yaşama sevinci veren filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yaşama sevinci veren filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

yılın dünya sinaması filmi


El Secreto De Sus Ojos 2009 Arjantin Filmi
The Secret In Their Eyes - Gözlerindeki Sır
imdb85

Bu sene oskarların bahisleri oynanırken ben bütün paramı Antonia Banderas'a ve House dizisinin yönetmenlerinden Juan José Campanella ya hiç çekinmeden koyarım ... House mu? Banderas mı? Bunlar aday mı? evet aday... Ve oscar'ı Avatar'dan daha garantilemiş durumdalar...

Kılavuzkarga.blogspot olarak kısa animasyon oskarından sonra en iyi yabancı film oskarını alacak filmi de açıklamaktan gurur duyarı

* Yılın Sinema Edeyat buluşması

* Zırıl zırıl güleceksiniz - Kahkahalarla ağlayacaksınız

* Sinema manyaklar için: "stat plan sekans sahnesi" nefeslerini kesecek...

* Yılın Dünya sineması eseri
(Haneke'ye saygı duruşu yapabilir 'oscar' diyenleriniz olabilir... ama ben garanti bu film alacak diyorum)

As Good As it Gets


As Good As it Gets imdb:78
(15 000 20 000 25 000)
1997
En Sevdiğim 100
Empire500/140
1997'nin en iyi filmleri
z915075250
yaşama sevinci veren filmler

* Adam takıntılıdır... Hatta garsona kafayı yaşamsal olarak takmıştır... işin içine seks de (seninle asla ve asla yapmayacağım diince ona da takar) ... Fiziksel olarak bağlandığı kadına cinsel olarak da bağlanır böölece... Ve filmin ikinci çatışması başlar...
(adamı kimsenin sevmemesi, kovulduğunda herkesin alkışlaması ama adamın prensip sahibi olmasına bağlı taktire şayan bir duruşu olması)

Sinema Tarihinde bekleme sahneleri: Helen banyodaki Jack'i bekler... kapı açılır buharla çıkar Jack... = Foget Paris...

Hayata olumsuz yönleriyle bakan adamın filmi...

* Film'e geniş açıdan baktığında küçük bir amerika anlatımı: Cumhuriyetçi bir zengin, Demokrat bir zengin ve arada garsonluk yapan ve küçücük oğlunun sağlık sorununu çözemeyen bir anne...

* Optimist hikayeler hiç bir zaman insanları dikkatini çekmez...
Filmde Jack, insanların hikayelerini dinlemeyen bir yazar...
Optimist bir filmle Helen Hunt kendi kellesini uçurdu, bir sonraki filmi üç dileğini yerine getir insanların sosyolojik mesajlı filmi...


- Kadınları nasıl bu kadar iyi yazabiliyorsunuz?
- Bir erkeği alıyorum, ondan mantığı ve sorumluluğu çıkarıyorum...
Receptionist: (juliea Benz sc) How do you write women so well?
Melvin Udall: I think of a man, and I take away reason and accountability.

Melvin: (Romantik konuşmasının sonunda) Daha iyi biri olmayı istememi sağladın...

- Onunla seks yaptın mı (içeri helen girer) .. Pardon onun burda olduğunu bilmiyordum... Onunla seks yaptın mı?

[to a group of depressed psychiatric patients]
Melvin Udall: What if this is as good as it gets?
Eğer bu sen iyi durumunuzsa! ( ne diye doktora gidiyorsunuz ki daha kötüleştirecek gibi bişii)
filmin adini aldigi yerin dogrusu yanlis hatirlamiyorsam soyledir: melvin doktorun odasindan cikarken "what if this is as good as it gets?" der, ki "hadi olabileceginin en iyisi buysa?" manasina gelir... tam olarak "ya hic birsey daha iyiye gidemezse?" diye gercekten de sorar ordakilere ve kendisine... sonucta deneyecektir kendisi bunu...


- Senin gibi adamlar için par atoplayan bir yardım kuruluşu varsa haberim olsun
- Son söz manyağı

enterasan bilgiler:

*filmde jack nicholsonun piyanoda köpeğe çaldığı şarkı monty python grubunun life of brian filminin kapanış parçası olan always look on the bright side of lifetır. bu şarkıyı yine monty python üyesi eric idle yapmıştır. ayrıca yine filmdeki garip yürüme sekanslarının da gene monty python's flying circusa gönderme içerdiğini düşünmekteyim. çünkü neden monty python's flying circus bölümlerinden birinde dünyanın en garip yürüyen insanları tarzı bir skeç vardı. bunu da hatırlatalım...

