Asya Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Asya Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mısır Adası - Corn Island




Simindis Kundzuli
Mısır Adası
Corn Island
imdb78
2014
Gürcüstan Filmi

İlyas Salman Filmi








"Eksi'de çok güzel yazmışlar. Şu hayatta en değerli, en kutsal, en saygı duyulası şey nedir diye sorsalar "EMEK" derim."
Bugün ben doğum günlerini sevmem dediğimde bu cümleye yakın bir şeylerle süslemek istedim. Tam da anlatmak istediğim şey buydu gerçekten. Bu film emeğe dair bir filmdir.


Akira Kurosawa, Dersu Uzala (1975)  filmini çekmeden önce başarısız bir kaç filmi yüzünden ekonomik bir zorluk yaşar. Başka işlerde çalışmak ister ama kimse onu işe almaz - alamaz. Tam bu sırada Brejnev Kominist Sovyet Birliği'nden bir teklif gelir. Brejnev, "insanın insanla mücadelesi bitmiş artık insanın doğa ile mücadelesi başlamıştır" mottosunu ortaya atmış ve bunun propaganda filmini çekmek için büyük ustaya teklif getirmiştir. Bu film aynı zamanda insanın doğa ile olan mücadelesinin de bir baş yapıtıdır.



* Konusunun devridaim olduğunu böyle gelmiş böyle gidecek şeklinde ima eden filmler:
Evet, burada İlyas Salman adaya geldiğinde daha önce o adada bir şeyler yapıldığına dair izler bulur. Filmin sonunda ada sular altında kalır ve sonra tekrar suların çekilmesi ile ortaya çıkar. İşte yeni gelen adam da İlyas Salman'a dair bir şeyler bularak bunun bir devridaim olduğu izlenimini bize verir.

* 1992 yılında Sovyetlerin dağılması ile birlikte Abhazya ile Gürcistan arasında büyük bir savaş patlar. Bu savaşta 20 bin insan ölür ve 250 bin insan göç etmek zorunda kalır. Rusların desteği ile Abazlar Gürcistana karşı büyük bir zafer elde etseler de sonuç değişmez sadece savaşı şiddetlendirir ve daha kanlı geçmesine yol açar. Bu film işte bu savaşın orta yerinde savaştan kaçan yaşlı bir çiftçi ile torunu arasında geçer.
- Bu toprak Gürcistan'a mı ait dede?
- Bu topraklar yaradana ait...







L'image Manquante


L'image manquante
2013
imdb73

33. İstanbul Film Festifali filmi

* Kamboçya'da yaşananlar ile ilgili Ölüm Tarlaları filmi daha iyi olduğu, sorunu daha derinlemesine yansıttığı söyleniyor.

* Dünyadaki zulümleri o ülkelerin belgeselleri ile anlamaya ve tanımaya devam ediyorum.
THE ACT OF KİLLİNG ile birlikte 1970'te Endonezya'da ABD'nin silahlandırdığı ve maniple ettiği dincilerin komünistleri nasıl katlettiğini öğrenmiştik.
Bu film ile birlikte biraz daha kuzey'e çıkıyoruz. Kamboçya. Bu sefer 70'lerin ortasında KAMBOÇYA'da Çin'in desteklediği Komünistlerin ülkeyi nasıl mahvettiklerini anlıyoruz.

Belgesel olarak Oscar Adayı.
Cannes Film Festivalinen ödül almış. Ayrıca İstanbul Film Festivalli'nden ödül almış.
Ödüller: 7W12N

Yönetmen Kızıl Kmerler döneminde şehirden tarlalara sürülen şehir yaşantısına alışmış insanların sürgün hikayesi ile başlıyor. Babasının sinema sektöründe çalışan ve sanata yatkın biri olan yönetmenimiz sürgün sırasında çekilmiş bi fotoğrafı arıyor. Bu fotoğrafı ararken de bir takım filmler görüyor ve bunu belgesel olarak filmleştirme kararı alıyor. Kilden yaptığı heykelciklerle bulamadığı fotoğrafı ve hatta dönemin yaşanılanların fotoğraflarını vermeye çalışıyor ki, filmin en ilginç yanı da bu heykelciklerle gösterilen tatbiki fotoğraflar. Afişlerde ve filmin tanıtımlarında da sürekli görüyoruz bu biblo gibi heykelcikleri.


