* Yılın en çok güldüren filmi olmaya namzet... Hani bizi bu kadar güldürebilecek bir film daha çekilebilirse... Risk alınmış ve gişe eder formüllerinin dışında klişeden uzak kaliteli bir komedi filmi çekilmiş.
* Yılın Yerli Başyapıtları arasında.
Türkiye sinemasının en iyi 100 filmi arasında şimdiden girdiğini düşünüyorum.
Yılın en iyi komedisi olabilir; Çünkü,
- Hollywood komedi filmleri son zamanlarda büyük çöküş içinde.
- Türk avam komedisi de artık o kadar güldürmüyor diye düşünüyorum.
(Avam türk komedisi yani andavalların cep doldurma derdince çektiği estetik ve mizah yoksunu filmler maalesef liseli bir tayfa ile ne yapsan tutuyor formatında. Bunlardan sinemamızı temizlemenin yolu bu ve benzeri kaliteli komedilere destek vermekle mümkün bence)
- Cem Yılmaz'ın filmi çok estetik - kaliteli - büyük emek verilmiş ama komedisi ve senaryo akışı açısından zayıftı. Arif Işık tipik bir yerli komedi karakteri. Cem Yılmaz başroldeki tipi konusunda zaten çok risk alan biri değil. Türk uzaya giderse - Türk eski çağa giderse...
Bu film bu bağlamda ilaç gibi geldi diyebilirim.
* Köklü bir organizasyona bağlı kiralık katil işi yapan ama bir kobi paravanında bunu yaparken işi de küçük bir aile şirketi otantikliğinde gerçekleştiren; yaptığı işin ciddiyeti ile mukayese ettiğinizde bu kadar gerizekalı olmalarına rağmen tesadüflerle mi ayakta kalmış bunlar dediğiniz; bir grubun kendilerini görevlendiren iş veren bin yıllık üst akıla ait tepedeki adamlarla imtihanı diyebiliriz,
Bu film için.
* Yani teşbihte hata olmaz DALTONLAR gibiler. Yalnız burada beyin aile reisi biraz daha sakin....
* Bu tür merkez teşkilatıyla mücadeleye girişen kişi ve grupların filmlerine bakarsanız:
John Wick - Josen Bourne - James Bond - Ethan Hunt (Mission imposible) ya da Liam Neeson'ın Jason Statham gibi adamların filmlerinde görüyoruz ki teşkilatla mücadele edenler gayet yetenekli - zeki ve işbilir tipler oluyor. Bizimkiler yukarıda bahsettiğim gibi gerizekalı olmasalarda bunların yanında pejmürde durduğundan dolayı bu filmin bu ve benzeri filmlerin bir PARODİ'si olduğunu düşünüyorum. Türk bir aileyi böyle kendi suç örgütü ile mücadelesi komedisi diyebiliriz yani filme.
Filmin müzikleri seyirciye yabancı olmayan şarkılardan seçilmiş ve sahnelere cuk oturtulmuş ya da oturmuş diyebilirim.
Türk Sineması Altın çağındaki kalıba yavaş yavaş dönüş yapmakta.
- ARZU filmin iz düşümü BKM
- Kemal Sunal filmleri bugünün Recep İvedik filmleri
- Zeki Alasya - Metin Akpınar 'ın yerini Ahmet Kurap - Murat Cemcir
Bir tane eksik vardı. Ertem Eğilmez'in bir çok komiği iyi harmanladığı - Senaryolarını Sadık Şendil - Yavuz Turgul gibi üstatlarla ve oyuncuların katkıları ile oluşturulmuş Ertem Eğilmez filmleri tadında bir ekip komedi sineması.
Ölümlü Dünya filmi de zaten "Köyden indim şehire" filmindeki Zeki Alasya'nın altınları sayarken bizi komaya sokan "Himmet Abeey" ile başlayan diyaloglar bütününü hatırlatan ya da o tatta bir ceset sayma sahnesi ile güldürmeye başlıyor. BKNZ
Film Guy Ritchie konseptinde Tarantino diyaloglarına benzer diyaloglara sahip absürt komedi denilen bir aksiyon komedi filmi.
(Filmin aksiyon sahneleri çok başarılı konuyu açmışken söyleyeyim.)
Filmde bir kaç kişi orijinal mizahını beyazperdeye taşımış. Bunlardan biri Feyyaz Yiğit.
Feyyaz Yiğit Okan Bayülgen'in programında "Lost Bozdu. Öyle böyle değil çok bozdu" şeklinde uzun ve gereksiz kelimelerle bezenmiş anlatımını bu filme de çok güzel kullanmış. Her türlü beceriksizlik ve gereksizliğine rağmen sık sık söz alıp hata üstüne hata yapıyor.
Feyyaz Yiğit'in meşhur "Lost çok bozdu" konuşması.
Aziz Kedi zaten çok yetenekli bir eksi yazarıydı. O da Eksi mizahını çok iyi taşımış filme. O da senaristlerden. Kendisi Ekşi dergiyi tek başına çıkarmıştı. Aziz Kedi'yi de Ted X konuşmasından kendisini ve üslubunu çok iyi anlayabiliriz. BKNZ
Burada bizi çok gülderen eksi sözlük mizahına yakın mizah olarak:
Feyyaz'ın lokantanın WiFi şifresini Mr Stolk'a verdiği sahneyi örnek gösterebiliriz.
Sessiz dili ile yapılan tartışma dada Eksi mizahının absürtlüğü varmış gibi...
Stupidy mizahda Kemal Sunal - Şahan Gökbakar tadında Doğu Demirkol çok iyi çıkarmış. Ve tabi rol alabilme babında Alper KUL'un da (ki ben Kemal Sunal gibi bu adam iyi bir ekibin içinde çok iyi kendi başrol olunca sıçıp sıvıyor) çok güldürdü. Film ciddi bir teşkilatın sıradan küçük ölçekli kobi işleten kalabalık aile formatına oturtturulması - Ciddiyet ve salaklık arasındaki dengesizlik üzerine inşa edilmiş.
Mizahın matematiğinde bu toprakların keşfettiği Pişekar - Kavuklu dengesinde Pişakar yani ciddi adam dengesini de başta Ahmet Mümtaz Taylan ve bu oyuncuların dışındaki yan rolleri oynayanlar ki en başta Semaver Kumpanyadan biri ile start almışlar (Doğum günü partisinin Kahya'sı) ... Kız isteme sahnesindeki BABA... Merkez teşkilattan gelen Müfettiş... vb.
Diyaloglar harika
Aksiyon sahneleri sırıtmıyor
Orijinal bir mizah var
Eh kahkaha da attırıyor...
Daha da zorlama işte film olmuş. Bence güldürüyor izleyin izlettirin. NET... Nokta..
Dip Not: Luc Besson'un The Family filminde denemek istediğini bu film başarıyor. Hem de çok daha küçük bir bütçeyle... Kat be kat daha komik mafya aile komedisi yapmışlar...
Mafya komedileri arasında Stallone'nin OSCAR filmini beğenirim. Aynı kefeye konmasa da mafya aile komedisi babında benzerlik içeriyor.
Reise Der Hoffnung
Umuda Yolculuk
Journey Of Hope imdb76 - 1990
Yabancı Dil Oscar'ını alan ilk Yerli Film
Filmin %90'ı Türkçe
Filmin %90 oyuncuları Türkiye'den
Filmin senaryosu
"Uçurtmayı da vurmasınlar" filminin senaryosunu yazan
Feride Çiçekoğlu...
Yılmaz Güney'in Yol filmi gibi Umuda Yolculuk filminin de Türkiye'deki çekimleri Şerif Gören'in Prodüksiyonunda gerçekleşmiş.
Filmin çok büyük bir kısmı Türkiye'de geçiyor ve Türkiye'de geçen kısımlarını Şerif Gören'in yönetiminin çok büyük katkıları var.
Filmin en estetik görüntüleri Türkiye çekimlerinde...
