 2001
imdb79
(25bin 30bin 50bin)
27w39n
4oscarwinner

en sevdiğim 100 hollywood filmi 77

Little Miss Sunshine 2006
imdb:80
(50bin 50bin 50bin)
41w48n
En iyi orjinal senaryo oskar ödülü

en sevdiğim 100 hollywood filmi 92

Eternal Sunshine of the Spotless Mind 2004
imdb85 (100bin 50bin 50bin)
Charlie Kaufman
Jim Carrey
top250 films
37w50n
Kaufman'a en iyi senaryo oskarını getiren film

en sevdiğim 100 hollywood filmi 97


The Sixth Sense 1999
imdb82 (50bin 75bin 75bin)
Top250film
M. Night Shyamalan
Bruce Willis
z950080750
* Final Filmi (tüm gerilimin sonundaki süprize sürüklediği ve düğüm noktasıyla meşhur filmler)

* Finalinin söylenmesi diğer filmlerde çok sık kullanılmaya başlandı:
50 First Dates 2004
Daha önce Citizen Kane için geçerliydi bu... Rosebud'ın ne olduğunu söylemek...

en sevdiğim 100 hollywood filmi 98


Vertigo 1958
imdb86
(30bin 20bin 20bin)
z930085200
6w2n
Top250film
Alfred Hitchcock


en sevdiğim 100 hollywood filmi 99


The 39 Steps 1935
39. basama
(5bin 5bin 5bin)
z905080050
imdb80
Alfred Hitchcock

* Sinema tarihinde ilk defa "la la polis geliyor çaktırmayalım durumu hatunu öpiim tanımasınlar beni" vaka-i vakvakiyesi

en sevdiğim 100 hollywood filmi 100


Rebecca 1940
imdb84 (10bin 1obin 1obin)
z910080100
top250 films

Bergman'dan bir avangart yapım


Smultronstället imdb83
Wild Strawberries
Yaban Çiçekleri
(7bin 5bin 5bin)
Ingmar Bergman
Top250films


* 1001 film kitabında var (ilk 500)

Yaban Çiçekleri İsveç halkı için yaşama sevincini simgeliyormuş...
Yedinci Mühürde varoluşu sorgulayan yönetmenimiz, bu filmde hayatın değerini ve yaşama sevincine dem vuruyor... Yaşamda tat almaya çalışın, mutlu olmaya çalışın elinizde ki tek değerli şey bu şeklinde bir mesaj veriyor...

* Kökten dinci ataistler (fanatik ataistizm baabında :) filmi çok beğenebilir... Bunu anlayabiliyorum... Ya da fotografik sinemacılar... Eğer düşük ritimli bir film izliyorsam, hikayeye değer veriyorum ... O yüzden bir Tornetore'nin "Stanno tutti bene" Everybody's Fine da bir yaşlı adamın ailevi yolcluğu, eşini kaybetmiş... Ama hikaye çok etkileyici... Sembolik anlatımsa fevkalede var... Hani avangart yapım olma değerini anlıyorum... Bir çok sinemacı için öncü olduğunu da düşünüyorum... O yüzden 10 üzerinden 7 verdim...

Film eleştirilerinde geçmişle hesaplaşmaya çok değinilmiş... Günümüz sineması böyle durumlarda çok uçuk hikayeler çıkardığından sanırsam adamın kardeşinin sözlüsüne aşık olması çok küçük bir marjinal hikaye olarak kaldı bende... Kardeşinin sözlüsünü öptüğünde çıkan sorun ve entrika derseniz Brad Pitt'in "Legends of the Fall" filminde ne kadar büyük anlatılmıştır... Tabiki mukayese edilemez... Ama sinema bu ya, ne kadar uçabildiğin önemli diil mi?

Huysuz ihtiyar şeklinde başlıyor:

Gelin: Sizde kalabilir miyim diye sorduğum da ne cevap vermiştiniz hatırlıyor musunuz?
Huysuz İhtiyar: Memnuniyetle demiştim!
Gelin: Hayır, önce kendi sorunlarınıza beni muhatap etmeyin demiştiniz...
Psikiyatriste ya da pabaza gidin.... Son zamanlarda papazlar moda demiştiniz...

Sonra Gelin neden orada kalmak istiyor... Gelin neden ona baba diilde amca diyor (türk filmi sorunu- anama ana diyesin, babama baba diyesin) ... Oğluna borç mu verir baba... Hele bu kadar zenginse... Bu ne yaman çelişki... Tüm gerilimi buna taşımak komik diil mi?

