An American in Paris - Paris'te bir Amerikalı
1951
imdb72
Ölmeden Önce izlenmesi gereken 1001 film arasında
En iyi film dahil 6 dalda oscar almış.
* Eğlenceli bir film.
* Bir şehir ve aşk hikayesi.
* Arka planda çizilmiş olan şehir portleri stüdyoda çekilmesine rağmen büyük estetik katmış filme...
* Kemer yok bu elbiseyi ne tutuyor
- Tevazu ...
* Forget Paris sinema tarihinin en iyi 10 romantik komedisi arasındadır.
Bu filmde çok güzel bir espri var An American in Paris filmine gönderme yapan:
- Burası orası... O filmin meşhur dans sahnesinin olduğu plato...
- General Patton mı?
- General Patton!... Hayır An American in Paris...
(arada şarkısını ve dansını yapmasına rağmen kadının General Patton demesi çok komik)
1951 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1951 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
A Streetcar Named Desire - İhtiras Tranvayı
A Streetcar Named Desire - İhtiras Tranvayı
1951
imdb80
Ölmeden Önce izlenmesi gereken 1001 film
Eski Top 250 filmi - Empire 500 filmi
All time the best 100 film arasında
NTV en iyi 555 film listesinde
Vivien Leigh en iyi kadın rol ile bir çok ödül almış.
En iyi film oscarını almış.
Hemşerim Kayserili Elia Kazan'ın tiyatrodan sinemaya aktardığı eserde, bir kokoş'un annesinden kalan evini kaybedip evli olan kızkardeşinin evine gelmesi, kızkardeşinin de yontulmamış meşe odunu eşi ile yaşamaya çalışmasını anlatmaktadır.
Bir tiyatro oyunu uyarlaması olduğu için ağdalı lafların uzun tiradların olduğu bir film İhtiras Tranvayı... En meşhur tiradını da Vivien Leigh atar kız kardeşine:
doğru yollanan ölüler alayı benim gözlerimin önünden geçti. Babam, annem, Margaret, birbiri
ardına o korkunç yola düştüler. Tanrı öylesini göstermesin kimseye. Tabut bulmak bile
mesele oldu. Neredeyse, çöp gibi yakmak gerekiyordu onları. Sen tam cenaze törenine
yetiştin, Stella. Ölüme göre cenaze töreni ne güzel şey. Cenaze törenleri sessizlik içinde geçer.
Ama ölüm öyle mi? Ben onların, kimi boğuk boğuk hırıltılar halinde, kimi sayıklama gibi,
bazen “Bırakma beni!” diye haykıran iniltilerini, can çekişmelerini kulaklarımla duydum.
Hayatta tatmadık zevk koymamış doksanlık yaşlılar bile son nefeslerinde “Beni bırakma!”
diye bağırırlar. Onları gitmekten alıkoymak elindeymiş gibi. Ama cenaze törenleri renk renk
çiçekler arasında sessiz geçti. Tabutlar debdebeli idi. Başuçlarında bulunup da onların
“Bırakma beni!” diye haykırmalarını duymadıkça, geçirilen ölüm ve kalım didişmesini nasıl
anlayacaksın? Senin rüyalarına bile girmeyen bu sahneleri ben gözlerimle gördüm. Şimdi
karşıma geçip bana, “Evi barkı yitirdin!” diye çıkışmak kolaydır. Bütün o hastalıkların,
ölümlerin masrafları nereden çıktı sanıyorsun? Ölüm ucuza mal olmuyor, Bayan Stella!
Margaret’in hemen arkasından Jessie’nin hastalık ve ölüm masrafları, sonra ötekiler. Azrail
çadırını eşiğimize kurmuştu. Belle Reve’i karargâh seçti kendine. İşte Stella, Belle Reve böyle
çıktı elimizden. Gidenlerin hangisi servet bıraktı? Geçtik servetten, bir kuruş bırakan oldu
mu? Yalnız zavallı Jessie… kalan yüz doları ancak tabut masrafını karşıladı. Bu ağır külfetin
karşısında benim küçücük aylığımdan gayri ne vardı? Şimdi beni kınıyorsun. Geçip karşıma,
çiftliği elden çıkarmışım gibi şüpheli şüpheli bakıyorsun. Peki, bütün bunlar olup biterken sen
nerelerde idin? Yatakta değil mi? Sevgili Polağınla...
