41 Diyalog Başyapıtları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
41 Diyalog Başyapıtları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

What We Do in The Shadows


What We Do in The Shadows
Aylak Vampirler
2014
imdb77
26Wins18N

Filmin konusu: Bi BELGESEL ekibi
(Sarımsak ve haç takarak :) 
SIRADAN VAMPİRLERİN YAŞADIĞI bir BEKAR evinden onların modern yaşantıya nasıl uyum sağladıklarını çekmeye karar verir. Amaçları VAMPİR olarak yaşamanın zorluklarını ezber bozacak bir dille seyircinin beğenisine sunmaktır.
Bu kadar komik olmasının nedeni Vampirler - Kurt Adamlar gibi çok işlenmiş seyirci tarafından pek çok klişe yaşam şekilleri ezberleniş yaratıkların günümüz öğeleri ile harmanlandığında ortaya çıkan absürtlükler. 
Örneğin: * Vampirlerini ilk defa internet ile karşılaşmaları. Dürterek çok fazla insana işkence eden karakterin internetten oturduğu yerden insanları "DÜRTEBİLDİĞİNİN" farkına varması. 
* Youtube'da gün doğumunu izlerken küfretmeleri. 
Absürt mizah olarak: 
Aynada kıyafet deneyemediklerinden çizerek kıyafet seçmeleri. 
Tabut altına koyduğu sevgilisinin fotoğrafına... 

2014 yılının en iyi Korku Ti'si (Gelmiş geçmiş en iyi korku Ti'si film "Shaun of the Dead" tir.. Bu film onun kadar komik. 
2014 yılının en iyi absürt komedisi (Buna da örnek olarak Beter Böcek filmi buna en yakın korku absürt filmi diyebilirim) 

Tüm zamanların en iyi 10 komedi Mockumentary filmleri arasında. 
Bana göre liste: 
1 What We Do in The Shadows
2 This Is Spinal Tap
3 Kamera wo tomeruna!,
4
Zelig (Woody Allen)
5 Brüno (Sacha Baron Cohen)
6 Take the Money and Run (Woody Allen)
7 Borat (Sacha Baron Cohen)
8  Er Ist Wieder Da (Bu hitler hicvini çok fazla Mockumentary olarak görmüyor sinema eleştirmenleri ama bence öyle) 
9 
A Cock and Bull Story
10 Waiting for Guffman

Bu ara sinema tarihinin en önemli Mockumentary filmi  
The imposter 2012 Hayat Avcısı filmidir. İnsanın kendi sorunlarını çözmek için beyninin oynadığı "RASYONELLEŞTİRME" nin sınırlarının olmadığını anlatan örnek bir başyapıttır. 


Komedi türü olarak bu filme en yakın Mockumentary ise: Metal Müzik Ti'si "This Is Spinal Tap" Rokumentary'sidir. Üstelik iki film de gülme krizine sokacak kadar komikler. 

Kilavuzkarga Film Listeleri: 
Sinema Tarihinin en iyi erotik esprileri arasında burada yer alan bir espri: 

Siz Vampirler neden Bakire Kızdan beslenmeyi çok seviyorsunuz?
Deacon: A
slında çok özel bir sebebi yok, hani sanırım bizim bakire kanı içmemizin sebebi kulağa havalı gelmesi.
Vladislav: B
en olaya şöyle bakıyorum. Bir sandviç yiyecekseniz sanırım onu daha önce kimsenin xkmemiş olduğunu bilirseniz daha çok zevk alırsınız.

Diğerlerini merak ediyorsanız: 
https://kilavuzkarga.blogspot.com/2012/06/1-numara-punch-line-punch-line.html

Kelime esprileri de bir harika filmin: 
"we are werewolf not swearwolf."