Önce aileleri bölmüşler. Daha sonra birleştirseler de ağır işlere alışık olmayan aile bireyleri hastalanmaya başlamış. Baba buna dayanamamış ve ölmüş.







Filmin en acayip bilgilerinden biri kendi sektörüne dair söyledikleri yönetmenin. Sinema sektörünü dağıttıklarında oyuncuların yani şöhretlerin hepsini idam etmişler. Sektörde çalışanların hepsini dağlara, tarlalara çalışmaya göndermişler. Daha sonra propaganda filmleri çekmeleri gerekmiş. Bu filmleri toplu olarak gösteriyorlarmış. Bir film sırasında kameraya sızan güneş ışığından film karanlık ve ışıklı bozuk bir frenkansa sahip çekim yapmış. Hemen kameramanı idam etmişler.

Mekong Nehri.


* Anlamadığım şey Kamboçya dünyanın en geniş nehrinin aktığı tropik bir cennet. Bunu Planet Earth belgeseli Nehirler bölümünde gördüm.  Burada insanların aç kalması mümkün değil. Ne olmuş olabilir ki bu doğa harikası bir yerde açlık gibi bir sorun yaşamış insanlar.



Kominist Rejim ve Ölüm Tarlaları


Milyonlarca insanın işkence ile ölümü



Hayır fotoğrafları incelerken Harun Yahya'nın bu konuda bir şeyler yazdığını gördüm. Adam tabi işine geliyor Act of Killing'teki Müslümanların katlettiği koministleri anlatacak değil ya, Koministlerin zulm ettiği insanalara değinmiş. Dünya çok iki yüzlü... Herkes kendine göre yontuyor her olayı.

Kamboçya'da POL POT diktatörlüğü dönemi:

Marksist öğretiyi kıçından anlayan Pol Pot, Önce ülkede tüm entelleri öldürüyor. Hatta enteller bitince gözlük takanlar da çok okumuştur diyerek gözlük takanları da öldürmeye falan başlıyor. Böyle acımasız bir diktatör. Kafasındaki kominist yapılanmada ülkenin doktora, mühendise ihtiyacı olmadığını, çiftçiye ihtiyaç olduğunu düşünüyor ve şehirdeki herkesi tarlalara yolluyor. Pirinç üretimi katlanarak artacak diye düşünürken git gide azalıyor ve açlık gösteriyor.
Bunun sebebi : DİMİNİSHİNG RETURNS denilen bir ekonomi savı.

Bir tarlada 5 kişi çalışırken 10 kişi çalıştırmaya başlamak verimi arttırabilir ama 20 kişi çalıştırdığında verim düşer. İnsanlar ne yapacaklarını bilmezler ve ürüne zarar vermeye başlarlar.

Dünyanın en geniş nehrinin geçtiği ülke böylece açlık baş göstermeye başlar.
Film bunları çok güzel anlatmış.

2013 Gürcistan Sinemasından iki önemli eser.


Mandariinid
2013
imdb86
Film bana Kavkazskiy plennik (1996) - Kafkas Mahkumu
imdb77  Filmini hatırlatmıştır.
İki düşmanın masa muhabbetleri ise En İyi yabancı film oscar'ını da alan Tarafsız Bölge filmine benzettim.
Tarafsız Bölge - No Man's Land imdb80


Savaştan kaçan halk, Gürcistan - Çeçenistan savaşı orasında kalan iki yaşlı adam. Uzak durdukları savaş evlerinin ortasına kadar gelir. Gürcü ve Çeçen iki asker bi yaşlının evinde kalmak zorundadır.