* melvin'in carol ve çocuğunu hastaneye göndermek için çevirdiği "2t94" numaralı taksi die hard iii adlı filmde zeus carver*'ın kullandığı taksidir. ayrıca filmin bir karesinde arabanın içerisinde bulunan kasetlerden birinin üzerinde emergency only yazmaktadır. üzerinde etiket olan bu kasette nat king cole'un i love you for sentimental reasons adlı şarkısı kayıtlıdır.

O parçayı çal Sam, Benim için Çal

Casablanca 1942
imdb:88 (70 000 30 000 30 000)
z970085300

TOP250/11
1001 film kitabında var (ilk 500)

* ilk Usual Suspacts'lerin toplandığı film
* "Bu bizim şarkımız olsun'un" pazarlanması ... Bu bakımdan da bir avangart yapım... (anlamazdın anlamaaaazdın)
* Yönetmenin gölgelerle iyi oynaması! Işıktan çıkış... Uçak fenerinin sürekli etrafta gezmesi...

*Dünyayı kucaklamış bir film: Amerikalı Bogart, Fransız Polis Şefi, Cekoslavak Direniş Lideri, İsveçli Güzel, Rus Barmen, Alman SS'ler, Bulgar çift, Olay kuzey afrikada, uçaklar lizbon'a gidiyor...

* Tüm karakter tanıtımının ilk 30 dakikada tamamlanması...

*"one day... rick..." üstüne giydiği bu umursamaz, fırsatçı maskeyi sınamak zorunda kalır ve bir kez daha tarafsızlığını iyiler lehine bozar.
Lazslo ise kendini bir misyona adamıştır, bu anlamda kaçak rick'ten daha kendiyle barışık, daha mesuttur. hakikaten daha güleryüzlü...

* Bu filmden yola çıkarak şunu diyebiliriz kadınları etkileyen iki tip erkek vardır: Gizemli olanlar ve başarılı olanlar... Ama hatunu başarlı olanlar götürür mü desek.... Kadınlar Rick'leri tercih eder, ama Lazslo'larla giderler... laszlo evlenilecek, rick eğlenilecek erkektir

Kurgu:
10 bin lik lazio'nun kaçacağına dair iddia...
Rick'in müşteriyle içki içmemesi...
* Polis Şefi'nin güzel kadın düşkünü olması: olağan şüpheliler ve güzel kadınlar tutuklanır... Rick'in kurtardığı bulgar çift...
akbaba... insanlara burada dikkatli olmalısınız deyip cüzdanlarını çalıyor, sevgili garsonumuza çarptığında bizimkisi hemen cüzdanını arıyor... Herkes biliyor onun hırsız olduğunu... Nefes aldıran bir mizah... (aynı şekilde rick'in yeri kapatırlırken polis şefine rüşfetinin verildiği sahne- bu aynı zamanda kontrastlıklar oluşturan sahnelerden contrast: Ben führer'in adamı diilim dedikten bi saniye sonra gestaponun çağırması ve hemen koşa koşa polis şefinin gitmesi)

Humphrey Bogart sinemada bir karakter yaratmıştır,
Hatta bunun kitabını yazmıştır...
1 - Cool adam "Ters Cevap Verir"
Filmdeki Ters cevap esprileri:

-Buraya neden geldin Rick?
- Sağlık sebeplerinden ötürü, buranın ılıcalarını tavsiye ettiler...
- Saçmalama Rick, burası çölün ortası ne suyu, ne ılıcası?
- Beni kandırmışlar

Gestepo: Sizin hakkınızda çok şey biliyoruz... Bunları söylemek istemeyiz... Bu dosyada yazıyor herşey...
Rick kendi dosyasına bakar: Gözlerimin rengi kahverengi mi?

Metres: Dün neredeydin Rick?
Rick: Çok uzun zaman oldu
Metres: Bu akşam bana gelecek misin?
Rick: Bilmiyorum o kadar uzun vadeli planlar yapmam...

Rick: Gene Lazio'nun dünyayı nasıl kurtaracağı hikayesini mi dinleyeceğim?