Kurt adamlarla ilgili: Vampirler ile Kurt adamlar sanki sokak çete savaşına tutulurlar. Ağı dalaşında şu diyalog geçer. 
Vampirler: Siz gidin apış aranızı koklayın. Derler
Kurt Adamlardan biri: Biz kendi apış aramızı koklamıyoruz. Birbirimizin apış arasını kokluyoruz. Bu bir tür selamlaşma yöntemimiz. 
Bunun üzerine bir vampir küçük bir sopa parçasını fırlatır. Kurt adamlardan biri koşarak onu ağzıyla getirmek getirmek ister... 

Türünün en iyi örneklerinden. Mutlak izlenmesi gereken komedi başyapıtlarından. 
İZLE İZLETTİR... 

Ölümlü Dünya


Ölümlü Dünya
imdb:81

* Yılın en çok güldüren filmi olmaya namzet... Hani bizi bu kadar güldürebilecek bir film daha çekilebilirse... Risk alınmış ve gişe eder formüllerinin dışında klişeden uzak kaliteli bir komedi filmi çekilmiş.

* Yılın Yerli Başyapıtları arasında.
Türkiye sinemasının en iyi 100 filmi arasında şimdiden girdiğini düşünüyorum.


Yılın en iyi komedisi olabilir; Çünkü,
- Hollywood komedi filmleri son zamanlarda büyük çöküş içinde.
- Türk avam komedisi de artık o kadar güldürmüyor diye düşünüyorum.
(Avam türk komedisi yani andavalların cep doldurma derdince çektiği estetik ve mizah yoksunu filmler maalesef liseli bir tayfa ile ne yapsan tutuyor formatında. Bunlardan sinemamızı temizlemenin yolu bu ve benzeri kaliteli komedilere destek vermekle mümkün bence)
- Cem Yılmaz'ın filmi çok estetik - kaliteli - büyük emek verilmiş ama komedisi ve senaryo akışı açısından zayıftı. Arif Işık tipik bir yerli komedi karakteri. Cem Yılmaz başroldeki tipi konusunda zaten çok risk alan biri değil. Türk uzaya giderse - Türk eski çağa giderse...

Bu film bu bağlamda ilaç gibi geldi diyebilirim.




* Köklü bir organizasyona bağlı kiralık katil işi yapan ama bir kobi paravanında bunu yaparken işi de küçük bir aile şirketi otantikliğinde gerçekleştiren; yaptığı işin ciddiyeti ile mukayese ettiğinizde bu kadar gerizekalı olmalarına rağmen tesadüflerle mi ayakta kalmış bunlar dediğiniz; bir grubun kendilerini görevlendiren iş veren bin yıllık üst akıla ait tepedeki adamlarla imtihanı diyebiliriz,
Bu film için.

* Yani teşbihte hata olmaz DALTONLAR gibiler. Yalnız burada beyin aile reisi biraz daha sakin....

* Bu tür merkez teşkilatıyla mücadeleye girişen kişi ve grupların filmlerine bakarsanız:
John Wick - Josen Bourne - James Bond - Ethan Hunt (Mission imposible) ya da Liam Neeson'ın Jason Statham gibi adamların filmlerinde görüyoruz ki teşkilatla mücadele edenler gayet yetenekli - zeki ve işbilir tipler oluyor. Bizimkiler yukarıda bahsettiğim gibi gerizekalı olmasalarda bunların yanında pejmürde durduğundan dolayı bu filmin bu ve benzeri filmlerin bir PARODİ'si olduğunu düşünüyorum. Türk bir aileyi böyle kendi suç örgütü ile mücadelesi komedisi diyebiliriz yani filme.

Filmin müzikleri seyirciye yabancı olmayan şarkılardan seçilmiş ve sahnelere cuk oturtulmuş ya da oturmuş diyebilirim.

Türk Sineması Altın çağındaki kalıba yavaş yavaş dönüş yapmakta.
- ARZU filmin iz düşümü BKM
- Kemal Sunal filmleri bugünün Recep İvedik filmleri
- Zeki Alasya - Metin Akpınar 'ın yerini Ahmet Kurap - Murat Cemcir
Bir tane eksik vardı. Ertem Eğilmez'in bir çok komiği iyi harmanladığı - Senaryolarını Sadık Şendil - Yavuz Turgul gibi üstatlarla ve oyuncuların katkıları ile oluşturulmuş Ertem Eğilmez filmleri tadında bir ekip komedi sineması.

