2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2012 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

The Act Of Killing



The Act Of Killing 2012
imdb82

Bu film zulmedenlerin yaptıkları cinayetleri ve işkenceleri kafalarında nasıl meşrulaştırdıklarını anlatan bir BAŞYAPIT'tır.

Film Voltaire'in şu sözü ile başlar:
"It is forbidden to kill. Therefore, all murderers are punished,
Unless they kill in large numbers and to the sound of trumpets."
Yani
"Öldürmek yasaktır, o nedenle tüm katiller cezalandırılır. Tabii kitleler halinde ve bando-mızıka eşliğinde öldürmedikleri sürece" Voltaire

* Koministleri katleden Müslüman teröristlerin (ki kendilerine Gangster diyorlar) kendilerinin başarı hikayelerinin çekileceği filmde oynadıklarını sanmaları sonucunda ortaya çıkan - Sinema tarihinin en büyük İRONİ baş yapıtı.

Bu filmi sıradan bir belgesel olmaktan çıkaran şey; Anwar ve adamlarının yaptığı zulmü, amerikan sinemasının kovboy ve mafya filmlerine göndermeler yaparak ve hatta onların anlattıklarını uyarlayarak - küçük platolarda tekrar çekmekleri. Ve hatta bu harmanladıkları gerçek ile gerçek dışılığı Anwar ve arkadaşlarını ikna ederek yapmaları. Yani gerçek aktörleri kullanmaları.

2014 yılında en iyi belgesel filmi oscar'ına aday olmuş.
BAFTA - Altın Ayı - Avrupa - Bağımsız Ruh - Hong Kong da dahil çok prestijli bir çok yerden Belgesel dalında en iyi film ödülü ile dönmüş.
50w41n (Belgesel filmlere tek bir ödül olduğu için bu kurgu filmlere göre 200 ödüle denk geliyor)





Endonezya 1970 yılında çıkan kominist ayaklanmayı 3 Milyonluk Paramiliter Çete ile 1 Milyonu aşkın insanı katlederek bastırmış. Jochua Oppenheimer buradaki savaş suçlularını film çekiyoruz diye kandırarak suçlarını itiraf etmelerini sağlamış. Buna güçlü siyasileri bile katabilmişler.

Film'in başlangıcı işte bu 1 Milyon insanla görüşmek ve bunun belgeselini çekmek. Lakin insanlar öyle kanlı ve acımasız bastırılmış ki kimse bir tek kelime etmemiş.
Nasıl etsinler ki: Film için ikna edilen Çinli komünist üvey babasının nasıl işkence ile öldürüldüğünü anlatırken bile  "Beni yanlış anlamayın sizi eleştirmiyorum, Yaptıklarınız doğruydu." diyor...

Film birden proje olarak tamamen yön değiştiriyor. Kameranın rotasının tam tersine çevirerek infazcılarla konuşmaya karar veriyorlar.

Film'in ön çalışmasında 40'tan fazla infazcıyla konuşulmuş, Lakin hiçbiri bu konuda konuşmak - kameranın karşına geçmek istememişler...
Anwar Congo en düşük IQ'ya sahip olanlardan biri olabilir bu ara - gene de liderliğe kadar yükselmiş.
Forest Gump'ta bu çok iyi işlenmişti. Çavuş Forest Gump'a öyle zekisin ki elimde olsa seni general yaparım diyordu...

Anwar Congo büyük bir heyecanla bunu kabul etmiş. Çünkü yaptığı büyük kahramanlığın bu dünyada da ödüllendirilmesini görmeyi hep umuyormuş. Film'de onu nasıl bir cenneti beklediği de canlandırılmış. Zaten bu kısımlarda Anwar Congo bir gurur abidesi gibi şelalenin önünde duruyor. Ama filmin bir yerinde empati kurabiliyor, "Onlar da benim şu an acı çektiğim kadar acı çekmişler midir?" diye soruyor. Yönetmen bunu çok daha acımasızca cevaplıyor. Anwar bunun üzerine tüm geçmişini onlarca insanı öldürdüğü sundurmaya kusmaya başlıyor.


Anwar Congo filmin bir yerinde insanları nasıl katlettiklerini anlatırken kendi icat ettiği bir şeyden bahsediyor. "Başlarda insanları döve döve öldürüyorduk. Sonradan bunun çok fazla kan çıkmasına ve ortalığın temizlenmeyince çok kötü kokmasına neden olduğunu fark ettik. Ben de telle bu şekilde boğma yöntemini buldum. Böylece hiç kan çıkmıyordu.