Bu oyunda ışık kullanımı ders niteliğindedir. Evli kızkardeşe canlı ve parlak bir ışık verilir. Dul psikolojik sorunları olan ablaya ise silik ve sönük ışıklar vurulur...
Tennessee Williams oyunun adını "Poker Oyunu" koymak istemiş. Oyunu yazarken kız kardeşlere doğru kaydırınca gerilimi farklı bir ambians oluşmuş ve Arzu Tranvayı olmasına karar vermiş. Gene de oyun kız kardeşler ve bir erkek arasında tam bir poker oyunu olmasıyla pek de ilk planlamasından uzağa düşmemiş.
Etiketler:
1001 film kitabı (ilk 500),
1951,
imdb 250 - empire 500
Alıntıdır - Full kopi past hatta -
Guardian gazetesinde yer alan değerlendirmeye göre gelmiş geçmiş en iyi 10 bilim-kurgu filmi şöyle:

1. Blade Runner (1982) Yönetmen: Ridley Scott
İster tiyatro versiyonunu tercih edin (arkadan sıkıcı bir sesle verilen anlatım vardı fakat ünlü unicorn sahneleri yoktu) ister bundan bir kaç yıl gerçekleştirilen sinema versiyonunu öne alın, Blade Runner açık ara önde.
Hikayenin ana ekseninde Harrison Ford'un canlandırdığı polis Rick Deckard karakteri yer alır. Bu polis karakteri, 'kopyalar' olarak adlandırılan dört klonlanmış (insansı) humanoid'in peşindedir. 'Kopya'lar kanundışı ilan edilmiş olup peşlerindeki 'Blade Runner' Deckard'ın onları yoketme planından kaçmaktadırlar.
Film genel olarak Philip K Dick'in "Androidler Rüyalarında Elektronik Koyunlar mı Görürler?" adlı kısa hikayesine dayanıyor. Londra'daki King's Collage'de çalışan kök hücre biyologu Stephen Minger "Blade Runner şu ana kadar yapılmış en iyi film..." saptamasını yapıyor "...kendi zamanının çok ilerisindeydi. Hikayenin temelinde yatan 'İnsan olmak ne demektir? Biz kimiz ve nereden geliyoruz?" soruları ise asırlardır kendimize sorduğumuz sorular."
İnsanı makineden ayırt etmek için bir formül geliştirebilme çabasıyla birlikte bu film aynı zamanda 'bilinç' kavramını da sorguluyor. Sonradan yerleştirilmiş anılara ve programlanmış yapay duygulara sahip kopyaları saptayabilmek için polis tarafından Voight-Kampff empati testi uygulanıyor filmde. "Voight-Kampff empati testi, nörologların günümüzde uyguladıkları testlerden pek de farklı değil" diyor University College London öğretim üyesi Chris Frith.
Deckard karakterinin de bir kopya olup olmadığı yolunda tartışmalar yaşandı. Yönetmen Ridley Scott bu karakterin olduğunu söylerken Harrison Ford ise film çekimleri sırasında Scott'un kendisine "Deckard karakterinin insan olduğunu söylediğini" iddia ediyor. Cevap ne olursa olsun, film müziklerinden senaryo içinde yer alan çarpıcı diyaloglara ve geleceğin Los Angeles'ını tasvir eden sinematografiye kadar her açıdan kaliteli bir film bu.

2. 2001: A Space Odyssey (1968) Yönetmen: Stanley Kubrick
Kubrick ile ünlü bilim-kurgu yazarı Arthur C Clarke arasındaki işbirliğinden ortaya çıkan çarpıcı ve gizemli bir hikaye. Yapıldığı dönem için devrimci sayılacak nitelikteki özel efektleriyle müthiş bir ün kazanmıştı bu film.
NASA'da çalışmakta olan uzay aracı uzmanı Harry Lange ve Frederick Ordway, bu filmde kullanılacak prototipleri ve teknik araçları sağlaması için Boeing ve IBM gibi şirketleri ikna ettiler. Borehamwood'taki seti gezen astronotlar ise orayı "Doğu NASA" olarak nitelendirmişlerdi.
Edinburgh'lu doğa tarihi profesörü Aubrey Manning bu filmi şu sözlerle övüyor: "Simülasyonlarda kullanılan zekanın parlaklığı bugünkü modern bilgisayar grafiklerine rağmen aşılamadı. Brezilya tapirlerinin 'tarihöncesi hayvanlar' olarak kullanılmasındaki zeka... Ağaç dalından sopa yapılmasından uzay mekiğine kadar sergilenen zeka. Kubrick açıkça gösteriyordu ki alet kullanımı bir kere başlayınca gerisi kaçınılmaz olarak geliyor. Doğu kıyısının o tatlı aksanıyla konuşan süper bilgisayarların ilki Hal'a kadar..."