Ölümlü Dünya filmi de zaten "Köyden indim şehire" filmindeki Zeki Alasya'nın altınları sayarken bizi komaya sokan "Himmet Abeey" ile başlayan diyaloglar bütününü hatırlatan ya da o tatta bir ceset sayma sahnesi ile güldürmeye başlıyor.
BKNZ

Film Guy Ritchie konseptinde Tarantino diyaloglarına benzer diyaloglara sahip absürt komedi denilen bir aksiyon komedi filmi.
(Filmin aksiyon sahneleri çok başarılı konuyu açmışken söyleyeyim.)

Filmde bir kaç kişi orijinal mizahını beyazperdeye taşımış. Bunlardan biri Feyyaz Yiğit.
Feyyaz Yiğit Okan Bayülgen'in programında "Lost Bozdu. Öyle böyle değil çok bozdu" şeklinde uzun ve gereksiz kelimelerle bezenmiş anlatımını bu filme de çok güzel kullanmış. Her türlü beceriksizlik ve gereksizliğine rağmen sık sık söz alıp hata üstüne hata yapıyor.
Feyyaz Yiğit'in meşhur "Lost çok bozdu" konuşması.





Aziz Kedi zaten çok yetenekli bir eksi yazarıydı. O da Eksi mizahını çok iyi taşımış filme. O da senaristlerden. Kendisi Ekşi dergiyi tek başına çıkarmıştı. Aziz Kedi'yi de Ted X konuşmasından kendisini ve üslubunu çok iyi anlayabiliriz. BKNZ

Burada bizi çok gülderen eksi sözlük mizahına yakın mizah olarak:
Feyyaz'ın lokantanın WiFi şifresini Mr Stolk'a verdiği sahneyi örnek gösterebiliriz.
Sessiz dili ile yapılan tartışma dada Eksi mizahının absürtlüğü varmış gibi...

Stupidy mizahda Kemal Sunal - Şahan Gökbakar tadında Doğu Demirkol çok iyi çıkarmış. Ve tabi rol alabilme babında Alper KUL'un da (ki ben Kemal Sunal gibi bu adam iyi bir ekibin içinde çok iyi kendi başrol olunca sıçıp sıvıyor) çok güldürdü. Film ciddi bir teşkilatın sıradan küçük ölçekli kobi işleten kalabalık aile formatına oturtturulması - Ciddiyet ve salaklık arasındaki dengesizlik üzerine inşa edilmiş.

Mizahın matematiğinde bu toprakların keşfettiği Pişekar - Kavuklu dengesinde Pişakar yani ciddi adam dengesini de başta Ahmet Mümtaz Taylan ve bu oyuncuların dışındaki yan rolleri oynayanlar ki en başta Semaver Kumpanyadan biri ile start almışlar (Doğum günü partisinin Kahya'sı) ... Kız isteme sahnesindeki BABA... Merkez teşkilattan gelen Müfettiş... vb.

Beni gülme krizine sokan sahneler:
Seyyal Taner - Bedüş - Drakula - Kelebek...
Mervemermermervemermermervemermer
(yenge paraların üstüne yatmış abi)
Palto giyme sahnesi

Diyaloglar harika
Aksiyon sahneleri sırıtmıyor
Orijinal bir mizah var
Eh kahkaha da attırıyor...

Daha da zorlama işte film olmuş. Bence güldürüyor izleyin izlettirin. NET... Nokta..



Dip Not:
Luc Besson'un The Family filminde denemek istediğini bu film başarıyor.
Hem de çok daha küçük bir bütçeyle... Kat be kat daha komik mafya aile komedisi yapmışlar...