Filmde inanılmaz olaylar silsilesi bunlarla da kalmıyor. İlin valisi Anwar'ı övdüğü sahne:
"Ondan herkes korkardı. Ama ben korkmazdım. Çünkü ona saygı duyardım. Ben Anwar'dan çok şey öğrendim" diyor. Vali diyor bunu.
Anwar gibi o dönemki işkencecilerden biri köyde ev yakmayı canlandırdıkları bir sahnede korken bir kız çocuğuna "ağlama bu film diyor" ve iyi rol yaptığı için teskin etmeye çalışıyor.
Daha önce ev yakmalarda - ya da öldürdüğü insanların çocuklarının suratındaki hallerin bundan bin kat olabileceğini düşünemiyor.
Devlet Televizyonu bu filmin (tabi ki kurgulanan yani gaddarların övüleceğini sandıkları filmin) reklamını yapıyor.
Spor bakan müsteşarı çağrılıyor. Önce militanlara karşı konuşması kaydediliyor. Evet uzaktan culüm gibi duruyor. Bunların çekilmemesini düşünüyordum ama düşmanlarımıza kızdığımızda neler yapabileceğimizi de hatırlatması açısından iyi yapıyoruz falan diyebiliyor.

İşte Anwar'ın her Müslüman micait gibi kafasında yarattığı Tanrının ona bahşedeceği cennet:




Filmin çok büyük bir başarısı var:
Bir devlet tetikçisi cani'nin kafasındaki cenneti hem göstermek - hem de bunu çok ince işleyerek cehenneme çevirmek.
Yönetmen bunu başarı olmadığını şöyle açıklıyor:
"Bir milyon kişinin ölümü karşısında, suç işleyenler hala güç sahibi iken, bir kişinin pişmanlığı başarı değildir"Lakin milyonların böyle bir şeyi izlemesini sağlamak, binlerce insanda yaptığı değişikliği görmek başarıdır hodjam.

Filmin tek başaramadığı ise kontrast olarak sunulan diğer gangster karakter.

Anwar'ın pişmanlığı ve kabuslarının karşısına konulan diğeri.
zaman aşımına güvenen ve "Lahey beni yargılayamaz çünkü ben kaybeden değil kazanan taraftaydım. Suçlu hissetmiyorum çünkü suçlu olsaydım cezalandırılmış olurdum. Oysa bakın sadece ödüllendirildim." diyor


Her şeyin arkasında olduğu gibi bu katliamın arka planından da ABD çıkıyor:
https://tr.wikipedia.org/wiki/30_Eyl%C3%BCl_hareketi
1965 yılında Endonezya'da yapılmış siyasi (antikomünist) sebepli katliam.
Endonezya'da oluşan siyasi dengesizlik, Halim Hava Üssü'nde konuşlanan ordu komplocularından oluşan bir gurubun 30 Eylül 1965'te bir darbe gerçekleştirmek için Endonezya Komünist Partisi'ne (PKI) katılmalarına neden oldu. Aralarında kurmay sınıfı başkanlarının da bulunduğu altı generali kaçırdılar ve öldürdüler. Daha sonra hükümete darbe düzenlediler.
Başkan Achmed Sukarno, General T. N. J Suharto'yu geçici kurmay başkanlığına getirdi ve darbecilere karşı sefer düzenlendi. Java ve Bali'deki tüm kasabalar PKI'ya misilleme yapmak için bombardımanla yok edildi. Şüpheli 300.000 komünist işkencelerle öldürüldü.[1]. Gücünün temeli iyice zayıflayan sol, yavaş yavaş kontrolü devretti.
Daha sonra ortaya çıkan belgeler ışığında, yüksek rütbeli ABD görevlilerinden bazıları, bu katliamdan önce en az 5.000 PKI'lının kimliğini devlet başkanına ifşa ettiklerini itiraf ettiler.
Bu katliamın esas sebebi ABD'nin bölgede bir "Komünist süpergüç" istememesiydi. Zira Endonezya oldukça büyük bir nüfusa sahip ve Vietnam'a da yakın.



7 Cajas




7 Cajas - 7 Boxes - 7 Kutu

2012
2012 yılının en iyi latin amerika filmi
Bir Latin Amerika Pulp Fiction'ı
Paraguan sineması başyapıtlarından.







32. uiff seçkilerim arasında
http://www.kilavuzkarga.blogspot.com.tr/search/label/uiff32
6w8n Toronto'dan ödülle dönmüş
Sebastian Gençlik festivali ödüllü.



* Hayatımda izlediğim ilk Paraguay filmi diyecektim, zaten Paraguay sinemasının da o kadar zengin olmadığını öğrendim. Buna rağmen bir yönetmen, ülkenin fakirliğini ve özellikle dolar karşısında ekonomisinin nasıl ezildiğini bundan daha güzel anlatamazdı.
Konuyla ile ilgili önemli not: en azından hayatımda izlediğim ilk ve son Uruguay filmi Wisky'den açık ara iyi bir film.  Wisky tam bir fiyaskoydu:
http://kilavuzkarga.blogspot.com.tr/2008/02/11.html










* Filmin bir Korsan DVD satış yerinde başlaması babında Cem Yılmaz'ın Pek Yakında filmini hatırlatır.