Bilge İvo ikisine de söz verdirir, kendi hanesinde birbirlerine zarar vermeyeceklerdir.
İvo savaşın tüm zararlarını çekmiş biridir. "kimin savaşı" olayını kafada çözmüştür.
Bu iki düşmana savaşın anlamsızlığını pasif direnişi ile anlatabileceğine kesinkes inanır.
Kalın kafalı Ahmet bile bunu anlayacak ve finale doğru tırmanan gerilimde rolünü tamamen değiştirecektir.



Savaş karşıtı filmler:
Gürcü: Ben bir aktörüm
İvo: Savaş bitince Seni izlemeye Tiflis'e geliriz. Ahmet'de yanımda olur. Seni alkışlar.
(İvo'nun Ahmet'in alkışlama taklidi filmde tek gülümseyebildiğimiz sahnesi)

-Oğlunu gürcüler mi öldürdü?
-Evet, ama ne fark eder ki?
-Nasıl yani? oğlunun mezarının yanına bir gürcü gömdün.
-Ahmed, fark eder mi? Cevap ver!
-Hayır, fark etmez.
- Ben ölseydim, beni de oğlunun yanına gömer miydin?
- Evet, ama biraz daha uzağına (Gözler hüzne boğulurken, Ağzınızda bir gülümseme yaratıyor bu diyalog)

* En iyi yabancı film oskar'ına gönderilmeyi Bloom'a kaptırmaları çok yazık olmuş.
Çok daha evrensel ve çok daha dünyayı kucaklayan bir film oysa ki!



Grzeli nateli dgeebi - Bloom  - Çiçek
2013
imdb87
19W4N Asya ve Avrupada bir çok festivalden ödülle dönmüş.
Bizdeki Perihan Mağden'in "İki Genç Kız" filmini hatırlattı
Gürcüstan Filmi

* Gürcistanın 90'lardaki geçiş dönemindeki ağır travması iki dost kız üzerinden anlatılmış. İyi bir dram ama yerel bir sorunu dile getirdiği için yavan kalmış.
Gene de doğu bloku'nda yaşayan herkes için empati kurabileceği bir film.
İki kız filmi omuzlarında taşımış ve ödüller de onlara gelmiş zaten.


Waar - Bir Pakistan Kurtlar Vadisi Filmi -

Waar 2013
imdb94
Pakistan Filmi
20.000 bin oy almış durumda.
Pakistan'ın kurtlar vadisi olduğu fragmandan okunuyor.

Filmin Hatunları ile bile göz dolduruyor.
İmdb'de tabi ki Top'a girmesi zor çünkü kendi coğrafyasından aldığı oylarla bu yüksek puanlamaya ulaşmış. Lakin bizdeki Süt Kardeşler ve Hababam Sınıfları nasıl 70'lerin en iyi filmerine girdiyse bu da 2010'ların en iyi filmleri arasına mutlak girecektir imdb'de.

Urduca Waar kelimesi Saldırı manasına geliyor.

Ortalama 20 bin dolara film çekilen ülke de bu film için 2 milyon dolar harcanmış.
Pakistan'da gerçekten yaşanmış bir terör olayını anlattığı iddia eden film biraz abartı sahneleri ve karikatürize karakterleri ile realistikten uzak diye eleştirilmiş.
Film açılış haftasında 900 bin dolar hasilat elde etmiş. En önemlisi filmi 3 yılda çekmişler...




En büyük rakipleri hindistan'ın aksiyon sinemasını aştığını biliyoruz, Pakistan umarım bizim gibi Kurtlar Vadisi seviyesinde kalır...
Hint Uçuk aksiyon sineması





Bir başka örneği:


Barfi

Barfi! 2012
imdb84
yılın hint filmi

* Bir toplama film, evet bir çok komedyenin, pek çok filmin sahnelerini çalmış:
http://www.youtube.com/watch?v=8X4AZnTEZDU
iyi de LOST da böyleydi, kendinden önce gizemli tüm filmlerin derlemesi gibi, 
Tek suçu bu filmin bir derleme yapmaması, tek tek birer-bir çalması mı?