Mafya komedileri arasında Stallone'nin OSCAR filmini beğenirim. Aynı kefeye konmasa da mafya aile komedisi babında benzerlik içeriyor.

The Big Sick


The Big Sick
imdb77
2017

* 2017 yılının en iyi komedisi.
* Diyalog başyapıtları.

* Sinema tarihinin en iyi romantik komedileri arasında.

* Müslüman Stand - Up çının Amerikan bir kadın ile yaşadığı kültür çatışması... Senaryo'yu eşiyle birlikte yazması da ayrı bir güzellik katmış.



Müslüman olduğu için kızın ailesi ona olmadık sorular soruyor:
- 9/11 hakkında ne düşünüyorsun?
- Neden bana soruyorsun ki?
- Birileri ile hep konuşmak istedim. Senin görüşün ne bu konuda?
- Çok üzücü bir olay... Tam bir trajedi. En iyi 19 adamımızı kaybettik. ... ŞAKA ŞAKA...


Ben filmin esprilerini beğendim.
- Komadan çıktığında bambaşka bir adam olabilir. Benim kuzenim komaya girdi ve çıktığında bir başka dil bildiğinin farkına vardı. O dille konuştu.
- Gerçekten mi? Hangi dil?
- Çok çabuk gelişti olay. Günler sonra konuştuğu dilin bir başka dil olmadığını beyin hasarından dolayı sadece gevelediği anlaşıldı...

* Karakterlerin iyi işlendiği, zamanın güzel akıp gittiği, yer yer hoş platolarla küçük sürprizlerin meydana geldiği eğlenceliğin ötesinde 2017'nin mutlak izlenmesi gereken filmlerinden...

Filmin tekrarlanan esprilerinden:
Sana bir şey göstermek istiyorum, Emily. Bu Urduca senin ismin.
- Bu hareket işe yarıyor mu?
Bununla birkaç küçük başarı elde ettim.

İlk Tanışma:
Emily "Vu huuu" diye bağırır...
Sana söylemeliyim ki bana öyle bağırdığında gerçekten modumu düşürdün ve gerçekten komedyenlerin sözünü kesmemelisin. Bu çok kaba. 
- Ben senin sözünü kesmedim. Sadece vu hu yaptım. Bu destekleyiciydi.
Peki, bu çok yaygın bir yanlış anlama. Ama komedyene herhangi bir şekilde bağırmak sözünü kesmek olarak görülür.
- Söz kesmek negatif olmak zorunda değildir. Yani eğer... Eğer sana  'Yatakta harikasın!' deseydim.
Bu sözünü kesmek olur muydu?
Evet. Bu 'doğru' bir söz kesmek olurdu.

* Stand Up gecesi Müstakbel Kayınpederi ve Kayınvalidesini
- Çocuğumun ismini 'Geçersiz' koymak istiyorum. Bu sayede hiç bir maaşını alamayacak.
'Üzgünüm bayım, bunun üzerinde 'Geçersiz' yazıyor.' 'Ama o benim ismim.'
'Sana lanet olsun baba!' Ben bu fantezi senaryoda bankanın ikinci katında çalışıyorum.
- IŞİD'e geri dön.
- Onu gerçekten dedi mi?
- Tost gerçekten garip bir yiyecek.
- Ne... Ne dedin?
- Ekmeği koyuyorsun ve... Önemli değil. Hadi.
- IŞİD'e geri dönmeli dedim.
- Tost tek yiyecek...
- Hayır yani, bu gerçekten kafa karıştırıcı bir durum. IŞİD'in daha fazla insana sahip olmasını mı istiyorsun?
- Hayır, ben diyordum ki...
- Bakın millet! Burada bir IŞİD iş vereni var.
- Tamam, bunu hallettiğimize sevindim. Tost aynı...
- Onun neyi sana bunu söyletti? Sanırım cevabı biliyoruz. Ben...
- Bayan, sizinle konuşmuyordum.
- Neyi var?
- Bu şekilde devam etmemize gerek yok. Sonunda ne olacağını biliyoruz... Onun görünüşü. İşte. Bu aynı şehir takımı şapkası takan ve Hawaii'ye ait tişörtler giyen bütün üniversiteli erkeklerin pörsümüş, küçük bir sikleri var demek gibi. Tamam aslında... aslında Beth bunu kötü bir şekilde öğrendin ama o haklı. Ben gerçekten teröristim. Ek iş olarak komedyenlik yapıyorum ki gizliliğimi koruyayım.
- Siktir git.
- İlk olarak, çok akıllıca bir cevap. Yoksa? Bunu... Bunu evde mi yazdın? Tost... baya garip bir...
- Siktir git!
- Sen siktir git.
- Hayır, sen siktir git.
- Sen bir sürtüksün, biliyorsun değil mi?
- Siktir git!
- Hey hayır hayır hayır hayır. Hayır. Dinle.
- Seni öldürürüm!
- Telefon numaran ne?
- Kusura bakmayın, millet.
- Üzgünüm.
- Aslında üzgün falan değilim çünkü sen korkunç bir insansın.
- Herkesin önünde kıçını tekmelemek istemiyorum.
- Evet, doğru. Benim sınırlarım var, sikik. Tamam mı?