Rick: Nasıl unuturum, son görüştüğümüzde sen mavi, almanlar gri giyinmişti...
“ı remember every detail, the germans wore grey you wore blue”
-Bu çarpışmanın tamamı da güzel-

Sinema Dersi:
Rick'in kalbini yumuşatan Bulgar güzelin sorusu!
Lazio'nun LisaLund için nasıl büyük fedekarlıklar yaptığını öğrendiğimiz iki üç cümle...

ii final sözlerinin olduğu filmler: Bu iyi bir dostluğun başlangıcı...
(panoroma mehmet)

Filmin Peeeelerinden: Bunlar almanların top sesleri mi yoksa kalbimin derinliklerinden mi geliyor ...

Sendromsuz Pazartesiler

Los Lunes Al Sol
2002
Güneşli Pazartesiler
imdb:77 (1000 1000 1500)
z901075015
38 ödül 18 aday
İspanyol sinema yazarları ödüllerin silip süpürmüş

ekşiden filme dair süper bi kelam:
bu filmde; patlayan otomobiller, son ana kadar kime vereceği belli olmayan holivut güzelleri, kör göze parmak mesaj, güldürürken düşündürmek, abartı kamera hareketleri, nuri bilge ceylan kareleri (durağanlığı), inarritu gibi sonda hikayelerin birleştiği sarmal kurgu, saatlerce süren kovalamaca sahneleri, insanı planjorle ters köşeye yatıran capraz kurgu, gerçeküstücü metaforlar, italyan yeni gerçekçiliği, fransız yeni dalgası, japon estetiği, kore sapıklığı, dolgu müzikleri, stara özel aydınlatma ...yok... sadece gerçek var...

Filmin afiş sloganı da çok iimiş:
Gerçek bir hikayeden alınmamıştır... Binlerce gerçek hikayeden alınmıştır...

Öteki ispanyanın masalı
Senaryo oldukca vurucu
Akdeniz insanının rahat karakteriyle, işsizlik sorununu çok başarılı bir şekilde yoğurmuş
üsküdar beşiktaş takalarına binesi geliyor insanın

Birinci Kurgu: Deniz Kızı
* Kadın Fabrikada sürekli balık temizlediği için kötü koktuğunu düşünüyor ve her akşam parfümü üzerine boca ediyor,
- Yeter hayatım bu kadar parfüm yeter...
- Balık kokuyorum..
- Hayır sen güzel kokuyorsun..Tıpkı bir denizkızı gibi...
(adam'ın karısının onu terk etmesi intihar etmesi diğerinin işine yarıyor)
- ayakların nasıl?
-Onları hissetmiyorum!
- Denizkızların ayakları olmaz da ondan...
(bunun üzerine kadın kalır)

İkinci Kurgu
Işığı kapatır mısın? (odaya girip tekrar kapatması)
"morgdan çıkarken ışıkları açık unuttuktan sonra geri dönüp, "pardon" diyerek ışıkları kapaması sahnesi insanın boğazına bir yumruk gibi oturan film."

Üçüncü Kurgu:
Josenin karısıyla kavga ettiği sahnede aynaya baktığında mutluluk fooğrafıyla saatin aynadan yansımasının geriye gitmesi... Geçmişe özlem...
Grubun en aktif iş arayan üyesi Lino (genç birilerini arıyorlar ama o gidiyor saçlarını boyatıyor bi keresinde kendinden önce ünlü bir yazar anons ediliyor "carlos fuentes" falan falan") aynada kendini görmesi ve çağrıldığında gitmemesi
= Full Monthy de de en yaşlılıları iş aramayı bırakmıyordu...

* Önemli olan Tanrıya inanıp inanmamamız diil, Tanrı'nın bize inanıp inanmadığı...
Eğer inanmıyorsa işte o zaman sıçtık!

Beleş Tepe Geyikleri:
- iki kat daha lazım (maçı izleyebilmeleri için)
- Sizin bi kalaciniz vardı yaşır (sanırım rusların meşhur kalecisi)... Dünyanın en iyi kalecisi.. Herkes ondan korkardı... Gol atanlar ondan özür dilerdi... Bakışıyla topun yönünü değiştiridi...

*Kız çocuk bakıcılığı işi alıyor bunu, aylak adama yıkıyor, kendi orda burda sürtüyor...
* Bankada adamın kağıdı koyduğu yer, kredi isteyen bizimkini çileden çıkarıyor...

* İsviçreli sandım- peynir isviçreli... peyniri sevdin mi - evet ama seni daha çok sevdim...