Filmin imdb'sinde bile İsviçre - Türkiye - Fransa ve İngiltere olarak hangi ülkeye ait olduğunu bu filmin sıralamış. Fransa ve İngiltere sadece yapıma para desteği verdiğine göre bu bir İsviçre ile Türkiye filmidir. Ve Türkiye bir yabancı dil Oscar'ı almıştır.
Oscar töreninde bu acıyı yaşayan aileye ve özellikle İsviçre'de hayatını kaybeden Mehmet Ali'ye ödülü adamıştır.
Her sene Oscar'a giden gidecek film gündeme geldiğinde ya da Türkiye'de geçen bir film Oscar'a
aday olduğunda sosyal medyada tartışmalar başlıyor.
Örneğin bu sene Ayla filmi daha ön adaylar açıklanmadan direk Oscar en iyi dilde yabancı film adayı olduğu duyurmuştu. Halbuki bu yıl Altın Küre alan Fatih Akın'ın filmi Aus Dem Nichts - In the Fade yani Paramparça ön aday olmasına rağmen Oscar Adayı olamadı. Filmin afişinde Türkiye adayı değil direk Oscar adayı yazmak ve ticari bir yalan söylemek de Ayla filmine nasip oldu. Halbuki filmde sağlam bir Amerikancık sahneler de mevcuttu. Hay Allah!... Gene de ben Ayla filmini beğendim. 2016 yılı Oscar Adayı olan Fransa'da yaşayan yönetmenimiz Deniz Gamze Ergüven'in Mustang'ı da yukarıdaki analize benzer bir analiz ile Türkiye - Fransa - Almanya - Katar ülkelerine ait olduğu ve filmin tamamı Türkiye'de ve Türkçe olmasından ötürü bir Türkiye filmi olarak Oscar'a aday olduğunu söyleyebiliriz. Üstelik bu sefer Yönetmen de Türkiye'den...
Oscar'a aday adayı olarak gösterilen Türkiye'den filmler şunlar: 1964 - Susuz Yaz (Ki o sene Altın Ayı'yı kazandı) 1989 - Uçurtmayı Vurmasınlar (Ki en iyi yabancı dil Oscar'ını alan bu filmin senaristi)
1992 - Piano Piano Bacaksız (Ki bu filmin en önemli karakterini oynayan çocuk oyuncu başrolde)
1993 - Mavi Sürgün 1994 - Manisa Tarzanı 1997 - Eşkiya 1999 - Salkım Hanımın Taneleri 2000 - Kaç Para Kaç 2001 - Büyük adam küçük aşk 2002 - 9 2003- Uzak 2005 - Gönül Yarası 2006 - Dondurmam Gaymak 2007 - Takva 2008 önemli... Üç Maymun filmi eğer Türkiye filmi olarak geçiyorsa tek aday adaylıktan son beşe indirgenmeden önceki 9 film arasına girebildi. Bu filmi Türkiye'nin filmi olarak görmeyenler için Oscar'a en çok yaklaşan film Üç Maymun'dur. 2009 - Güneşi Gördüm 2010 - Bal 2011 - Bir Zamanlar Anadolu'da 2012 - Ateşin Düştüğü Yer 2013 - Kelebeğin Rüyası 2014 - Kış Uykusu 2015 - Sivas 2016 - Kalandar Soğuğu 2017 - Ayla
Nur Sürer bu konuda serzenişte bulunmuş bir röportajında:
Soru:
Bu ülkenin bir hikâyesi, bu ülkenin oyuncularıyla Oscar alıyor ama bırakın resmî yapıyı, sinema çevreleri bile bu başarıyı sahiplenmedi. Bunu nasıl açıklarsınız?
Nur Sürer:
O dönem epey ses getirmişti. Belki Oscar bu denli yer de bulmuyordu toplumda. Sonrası malum; hafıza sorunu. Sinemacılar bile konuştuklarında “Ah! Bir Oscar alan filmimiz olmadı.” diyor.
Umuda Yolculuk muhteşem bir film. Filmin en önemli oyuncusu Mehmet Ali'yi canlandıran Emin Sivas çocuk karakteri bir çocuk oyuncu olarak çok iyi canlandırmış. Daha sonra Piano Piano Bacaksız filminde de çok başarılı oynayan oyuncu:
Filmde başlarda umut dolu buhulu gözler zamanla yerini karamsar düşüncelerin yol açtığı korku dolu bakışlara dönüştüğünü görüyoruz. Filmin ilk yarısında (ki Reprodüksiyonu Şerif Gören'e ait olan kısım bu) görüntü yönetmeni bazen bir Gökkuşağı ile bazen sıcak aile buluşmaları ile umudu beyaz perdeye çok güzel aktarmış....
Ben Türkiye prodüksiyonunu çok daha başarılı buldum filmi. Filme sert çıkışlar da hayat vermiş. Dedenin başlarda gidişe itiraz etmesi, "Bu ot bile çıkarken kökleri çıkıyor. İnsan kökünden toprağından kaçamaz oğul..." Ananın kararsızlığı, git geller, söylenen fiyatların hep katlayarak artması... Film odağında Aile reisini tutsa da filmin en önemli karakteri çocuk... Çocuğun karakteri çok güzel dantel gibi işlenmiş... Onula ilgili planlarda meraklı, uyanık, zeki biri olduğunu anlıyoruz. Hatta böyle olduğu için kardeşlerinin de ileride hayatını kurtaracak olarak onu seçip yanlarında götürüyorlar.
Bir de ülke insanının hikayelerinde kaybeden kazık yiyen yoktur. En ucuza arabayı o almıştır örneğin. Bu konularda yalan söylemeyi de çok severiz. Amca oğlunun isviçre'den yolladığı mektup bu bağlamda çok değerli. Filmin ancak sonunda anlıyoruz. Amca oğlu ne iş bulmuş ne de oradaki yaşam mükemmelmiş... Ama iş işten geçmiş oluyor. Hep bir kaçırılmışlık kaybedilmişlik hikayeleri ile yoğrulan Haydar acaba ben de elimdeki fırsatı tepiyor muyum algısı ile ölümüne bir yola girmesi belki de bu yüzden.
Norveç'e gidip de yüzlerce Siyasal İslam'a oy veren ve buradan bir türlü anlayamadığımız dincileri de bu film sayesinde az buçuk tanıyoruz. Bir röportajda bunlar şöyle cevap vermişlerdi: - Türkiye'de neden siyasal islamı destekliyorsunuz bir Avrupa ülkesinde yaşarken. - Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'ne Şeriatı getirecek dinimizin emrettiği gibi... - Siz de dönecek misiniz o zaman Türkiye'ye? - Yok biz Şeriatta yapamayız...
Film önemli bir insanlık dramını gerçek insan sorununu gerçek bir hikaye üzerinden masaya yatırmış Yüzlerce benzerlerini bize hatırlatmış. O zamanki Avrupa'ya çalışmak için Türkiye'den gidenlere karşı Avrupa'lının empati kurması için Oscarlık bir film çekmiş.
Flmin Türkiye'de devlet tarafından yüceltilmemesinin ya da halka ulaştırılmamasının iyi bir PR çalışmasının yapılmamasının sebeplerini anlamak güç. Film gerçek bir hikayeden alınmış ama suç cahilliğin ta kendisi. Ve insanımızın hataları üzerinden anlatılıyor pek çok kısmı. Onlara çocukları götüremezsiniz demelerine rağmen pasaport almadan çocuğu da yanlarında götürmeleri bir hata...
Filmin devleti eleştiren belki de tek yeri insan simsarının devleti temsilen sembolik olarak belki de Polise: "Tek tek herkes terk ediyor memleketi - yönetecek kimse bulamayacaksınız" lafı olabilir. O da dediğim gibi çok sembolik olmuş.
Zamanında bir gazetede film için:
“Zavallı sefil üçüncü dünya ve onun biricik kurtuluş umudu olan batı” demiş.
Belki de negatif propagandalar Oscar almasına rağmen filmin günümüzde bilinirliliğini negatif etkilemiş.