3. Star Wars (1977)/Empire Strikes Back (1980)
Orijinal Star Wars triolojisinin bu ilk iki filmi, bilim-kurgudan öte 'nostaljik' nedenlerle listeye girmeye hak kazanıyorlar.
Temelde uzayda geçen bir kovboy filmi konseptini işlerken bu iki film bir yandan iyi ile kötünün arasında ezelden beri süregiden mücadeleyi anlatırken bir yandan da başrol oyuncuları Harrison Ford, Mark Hamill ve Carrie Fisher'ın akıl karıştırıcı bir tarzda teknolojik terimlerle konuşmaları izleyicide olağanüstü bir etki bırakıyordu.
Bu filmlerde işlenen mistisizm ise Star Wars serisini filmi diğer bilim-kurgu filmlerinden bariz şekilde ayırıyor: Belli kişiler tarafından iyi veya kötü amaçlarla kullanılabilen ve evrenin her yerine yayılmış bir "güç" kavramı o kadar derinlere işledi ki ABD'de bir takım insanlar bu inancı gerçekten bir "din" olarak kabul edecek kadar ileri gittiler.
Filmin konusundaki ana eksen ise epik bir efsane: Herkesi kendi kölesi yapma arzusundaki İmparatorluk (ki bunun başındaki İmparator, güç tutkusuyla kendinden geçmiş bir manyak. Yardımcısı ise yarı insan yarı makina korkunç bir yaratık: Darth Vader) ile küçük bir isyancı grubu arasındaki savaş.
Bilim tarafından değerlendirecek olursak, ışık hızında yolculuk konusu "hiperuzay" olarak adlandırılan ve normal fizik kurallarının geçerli olmadığı bir kavramla birlikte ele alınıyor. Bir de "gücü kullanabilen" Jedi'lar arasındaki ışın kılıcı dövüşleri var ki fizik teorisi açıdan ışın kılıçları imkansızdır. Ama tabii ki burada vurgulanmak istenen asıl konu daha farklıydı.
Bu iki filmin bir diğer özelliğiyse; oyuncak, bilgisayar oyunu ve replikaların ticari markalaşmasını başlatması oldu ki günümüzde yapılan bilim-kurgu filmleri için "franchising" vazgeçilmez bir özellik ve gelir kaynağı oldu.

4. Alien (1979) Yönetmen: Ridley Scott
Hep o ikonlaştırılmış sahnesiyle hatırlanır: John Hurt'un göğsünden kanlı bir şekilde fırlayıp çıkan bebek Alien yaratığı. Ama alien filmi bundan çok daha fazlasıydı. Gezegenler arası yolculuk yapan bir madencilik aracına giren bir yaşam formunun damarlarında kan yerine asit dolaşmaktadır. İki ayrı sıralı çeneye sahip olan bu yaratık, gemideki mürettabatı çok kanlı bir şekilde parçalamaktadır.
Gotik set tasarımı ve Sigourney Weaver'in canlandırdığı 'gönülsüz kahraman' Ellen Ripley karakteri üzerinden Alien filminin arka planında annelik, penetrasyon ve doğum temaları işlenir. Ancak UCL'deki uzay p***ologu Kevin Fong açısından bakılacak olursa bu filmin asıl öne çıkan noktası, filmdeki mürettebatın gayet sıradan olan hayat tarzı.
"İlk defa bu filmle birlikte düşünmeye başladık ki, uzak bir gelecekte uzayda yaşayıp çalışacak olan insanlar, yedikleri pizzanın artıkları etrafında sigara içecek ve vakit geçsin diye iskambil oynayacak sıradan insanlar olacak..." diyor Kevin Fong "uzun süreli bir uzay yolculuğunun nasıl bir şey olacağını anlatıyordu bu film: Kirli, terli ve klostrofobik bir ortamda çok uzun zamanlar boyunca çekilecek can sıkıntısını erteleyecek tek şey insanın kanını dondurcak cinsten bir dehşet ortamı olacak."

5. Solaris (1972) Yönetmen: Andrei Tarkovsky
Steven Soderbergh tarafından 2002'de tekrar çekilmiş olmasına rağmen, bu orijinal versiyon, Stanislaw Lem tarafından yazılan romanın hayranları tarafından hala hayranlıkla hatırlanıyor.