* İkiz esprileri = ay'daki adam , = ikizler , ben genetik bir atık mıyım

* = tabutta rövaşata onlarda mezara şarap koyuyorlardı, araba çalıyordu
bunlar boğaz geçişi gibi taka çalıyorlar... gene o film gibi...

Lamba diyalogları:
-(sokak lambasını göstererek) çirkin bir piç kurusu. kırdığım için onların bana ödemesi gerekir.
-ben seviyorum.
-evet, ama senin kriterin yok. ne olduğunu biliyor musun?
-(hayır anlamında başını sallar)
-ne olduğunu bilmiyorsan,nasıl olabilir ki? latince'den geliyor, kriterion, ve... anlamı bu. kriter. kelimenin kendisi söylüyor.
8000 pesetas ne kadardır?
-euro olarak mı?
-hayır pesetas olarak...
-8000?
-hayır, benim için etik olarak çok daha fazla.
(lambanın cezasını öder.. ama cezayı öder ödemez gider lambayı kırar...)


* - bu günlerden ne?
(Dünya sinemasının final sözü filmi kucaklayan kendine ait derinliği olan kelamlar...
Amerikan sinemasının ise daha çok esprili kinayeli, çoğu zaman da sıçıp atan laflar
Stalonenin tüneldeki mesela... Pee diyorsun ama alay ederek)

Filmlerde Anlatılan Fıkralar:
filmde eski rus kozmonotu sergei'in anlattigi bir fikra vardir: sovyet rusya dagilmis, yillar sonra iki eski komunist partili arkadas bir araya gelmis konusmaktalar. birincisi soyle der: "dostum, cok kotu bir sey farkettim. bize komunizmle ilgili anlatilan hersey yalanmis.". digeri soyle cevap verir: "ben daha kotusunu farkettim. bize kapitalizmle ilgili anlatilan hersey dogruymus".

santa: -sergei,tanrı var mı yok mu?
-orada,yukarılardayken gördün mü onu?
sergei: -gagarin uzaydan ilk geldiğinde bir gazeteci ona bu soruyu sorar,ve gagarin der ki;
evet tanrı yoldaşı gördüm uzayda,ve benden size kendisinin aslında olmadığını söylememi istedi"

Filmin sağlam Tratlarından:
+bir kere, o ayrılmadı. işten kovuldu, hepimiz gibi. elmayla armudu karıştırma. şu tazminata gelince. 8 milyon peseta çok gibi görünüyor, ya sonra? 49'unda, işsiz, 2 çocukla ve bankada 8 milyon pesetayla ne bok yersin? söyleyeyim ne bok yiyeceğini; bir halt edemezsin. 4 yılda o para suyunu çeker. demek istediğim sen, amador, herhangi biri. ve bana bir halt vermediler.
-sorun şu ki, gemileri yurtdışında inşa etmek daha ucuzdu.
+sana sorunun ne olduğunu söyleyeyim, çünkü ben oradaydım. "80 kişinin işine son veriyoruz ya da burayı kapatmak zorundayız" dediler. biz de “hayır, burası kapanmıyor” dedik. orası işimiz demekti, herkesin işi... ve kimse işimize el süremez. sadece günübirlik işçiler değildi. sen oradaydın rico. ve amador da. sahip olduğumuz şeyleri savunuyorduk. benim, jose'nin ve lino'nun. 200 kişiydi oturma eyleminde, günübirlik ve sürekli işçiler. polise sor, eminim hatırlayacaklardır.
-ve bir bok elde edemediniz.
+insanların haberdar olmasını sağladık.
- sor bakalım kaçı hatırlıyor şimdi.
+ve birlikteydik, birdik! hatırlıyorum bunu. ondan sonra işler boka sardı.
-senin için palavra sallamak kolay. senin bir ailen yoktu. 50'sindeki adamlara ne diyorsun peki?
+bize kim karşı durabilirdi?
- pekâlâ.
+anlaşmayı imzaladın. anladım. fakat durumun boktan olduğunu biliyordun. biliyordun, değil mi?
- yapacak başka bir şey yoktu.
+"başka bir şey". harika! başka bir şey var mı şimdi? siz bir yıl sonra ayrıldınız. bu barı açtınız, işler iyi gidiyor, buna seviniyorum. fakat diğerleri o kadar şanslı değildi. amador, mesela.
-evet, ama bu benim suçum değil.
+hayır, senin suçun değil, ama hepiniz anlaşmayı imzaladınız. bizi o zaman attılar ve sizi bir yıl sonra. ve ne oldu?
-ne oldu?
+artık "bir" falan değildik. böldüler bizi. bu kahrolası anlaşma ile. ve "bölünmüş halde sikildik.". her zaman böyle oldu bu. her zaman. işte bu yüzden bazılarımız bir şeyler becerdi, bazılarımız beceremedi. işte bu yüzden lino karısına... bilmediğini ve belki bir gün onu arayacaklarını söyleyip duruyor. işte bu yüzden kahrolası sinirlerim tepeme çıkıyor.
-peki peki, ama bir şey açık. buraya geliyorum ama daha ucuz bir bar bulursam oraya giderim. aynı şey. eğer koreliler gemiyi daha ucuza inşa...
+bu kahrolası koreliler hakkında bir kelime daha duymak istemiyorum. bu tersane iyi rekabet ediyordu. sıkı çalışıyorduk. fiyatları aşağı çekebilmek için bedavadan fazla çalışmayı bile önerdik. olay şu ki, tersane neredeyse yine orada. bulunduğu bölge servet değerinde. niye? çünkü denizin dibinde. iş makinelerini görmediniz mi? lüks evler yapacaklar oraya. ve kahrolası koreliler gelip yaşayacaklar orada. yüzümüze güle güle. bu kadar basit! ve ben başka hiçbir yere gitmeyeceğim. içkiler bedava bile olsa. ben buraya gelmeye devam edeceğim. imzalasan bile. bir bar işi bulabilirim hemen yarın. ama herkes işten atılırsa müşteri falan da kalmaz. ve bu da beni zıvanadan çıkarıyor. zıvanadan! çocuklarının kovulma kararını imzaladın. söz konusu olan onların işleriydi. ve işlerini kaybettik.