Peki biz SUriye'den zorunlu göçenleri anlatacak
Türkiye'de yaşayanlara Suriye'liler için bir empati oluşturabilecek
Oscarlık bir film yapma konusunda bir şeyler üretebilir miyiz?
Bu kapasitemiz var mı?
Bence Oscar'dan daha önemli bunu tartışabilmek...
* Yılın Türk filmi olmaya namzet. Eh daha senenin başı. Bir gidişata bakmak lazım.
* Sinema tarihinin en fazla gönderme yapılan filmi. Adeta bir göndermeler silsilesi.
* PARODİ filmler: GORA "5. Element" filminin parodisiydi örneğin Bu filmde bir çok filmin parodisi gibi duruyor... Ağırlıklı olarak "Geleceğe Dönüş"
Daha önce blogumda yazdığım Cem Yılmaz'ın "Pek Yakında" filminin kritiği çok fazla okunmuştu. PEK YAKINDA BKNZ ... Bundan da bi o kadar ümitliyim...
Haydi ya Zeus pardon DİONYSOS!
* Sinema tarihinde ilk defa bir filmde gönderme yapmak yerine tamamı göndermelerden oluşan bir şeyin içinde film var. Gibi.... (Twitter'a ve Eksiye yazdım bu tespitimi) * Yeşilçam'a selam çakan filmler. Bu konuda en güzel selamı "Arabesk" çakmıştır.
* Bir saygı duruşu filmidir.
Nasıl ki Spielberg, ilk uzaylı istilası bilim kurgusu H.G. Wells'in "Dünyalar Savaşı" romanını 150 yıllık olmasına rağmen çekiyorsa;
Nasıl ki Martin Scorsese, Sinema'nın en önemli keşiflerini yapmış George Melies'e saygı duruşu olarak HUGO'yu çekiyorsa; BKNZ
Cem Yılmaz'da çok sevdiği, gönül bağının olduğu Yeşilçam'ı Türk Pop müziğini Sadri Alışıkları - Ayhan Işıkları - Barış Mançoları - Zeki Mürenleri filminin merkezine oturtmuş... Belki de çocukluğundan beri kendini görmek istediği herkes ile kadrajda kendinle buluşturmuş... Pek de güzel olmuş ...
* Cem Yılmaz'ı usta yönetmenlerle mukayese edilmesi de doğru değil bence. Senarist olarak da bir Sadık Şendil değil elbet... Lakin sinema eğitimi almadığını, herhangi bir usta yönetmenin yanında çıraklık yapmadığını da hesaba katmak lazım Cem Yılmaz'ın... Gayet iyi kotarmış...
*Bilim Kurgu keşifleri Çilingir sofrasında meze edilmiş resmen...Arif'in çilingir masasında geleceğe dair bulduğu bir kaç şey filmin devamlığında da malzeme olmuş.
Gayet de başarılı icatlar çıkarmış başımıza üstat.
Örneğin adem elması üzerine yerleştirilen istenilen ünlünün sesini benzeten apare...
(Keşke Cem Yılmaz üniversitelerde okuyan gençlerle distopik sahne için biraz beyin jimnastiği yapsaydı. Fikirler satın alsaydı. Bilim kurguları kaliteli yapan şeyler geleceğe dair enteresan tasarımlardır bence. Bunu yapabilirdi...)
Örnek: Abisi Can Yılmaz Yahşi Batı filmindeki kovboya "Joni Leş" ismini 10 bin öroya satmış... 10 bin öroya üniversite öğrencilerinden zilyon tane gelecek tasarısı çıkar be...
* Film 7'den 77'ye (Barış Manço) geniş bir yaş yelpazesini güldürmeyi başarmıştır. Bu da Cem Yılmaz'ın yeteneği. Steven Spielberg için bunu söylerler. Epey bi "taşşak" muhabbeti olsa da aileleri çocukları ile sinemaya çekmeyi başaran bir film Arif v 216.
* Cem Yılmaz evrensel sinema sanatına katkıda bulunma derdinde olan biri asla olmadı. O kendi mizah üslubunu daha geniş kitlelere taşımada sinemayı enstrüman gibi kullanmayı tercih etti. Cem Yılmaz sinemasını bunu kabul ederek eleştirmek gerekir. Yoksa kim Stand Up gösterisini sinema'da oynatacak ticari bir düşünce ile filmografisini şişirir ki? (Sinema böyle bir şey. Zamanında propagandist haberler mi verilmedi - dünya kupası maçları mı yoktu - son yıllarda lig maçları da sinemadaydı... Olabilir yani... )
* Bu film kesinlikle "Köşklü havuzlu mafyalı korkusaçmalamalı sıçmalı osurmalı tekpalyaçolu - komiğişöhreti'tek' " avam Türk komedileri ile mukayese edilmemelidir. Cem Yılmaz kesinlikle disiplinli bir çalışma örneği göstermiş ve iyi bir ekiple multi disipliner bir eseri başarıyla seyircinin beğenisine sunmuştur.
* Bir Yeşilçam filmi olarak bakıldığında beklenmedik bir kalite emek ve para harcaması söz konusu.
* Orhan PAMUK'un en unutulmaz betimlemesidir Kara Kitap'taki distopya'da boğazın kuruması. Cem Yılmaz'ın distopyasında da Boğaziçi çöle dönüşmüş durumda. Kızkulesi randevu evine dönüşmüş. Enteresan olmuş mesela.
Filmde Barış Manço pek çok kez anılıyor. Burada da batmış vapurun adı olarak da anılmış. (Boğaz turu vapurunun gerçekten adı Barış Manço bu ara)
* Palyaçosu - komiği - kaliteli taklitleri - çalışılmış karakterleri filmin artıları. Filmin bütünlüğü yani ana öykü ve yan öykülerin başarı ile düğümlendiği bir senaryoya sahip olması Türk Sineması açısından da önemliydi. Üstelik paraya kıyılmış uzun bir çekim sürecine yayılarak tamamlanmış. Üstelik dönem filmi olarak gayet başarılı bir kostüm çalışması da yapılmış. Mekanlar çok özenle seçilmiş ve platolar yüksek maliyetle dekore edilmiş.
* Dünya sineması da Türk sineması da dövüş ve takip sahnelerinden artık vaz geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Salt dövüş sahnesi ile seyircinin ilk gerildiği 1920'ler sinemasının şu an esamesi okunmaması gibi gelecekte de en çok günümüz sineması bu gereksiz sahneleri ile eleştirilecek büyük ihtimalle. Seyirciyi bunlarla gereksiz bir şekilde sıkılıyor... daha da doğrusu kötü bir niyet olarak zaman doldurulduğunu düşünenlerdenim. Yine de Arif v 216'daki bu sahnelerin gereksiz olduğunu söyleyen olumsuz eleştirilere sinema dilinde bir kalıp olmasından ötürü haksızlık ettiklerini düşünüyorum. Git sen bunu Hollywood'a anlat önce...
* Keşke Ajda Pekkan'ı Ajda Pekkan oynasaydı...
* Elbette sinema sanatında eserin değeri, kurgusundaki akıcılık, teknik ekibinin sinema sanatına kattığı zekice keşifler, filmografideki farklılıklar, senaryonun orjinalliği kadar etkileyiciği, karakter tanıtımları, karakterlerin çapaksız oyunculukları vb. şeylerle ölçülür.
Cem YILMAZ teknolojinin toplumda yarattığı hastalık derecedeki hızı da hesaba katıp çok fazla pencere açmış sinemasında. Popüler mizahın her türünden de faydalanmasını bilmiş. Bu kadar günderme yapması sinema sanatına hizmet ettiği manasına gelmez. Böyle olsa ZAZ filmleri ve o ekolden gelen bir çok absürt film yere göğe sığdırılmazdı.
Gene de büyük bir emek verildiği ve eğlendirdiği aşikar.
Filmde Politik Mizah:
- Komşularla sıfır sorun
- Almanlar bizi kıskanıyor
- Distopik kısımdaki "Sistem yandaşı Muhafazakar kafanın sistem ne olursa olsun onun bir parçası olması - yanında durması alışkanlığı"
En ince politik mizahtı diyebiliriz...