Uzak bir gezegendeki üste garip bir şekilde ölen bilimadamının yerini almak üzere bir p***olog söz konusu gezegene gelir. Orada bir kısım tuhaf kişilerle -bu arada kendi ölmüş karısıyla karşılaşacaktır. Gezegende bulunan akıllı varlıkların yarattığı ve giderek daha çekici hale gelen sanal bir tasarım, insanların beynine 'gerçeklik' olarak yansıtılmaktadır.
Timescape adlı kitabın yazarı ve Kaliforniya Üniversitesi'nde fizik Profesörü olan Gregory Benford şu yorumu getiriyor: "1972 tarihli Solaris; bizim insani algılarımız, buna uygun yarattığımız kategorilerimiz ve karşılaşacağımız varlıkları 'insansı' olarak düşünme eğilimimizle ortaya koyduğumuz 'bilim' anlayışının sınırlarına hitap eden belki de tek filmdir. Bu filmde yalnızca görsel bir hikayenin değil aynı zamanda çok trajik ve üzücü bir dramanın sergileniyor oluşu bu filmin önemini daha da artırmaktadır

6. Terminator (1984)/T2: Judgment Day (1991) Yönetmen: James Cameron
Robotlar 2029 yılından 1980'lerin Los Angeles'ine acımasız bir cyborg (Arnold Schwarzenegger) göndererek gelecekteki isyancı insanın annesini öldürmeyi planlamışlardır. Terminator filmi, zaman yolculuğundaki sözgelişi büyükbaba paradoksu gibi sorunları ele alan az sayıdaki filmden biridir. Söz konusu paradoks şöyle: zamanda yolculuk ederek eski bir tarihe gider ve büyükbabanızı öldürürseniz, siz de var olmayacaksınız demektir, o halde zamanda geri de gidemezsiniz...
İkinci Terminator filminde 'şekil değiştirebilen' bir metalden yapılan bir başka cyborg kavramını ileri sürüyor. Oxford'da Kuantum fizikçisi olarak çalışan David Deutsch şöyle diyor: "Bu filmde işlenen bilimselliğin biraz tutarsız olmasına rağmen kendi türü içinde mükemmel bir parça olduğu söylenebilir ama ben buna 'bilim-kurgu' yerine 'aksiyon filmi' demeyi tercih ederdim çünkü aslında 'bilim-kurgu' olarak adlandırılmayı hakeden çok sayıda film var."

7. The Day the Earth Stood Still (1951) Yönetmen: Robert Wise
Soğuk savaş paranoyası içindeki Amerika'da çekilen bu filmde Washington'a bir uçan daire iner. Uçan dairenin içinden insansı bir uzaylı Klaatu ve onun robotu Gort çıkacaklardır.
Aptallığa tahammülüm yok! Benim halkım aptallık yapmadan yaşamayı öğrendi" diyen Klaatu dünya liderlerini -liderler kendini dinlemeyince bu sefer bilimadamlarını- ikna ederek insanlığı birbirini yok etme hevesinden vazgeçirmeye çalışır.
"Filmin gösterimi sırasında sinema salonunun müdürü kla*** bir Orson Welles numarası çekerek, filmi durdurmuş ve az önce bir uzay gemisinin dünyaya indiğini bildirmişti." bilgisini ileten Beagle 2 proje lideri Colin Pillinger bu filmi en iyi bilimkurgu filmlerinden biri olarak niteliyor.

8. War of the Worlds (1953) Yönetmen: Byron Haskin
Soğuk savaş döneminde çekilmiş bir diğer film. Bu filmin temelini oluşturan HG Wells'in "dünyayı işgal eden Marslılar" temasını işleyen hikayesini Orson Welles radyoya uyarladığında show dünyası ve yayıncılık tarihine geçmişti.
Kaliforniya'daki Dünyadışı Akıllı Varlıklar Araştırma Projesi SETI'de çalışan kıdemli astronom olan Seth Shostak bu film için "Asla tanıyamayacağınız tamamen farklı bir dünyada tamamen farklı şartlar altında gelişmiş başka bir tür hayat formu olabileceği fikri, çok çarpıcı bir fikir." yorumunu getiriyor.