Ölmeden Önce Yapılacaklar 1-Bu filmi izle!



The Bucket List (2007)
Şimdi Ya Da Asla

imdb:77 (5000-3500-5000)
beyazperde:82

* Bucket: Kova demek - Kick The Bucket: Nalları dikmek demek


Film hakkında bir şeyler anlatmak isteseydim mısır piramitleri üzerindeki sahneden yola çıkardım... Bazı filmlerde filmin özeti gibi sahneler oluyor... Onlara bayılıyorum... Sanırım Afişteki sahne de orası:
* Mısırlılar şuna inanırdı... Öldükten sonra tanrı olnara 2 soru sorar bu bu sorunun cevabına göre onu içeri alırmış:
1 Mutlu oldun mu?
2 Etrafındakiler senden dolayı mutlu oldu mu?
Evet... Birincisi hayatı boyunca mutlu olmuş birisi... Egoist... Ama etrafındakiler hiç mutlu olmamış... İkincisi hayatının tamamını etrafındaki insanların mutlu olmasına adamış biri... Gerçekten mükemmel bir sahne...

* Göndermeler: Morgan abimiz "ilk zenci başkan" olmak diyor Jack abimiz ise mişel fayfırla randevum var diyor... Bence bunlar filmin hafif göndermeleri...


* Filmin senaryosunun kurgusunda kullanılan şeyler: Bir ölmeden önce yapılacakların listesi...
İkincisi ise Kahve:

Morgan Freeman Kahvenin tarihini şöyle bir kısa geçerken bize büyük haksızlık etmiş... Bütün dünyada böylesine keyifle içilmesinde çok büyük katkıda bulunan Osmanlı'yı es geçmiş... Hikayeyi anlatırken çocanın keçilerini çoşturduğu bitkiyi de köyün bilgesine götürdüğünü söylüyor... Burada da imam demekten imtina etmiş... Biraz kasti bir davranış olarak algıladım bu durumu... Ama bizi kopartan bilgiyi sonunda patlatması ve "ölmeden önce ağız dolusu gülücem" maddesinin üstünü çizmesi:

Kopi Luwak dünyanın en beğenilen en üst seviyede kahvesi olarak biliniyor... Jack Nicholson bunun nasıl elde edildiğini bilmeden içiyormuş... Ve çok severek överek devamlı içiyor... Elde edilişi ise: Kilosu 1200 dolara satılan bu kahve, luwak adlı kediye yediriliyor ve kopi denilen kahve daha sonra kedinin bokundan ayıklanıyor... Yani Lavuğun bokunda boncuk buluyorlar afedersiniz beni konuşturuyorlar... Kedi içinde nasıl bir aroma ekliyorsa dünyanın en pahalı kahvesi ortaya çıkıyor... Morgan bunu jack'e anlattığından acaip kopuyorlar:

- o süslü kahveden hala içiyor musun?
- Ben obsesif miyim (as good as gets'e gönderme gibi)
-Sana onun neden yapıldığını söyliim...