Üstelik adam Cem Yılmaz'ın "Merhaba"sına direk imalı bir şekilde "Selamün aleyküm" diyor.
Tam bir dinci eleştirisi ...
Cem Yılmaz politik mizah yapmaktan çekindiğini söylese de inceden görmeyi seviyor. Ecevit'in ancak koltuk altına birileri girerek başbakanlık yaptığına dair söylemlerden sonra: "Günümüzde politikacıları taklit etmek de zor... Sahnede en az üç kişi olmanız gerekiyor" diyebilmişti. Günümüz de konjonktür Özal dönemi - Demirel dönemi ve takip eden yıllar gibi mizaha çok fazla geniş bakamıyor. Bu yüzden mizahçıları bu konuda çok da suçlamamak lazım diye düşünüyorum.
* Sinema'ya gönderme rekorları kırmış. Türk sinemasının en hicvi tartışmasız "Arabesk" filmidir. Arif v 216 ise sinema hicvinden çok Türkiyenin popüler müziğinin kaliteli diyebileceğimiz isim yapmış üstatlarına atıflarda bulunma filmi diyebiliriz. "FINDIKKIRAN" esprisine ciddi ciddi çok güldüm yalnız...
Filmin bir kaç tane epik mizahı vardı:
Cem Yılmaz filmlerinde her zaman bir meta söylem vardır. Cem Yılmaz arada epik tiyatronun y efekti gibi sürekli onun bir film olduğunu söylemeye çalışıyor. Bunu sinemada en başarılı Dövüş Kulübü filmi yapmıştı. Epik Mizah derken de mizahın böyle bir söylevi olan türünden dem vuruyorum. Bu filmde bunun başarılı örnekleri mevcuttu.
* Seyirciye seslenen an: "Uzaylı da olsa insan insandır" yerine "Robot da olsa insan insandır" demesini bekledik ama demedi.
* Filmin arasının verildiği an ve sinema arasının reklamlarla başladığını bildiğinden reklamla devam senkronize başlangıç bence çok şık bir epik mizah örneğiydi.
* Direk seyirciye seslendiği bir iki sahne daha vardı... Bir sol duruşu olması ve epik tiyatroyu bilmesi babında Yılmaz Erdoğan'dan öğrendiğini düşündüğüm bu Epik mizah örneklerini akıllıca kullanmış
Cem Yılmaz. Bunlardan en önemlilerinden birisinde Abisi Can Yılmaz'ı da oynatmış.
- Besim Abi seni çağırıyor.
- Kim oynuyor Besim Abiyi?
- Zafer ALGÖZ
- Ha Zafer abi mi... Tamam o zaman...
* Bence filmin en önemli ve değerli Epik Mizah'ı Filiz Akın'ın seslenmesindeki senkron hataları...
Çok zekice. Bilenler bilir eski Türk sinemasının kanserlerinden biriydi seslendirme senkron kaymaları... Hem saygı duruşu hem de Epik bir Mizah örneği olmuş.
* SWAT'ların ettiği küfürleri kahretsin diye altyazı ile yazması da meşhur TRT yabancı film sansürüne atıf gibi duruyor... Bu da kendi çapında bi epik mizah örneği gibi...
Filmin kelime oyunu ve kelime esprileri:
Cem Yılmaz bu konuda gerçekten yetenekli birisi ve filmlerinde buna özellikle dikkat ediyor. Bu filmde zilyon tane vardı. Ama bunları ancak bir kaç tekrar izlemede ayıklayabilirim.
Filmin en önemli devamlılık mizahı:
Yüze yapışan gazete'den hangi tarihte olduklarını öğrenmek... "Bir cisim yaklaşıyor" kadar komikti.
Filmin "Gelecek Paradoksu" Konsepti Back To The Future filminden alındığını düşünüyorum.
Gönderme yapılan filmler: * Whiplash: Erşan Kuneri'nin Arif şarkı söylerken durdurma hareketleri Whiplash göndermesi.
* Shining: İki kız çocuğu
* Wolverine: Burada çelik bıçaklı parmaklarla yapılan kelime oyunları seyirciyi epey bi güldürdü.
* Terminatör 2: Sık sık donla zamanda yolculuk yaptıkların birinde karşısındakinin elbisesini isterken Arnold babaya gönderme yapılmıştır. Yalnız kadınlar hamamı sonrasındaki elbise kombinasyonu filmin en iyi gaglarından birine dönüşmüştür.
* Pleasantville 1998 : Renklinden siyah beyaza düşme... Ve bir olayla birlikte yavaş yavaş renklenme...
* Gökdelenden düşme sahnesi Watchmen
* Cem Yılmaz'ın camdan düşme sahnesi pek çok Hollywood filminde vardı. O kalitede yapıldığı için onlardan bir kaçı akla getirmedi değil. O kadar gönderme yapılınca insan buda mı gönderme diye düşünmüyor değil.
* Gene masa altında cinsel organlara dayanmış silah'da Hollywood klişesi olarak buraya taşınmış.
* Gelecekte kötü adam ise Ninja Kaplumbağalardaki beyne benziyordu.
* Kill Bill: Tek bir hamle ile kalp durdurma teknik olarak da bu filmi hatırlattı.
* ZAZ'ın Uçak serisindeki esprilerden de bir kaç tanesi var gibiydi...
Nuri Bilge Ceylan ve Zeki Demirkubuz'a yapılan gönderme'de kapı gıcırtısı (Zeki Demirkubuz filmlerinin fakirliğinin simgeleşmiş sesidir) ve elma yuvarlanması (Bir zamanlar Anadolu'nun en önemli metaforlarındandır) bence bir göndermeden çok saygı duruşudur.
Ki Cem Yılmaz PEK YAKINDA filminin başında duvarda da afişi olan Türk Sinemasının gelmiş geçmiş en iyi dramı "KADER" filminin kopyasını yapmayın der. Zeki Demirkubuz'a saygı duruşunda bulunur. İçten içe belki de "kitleme ihanet etmiş olmasam" böyle filmler çekmek isterdim, demek istiyordur, belki. Bilemedim.
Pek Yakında filmine bir iki gönderme daha vardı. Geleceğe dönüldüğünde afişi vardı mesela.
O filmdeki "istese görür" esprisi de olduğu gibi taşınmış...
"Böyle üç iş yapsak" geyiği de Hokkabaz'a gönderme...
"Zeki Müren de bizi görecek mi - Vizyontele Tuuba" esprisi fragmanda da görülmekteydi. Bu da
Mavi Boncuk: Emel Sayın'ın halıya sarıp kaçırılma sahnesine benzer şekilde 216'yı da halıya sarıp kaçırıyorlar. Hatta Kemal Sunal'ın külüstürünün orjinali de var gibi geldi bana o sahnede...
Banker Bilo: Almanca konuşulan sahnelerde sanki bu filme atıf varmış gibiydi.
filmin en çok akılda kalanlarından biri oldu.
Kapıcılar Kralında Kemal Sunal'ın Şener Şen'den fırça yedikten sonra aşkı için söylediği:
Parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği repliği bu filmde Çorba yapmış iki gözümün çiçeği'ne dönüşmüştür. BKNZ
GORA'ya yapılan atıflar:
Ateş Toprak Su ve TAHTA!
Gora'daki en komik diyalog bence şuydu:
Alo Muhittin. Uzaylılar tarafından kaçırıldım... Evet "TARAFINDAN" BKNZ
Çünkü Uzaylılar tarafından kaçırıldım diyen bir adamın bu cümlesinde akla takılabilecek, kelimeden şüphe edilebilecek en düşük ektiye sahip kelimeyi sormuş karşı taraf...
Bu filmde de Arif: Uranüs - Evet Anüs diyor... Komik bence...
Erşan Kuneri'nin mavi don takıntısını bu filme de koymuşlar. BKNZ
Mavi donun var mı. "Var abi". Yaz donunu yanında getirecek.
Ayrıca duvardaki "kafa hariç 17" bu filmde de Arif ve 216 dendiğinde gönderme yapıyor...