Fotografik sinemanın yeni nesil yönetmenleri için Bergman, Tarkovsky en büyük duayenler... Pekii bu yönetmenlerin filmleri rüyalara boğulmuşken neden bir Nuri Bilge Ceylan, Reha erdem ve yumurta süt (berbat) filmlerinin yönetmeni hiç rüya sahnesi çekmiyor... Sahi hatırladım Yumurtada iğrenç bir rüya sahnesi vardı... Ama hiç simgesel bir anlatımı yoktu ki onun...


Filmde beni en etkileyen şey bu akrep ve yelkovansız saatler üzerine oluşturulmuş kurguydu...
Annesi bu konuda huysuz ihtiyarımıza çok güzel bir süpriz yapıyor...

* Bir yol filmi... Geliniyle şehre giderken yol üzerinde eski doktorluk yaptığı kasaba, yazları konakladıkları dede yadigari gölevi, ve annesinin kaldığı malikane var... Bunların hepsine uğruyor ve buralardaki anıları canlanıyor

* Gölevinde yaban çiçeklerini görünce çok mutlu oluyor...

* Ben hala üniversitede girdiğim sınavlar kabus gibi rüyama giriyor... Hayatımın en travmatik dönemiydi... Doktorunda üniversite kurulu tarafından tekrar yeterlilik sınavına girmesi ve burada yaşadığı acılar okul dönemine bir gönderme gibiydi... Bu sahnede filmin benle çok iyi bir empati kurduğunu hissettim... (mikroskopta bişii görememesi)
-hastaya teşhis koy!
- ama bu ölmüş
Hasta ayağa kalkıp kahkahalar atıyor...

Filmdeki mizah:
Yaşlı amca için (flachback) herkes bir doğum günü hediyesi hazırlamış... İkizler şarkı yazmışlar...
Huysuzumuzun genç hali: Duvar kadar sağır amcam için en iyi hediye bu olmuş...

Arabaya aldıkları gençler:
- eskiden noel babaya inanırdın şimdi tanrıya inanıyorsun
- modern insan sadece kendine inanmalıdır...
(bunlar kavga etmeye başlıyorlar)
rahip olmak isteyen ve doktor olmak isteyen gençler
(kolumu incitti, tanrının varlığını ispatlamak için kötü bir yol seçmiş)

* Benzinci para almıyor... Anlıyorsun ki çok iyilik yapmış bir doktor...

* Otobüs gibi arba diyor çocuklar, hakat ööle arabaya kaç kişi sığdılar öğle...

* Annesi bunun gelinini kendi gelini sanıyor... Onu hiç sevmemiş sanırsam...
klasik gelin kaynana mizahı...

* Duygusuz bencil ve düşüncesizlikle suçlanmış sürekli..

* Cezam ne? Her zaman ki gibi Yalnızlık!
Etkileyici bir geçiş ışıktan - karanlığa ve arabanin içinde yalnız kalıyor..

* bu dünyaya çocuk getirmek istemediiimi biliyorsun
bu dünyaya çocuk getirip bizden daha iyi yaşayacağını düşünmek çok saçma

Yedinci Sanatın Mührü


Det sjunde inseglet 1957
Yedinci Mühür
Seventh Seal
imdb:84 35bin
top250 films
1001 film kitabında var (ilk 500)

Film bir şövalye'nin ölümle oynadığı satranç oyununu anlatıyor...



Şövalye ve Azrail arasındaki diyalog:
Sen kimsin?
Ben Ölüm'üm.
Benim için mi geldin?
Çok uzun süredir senin tarafındaydım.
Biliyorum.
Hazır mısın?
Bedenim korkuyor, ama ben korkmuyorum... Bekle biraz.
Herkes aynı şeyi söyler. Ama ben asla durmam.
Satranç oynarsın, değil mi?
Nereden biliyorsun?
Tablolarda görmüştüm.
Evet, oldukça iyi oynarım.
Benden iyi olamazsın ama.
Neden benimle satranç oynamak istiyorsun?
Bu beni ilgilendirir.
Haklısın.
Sana karşı dayandığım sürece hayatta kalırım.
Eğer kazanırsam, beni rahat bırakırsın.
Siyahlar senin!
Duruma uygun oldu bu.

Bu sırada sürekli tanrıyı sorgular:
Tanrı bizi yukardan izler ama şeytan bizi yeryüzünde bulur...
* kıza şeytanı sorduğu an çok enteresan... Kız ruhunu şeytana sattığı için işkence edilmektedir...
Etrafına kan ve safra dolu pis bir koku atılır şeytan onun dışına çıkmasın diye... Şövalye ona şeytanı sorar... Tanrı yalnız şeytan bilebilir der... Kız daha sonra korku dolu gözlerle yakılacaktır...