* Filmde orjinal gaglar da var;
- başlangıçta ilk polisle tanışıldığı sahne
- Hele yağlı boya sahnesi (hem orjinal hem de çok komikti)
- "kızın ayaklarına bakma, benim ayaklarıma bak" hareketi.

* Hint sineması bunu yapıyor, 3 idiot  http://kilavuzkarga.blogspot.com/2010/12/3-salak.html
filmi böyleydi, klişe hikayeleri kullanmışlar ama konu orjinaldi.
Bu film de öyle olmuş.

* Türk sineması ile mukayese edelim durumu, Kemal Sunal'ın birebir taklit ettiği Charlie Chaplin filmleri;
City Lights, The Kid... Hem oyunculuk berbat, Kemal Sunal altından kalkamamış, hem de içinde bizden katılmış hiç bir orjinal gag yok.
mukayese için Kemal Sunal'ın ki: http://www.youtube.com/watch?v=mkwtbBM1fU4
Bir de Charlie Chaplinden izleyin: http://www.youtube.com/watch?feature=player_detailpage&v=2TKsHpW6r2E

* Barfi'de Ranbir Kapoor hem çok disiplinli çalışmış, chaplin kadar iyi oynamış hem de filminin konusundaki orjinaliğine kendi orjinal espriler ekleyebilmiş  daha da önemlisi arada bir yerlerde chaplin'in afişini göstererek saygı duruşunda bulunmuştur.

* Filmin müzikleri de le fabuleux destin d'amelie poulain filminin müziklerine yani Yann Tiersen'in eserlerine çok çok benzemekte.

* Kendi sineması Awaara'ye bile saygı duruşunda bulunmuş bir film bence.

Filmin en önemli diyaogu: Shruti'nin annesi ona 'insanların yalnızca bir kere mi aşık olduğunu sanıyorsun?'
Filmin senaryosunda devamlılığında bu diyalog çok etkili.
Herkes için de mutlu son olmaması gerektiğini film çok güzel anlatmış.





"senin için bin tane olsa (uçurtma) yakalarım"







The Kite Runner



imdb77 2007



Uçurtma Avcısı


* 3w13n


ÖnemliN'ler arasında BAFTA ve


Orjinal Müzik dalında Oscar var... (2008)







* Khaled Hosseini'nin ilk romanından uyarlanmış... Bir başyapıt...





- Tek bir günah vardır evladım, o da hırsızlık... Birinin canını aldığında onun hayatını çalarsın... Birine tecavüz ettiğinde onun namusunu çalarsın... Yani tek bir günah vardır, o da hırsızlık...


* Bir ülkede rejim değişikliğinin yanlış grupların eline geçtiğinde (taliban) nasıl kötü sonuçlar doğurabileceği üzerine belge niteliğinde bir kitap da diyebiliriz...


- Bir ülkenin üçlü değişiminin hikayesi -





- Eksi -



Assef'in hasan'a yaptıkları ve emir'in onu sadece izlemesi, emir'in ali ve hasan'a yaptığı kumpas, hasan'ın para çaldığını(!) kabul etmesi, ali'nin baba'yla olan konuşması, ali ve hasan'ın gidişi, baba'nın onlara son kez kal demesi... off off yüreğim dağlandı orda...






Bunlara rağmen hasan'ın arkadaşına(ağasına) olan sadakati, sevgisi bana sevgiyi, sadakati sorgulattı.



* 100 yıllık yalnızlık nasıl insanlık tarihini anlattığını iddia eden eleştirmenler var ise bunun da Yezid'in Hasan, Hüseyin'e zulmünü anlattığını söyleyebilirler...


-eksi'den romana dair çok güzel kesitler var... Filmi izledikten sonra bunları okuyunca daha bir kavrıyorsun olay örgüsünü... ve Hasan'ın itiatkarlığını yazarın bastıra bastıra anlattığını anlıyorsun...