* Film tıpkı Türkiye'deki bir pazar yerinde hamallık yapan bir çocuğun hikayesidir. Kendisinin herhangi bir ekranda gözükmesi konusunda hayalleri vardır.

* 7 Kutu tipik bir bir çanta dolusu merak edilen şey - mafya - polis üçgeni aksiyon sineması örneklerinden. Ama plato ve ülke çok farklı olunca bambaşka bir tat veriyor. Hatta hem özgürleşmiş hem de özgün bir hikaye örgüsüne sahip olmuş. Latin sineması olarak daha fazla ödül ve daha yüksek bir imdb puanı hak ettiğini düşünüyorum.



* Latin amerikadaki fakirlik, uyuşturucu ve bunun genç bir insanın çevresi üzerinden anlatılması babında  Cidade de Deus  City Of God - Tanrı Kent filmine benzemekte. (Tanrı Kent Latin amerika sinemasının gelmiş geçmiş en iyi filmidir. Hollywood ve Avrupa sineması dışında dünya sinemasında da ilk ona girer.)

Sinema'da yedi uğuru:
- Yedi Samuray
- Seven
- Yedi kardeşe yedi gelin






Testere Filmi yönetmeninden Testere tipi yeni seri Kolleksiyoncu I - II



The Collector
imdb64
2009

Slasher Film: Kan - Dehşet - Vahşet Psikopat filmleri


* Sinema tarihinin benim için en iyi Slasher Korku serisi "Saw" Testeredir.
Testere ile şöhret olan Marcus Dunstan ve arkadaşları, Testere tipi yeni bir seyiye başlamak istemişler ve becerememişlerdir.
Evet Testere'de kullandıkları bir çok triki buraya taşımışlardır. Ama gerekçelendirme çok zayıftır.
(tamam harika işkence aletlerin var bu adamın da bu kadar adamı neden topladığını da bir ara söyleseydiniz be!"

* Filmin baş numaralı kötü adamdan kurtulanı Edward Norton - Sean Penn arası bir oyunculuk tutturarak seyircinin onunla özdeşleştirmesini başarmıştır.

* Saw serisini sevenler için eğlencelik (korkutucu) bir seridir.



The Collection
imdb61
2012


* İlk filmdeki saykonun inine girildiği film olmuştur.
* Başlangıçtaki disko katliamı bu filmin slasher kalitesini arttırmamış aksine yerlere düşürmüştür.






The Perks Of Being A Wallflower


The Perks Of Being A Wallflower
imdb81
2012
Başyapıt

* Hatunların efendi adam yerine piç tercihi temalı filmler.

* İnsana boş kaset yapma nostaljisi yaptıran, kaset doldurmaya heveslendiren filmler. Tüm seksenler doksanları görenleri gençlik yıllarına götürmüş filmdir.

* Yılın müzik filmi de denilebilir. Hepimizin geçmişindeki o en eğlenceli, inanılmaz "Boş Kaset Doldurma" - "Sevdiğin kıza kaset yapma" dönemini hatırlatmıştır.  Filmde çalan unutulmaz eserler şunlardır:
http://www.what-song.com/Movies/Soundtrack/1058/The-Perks-of-Being-a-Wallflower

* Özgürlükler diyarında çocuklara yapılan cinsel istismarı çok inceden gören bir filmdir.


Uzun Bir Gün

Çok başarılı olmasa da IMDB'de, internet sözlüklerinde ve sair hiçbir kaynakta adının bile geçmemesinin haksızlık olduğunu düşündüğüm film. Zira bir filmin iyi ya da kötü olması başka, yoklukla malul sayılması başka bir şey. Her şey bir yana ortada orijinal sayılabilecek ve akılda kalıcı bir hikaye ve düzgünce bir casting var: Alican Yücesoy, Cüneyt Türel, İsmail Düvenci, Betül Arım, Bengü Ergin ve Yosi Mizrahi.

Filmimiz Evliya Çelebi hakkında kısa bir biyografik bilgilendirmeyle başlıyor. Film boyunca vurgulanan ve tarihbilimi açıdan doğru olan husus şu: Evliya Çelebi'nin seyahatleri 40 yıllık yolculuklardan sonra Mısır'da kesilmektedir. Ondan sonraki akibeti ise kitabında yazmamaktadır.