9. The Matrix (1999) Yönetmen: Andy & Larry Wachowski
Özel bir felsefe sistemi, elbise fetişizmi ve inanılmaz derecede etkileyici özel efektlerin bir araya geldiği bu filmde insan yapısı (yapay) zekanın gezegeni köleleştirmesi anlatılıyor.
Bu filmde işlenen konunun arkasında yer alan bilimsellik oldukça ek*** olduğu için bunu telafi etmek anlamında "sürekli kafası karışık durumdaki Keanu Reeves'in kaşıklar hakkındaki bir takım laflar karşısında bocalaması ve binaların tepesinden atlaması" gibi unsurlar önplana çıkarılıyor. Ama bunun pek de önemi yok çünkü bu filmde sağlam bir film şablonu var: Gelecekteki iyi adamlar, gelecekteki kötü adamlarla savaşıyorlar.

10. Close Encounters of the Third Kind (1977) Yönetmen: Steven Spielberg
Filmin afişinde "Yalnız değiliz" yazmışlardı. Richard Dreyfus'un uzaylı ziyaretçiler hakkında giderek artan takıntısı ve olayın arkaplanında 'herşeyden haberdar' gizli bir hükümet örgütünün çabaları.
Uzaylıların 'ters çevrilmiş bir Noel ağacı' şeklindeki devasa bir gemiyle ortalığı sallaması veya kozmik bir sintisayzırla çalınan Jean Michel Jarre eşliğinde ortaya çıkması pek muhtemel olmamakla beraber bu film 'uzaylı ziyaretçiler' hikayesini çok klas bir şekilde anlatıyor.
1. Blade Runner (1982) Yönetmen: Ridley Scott
İster tiyatro versiyonunu tercih edin (arkadan sıkıcı bir sesle verilen anlatım vardı fakat ünlü unicorn sahneleri yoktu) ister bundan bir kaç yıl gerçekleştirilen sinema versiyonunu öne alın, Blade Runner açık ara önde.
Hikayenin ana ekseninde Harrison Ford'un canlandırdığı polis Rick Deckard karakteri yer alır. Bu polis karakteri, 'kopyalar' olarak adlandırılan dört klonlanmış (insansı) humanoid'in peşindedir. 'Kopya'lar kanundışı ilan edilmiş olup peşlerindeki 'Blade Runner' Deckard'ın onları yoketme planından kaçmaktadırlar.
Film genel olarak Philip K Dick'in "Androidler Rüyalarında Elektronik Koyunlar mı Görürler?" adlı kısa hikayesine dayanıyor. Londra'daki King's Collage'de çalışan kök hücre biyologu Stephen Minger "Blade Runner şu ana kadar yapılmış en iyi film..." saptamasını yapıyor "...kendi zamanının çok ilerisindeydi. Hikayenin temelinde yatan 'İnsan olmak ne demektir? Biz kimiz ve nereden geliyoruz?" soruları ise asırlardır kendimize sorduğumuz sorular."
İnsanı makineden ayırt etmek için bir formül geliştirebilme çabasıyla birlikte bu film aynı zamanda 'bilinç' kavramını da sorguluyor. Sonradan yerleştirilmiş anılara ve programlanmış yapay duygulara sahip kopyaları saptayabilmek için polis tarafından Voight-Kampff empati testi uygulanıyor filmde. "Voight-Kampff empati testi, nörologların günümüzde uyguladıkları testlerden pek de farklı değil" diyor University College London öğretim üyesi Chris Frith.
Deckard karakterinin de bir kopya olup olmadığı yolunda tartışmalar yaşandı. Yönetmen Ridley Scott bu karakterin olduğunu söylerken Harrison Ford ise film çekimleri sırasında Scott'un kendisine "Deckard karakterinin insan olduğunu söylediğini" iddia ediyor. Cevap ne olursa olsun, film müziklerinden senaryo içinde yer alan çarpıcı diyaloglara ve geleceğin Los Angeles'ını tasvir eden sinematografiye kadar her açıdan kaliteli bir film bu.
2. 2001: A Space Odyssey (1968) Yönetmen: Stanley Kubrick
Kubrick ile ünlü bilim-kurgu yazarı Arthur C Clarke arasındaki işbirliğinden ortaya çıkan çarpıcı ve gizemli bir hikaye. Yapıldığı dönem için devrimci sayılacak nitelikteki özel efektleriyle müthiş bir ün kazanmıştı bu film.