Acaba bu filmin senaryosunu Bob Marley Faruk mu yazdı - Erşan Kuneri mi çekti
Filmde Bob Marley Faruk ile karşılaşma bundan dolayı mu var.
Gora'daki muhabbeti hatırlayalım. Bob Marley Faruk bir robotun bir insana aşkını senaryolaştırmıştı:
B M Faruk: Merhaba Erşan abi.
Erşan Kuneri: Dışarıda tank görüyorum Faruk, hayırdır bi kutlamamı var?
B M Faruk: Geçelim onu abi, muhteşem fikirlerim var, sinemada yepyeni bir soluk, bilim kurgu ne dersin?
Erşan Kuneri: Bilim mi? ver bakayım.
B M Faruk: Amerikalılar bu işe girdi abi, bu işte muhteşem para var.
E. K. : Cinsellik var mı?
B M Faruk: Yok abi. Bir robotun başından geçen maceralar. Filmin adı "altı milyon dolarlık adam". nasıl?
E.K.: Altı milyon mu? Sen beni batırmak mı istiyorsun Faruk? Ayrıca memlekette döviz yasak, bilmiyor musun?
B M Faruk: Filmin adını değiştirebiliriz abi.
E.K.: Mesela?
B M Faruk: "Ay'da sevişenler "nasıl?
E.K.: Olmaz, ayda olmaz, bir haftada çekmemiz lazım.
(Ekonomik olduğundan Türk sineması normalde bir haftada film çekimlerini tamamlıyor. Arif v 216 ise aylar sürmüş... Buradan bile bir şey çıkar...)
B M Faruk: Onu hallederiz abi, bir robot, ay'da bir astronota aşık oluyor. nasıl?
Bir de ilk film olan GORA'nın ana karaktere isim verme ile ilgili çok sağlam bir gönderme vardır. Cem Yılmaz GORA'daki karakterin adını ilk Sami koyar. Sonra beğenmez bu ismi ve babasının ismi Arif'i daha uygun görür. Bunu da film sonrası röportajlarında sık sık söyler. Şimdi bu filmin bi yerinde Pembeşekerle kavga ederken "bundan sonra bana Sami de "der. Buradaki isim çatışması Gora'dan da önceye Gora'nın senaryo aşamasına bir göndermedir....
Erdal TOSUN'u anma anı:
216 Rendroy'un büstünü eline alıp "Hayallerimizi Satmadık ya" diyor. Burada Erdal TOSUN'un meşhur Rina filminin en son cümlesine de bir atıf var:
Ne olmuş yani büyük adam olamadıysak Hayallerimizi satmadık ya BKNZ
GORA ile çok örtüşen noktalar vardı. Başlangıç Arif'in dolandırıcılıktan vaz geçmediği üzerine GORA ile birebir örtüşüyordu. Buradaki detaylar uzun süre yazılıp çizilecek ve hep bir şeyler keşfedilecektir diye düşünüyorum.
Umut Sarıkaya'nın Türk ve Dünya Sinemasındaki etkileri diye çok ciddi bir sinema doktora tezi hazırlanmalıdır. Filmde rum meyhanesi YORGO klişesi Umut Sarıkaya'nın karikatürü esintisi olduğuna ben de katılıyorum.
* Filmde Sunay Akın'ın oyuncak müzesinden pek çok malzeme vardı. Hatta 216'nın geldiği uzay aracı da bizim çocukluğumuzun meşhur oyuncaklarına göndermeydi.
* Sadri Alışıklar - Barış Mançolar - Zeki Mürenler bu film ile bir kere daha hatırlanması hatırlatılması bence kötü bir fikir değildi. 70'leri yaşamış bir nesil ile 80'lerin kayıp neslinin de bu değerlerle büyümesi ki bu nesiller Cem Yılmaz'ın çekirdek kitlesini oluşturduğunu düşünüyorum, bu filmi beğenecektir. Bu nesillerin Türk Sanatçıları olarak bunları unutamaması filmin başarısında önemli rol oynuyor. Cem Yılmaz'ın tartışmasız en komik filmi GORA'yı seven bir kitlenin de mutlak izlemesi gerektiği bir film Arif v 216.
Bir çok kostüm arasında, ki Zeki Müren kostümleri efsaneydi, ben en çok buna güldüm.
Komedi zor iş. Hele sinema da çok daha zor. BKNZ
Kesinlikle Tavsiye ediyorum.
Gora'yı sevenlere: Gora kadar iyi film.
CASTİNG
Filmin oyuncuları arasında babalarının hatıralarını canlandıralar dikkat çekiyor.
Cüneyt Arkın'ı oğlu Murat Arkın oynuyor.
Turist Ömer'i Sadrı Alışık'ın oğlu Kerem Alışık canlandırmış.
Fena da değil performansı... Babasına saygı duruşu yaptığı sahne de filmin duygusal sahneleri arasında.
Barış Manço'nun oğlu neden Barış Manço'yu oynamamış merak ettim. Bir de ben bir Erol Evgin Peruk espirisi cesareti olmamasına şaşırdım mı ... Şaşırmadım... Neden? Çünkü Cem Yılmaz hiç cesur bir sinemacı değil...
Filmin hatunu tüm güzelliği ve yeteneği ile Seda Bakan:
Bobiler'den iyi bir afiş çalışması:
İşte Cem Yılmaz'ın kırdığı heykel ile yıllar önce çektirdiğim fotoğraf :)
Filmi liseliler ve ergenler pek beğenmiyor...
Evet ağırlıklı olarak 70 ve 80'lerde çocukluk geçirmiş olanlara için notalji fırtınası estiren bir film.
Bu babda baktığınızda afişe +30 yazılabilirdi ....
Filmden Flaş bir espri:
La bu Mahallenin Ameliyatı Biter mi?
Bu filminde masaya yatırılıp incelenmesi uzun süre bitmeyecek gibi duruyor.
Filmin sorunları: Senaryosunda organik bir bağın oluşturulamaması.. Geniş plan çekimler olmayınca çok ucuz durması... Kopukluklar gereksiz karakterler... Film sanki kendi tayfasına çekmiş gibi ... Sadece oyuncular için demiyorum çevresinde ve kafasındaki tüm sanat camiasına çekmiş gibi... O yüzden senaryo allak bullak olmuş... Çorbaya dönüşmüş... Bütünlüğünü kaybetmiş gibi...
Sonuna yakın takip sahnesi
Seyirciye atılan tirat...
ARİF IŞIK UZAYLI MI? Tüm bu Arif IŞIK karakterinin olduğu filmler şu youtube kanalında anlatıldığı gibi organik bir şekilde birleştirilerek senaryo bakımından da güçlü bir film ortaya çıkarılabilir: Yoksa Arif IŞIK uzaylı mı sorusuna çok güzel cevap bulmuşlar...
* Avam Türk komedileri çok çekiliyor. Senaryosu zekice yazılmış - çalışılmış - ciddi mesai harcanmış - detayları düşünülmüş nadir iyi Türk komedileri arasında yerini almış bir baş yapıt derdim ama çok fazla tesadüf yazmışsın be ablacığım... - Avizecinin, babanın, Fikret'i hiç sevmeyen eşinin ne işi var aynı düğünde allasen :)
Komedilerde böyle şeylere çok da takmamak lazım ama bunda yüksek doz bir tesadüf var...
* Ağızlar lehçeler de arada kaymış... Bir de film çok zekice olmasında oyuncularında oyunculukla
kattıklarının çok fazla olduğu kanısındayım.
* Bu tip filmlerde skeç skeç ilerleme genelde en büyük sorunlardandır. Lakin senaryonun akıcılığı iyi bir yönetim ile filme de yansımış. Planlar arası kopuk değildi - bağlantılıydı (Tema'nın dışına çıkmamalarından da biraz kaynaklanmış gibi duruyor) Bu filmin bence en büyük başarısı bu...
* Türk sinemasının düğün temalı komedi filmleri: Düğün Dernek -
Eyvah Eyvah 2 - Hokkabaz...