Filmde son kahve esprisi ikisinin de külleri kahve kabına konuyor...




* Morgan Freeman çok zeki bir ototamircisi... Çocuklarında kendi hayallerini gerçekleştirmek için çok çalışmış... kendisi kazanmasına rağmen üniversiteye zenci olduğu için alınmamış... "şimdi zenciler başkan adayı" falan diyor... Çok zeki olduğunu Jeopardy sorularına cevap vermesinden anlıyoruz...
(içinde Jeopardy olan filmler: Groundhog Day- White Man Can Not Jump...)


* Jack Nicholson huysuz bir ihtiyar, hastaneler zincirine sahip... Daha çok para kazanmak için 2 kişilik odalar konusunda ısarcı... Kendine özel oda verilmediğinden dolayı şikayetçi hastaları onu mahkemeye vermiş: "Biz kaplıca işletmiyoruz" diyor... Ve ciddi bir rahatsızlık sonucu kendini kendi hastanesinde çift kişilik bir odada buluyor... Hem de çok fakir bir zenci hasta ile birlikte...

İkisinin de "kick the bucket" olmak üzere oldukları söyleniyor...

Morgan Freeman ölmeden önce yapmak istediklerinin listesini yapmaya başlıyor:Bir bilge edasıyla ilk olarak "Hiç tanımadığın birine yardım et" yazıyor...
Jack Nicholson bu yere fırlattığı şeyi görünce gülüyor ve o ilk olarak
(Film içindeki çapkınlıklarından da anlayacağımız gibi):
"Dünyanın en güzel kızını öp" yazıyor...

Sonra ikisi de bu listeyi şişiriyorlar... Ama bu iki madde bizi filmin sonunda ağlatıyor...
İlk yazdıkları bizim içimizi burkuyor...

* Hızlı bir araba kullan... Hatta dostunla yarış:


Uçaktan paraşütle atla:

Safariye çık:
Ve Tabikii Dünyayı gez:

Mısır Piramitlerindeyken Morgan: Biliyor musun Kuzey Afrikada en çok yağmur buraya düşüyormuş...
* Bilinen tek bir köpeğin üzerine yıldırım düşmesi vakası burada yaşanmış...

* Mısırlılar şuna inanırdı... Öldükten sonra tanrı olnara 2 soru sorar bu bu sorunun cevabına göre onu içeri alırmış:
1 Mutlu oldun mu?
2 Etrafındakiler senden dolayı mutlu oldu mu?


- Ben herkes diilim diyordun ya.. herkes herkestir


= karma felsefesinin de olduğu bi dizi vardı onun gibi

inkar devresi etik devre ona baksana

koministler = yahudiler

Radyo Tesla marconiden aldılar onu


* Nasılsın: doktor çok ironik bir soru

Japardili filmlerden

Piramitler: Mısırda bütün piramitler yağmur buraya düşüyormuş

hindistan reenkarnasyon bi aşağı bir yukarı katlarda doğduklarına inanıyorlarmış
zenginin fakire zulmetmesini .. fakirin kaanaat etmesini sağlayan bişii

Sarı mavi filmi oluyor gene

Cappe luvacci filmin başında koklattığı kediler bu kahveyi yer ve sıçarlar
bundan bir kahve elde edilir en güzel kokan en iyi kahve..

hiç sormayacaksın sanmıştım

- dünyanın en güzel kızını öp
"kiss the most beatifull girl in the world"


havyar elde etmek zordur.. balık yakalanacağını hissederse strese girer ve havyarı zehirli olur
3. karıma çok benziyor

* filmin karakter tanıtımı çok iyi

* Jack Nickolson ile uşağı arasındaki muhabbetler de çok iyi:
- o şey için ne yapmamı istersiniz
- ölümüm için mi?
- evet
- kendin için ne yaparsan benim için de onu yap
- tüm paramı uşağıma bırakırım
* uşağına gerçek ismiyle hiç hitap etmemiş
arada sıradaki aşağılamalar müthişti...