NASA'da çalışmakta olan uzay aracı uzmanı Harry Lange ve Frederick Ordway, bu filmde kullanılacak prototipleri ve teknik araçları sağlaması için Boeing ve IBM gibi şirketleri ikna ettiler. Borehamwood'taki seti gezen astronotlar ise orayı "Doğu NASA" olarak nitelendirmişlerdi.
Edinburgh'lu doğa tarihi profesörü Aubrey Manning bu filmi şu sözlerle övüyor: "Simülasyonlarda kullanılan zekanın parlaklığı bugünkü modern bilgisayar grafiklerine rağmen aşılamadı. Brezilya tapirlerinin 'tarihöncesi hayvanlar' olarak kullanılmasındaki zeka... Ağaç dalından sopa yapılmasından uzay mekiğine kadar sergilenen zeka. Kubrick açıkça gösteriyordu ki alet kullanımı bir kere başlayınca gerisi kaçınılmaz olarak geliyor. Doğu kıyısının o tatlı aksanıyla konuşan süper bilgisayarların ilki Hal'a kadar..."
3. Star Wars (1977)/Empire Strikes Back (1980)
Orijinal Star Wars triolojisinin bu ilk iki filmi, bilim-kurgudan öte 'nostaljik' nedenlerle listeye girmeye hak kazanıyorlar.
Temelde uzayda geçen bir kovboy filmi konseptini işlerken bu iki film bir yandan iyi ile kötünün arasında ezelden beri süregiden mücadeleyi anlatırken bir yandan da başrol oyuncuları Harrison Ford, Mark Hamill ve Carrie Fisher'ın akıl karıştırıcı bir tarzda teknolojik terimlerle konuşmaları izleyicide olağanüstü bir etki bırakıyordu.
Bu filmlerde işlenen mistisizm ise Star Wars serisini filmi diğer bilim-kurgu filmlerinden bariz şekilde ayırıyor: Belli kişiler tarafından iyi veya kötü amaçlarla kullanılabilen ve evrenin her yerine yayılmış bir "güç" kavramı o kadar derinlere işledi ki ABD'de bir takım insanlar bu inancı gerçekten bir "din" olarak kabul edecek kadar ileri gittiler.
Filmin konusundaki ana eksen ise epik bir efsane: Herkesi kendi kölesi yapma arzusundaki İmparatorluk (ki bunun başındaki İmparator, güç tutkusuyla kendinden geçmiş bir manyak. Yardımcısı ise yarı insan yarı makina korkunç bir yaratık: Darth Vader) ile küçük bir isyancı grubu arasındaki savaş.
Bilim tarafından değerlendirecek olursak, ışık hızında yolculuk konusu "hiperuzay" olarak adlandırılan ve normal fizik kurallarının geçerli olmadığı bir kavramla birlikte ele alınıyor. Bir de "gücü kullanabilen" Jedi'lar arasındaki ışın kılıcı dövüşleri var ki fizik teorisi açıdan ışın kılıçları imkansızdır. Ama tabii ki burada vurgulanmak istenen asıl konu daha farklıydı.
Bu iki filmin bir diğer özelliğiyse; oyuncak, bilgisayar oyunu ve replikaların ticari markalaşmasını başlatması oldu ki günümüzde yapılan bilim-kurgu filmleri için "franchising" vazgeçilmez bir özellik ve gelir kaynağı oldu.
4. Alien (1979) Yönetmen: Ridley Scott
Hep o ikonlaştırılmış sahnesiyle hatırlanır: John Hurt'un göğsünden kanlı bir şekilde fırlayıp çıkan bebek Alien yaratığı. Ama alien filmi bundan çok daha fazlasıydı. Gezegenler arası yolculuk yapan bir madencilik aracına giren bir yaşam formunun damarlarında kan yerine asit dolaşmaktadır. İki ayrı sıralı çeneye sahip olan bu yaratık, gemideki mürettabatı çok kanlı bir şekilde parçalamaktadır.
Gotik set tasarımı ve Sigourney Weaver'in canlandırdığı 'gönülsüz kahraman' Ellen Ripley karakteri üzerinden Alien filminin arka planında annelik, penetrasyon ve doğum temaları işlenir. Ancak UCL'deki uzay p***ologu Kevin Fong açısından bakılacak olursa bu filmin asıl öne çıkan noktası, filmdeki mürettebatın gayet sıradan olan hayat tarzı.