Bunun filmde üzerinde durulmayan bir sebebi de şu: Evliya Çelebi'nin gerçek adı bilinmemektedir. Kendi zamanındaki dünyanın önemli kısmına ışık tutan Evliya Çelebi kendi adının ne olduğunu yazmamaktadır. Belki Ahmet belki Mehmet. Bilmiyoruz. Bundan ötürüdür ki Seyahatname'nin kesilmesiyle birlikte kendisi hakkındaki bilgilerimiz jilet gibi kesilmektedir. Zira hayatını diğer kaynaklardan takip etme olanağımız yok.

Evliya Çelebi'nin sırra kadem basışı hakkında literatürdeki tahminler filmdekinden çok farklıdır. Önce bir parantez açıp bunlara değinmek isterim.

Seyahatname'de Evliya Çelebi cinsel sorun yaşadığını bunun devasını arayıp Mısır'da bulduğunu kendisi belirtmektedir.¹ Hatta problemli organı o kadar sağlıklı olmuştur ki üstünde ceviz bile kırabilmektedir, Evliya Çelebi'nin ifadesiyle.

Evliya Çelebi'nin bu kayıtları nedeniyle bazı yazarlar iddia etmektedir ki onun tüm seyahatlerinin asıl amacı bu devayı bulmaktır. Bulduktan sonra da seyahatler kesilir. Seyahatname'ye göre ise seyahatlerin başlama nedeni peygamberi rüyasında gören Evliya Çelebi'nin "Şefaat ya Resula'l-lah" yerine dili sürçüp "Seyahat ya Resula'l-lah" demesidir. Seyahatlerin sona ermesi hakkında ise bir bilgi bulamıyoruz.

Parantezi kapatıp filme dönersek; film Evliya Çelebi'ye yukarıdaki anlatılardan çok daha mistik bir kimlik vermiş ve temanın merkezine oturtmuştur. The Man From Earth filmini bilenlere, bu filmin konusu biraz tanıdık gelecektir. Evsahibinin konuklarına sorduğu soru şu: Aramızda ölümsüz insanlar yaşıyor olabilir mi? Bunu gizleyerek yaşaması mümkün mü?

Filmin başında bir ab-ı hayat sahnesi var. Yani bengisu. Sümer destanı Gılgamış'tan beri adı geçen ölümsüzlük iksiri. Nitekim Evliya Çelebi de Seyahatnamesi'nde buna biraz değinmiştir. Böyle bir iksir olsa ve bunun yaşandığı yer bu topraklar olsaydı neler olabilirdi? Film biraz bunu sorguluyor. Bu özelliğe sahip bir insan bunu gizleyebilir miydi? Gizlemek için nasıl bir yaşam tarzı benimsemesi gerekirdi? Gizlemeyi başarsa bile bunu birilerine itiraf etmekten kendini alıkoyabilir miydi? Film bunları da sorguluyor. Filmin tadı kaçmasın diye bazı kısımları spoiler işaretleri arasında yorumlayacağım. Lakin ölümsüz olan iki karakterin filmin başındaki ihtiyar gerisinde Veli bey olarak görünen adamla filmin başında ulak, gerisinde Dr. Murat olarak görünen kişi olduğunu söylemek sanırım filmi spoil etmek sayılmaz çünkü bunlar filmin en başında veriliyor zaten. Fakat Evliya Çelebi kimdir, onlardan biri midir vs. bazı sorular film boyunca cevaplanmayı bekliyor.

*** SPOILER ALERT ***
Murat ömrü boyunca, en azından eline fırsat geçtikçe o ihtiyarın kim olduğunu bulmaya çalışmış ve 17. yüzyılda Evliya Çelebi'den şüphelenmiş, ona ulaşmaya çalışmış ve ulaşamamış. Bu belli. Ya da belki Evliya Çelebi buna izin vermemiş. Orası belirsiz. Filmin sonuna kadar Veli'nin kendisinin Evliya Çelebi olduğunu açıklamasa da bunu anlamanın kolay bir yolu var: Evliya, Veli'nin çoğuludur.

O zamana kadar Veli, Murat'tan kaçmış ama en sonunda kendi ayağıyla Murat'a gelmiştir. Onca zaman kaçtıktan sonra neden kendi ayağıyla Murat'a gelmiştir? Muhtemelen "Sırrını açık etme yoksa ölümsüzlük büyüsü bozulur" demek için. Çünkü kendisi bu sırrı hiç ifşa etmemiştir. Film boyunca da etmez. Murat ise ilk defa ifşa etmek üzeredir. Peki Veli bunu nereden bilmektedir de kendisi Murat'ı tam sırrını misafirlerine ifşa edecekken onu bulmuştur?

Sanırım o da filmin kilit noktası. İhtiyar adam sadece ismen Veli değildir. Kendisi vasfen de bir velidir yani Allah dostudur. Evliya Çelebi ismini kullanması da belki buradan gelmektedir. Hatta belki film, halk kültüründe veli diye bilinen insanların hepsinin aslında aynı gezgin kişi olduğunu ima ediyordur.