Müslümanların - arapların yaşadıklarını komik bir şekilde anlatan çok başarılı TED TALK'lar var. Bence bunlar mutlak izlenmeli bu film öncesinde:
En iyilerinden biri:
 https://www.ted.com/talks/maz_jobrani_make_jokes_not_bombs



* Kesinlikle yılın en iyi filmleri arasında. 

Fences


Fences  2016
imdb73

2016 yılının edebiyat sinema buluşması.

Çok iyi bir tiyatro aktarımı

* August Wilson'ın Pulitzer ödüllü 1950'lerde geçen oyunun beyazperdeye aktarılması... Broadway'deki tiyatro oyunundaki oyuncular değişmemiş. Yani bu Oscar Ödüllü oyuncular böylesine uzun tiratların olduğu bir oyunu yıllarca oynamaları taktiri şayan...



Sinemaya dair iki tane blog derlemem var. Biri etiketlerin içinden gelen "Diyalog Başyapıtları"
Bir diğeri Tiyatro Sinema buluşmalarını toparladığım:
 Tiyatro - Sinema Buluşması: BKNZ 

Bu film hakkında hiç bir şey okumadan izlemeye başladım. İlk dakkasından itibaren bir tiyatro oyunun beyaz perdeye aktarıldığı bir eser olduğunu anlıyorsunuz. Yani bence bu film bir tiyatro - sinema buluşması olarak sağlam bir diyalog başyapıtıdır...



Filmin en önemli tradı Troy'un itirafının hemen ardından başlıyor:
Filmin en büyük zıplama noktası bu an ve Hithcock'a inat 2 saat 20 dakkalık filmin 1 saat 20. dakkadında gerçekleşiyor...



I HAVE STANDiNG WiTH YOU

"Ben de seninle beraber duruyorum! Ben de yanındaydım Troy! Benim de bir hayatım var. Hayatımın 18 yılını seninle aynı yerde durmaya verdim! Hiç başka şeyler istemedim mi sanıyorsun? Benim de hayallerim, umutlarım yok muydu sanıyorsun? Peki ya benim hayatım? Peki ya ben? Başka erkekler tanımak istediğim hiç aklımdan geçmedi mi sanıyorsun? Bir yerlerde yatıp bütün sorumluluklarımı unutmak? Kendimi iyi hissedeyim diye beni güldürecek birini istemedim mi? İstek ve ihtiyaçları olan
bir tek sen değilsin. Ama sana tutundum Troy. Bütün duygularımı, isteklerimi, ihtiyaçlarımı ve hayallerimi alıp senin içine gömdüm. Bir tohum ektim, onu izledim, onun için dua ettim. Kendimi senin içine ektim ve çiçek açmasını bekledim! Ve o toprağın ne kadar sert ve kayalık olduğunu görmem 18 sene bile sürmedi, o çiçeğin asla açmayacağını anladım! Ama yine de sana tutundum Troy. Sana daha sıkı sarıldım. Sen benim kocamdın. Sahip olduğum her şeyi sana borçluydum. Her şeyimi sana vermeye çalıştım. Ve yukarıdaki o yatak odasında, karanlık üzerime çökerken, senin dünyanın en iyi adamı olmadığınla ilgili şüphelerimi beynimden silip atmak için her şeyimi verdim. Nereye gidersen git, ben de senin yanında gelecektim çünkü sen benim kocamdın. Çünkü eşin olarak
ancak böyle devam edebilirdim. Sürekli verdiklerinden ve veremeyeceklerinden bahsediyorsun. Ama aynı zamanda alıyorsun Troy. Kimin ne verdiğini bile bilmeden sadece alıyorsun. Ben alırım ve vermem, diyorsun. Troy, canımı yakıyorsun."