"İlk defa bu filmle birlikte düşünmeye başladık ki, uzak bir gelecekte uzayda yaşayıp çalışacak olan insanlar, yedikleri pizzanın artıkları etrafında sigara içecek ve vakit geçsin diye iskambil oynayacak sıradan insanlar olacak..." diyor Kevin Fong "uzun süreli bir uzay yolculuğunun nasıl bir şey olacağını anlatıyordu bu film: Kirli, terli ve klostrofobik bir ortamda çok uzun zamanlar boyunca çekilecek can sıkıntısını erteleyecek tek şey insanın kanını dondurcak cinsten bir dehşet ortamı olacak."
5. Solaris (1972) Yönetmen: Andrei Tarkovsky
Steven Soderbergh tarafından 2002'de tekrar çekilmiş olmasına rağmen, bu orijinal versiyon, Stanislaw Lem tarafından yazılan romanın hayranları tarafından hala hayranlıkla hatırlanıyor.
Uzak bir gezegendeki üste garip bir şekilde ölen bilimadamının yerini almak üzere bir p***olog söz konusu gezegene gelir. Orada bir kısım tuhaf kişilerle -bu arada kendi ölmüş karısıyla karşılaşacaktır. Gezegende bulunan akıllı varlıkların yarattığı ve giderek daha çekici hale gelen sanal bir tasarım, insanların beynine 'gerçeklik' olarak yansıtılmaktadır.
Timescape adlı kitabın yazarı ve Kaliforniya Üniversitesi'nde fizik Profesörü olan Gregory Benford şu yorumu getiriyor: "1972 tarihli Solaris; bizim insani algılarımız, buna uygun yarattığımız kategorilerimiz ve karşılaşacağımız varlıkları 'insansı' olarak düşünme eğilimimizle ortaya koyduğumuz 'bilim' anlayışının sınırlarına hitap eden belki de tek filmdir. Bu filmde yalnızca görsel bir hikayenin değil aynı zamanda çok trajik ve üzücü bir dramanın sergileniyor oluşu bu filmin önemini daha da artırmaktadır
6. Terminator (1984)/T2: Judgment Day (1991) Yönetmen: James Cameron
Robotlar 2029 yılından 1980'lerin Los Angeles'ine acımasız bir cyborg (Arnold Schwarzenegger) göndererek gelecekteki isyancı insanın annesini öldürmeyi planlamışlardır. Terminator filmi, zaman yolculuğundaki sözgelişi büyükbaba paradoksu gibi sorunları ele alan az sayıdaki filmden biridir. Söz konusu paradoks şöyle: zamanda yolculuk ederek eski bir tarihe gider ve büyükbabanızı öldürürseniz, siz de var olmayacaksınız demektir, o halde zamanda geri de gidemezsiniz...
İkinci Terminator filminde 'şekil değiştirebilen' bir metalden yapılan bir başka cyborg kavramını ileri sürüyor. Oxford'da Kuantum fizikçisi olarak çalışan David Deutsch şöyle diyor: "Bu filmde işlenen bilimselliğin biraz tutarsız olmasına rağmen kendi türü içinde mükemmel bir parça olduğu söylenebilir ama ben buna 'bilim-kurgu' yerine 'aksiyon filmi' demeyi tercih ederdim çünkü aslında 'bilim-kurgu' olarak adlandırılmayı hakeden çok sayıda film var."
7. The Day the Earth Stood Still (1951) Yönetmen: Robert Wise
Soğuk savaş paranoyası içindeki Amerika'da çekilen bu filmde Washington'a bir uçan daire iner. Uçan dairenin içinden insansı bir uzaylı Klaatu ve onun robotu Gort çıkacaklardır.
Aptallığa tahammülüm yok! Benim halkım aptallık yapmadan yaşamayı öğrendi" diyen Klaatu dünya liderlerini -liderler kendini dinlemeyince bu sefer bilimadamlarını- ikna ederek insanlığı birbirini yok etme hevesinden vazgeçirmeye çalışır.
"Filmin gösterimi sırasında sinema salonunun müdürü kla*** bir Orson Welles numarası çekerek, filmi durdurmuş ve az önce bir uzay gemisinin dünyaya indiğini bildirmişti." bilgisini ileten Beagle 2 proje lideri Colin Pillinger bu filmi en iyi bilimkurgu filmlerinden biri olarak niteliyor.
8. War of the Worlds (1953) Yönetmen: Byron Haskin
Soğuk savaş döneminde çekilmiş bir diğer film. Bu filmin temelini oluşturan HG Wells'in "dünyayı işgal eden Marslılar" temasını işleyen hikayesini Orson Welles radyoya uyarladığında show dünyası ve yayıncılık tarihine geçmişti.