Ben dünya sinemasının bu kadar düğüne takıntılı olduğunu görmedim. Sineması biraz ülkenin aynası gibi... Bilim adamların - başarı hikayelerinin biyografiler, Onur - Hakkaniyet - Adalet duygusunu vermeye çalışan dramalara, insanı dünyayı tanımaya iten yol filmleri ile dolu dünya sineması... Ama bizde iyi filmlere bir bakın mutlak bir düğün sahnesi vardır...
Bir laf var:
"Türklerin mükemmeliyetçi oldukları yegane konu düğün dernek işleridir. Lakin evliliğe düğündeki pasta kadar değer vermezler"
Bu sefer dünürler hem tezat hem de çok dirsek teması olan karşıt ailelerden seçilmiş.
Adanalı erkeklerin pavyon düşkünlüğünü herkes bilir:
Adanalı görgüsüz zengin aile X Pavyon şarkıcısı çalgısı aile
Türk melodramlarında çok olur... Kız zenginmiş gibi anlatır kendini. Aile de konuyu toparlar.
Biraz da tema olarak bu kullanılmış. Hani köşk falan kullanılır. Tüm mahalleli buna konsantre olur...
Filmde meşhur Tarık Akan'ın yola "Seni Seviyorum" yazmasının kliplerde de kullanılan türevini almışlar:
Bu filmi Hollywood'un meşhur karşıt dünürler temalı filmleri kadar komik olmasının bir nedeni de Pavyon şarkıcısı ablamızın pavyon çalışanı transseksüel arkadaşı ve konsomatristen bozma güzellik uzmanı komşusu... Karşıt dünürler konusunda filmlerini çok sevdiğim versiyonu senarist yönetmen Francis Veber'in La Cage Aux Follet ya da Hollywood versiyonu Birdcage filmidir. Onlarca versiyonu var ama en çok tutulanı Meet The Fockers olabilir.
Tiyatro eğitiminde oyun çalışmalarından biri de "Yanlış Anlama"dır.
Bu filmde biri klasik "Seks konusunda yanlış anlama" - ki zilyon tane versiyonu vardır -, iyi bulunmuş Avukat ile Kör buluşma yanlış anlaşılması sahnesi fena değildi...
Ama ikinci yanlış anlama parodisi "Ampul" çok çok zekice yazılmış ve çok güldüren bir yanlış anlama sahnesiydi.
Filmin kelime esprilerini de beğendim:
- Ya benimsin ya da Toprağım!
- "Topağın" demek istedin herhalde...
- Yok yani ya benimsin ya da bundan sonra kanka oluruz... Sana toprağım derim...
Ya da şu espriye çok güldüm. Erol Günaydın'ın Trans ablaya:
- Sesiniz çok güzel. Ama keşke o kadar sigara içmeseydiniz... Fazla kalınlaşmış...
- Ne sigarası ayol... Ben hiç sigara içmem !...
* Sinema'da karakter tanıtımına çok önem veririm. Hele de karakterler oturduktan sonra karakterin tamamen değişmesi filmi benim gözümde başyapıta taşır. Bunda en başarılı filmlerden biri olan John Ford'un Posta Arabası filmi. Bu filmin finalinde kasıntı ev hanımının orospuluk yaptığının ortaya çıkması Pavyon kadının iyiliksever ve namuslu tavırları içinde güzel bir karakter değişimi olgusuna dönüşmüştür.
Karakterlerden Trans karakterin en sağduyulu ve oturaklı olarak çizilmesi sinemamız adına gayet güzel bir ilerleme. Trans karakterinin tam karşısında yer alan, Sünni - Türk ve Muhafazakar karakterler ise içten pazarlıklı ve yer yer iki yüzlü olmaları da iyi tanımlanmış. İkisini mukayese ettiğimizde çok doğru bir analiz yapıldığını düşünüyorum senaryoda...
* Türk Sinema tarihine seyirci rekorları ile adını yazdıran BOŞYAPIT
* Gülmek için Fularınızı çıkarmak zorunda olduğunuz filmler!
* Eksi son tahlilde filmi çok güzel masaya yatırmış.
- eksi şeyler bizim Baba - Oğul izlenecek filmler listemizi yayınladığı için biz de değerli eksi yazarlarının yorumları üzerinden filmi değerlendireceğiz. -
* Filmin Martin Scorsese "Silence" filminin vizyona girmesini engellediğine dair hiç bir eleştiriyi kabul etmiyorum. Silence filmi tam bir Hıristiyanlık Propagandist filmidir. Çok inceden Hristiyanlığı eleştiriyormuş muş gibi yapsa da bütünün de misyonerlik övgüsü yer alır. Böyle bir filmin Recep İvedik tarafından kesilmesi ve dünyada bir çok ülke ile mukayese ettiğini bunu tek başaranın ülkemiz olması Sinemamız adına bence olumlu bir şey.
Misyonerliğin hakkından Siyasal İslam İkonu gelmiştir... BAŞARIDIR!
* Recep İvedik gibi bir film 80'lerde 90'larda çekilemezdi. Çekilse de ilgi görmezdi. Çünkü bir tipleme olarak "gerçek" değildi, yoktu. Ne zaman ki o tiplemeye gerçek hayatta rastlar olduk, filmi de peşi sıra geldi. Recep İvedik'in gerçeği de filmi de Siyasal İslam'ın Türkiye'sinin ürünüdür.
Recep İvedik ne yapar? Kendine göre (çoğunlukla da dış menşeli) teamülleri olan bir ortama girer ve o teamülleri tanımaz, yıkmaya çalışır. Muhakkak kendisine kıl olan
"İbne kılıklı geziciler",
"Vesayetçi elitler" olacaktır.
Fakat Recep İvedik onları saf dışı bırakarak kendi tarzını ortama kabul ettirir. Burada bu filmlerdeki sorunun kabaca bir görüntü kirliliği olmadığını anlamak lazım. Bu filmlerde kaşınan şey çok bildiğimiz bir şeydir.
Recep, toplumun “ELİT” kabul edebileceği pek çok mekana gider. Örneğin bir Reklam Ajansına, Sushi lokantasına, Yoga salonuna, Golf oynamaya, Sosyetik davetlilerin olduğu şık bir partiye, Üniversitede bir derse, Kütüphaneye, Tiyatroya…
Ve tüm bu ortamlarda mekanın dokusuna uyumsuzluğu çiğ bir zenofobi (yabancılara duyulan düşmanlık ve korku) eşliğinde gözümüze sokulur. Recep bu uyumsuzluğu mahcup bir boyun eğmeyle geçiştirmez, talep eder, talebi karşılanmazsa mekanın müesses nizamını bozar. Starbucks’ta çay, Sushi lokantasında ekmek ister, ekmek olmadığı cevabını alınca garsonu azarlar. Bir bilgisayarı parçalar. Kütüphanede görevliyle tartışır. Golf sahasında birine levyeyle saldırır. Kostüm partisinde birine bulaşır. Üniversitede hocayı azarlar. Tiyatroda sahneye atlar, oyunun akışını bozarak ortamı kendisi domine eder.
Recep'in girdiği ortamlar her zaman böyle olmak zorunda değildir. Bu ortam bir gün anayasal mekanizmalar olabilir, karşı koyduğu teamüller; o şekilde işlemesi gereken yargı mekanizması olabilir. Bir gün gıda kodeksine savaş açabilir. Kamu ihale kanununa karşı çıkabilir. Bunların gereksizliğini belirten, bunları çabuk çabuk atlamak isteyen bir zihnin bayraktarı olabilir. Teamülü destekleyenler arasında, mevcut ortamda hiç bir zaman Recep'in ne kadar Aptal, Cahil bir HANZO olduğunu üst perdeden dile getirip onu rezil eden onu bozacak olan, ona baskın olan biri çıkmaz. Recep üniversiteli gençlerin ensesine tokadı basar. Gençler ona teslim olur. Ortamda her zaman üstünlüğünü kurar. Olay nihayete bağlanır. Recep gücünü biraz da bu teamülleri radikal savunamayan, bunları içselleştirememiş objektiflerin sayesinde dominantlığını sağlar.