İnsanın duyularıyla tanrıyı kavraması o kadar imkansız mı?
O neden yarım vaatlerin ve görülmeyen mucizelerin ardına saklansın ki?
Kendimize inancımız yoksa başkasına nasıl inanç duyabiliriz?
Benim gibi inanmak isteyen ama yapamayanlara ne olacak?
Ya inanmayan inanamayanlar?
İçimdeki tanrıyı neden öldüremiyorum?
Onu kalbimden atmak istememe rağmen neden alçaltıcı ve acı verici şekilde içimde yaşamaya devam ediyor?
Neden her şeye rağmen bu gerçeklikten kurtulamıyorum?

= Bir Ingmar Bergman hayranı olan Woody Allen da bir oyununda, ölümle poker oynayan bir adamı yazmıştı... Göndermeyi absürt mizahla süslemiş ve beni çok güldürmüştü...

Film bir varoluş filmiyse en çok Şövalye'nin silahtarı Gunnar Björnstrand 'ın canlandırdığı Jöns karakterinin sözlerine dikkat etmek gerekir... Filmde özdeşlebileceğin, doğru hareketler yapan ama bir yandan da zevk içinde hareket eden en doğru adam... ve hatta acaip de Cool... Bogard gibi hayran bıraktıracak cinsten bir oyunculuk sergilenmiş... MEsela yandaki kötü adamdan (dindar ama mezar hırsızı bir papaz), bu güzel hatunu kurtarıyor... O adamı bir daha kötülük yaparsan seni deşerim diyor... Sonra adamı faça atıyor... Adam veba olduğunda ona hiç acımıyor... falan falan

jöns: neyi temsil edecek bu?
ressam: ölüm dansını.
jöns: peki şu ölüm mü?
ressam: evet, o hepsiyle dansederek alır götürür.
jöns: niye böyle saçma sapan şeyler resmediyorsun?
ressam: insanlara bir gün öleceklerini hatırlatmağa yarar diye düşündüm.
jöns: bu onları daha mutlu kılmaz ki.
ressam: ne diye insanları hep mutlu kılmalı? onları arasıra korkutmak hiç de fena fikir sayılmaz.
jöns: o zaman gözlerini yumar, senin resmine bakmaktan kaçınırlar.
ressaam: yo yo, bakarlar. kuru kafa, çıplak bir kadından hemen hemen daha ilginçtir.
jöns: sen onları korkutursan…
ressam: düşünürler.
jöns: düşününce de…
ressam: daha da çok korkarlar.
jöns: o zaman da papazların eline düşerler.
ressam:o beni ilgilendirmez.

Jöns karakteri, şövalyesine sürekli ölmekte olan insanların gözlerindeki hiçliği ve yolculuklarını karanlığa yaptıklarını anlatıyor...

Filmdeki yedinci mühür meselesi, incildeki kıyameti anlatan kısımdan geliyor:

Demirciile Jöns'ün ilk karşılaştıkları sahne:
- Ben Plog, demirci, sen de yardımcı Jöns'sün.
- Olabilir.
- Karımı gördün mü?
- Hayır, ama görseydim ve sana benzeseydi çabuk unutmaya çalışırdım.

Filmin en komik diyaloğu, Jöns'ün, Demirci'yi teskin ettiği sahne...
Demirci'nin eşi oyuncuya kaçar ve Demirci barda onun arkasından ağlamaklıdır...
Feministlerin isyan edebileceği kadar uzun "kadın dırdırı" üzerine bir hiciv yapar...
Aynı şeyi bir de Demirci ile Karısı arasında, oyuncu ile onları bastıkları andaki atışmada yapar...
Kadının kıvırışını ve o an klişe neler söylediğini kadından önce söyler:

Dırdıra dair: Jöns ve Demirci arasında
- Hala mesele karın mı?
- Evet, onu bulamadım.
- Kadınların varlığı da yokluğu da cehennem. En iyisi onları öldürmek. Hep dırdır...
Bundan sonrasını karşılıklı atışıyorlar... Kadın dırdırına örnekler veriyorlar...
"Bebekler altını ıslatıyor"
"Kayın valide cadalozun teki..."
"Göz yaşları ve iniltiler..."
"Neden beni öpmüyorsun?"
"Neden şarkı söylemiyorsun?"
"Beni artık sevmiyorsun!"
"Yeni elbisemi görmedin!"
"Hep horluyorsun!"