İşte Veli bir veli olduğu için Murat tam sırrını ifşa edecekken, "Var sayalım"dan "Gerçekten öyle"ye geçecek bunun kanıtlarını dökecekken ona müdahale ederek bir bakıma hayatını kurtarır. Sonra da kendi yoluna döner.

*** SPOILER ALERT ***

Filmin senaryosunu okumak kendisini izlemekten daha iyi olabilir ama kabul etmek de gerekir ki hemen hemen tamamı tek mekanda geçen ve hiçbir aksiyon olmayan bir filmi sürükleyici bir şekilde çekmek de her yönetmenin harcı değildir; hiçbir yönetmene bunu başaramadı diye yafta vurmamak gerekir.

Ufak bir de ukalalık etmeden duramayacağım. Dr. Murat karakteri dünyanın en iyi eski yazı okuyanı iddiasındadır (ki 600 yaşında olduğunu düşünürsek bu çok normaldir) fakat büyütülerek getirilen yazısı "...mucibince..." diye okur. Halbuki "mucip" gereken durumdur. Bir işin gereğince "mucep" denir. Yani o kelimenin "...mucebince..." olması gerekirdi.

Eskiden üstünde "Mucebince Amel Oluna" yazan fermanlardan bir derleme yapmıştım. O da aşağıda konuşlanadursun.

________________________
¹ Robert Dankoff, Seyyah-ı Alem Evliya Çelebi'nin Dünyaya Bakışı

Lincoln


Lincoln 2012
imdb72

2012 yılının en iyi biyografisi
2012 yılının en ödüllü filmi
2OW 119W184N
Golden Globe - BAFTA

Kölelik Karşıtı Baş Yapıtlar



Öncelikle Kölelikle ilgili şu Vikipedi kaynağının okunması gerektiğini düşünüyorum:
http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%B6lelik
Daha sonra da Lincoln'ü http://tr.wikipedia.org/wiki/Abraham_Lincoln

Film bir zenci askerin cephede ordunun dinlenmesi sırasında derdini başkana anlattığı bir sahne ile
başlıyor. Adaletin ne kadar zor dönemlerden geçtiğini anlatan bir konuşma bu. Zencilerin özgürlüğü için mücadele eden zenci bir asker, Başkan'a "neden beyaz erler siyah erlerden iki kat daha fazla alıyor ve hiç bir siyah asker rütbe alamıyor" diye soruyor. İnsanın dehşete düşüren anlamlı bir kurgu bu.





Filmde çok acayip bir gerçeği öğreniyorsun, köleliğin karldırılmasına karşı çıkan demokrat senatörler. Cumhuriyetçiler ise köleliği kaldırmak için mücadele ediyorlar. Hatta bir Cumhuriyetçi senatör filmin süprizi olarak siyahi bir kadınla evlendiğini öğreniyorsunuz.
Lincoln'a demokratlar, "diktatör" "Yunan Tanrısı" Roma Kralı" şeklinde yakıştırmalar yapıyorlar. Lincoln'ün bu mücadelesinde hiç dürüst yollara baş vurmadığını da anlıyorsun. Tuttuğu üç adam hem senatörlere vaatlerde bulunuyorlar, hem de gerektiğinde tehdit ediyorlar. Yani bu köleliğin kaldırılması hiç kolay olmamış batıda, bunu anlıyorsunuz.
Bu dünyadaki en büyük zulümlerden biri olan köleliği kaldırmış bu adam, hiç bir peygamberin  yapamadığını yapmış. İnanılmaz bir başarı.


Film'de bir türlü demokratların anlamadığı bir şey var "ya siz de zenci doğsaydınız"
Mecliste bu tartışılırken senatör'ün biri buna şöyle cevap veriyor "bu mümkün değil, bizler beyazız onlar zenci"
İnsnalık son yıllarda zekası hızla gelişmekte. Başka bir şekilde de bu dünyada olabileceği empatisini kavrayabilen nesil ancak Z nesli belki Y neslinde de biraz olabilir. Bu tamamen insan zekasının gelişimi ile değişmiş ve mukayesi gücü zekada epey bir yol kat etmiştir. Günümüzde gelişmemiş toplumlarda yapılan çalışmalar, örneğin eskimolarda bu zekanın hala daha oluşmadığı görülmüştür.
Mukayeseli zeka'nın o dönemlerde bazal seviyede olması sonucu kimse zenci doğabileceği ihtimalini göz önünde bulunduramamaktadır.
Film bu konuda da çok başarılırı bir  yapıttır. Yöneticiler, eşleri dünyanın en önemli özgürlükçü hareketini gerçekleştirirken olabildiğine Hıristiyanlık Yobazlığı içinde olduklarını da gözler önüne serer bir çok sahne. Herkes koyu dindardır. Halbuki, demokratların dediği gibi Hıristiyanlığa ihanet etmektedirler. Bunu insanlık adına  yaparlar.