* Zengin bir babanın oğlu olan emir, hizmetkarlarının oğlu olan hasan'la birlikte büyür. hasan'ın sevgisi ve sadakati çok büyüktür.




"ilk sözcüklerimizi aynı çatı altında söylemiştik. Benimki baba idi. onunkiyse emir. Benim adım."



Emir'in çocukluğu onu doğururken ölen annesinin yokluğunu, baba sevgisiyle doldurmaya çalışarak geçer ve babasından sevgi bekleyerek.



"hasan ağlıyordu. ali onu kendine çekti, şefkatle kucakladı. daha sonra kendime, hasan'ı kıskanmadığımı söyledim. hem de hiç...
Hasan sevilmeyen bir etnik gruba mensuptur ama cesareti ve yüce gönüllüğü sebebiyle emir ezildiğini hisseder.


"bana döndü. saçsız kafasından birkaç ter damlası yuvarlandı. "sana hiç yalan söyler miyim, emir ağa?"

Birden onunla azıcık oynamak istedim."bilmem, söyler misin?"


"onun yerine pislik yemeyi yeğlerim" dedi gücenmiş bir ifadeyle.


"gerçekten mi? yapar mısın?"


şaşırmıştı: "neyi yapar mıyım?"


"istesem pislik yer misin?" diye sordum.


Gözleriyle yüzümü uzun uzun araştırdı. orada, o vişne ağacının altında oturan ve ansızın birbirine bakmaya, gerçekten bakmaya başlayan iki çocuktuk.

...

"isteseydin, yerdim," dedi sonunda, doğruca gözlerimin içine bakarak. gözlerimi kaçırdım. bugün bile, hasan gibi söylediği her sözü inanarak, içtenlikle söyleyen insanların gözlerinin içine bakmakta zorlanırım. "ama merak ettim" diye ekledi."benden böyle bir şey ister miydin, emir ağa?" şimdi de o beni küçük bir sınavdan geçiriyordu. onunla oynayacak, sadakatini sınayacaksam, o da benimle oynayacak, dürüstlüğümü sınayacaktı.


Bu sohbeti başlattığıma bin pişmandım. zorla gülümsedim. "aptallaşma, hasan. böyle bir şey yapmayacağımı bilirsin."


Hasan da gülümsedi. ama onunki zoraki değildi. "bilirim" dedi. özü sözü doğru olanların ortak yönü de budur. karşısındaki kişinin de içten konuştuğunu sanırlar."


Okuma yazma bilmeyen hasan'a emir kitaplar okur, hasan da hayranlıkla dinler. bir gün okuduğu kitabı bırakıp, bir hikaye uyduran emir hasan'ın çok beğenmesi üzerine kendi öykülerini yazmaya başlar. babasından bu konuda teşvik almayan emir'e destek veren kişi, babasının arkadaşı olan rahim han'dır. aşk acısı çekmiş, sadık rahim han.

"kız çok acı çekerdi."

hasan'ın sadakatine karşılık veremeyen emir, hayatının en büyük hatasını yapar ve bu hatayı telafi etmek yerine, kaçmaya çalışır. aradan yıllar geçip, ülkedeki değişim hayatlarını da değiştirince, ülkelerinden ayrılmalarına rağmen, hiç bir şeyden kopamadığını görünce anlar emir. geçmişten kaçamazsın.

yıllar içinde kendini sorgular ve babasını. davranışlarını irdeler ve sonunda sebeplerini de öğrenir.


"nasıl bir baba olurum? tıpkı baba gibi olmak istiyordum; ona hiç mi hiç benzemek istemiyordum."

rahim han yıllar sonra yeniden emir'in hayatına girer ve ona "yeniden iyi bir insan olma" şansı tanır.


Geçmişine döner emir'i görürüz hem de yıktıklarını yeniden yapma çabasını. tavsiye edilir.




"senin için bin tane olsa yakalarım"