Kaliforniya'daki Dünyadışı Akıllı Varlıklar Araştırma Projesi SETI'de çalışan kıdemli astronom olan Seth Shostak bu film için "Asla tanıyamayacağınız tamamen farklı bir dünyada tamamen farklı şartlar altında gelişmiş başka bir tür hayat formu olabileceği fikri, çok çarpıcı bir fikir." yorumunu getiriyor.
9. The Matrix (1999) Yönetmen: Andy & Larry Wachowski
Özel bir felsefe sistemi, elbise fetişizmi ve inanılmaz derecede etkileyici özel efektlerin bir araya geldiği bu filmde insan yapısı (yapay) zekanın gezegeni köleleştirmesi anlatılıyor.
Bu filmde işlenen konunun arkasında yer alan bilimsellik oldukça ek*** olduğu için bunu telafi etmek anlamında "sürekli kafası karışık durumdaki Keanu Reeves'in kaşıklar hakkındaki bir takım laflar karşısında bocalaması ve binaların tepesinden atlaması" gibi unsurlar önplana çıkarılıyor. Ama bunun pek de önemi yok çünkü bu filmde sağlam bir film şablonu var: Gelecekteki iyi adamlar, gelecekteki kötü adamlarla savaşıyorlar.
10. Close Encounters of the Third Kind (1977) Yönetmen: Steven Spielberg
Filmin afişinde "Yalnız değiliz" yazmışlardı. Richard Dreyfus'un uzaylı ziyaretçiler hakkında giderek artan takıntısı ve olayın arkaplanında 'herşeyden haberdar' gizli bir hükümet örgütünün çabaları.
Uzaylıların 'ters çevrilmiş bir Noel ağacı' şeklindeki devasa bir gemiyle ortalığı sallaması veya kozmik bir sintisayzırla çalınan Jean Michel Jarre eşliğinde ortaya çıkması pek muhtemel olmamakla beraber bu film 'uzaylı ziyaretçiler' hikayesini çok klas bir şekilde anlatıyor.
Çapraz Cinayet

Strangers On A Train - Trendeki Yabancılar
imdb:83 1951
* Kötü adamın kendine ateş eden çocuğun balonunu sigarayla patlatması ve lüneparkta atlıkarınca'da kendine vuran çocuğu fırlatmasını haklı buldum ki bu sahneler kötüyü daha kötü göstermek için çekilmiş...
* Babasını hiç göstermedi... Tıpkı Rebeca gibi... Bayılıyorum bu üslubuna hiçkok abimizin...
* Annemi Trenden Nasıl Atarım, bu filmin hicvi gibi... "Ti"si diil ama hicvi...

Throw Momma From Train - Annemi Trenden Nasıl Atabilirim
imdb:61 1987
Yazarlık konusunda en baba filmlerden biri... İlki Adaptation... Daha çok senarist hakkında mükemmel bir film olan Adaptation... Billy Crystal'in ki ise hikaye yazma konusunda en dip örnekler babında bir başyapıt....
Cinayet hikayesinin iki şapkalı adam olması
Denizcilikle ilgili hikayede terim olmaması
Yatmak istediğim 100 kadın- edebi olmakla hiç ilgisi yok...
* Filmin harika bir dramatik sahnesi var... Para Kolleksiyonu...
* Filmde yazar olmak isteyenleri kısaca tanıdığımız bölümde, ödev olarak bir hikaye yazınız kısmında:
1- Bir sapık, ilişkiye girmek istediğim 100 ünlü hikayesini okumaya başlıyor... Hikaye falan yok direk isim listesi...
2 - Orta yaş üzeri bir kadın; Onlar denize açılmışlardı falan diye başladığı hikayesi denizcilik üzerine... Ama sürekli şeyleyip durmuş... hiç bir denizcilik terimini bilmediği için... çok komikti.
3- Danny De Vito'nun cinayet hikayesi: hikayede iki karakter var, ikisinin de adı john ve ikisinin de betimlemesi şapka giymeleri. Nesi kötü diyor Danny, cevap çok ağır:
Billy öfkeyle: Hikayede bir cinayet var ve şapkalı adam diğer şapkalı adamı vurmuş. Başka karakter olmadığı için katili çok çabuk anlıyorsun.
Etiketler:
****,
1951,
1987,
33 korkutan filmler,
z706080060,
z900560015
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