Recep İvedik'in girdiği ortamın içine edeceği (amk)cağı bir açıdan Kemal Sunal'ın deli deli küpeli ya da Bekçiler Kralı'ndaki yıkıcılığa benzer. Fakat çok basit bir fark vardır. Orada Şaban'ın yıkıcılığı "SOSYALiST" bir yıkıcılık iken Recep İvedik'in ki FAŞİST bir yıkıcılıktır. Şaban, mevcut nizam yerine eğreti durmayan adilane başka bir nizam ikame ederek ve "herkes için" yıkar. Recep İvedik bildiğin bencil bir yordamsız öküzdür.
Bu anlamda Şahan Gökbakar ve filmi "BAŞARILI"dır, çünkü yeni Türkiye'ye ait bir fenomeni tespit etmiş ve sinemaya aktarmıştır. Ancak bu tiplemeye Gökbakar eleştirel bir pozisyondan bakmamıştır, aksine sempatik kılmaya, sevdirmeye çalışmıştır. Mesele de budur: Recep İvedik serisi;
MEDENİYETSİZLEŞMEYE - Yabancılarla dalga geçme vb...
KÜLTÜREL ÇÖLLEŞMEYE - Hiç bi bok bilmediği halde herkesi haddini bildirme vb...
OKUMUŞ ADAMA DÜŞMANLIĞA - Hiç bi bok bilmediği halde herkesi haddini bildirme
LÜMPENLEŞMEYE - Sıfır hak-hukuk algısı, Bolca bel altı, Göt/bok/seksi kadın...
Bir ÖVGÜDÜR.
Dolayısıyla gerçek hayattaki Recep İvedik'ler nasıl ki birer çürüme/çöküş fenomeni ise Recep İvedik filmi de çöküş filmidir, pespayeliktir.
"Siyasal İslam Kendi Sanatını Yaratamadı" denmektedir... Bu yanlış bir önermedir.
Recep İvedik bir çürütme projesi olarak Siyasal İslamın özbeöz çocuğudur!
Siyasal İslam'ın BAŞYAPIT'ıdır...
* Film bu kadar ağır eleştirilmeyi hak etmiyor:
Otobüs Sahnesi - Tunç Okan'ın meşhur Otobüs filmine göndermedir.
Yol Hikayesi - Yılmaz Güney'in "YOL" filmine
Mehter Kullanımı - Hans Zimmer'e gönderme
Mavi - Kırmızı - Beyaz renk harmanı - Krzysztof Kieslowski
Tek Plan ayak çekimleri ise Tarantino
Sinemasına gönderme yapan bir BAŞYAPIT'tır..
* Evet bu filme gidenlere oy verme yasağa getirsen ülke çağ atlar diye düşünen bir kitle de var.
* Lakin sinemacısı bu filmden aynen şu Umut Sarıkaya diyaloglarında olduğu nedenlerden ötürü çok memnun:
Sinemacı: Ülkede para kazanmak gerçekten çok zor, sen biletini alıyorsun filmini izliyor xtir olup evine gidiyorsun peki o trilyona mal olan sinema sahibi n'apsın! Ben bir sinema sahibi olarak evet böyle saçma sapan ama gişe yapacak filmleri dört gözle bekliyorum, on numara kalite kokan yabancı film alıyorsun adam gelmiş dublaj mı bu yeaaaa, orjinal dilde olsa izlerdim diyip bilet almıyor, altyazılı alsan kız erkek gelmiş, oşkom yaaaa filmi mi izlicez yazıları mı okuyacaz diye bilet almıyor, eeee biz n'apalım b.k mu yiyelim biz, keşke imkan olsa da 25'e kadar serisini yapsa Şahan!
* Çiçek Abbas Sinan Çetin'in yönettiği ama daha çok senaryosunu Yavuz Turgul'un yazması babında bizi şaşırtan bir Türk Sineması başyapıtı.
Filmin En Unutulmaz Atışması:
Şakir (Şener Şen) – Aşıksan vur saza, şoförsen bas gaza
Çiçek Abbas (İlyas salman)- Sevene can feda, sevmeyene elveda
Şakir- Sen batan bir güneş ben yollarda çilekeş
Çiçek Abbas- Şoförün bahtı kara muavinin gönlü yara
Şakir- Gaz, fren, şanzıman halim duman
Çiçek Abbas- Sev beni seveyim seni
Şakir- Aşk bir otobüstür binmesini bilmeli
Çiçek Abbas – Son durağa gelmeden inmesini bilmeli
Şakir- Bana hava atma!
Çiçek Abbas – havan kime yabancı?
Şakir – Kapılma rüzgârıma sen de aldanırsın
Çiçek Abbas – Sollama beni sollarım seni
Şakir- Geçme beni ezerim seni
Çiçek Abbas- Dünya dikenli bir hayat sevenler de mi kabahat?
Şakir- Yaklaşma toz olursun geçme pişman olursun
Çiçek Abbas- Çilemse çekerim kaderimse gülerim
Çiçek Abbas- İstedim vermediler sen şoförsün dediler
Çiçek Abbas- Emeğimiz bilek zoru Allah’ım sen bizi koru
Çiçek Abbas – Aşk bir sudur iç iç kudur
Çiçek Abbas – Aşkı çekene derdi bilene sor
Çiçek Abbas – Aşk çekenin yol gidenin
Çiçek Abbas – Kabahat sen de değil seni sevende
Çiçek Abbas -Naaaabeeer!!!
- Eksi Sözlüğe ait Eksi Şeyler'de bu siteye ait BABA - OĞUL izlenmesi gereken filmler listesi yayınlandığı için kendime hak görerek üç tane Ekşi Film yazısını siteme aktarıyorum.-
Kılavuzkarga'nın Baba - Oğul izlenmesi gereken filmler listesi:
http://kilavuzkarga.blogspot.com.tr/2014/09/baba-ogul-izlenmesi-gereken-filmler.html
Çiçek Abbas Filminin Kötü Karakteri Aslında ABBAS mı?
.
1: Abbas Şakir'in nişanlısına göz dikmiş durumda. Sevsin sevmesin gariban olsun ama ne olursa olsun yengesi durumunda...
2: İçtikleri gece Şakir'in kız kardeşi odasına geliyor ve Abbas yine yakalanacağız diyor. Odasından tekme tokat kovması lazım. Ama Abbas gıdıklamasından memnun gibi zaten rakı masasında kızın öpücük atmasında kızın öpücük atmasına da kızın öpücük atmasına da mal mal bakıyor. Tersleme tepki de yok. Adam sana iş ve oda vermiş. Adamı seversin sevmezsin o ayır ama yanında kalıyorsan bu konuda yanlış yapmayacaksın.
3: Bir sahnede Şakir için gülmeyin çocuğunuz da böyle böyle olur Allah Korusun, diyor. Ve minibüsü alır almaz Şakir'in kopyası oluyor. Yani kınadığı, eleştirdiği topluma zararlı gördüğü Şakir'in birebir kopyası oluyor.
4: Taksit getirme sahnesi var, o kahvede garibanların içinde parayı verirken, 2 aylık peşin mi versem, neyse parası olan var olmayan var gibi laf ediyor. İğneleme Şakir'e ama toplumun içinde ve o garibanlıktan gelen biri olarak yaptığı terbiyesizce.
5: Minibüsü gasp etmesi de var. Anlaşma şartları belli. Neyse bunu görmezden gelelim.
6: Kişisel hırsıyla yolcu alacağım diye ani makas atması var ki yolcuların canına mal olabilir ya da Şakir'in eski nişanlısının yerine kimseye vermemi de ayrı bir olay. Açgözlülük ve hırs var.
7: Ve en önemli şerefisliğinden biri. NAzlı Şakir'i sevmiyor ve babasının zoru, evden gitme isteğiyle evlenmeye niyetli ama kızın Abbas'ta da gözü yok. Şartlar gereği belki de kendi dediği gibi bir yuvam olsun, kocam para getirsin mantığıyla evlenmek istiyor. Abbas bunu bilmesine rağmen tek taraflı bir aşkla kızı düğünden kaçırıyor.