Zenciler uzun yıllar dezavantajlı bir şekilde yaşamışlar Amerika'da. Ve özgürlüklerine kavuştuklarında Amerika'nın güçlü bir ülke olması için çok çaba sarf etmişler. Çünkü dezavantajlarını avantaja çevirmek zorunda oldukları uzun yıllar gerekmiş. Belki köle olduklarından daha çok çalışmak zorunda kalmışlar, kendilerini ispatlamak için. İşte bunlar hep acı gerçekler.

Bunu ben Prof. Dr. Psikiyatrist Yankı YAZGAN'dan öğrenmiştim:
Amerika'yı amerika yapan şeylerden biri de, dışlanan azınlıkların ve göç olarak gelenlerin kendilerini ispatlamak için daha çok çalıştıkları ve dürüst ticaret ve iş ahlakı yürüttüklerinden demişti Yankı Yazgan benim de aracı olduğum Kırklareli'ndeki konferansında.

Bu dünyaya önemli bir özgürlük kapsını açan bir liderin hikayesidir. Kölelik bu dünyada görülmüş, gelmiş geçmiş en acımasız gerçek insan sorunudur. Hiç bir peygamber, hiç bir kral bunu kaldırmaya cesaret edememiştir. 17. yüzyıldan önceki tüm ülkelerin, krallıkların, imparatorlukların yasalarında, islamdan, hıristiyanlığa, yahudiliğe tüm dinlerin kanunlarında maddeleri olan bir insanlık ayıbıdır, Kölelik.

Sinema Tarihinin Kölelik Karşıtı en iyi beş film.: (Unti-Slavery Films)
Apocalypto
12 Years A Slave
Django Unchanined
The Help
Amistad

Frances Ha

Frances Ha 2012
imdb74

* Yılın Kadın Filmi

* Bağımsız Sinemanın güzel bir örneği.

* New York'un Bohem, Hipster ve Orta sınıf sanatçıları ve sanat seveleri arasındaki çatışmalarını iyi vermiş film, espriler Woody Allen tadında, çekimler de keza.

* Siyah beyaz ama olabildiği renkli bir film.

* Bir taşralı, orta sınıf ekonomiye sahip şapşal bir kızın dans ederek, sana baş kendi New York'a tutunma mücadelesi.

= Julie Delpy'nin senaryolarını yazdığı ya da Woody Allen kadın karakterlerinin baş rol olduğu filmlerdeki mizah var filmde.


* Bir dostlık filmi, iki kadın arasındaki dostluğun filmi.
Frances Ha, aynı zamanda taşralı bir kızın büyük şehre tutunma mücadelesinin filmi. Bir hayallerinin peşinden giden insan profili.
Frances Ha, sinema tarihinin en naif, şapşal kızı. Yalan söyliyemesi, söylediğinde kuyruğu kısıp dönmesi, aynı evi paylaştığı erkeklerle sıkı fıkı bir yaşam sürse de bunları seksten ari bir şekilde yapmayı başarabilmesi... Hayallerinin kapasitesinin çok çok üstünde olması...

* Dostluk filmlerinin %90'ı neredeyse erkekler arasındadır. İki kadın arasındaki gidip gelen dostluğu anltan film sayısı gerçekten az. Bu bağlamda bir avangart yapım gözüyle ile de bakılabilir. Bir feminist çıkarması tadındaki kovboy filmi statüsüne de sokulmaya çalışan Thelma and Louise gibi hareketli, punch line bir sonu olan bir film de değil. Film bir tutunma ve dostluk filmi olduğu için olağan, duru ve seyirciyi sıkmayan, şaşırtmayan bir final ile sonlanıyor:

Benim de soyadım uzun olduğu için bu tür şeyler yaşadım, filmin bir güzel esprisi de bu sanırsam:






* Filmin en komik sahnesi, tabi ki yakışıklı bir çocukla yediği yemeğin parasını ödemeye kalkması ve buna parasının yetmemesi, koşarak bankamatikten para çekmeye gitmesi. Tüm bunlar yaşanırken "cool" abimizin soğuk esprilerinin hiç birini anlamaması... 




* Filmin gene en naif sahnelerinden biri, hipster olmayan, daha snopların olduğu bir sofrada ona
yöneltilen sorulara düzgün cevap verememesi. Hayalleri büyük olan Frances Ha daha kiralık daire konusunda sorununu çözemediği zamanlarda, arkadaşı ile yaşadıkları ev yaşantısında geleceklerinden dem vururken "paris'te bir evimiz" olacak der. Filmin sonlarına doğru snopların olduğu bir sofrada ona sorarlar:
- Hiç Paris'e gittin mi?
- Hayır, pek sayılmaz. Yani bir kez. Aslında hayır. Yürüyen merdivenlerle tünellerin olduğu şu müzenin adı neydi?
(Filmin başında da buna benzer bir yalan söylemiş ve beni filme bağlamıştı)
- The Pompidou.
- Evet!
İşte o an sofrada başka biri,  "Altıncı bölgede harika bir evleri var." der,  "Küçük, garsoniyer gibi bir yer." Frances Ha bunun özerine şaşkınlığın gizleyemez ve en gereksiz oradaki bir arkadaşının saçma sapan hikayesini anlatır. En sonunda "Paris'e gitmek istediğini" söyler. Adam' da evinlerinde kalabileceğini söyler. Şapşal Frances böylece iki günlüğüne Paris'e gider.

Şehirlerde kendinizi gösterebilmek, hedeflerinizde ilerleyebilmek gerçekten çok güçtür. Sizin bildiğinizi bilen çok insan vardır, sizin yaptığınızı yapabilen çok insan vardır. İşte Frances tüm iyi niyetine rağmen bu başarısızlığı, en yakın dostunun üstün başarısına paralel yaşar. Aşk konusunda da kafası çok karışıktır.
"biriyle birlikte olduğunda, sen onları seversin ve onlar bunun farkındadır, onlar seni sever ve sen de
bunun farkında olursun ama bu bir parti ve diğer insanlarla konuşursun, gülersin, ışık saçarsın odayı araştırır, diğerlerinin gözlerini yakalarsın ama bu sahiplenici olman ya da kusursuz bir cinsellik
yaşaman için değil senin bu hayattaki kişiliğinle alakalı bir durumdur."

Wadjda - Vecide

Wadjda imdb76
2012
Suudi Arabistan Filmi
2012 Yılının En İyi Dünya Filmi
(Hollywood ve Avrupa sineması dışı)
Yılın kadın filmi
Yılın kadın hakları filmi
Yılın Arap Filmi
Ödüller:
En iyi BAFTA yabancı dil adayı.
Venedik Film Festivalinden 3 ödül.
23W24N

* Anne - kız izlenmesi gereken filmler = Brave, Little Miss Sunshine, Pan'ın Labirenti...
Hatta, A Seperation - Bir ayrılık (Şeriatla yönetilen iki ayrı ülkeden iki ayrı kadına bakış)

* Avangart Yapım: Erkeklerin en egemen olduğu ve Kadın haklarının en çok çiğnendiği bir ülke olan Suudi Arabistan'ın ilk kadın yönetmeninin filmi.

= Olayların çocuk gözü ile anlatıldığı filmler
Örn: Tam bir başyapıt olan Pan'ın Labirenti.

= Bu filmin tam tersi o senenin en iyi Avrupa filmi olan Jagten bence.


* 2012 Yılının En İyi Hollywood ve Avrupa sineması dışındaki Dünya Filmi.
2012 Yılının En İyi Filmleri:
http://kilavuzkarga.blogspot.com.tr/search/label/2012%20y%C4%B1l%C4%B1n%C4%B1n%20en%20iyi%20filmleri

* Suudi Arabistan en kapalı kültürlerden biri. Buradaki yaşamı hep merak etmişimdir. Bize bir kız çocuğu gözünden orta sınıf bir aile hikayesi sunuyor bu film. Böylece şeriat hükümlerinin geçtiği filmde kadın olmak, bir kız çocuğu olmanın yaşamsal zorlukları beyaz perdeye taşınmış oluyor.

* Filmde kullanılan kurgu öğeleri:
Bisiklet - Ayakkabı - Wadjda'nın Para biriktirmek için çok cesur davranması - Kuma - Kadınların araba kullanamaması ve şoför sorunu
(Zaten isyankar ve farklı Wadjda'nın bisiklet savaşı ve
Kadınların araba kullanama yasağı filmde örtüşen örf sorunları)



* Filmin yönetmeni bir kadın, Yani bir kadının Suudi Arabistan'da gizli saklı bir film çekiyor. Burada çekerken yaşadıkları bile iyi bir film konusu olabilir. Ama o kızların bisiklet kullanmasının sakıncalı bulunduğu bir ülkede, bir kız çocuğunun bisiklet tutkusunu anlatmayı yeğlemiş. Filmin odağında bisiklet almak için para kazanmaya çalışan çok cesur, diğerlerine nazaran çok zeki bir kız var.

-spoiler-
* Katıldığı Kuran-ı Kerim yarşımasının sonucu, Annesinin evinin terasından Babaannesinin evinden gelen sesler ve görüntüler sonrası yaşadıkları travma filmin yürek parçalayan sahneleri.