8: Abbas bukalemun gibi bir karakter. Parayı bulup değişebilen, geldiği yeri unutabilecek bir karakter. Sevdiği kız için ben bunu seviyorum diyebilecek bir karakter değil. Fırsak kollayan, fırsatçı bir tip. Sessiz ve çakal. Arada laf dinleyen, karışan. Ben bu filmi yöneten Sinan Çetin'e de bağlıyorum. Çoğunluğun ceyyar Şakir'i tuttuğuna da eminim bu konuda...
9: Ayrıca seçtiği kız içeride sevişirken nöbet tutup, Şakir'in zamparalıklarını görmezden gelip örtmeye de çalışan bir tipti... İlk başlarda...
* Filmin en unutulmaz Tiradı
Yaşar Usta (Münir Özkul)
“Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın. Paran var, pulun var, herşeyin var. Binlerce kişi calışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak? Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu çocuğu, karda kışta sokağa atmak, aç bırakmak? Ama nasıl yakışmasın! Sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saadeti çok gören? Anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. Ama ben boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama, sevgiyi öğretmeye çalışıyorum. Hıh, sen, büyük patron, milyarder, fabrikalar sahibi Saim Bey! Sen mi büyüksün? Hayır, ben büyüğüm! Ben, Yaşar usta! Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç! Gözümde pul kadar bile değerin yok. Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiçbir şey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimize parayla pulla değil, sevgiyle bağlıyız. Bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz. Biz güzel bir aileyiz. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun? Dokunma artık aileme! Dokunma çocuklarıma! Dokunma oğluma! Dokunma gelinime! Eğer onların kılına zarar gelirse, ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemiş olan ben, Yaşar usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni! Anlıyor musun, vururum ve dönüp arkama bakmam bile!”
Filmin en çok güldüğüm repliği:
Adile Naşit: Aç değil açıkta değiliz.
Çocuklardan Biri: Ne yani anne biz şimdi açıkta değil miyiz?
- Eksi Sözlüğe ait Eksi Şeyler'de bu siteye ait BABA - OĞUL izlenmesi gereken filmler listesi yayınlandığı için kendime hak görerek üç tane Ekşi Film yazısını siteme aktarıyorum.-
Kılavuzkarga'nın Baba - Oğul izlenmesi gereken filmler listesi:
http://kilavuzkarga.blogspot.com.tr/2014/09/baba-ogul-izlenmesi-gereken-filmler.html
Ekşi Şeyler Listesi: https://seyler.eksisozluk.com/baba-ve-ogul-izlenmesi-gereken-filmler Bizim Aile Filminin Reisi Yaşar Usta, Burjuva Düzeninin Truva Atı mı?
Yeşilçam sineması ideolojiktir ve her zaman burjuva düzenini korumaya çalışır. Sürekli üretilen yoksul ama mutlu aile miti ile halk uyuşturulur. Yoksulsunuz ama mutlusunuz, zenginler mutsuzdur isyan etmeyin propagandası yapılır.
BİZİM AİLE filminin aile reisi Yaşar Usta, 10 kişinin kıt kanaat geçindiği bir evin pasif aile
babasıdır. ona verilen görev ailesinin düzene isyan etmesine izin vermemesi, onlara " metanet " propagandası yapmasıdır. bu yoksul aile mitine en başından beri itiraz eden, bunun için Yaşar Usta'ya bilinçli bir şekilde " baba" demeyen, icra memurunun yakasına yapışan, polise "adeletsizliğe alet oluyorsunuz! " diye itiraz eden, yeşil parkasıyla dönemin devrimci gençlerini temsil eden Ferit bile Yaşar Usta'nın propagandaları ile ehlileştirilir. Filmin sonunda artık o da "baba" demeye başlamış, düzene boyun eğmiştir.
Yaşar usta’ların yoksulluğunun ve çaresizliğinin arkasında Saim Bey’lerin düzeni vardı Ancak onlar bunu asla sorgulamaz, eleştirmez. yaşar usta evinden atılmasına rağmen çocuklarının işe gitmesini, düzenin onlara biçtiği görevleri yerine sadakatla yerine getirmelerini ister. "Asıl şimdi işimize dört elle sarılmamız lazım!" diyerek onları düzene boyun eğmeye zorlar.
Düzen Saim Bey olmuştur, bizahiti sosyal ve ekonomik adaletsizlik Saim Bey’de tecessüd etmiştir. “ben kaybetmem !“ dediği ana bakın, Saim Bey'ler kendilerinden emindirler. haklıdırlar da, Türkiye’de Saim Bey’ler asla kaybetmez.
Şu meşhur diyalog ideolojinin en net özetidir. Yaşar usta, Saim bey’in odasına girdiğinde “beyim“ diye hitap ederek, otoritesini kabul edip konuşur. Önce onun servetine bir güzelleme yapar “şu kadar malın var, mülkün var“ diye. İşçilerin haklarını gasp eden, düzenin zaaflarını kullanarak zenginleşmiş, sahip olduğu zenginlik ile bürokrasiyi, polisi kendi çıkarına göre kullanan Saim Bey’e "bize dokunma" diye yalvardığı sahne ters yüz edilmiş bir acziyetin ve çaresizliğin doruk noktasıdır: Yaşar Usta, ne işçi hakları, ne kapitalist sistem, ne adaletsizlik, eşitsizlik veya bu gücü çıkarları doğrultusunda kullanması açısından Saim Bey’i tehdit etmez, edemez. odaya girerken bile sekreterin onayını bekleyecek, şapkasını çıkaracak kadar düzeni içselleştirmiştir.
Haddini bilmektedir yaşar usta. odada “bize şunu yapamazsın, bunu yapamazsın“ dediği laflar koftur. Saim Bey istese bunu yapabilecek kudrettedir. yaşar usta, uzun uzun düzene bir tehdit oluşturmadıklarını, sıradan yoksul bir aile olduklarını vurgular. “dokunma bize“ diye yalvarır. Yaşar Usta (proleter kimliği usta sıfatıyla vurgulanır.) Saim Bey’den kendilerine yaptığı zulmun hesabını sormaz. Saim Bey’i Yeşilçam sinemasında yaratılan “yoksul ama mutlu aile miti“ üzerinden tehdit eder. Burası düzenin yumuşak karnıdır. eğer yoksul ama mutlu aile mitleri olmazsa, onlar isyan ederlerse; büyük patron, milyarder, fabrikalar sahipleri Saim Bey’lerin zenginliği tehlikeye girecektir. Saim Bey’in burada boyun eğdiği yaşar usta'nın tehdidi değil, düzendir. Yoksul ama ezilen Yaşar Usta’ların büyük olduğu sanrısına insanlar inandırılmalıdır.
O evden atılmış halleriyle nasıl bir kabullenişin, akılsızlığın içinde olduklarını Ayşen Gruda’nın şu sırıtan yüz ifadesinde görebilirsiniz. Bizahiti Şener Şen tiplemesi bile karikatürize edilmiştir çünkü bu yoksul aile içinde varlık içinde gelen bir adamın mutlu olabilmesi de epey gülünçtür.
Filmin sonunda saim bey kızıyla konuşurken "yenildim" derken yalan söylemektedir. Saim Bey’ler hep kazanmaktadır. Düzenin devamı için “yoksul aile miti“ seyircide üretilmiştir. Mesaj çok nettir : Saim Bey’lere isyan etmeyin, evinizi, barkınızı elinizden alacak kadar güçlüdürler ama bunları kafaya takmayın, onlar mutsuzdurlar. siz bu kadar ezilmenize rağmen onlardan daha mutlusunuz. Yoksulsunuz yoksul kalın, asla bunu sorgulamayın. Sorgulamayın ki Saim Bey’lerin düzeni sonsuza kadar devam edebilsin. Düzenin istediği adam olun, Ferit gibi isyankar olmayın, kahramanlarınız Yaşar Usta'lar olsun.