* Öğretmenin din konusundaki iki yüzlülüğü, kendi yaptıklarını,
yediği naneleri kapatmak için aşırı tutucu tavırları tüm muhafazakar kesimin ibretle görmesi gereken hareketler, film bu konuda çok iyi bir ayna tutmuş.

* Film kesinlikle bir başyapıt.

- Şşşşt sesini bir erkek duymasın.
- Erkeklerin görüş alanından çıkın.
- 15 yaşındasın, dikkat et evlendirilebilirsin.

* Filmde böyle evlenen bir kız çocuğu var okulda, küçücük. İnsanın kanı donuyor.

* Film Suudi Arabistan'ın en zengin prenslerinden biri yapmış. Filmin Suudi Arabistan adına En iyi yabancı film oscarına aday olması eminim film konusunda araştırma yapan herkesi şaşırtmıştır. Bunun sebebi, Suudlu yetkilililerin batı'nın ne denli insan hakları konusunda duyarlı olduğunu bildiğinden ve onlara

Çaydanlık


The Brass Teapot 2012
imdb64

Filmin teması çok sevilen alacakaranlık kuşağı tadında.
Underrated filmlerden, gayet başarılı ve eğlencelik bir film.

= Sinema tarihinin en fazla Lord Of The Rings göndermesi yapılan filmi.

Michael Angarano'nun Almost Famous'tan sonra en başarılı filmi.

Filmin Hatunu Juno Temple


Berlin Kaplanı

Berlin Kaplanı
2012
imdb54

Yönetmenden mi kaynaklı anlamadım Eyvah Eyvah üç ile aynı figüran ve yan rollerin olduğu bir film.

* Biraz daha düşünülüp biraz daha iyi kurgulansaymış olacakmış ama böyle olmamış dedirten film...

* Ata Demirer'in çok farklı dallarda başarılı çalışmalar yapan bir sanatçı olması bu filme yetmemiş, Almancı aksanındaki Türkçe yanlışlıklar karakteri tipten çıkarırken, Boksör olarak şişman biri olarak çok sırıtmış...

* Eyvah Eyvan'daki (ki Ata Demirer'in beni en çok güldürdüğü film sahnesidir) taksi sahnesine aynı taksicinin boyunluk takarak bu filmde de kullanılması çok çok iyi bir gönderme...

* Arap CD'sine ne denir? El Sidi!

* İyi niyetli bakınca kötü film değil diyesi geliyor insanın lakin Ata çok yalnız kalmış komedyen olarak, gereksiz atılması gereken çok sahne vardı üstelik.

* Almacı Türkiye macerası üzerine filmler
= Sarı Mersedes , Mardin Münih Hattı

* "Eğer bir Alman'ı Kalp Krizinden gitmesini istiyorsan ona Plansız Bir Şey yap"

* İki dramatik sahne de fena değildi,
"Beni Almanya'ya götür"e Kaplan'ın "Şengen lazım" demesi,
"Ben bu güne kadar neden kaybediyorum biliyor musun abi, çünkü uğruna dövüşeceğim bir şeyim yok, ama şimdi var.. Bu maçı kazanacağım" dediği sahne... Tabi boks maçını Orhan Ayhan'ın sunacağı kesindi!

Sağ Salim

Sağ Salim 2012
imdb71

2012 yılının en komik Türk Filmi

Yılın diğer hit komedi filmleri Sen Kimsin o kadar komik değildi.
Berlin Kaplanı'da fiyasko olunca bu film yılın en komik Türk filmi diyebiliriz.

= Fasülye - Çalgı Çengi tadında filmler.
(mafya ile vodvil ya da boka sarma)

Mutlak izlenmesi gereken, Mafya İle Vodvil Ya da Boka Sarma Türk Komedi Filmleri:
1 Çalgı Çengi
2 Fasülye
3 Sağ Salim

* Sinemanın en büyük güzellikleri, yol filmleri, zorunluluktan bir araya gelen farklı kültürden insanalar ve mafyaya yanlışlıkla ciddi zarar veren saftirikleri bir araya çok iyi harmanlamış filmlerdir bunlar. Sağ Salim bir ara seyirciyi de avucuna alıp epey bi güldürüyor.
Çok başarılı bir film.

* Özellikle tabuttan arama diyalogları, Sürekli birbirlerini karıştırmarı, Ölüden korkan birinin ölülerle artık sıkı fıkı gelecek hale gelmesi, ana temadan hiç uzaklaşmamaları.

* Bu tür filmlerin avam yapımları da var. (mafya ile boka sarma hikayeleri) bunlar arasında en iyisi Kolpaçino diyebilirim. ondan ötesini saymaya bile değmez zaten...

Sağ Salim 2 - Sil Baştan
2014
imdb57

Birincisine nazaran tam bir fiyasko. Yine de yer yer güldürebiliyor.

Aşırı absürt olmuş .

Bu sefer güldürmedi.