Denzel Washinton ve Viola Davis yani iki oscarlık oyuncu en üst performanslarını göstermişler.
Denzel Washinton ilkeleri olan ama bir o kadar da kusurları olan bir baba. Zencilerin üzerindeki baskıları ailesine yansıtmamak için elinden geleni yapmaya çalışıyor. Küçük oğlu ile üç kere çok yüksek gerilimli an yaşıyorlar. Her seferinde "ıskaladın ve bu iki etti üçüncüsü olmayacak" şeklinde tehdit yiyor oğlu... Fakirlik - Eve sahip olmaları bile büyük travma sonucunda olmuş. Kardeşi kafasında çok büyük bir plaka ile özürlü olmuş askerde...

Filmin bir muhteşem oyunculuğu da işte o özürlü kardeş oluş...

Film ülkemizin çomar adı ile anılan fakir muhafazakar Türk erkeği ile çok fazla örtüşmesi beni en
Adam ahlaklı değil ama AHLAKÇI...
Öğüt verir ama verdiği öğüdü kendi yapmaz.
etkileyen kısım oldu.
Ahlak dersleri bitmek bilmez ama kendisi her boku yer.
Kendisi başarısız oldu diye oğlunu engeller - karısını aldatır.. üstüne aldattığı kadından çocuk yapar...
Sorsan onan ahlaklısı - ondan görmüş geçirmişi yoktur....

Gene de Denzel Washinton ile özdeşleşmemizi sağlayan anlattığı o şiddet dolu acı hikayeler.
Babasının sevdiği yaşı da küçük kız arkadaşına tecavüz etmeye çalıştığı hikaye büyük travma örneği..

Film 2016 yılının en iyi filmleri arasında. Bir gün Broadway'e gidersem sahnede de izlemek isterim.
İzleyin ve izlettirin...



Enough Said



Enough Said - Başka Söze Gerek Yok
2013
imdb71

* Başarılı Yetişkin Romantik Komedileri
= Forget Paris bunların başyapıtıdır...

* Yılın başarılı kadın filmlerinden

* Yılın Diyalog Başyapıtlarından

* Komodin denince akla gelen film... (Night Tables)

* Bu kadar sade bir oyunculuk.. Bu kadar yalın ve duru anlatım... Sanki bir pencere açılmış oradan izliyormuş hissi veren bir film. Çiftler.... Yaşananlar çok gerçekçi ve samimiydi...

* Amerika'da bir farklı sosyal aktivite daha öğrendim. Televizyon kütüphaneleri... Düşünün çocuk izlediğiniz bir şeyi gidiyorsunuz izliyorsunuz. Muhteşem bir şey. Türk sinemasında Anne öğretmen baba doktor dramalarından gına gelmişti... Gene farklı meslekten birilerini göremeyiz Türk sinemasındaki karakterlerde... Amerikan sinemasında herhangi bir dramada ve hatta komedide sık sık çok farklı mesleklere rastlamak senaryoya çok büyük güzellikler katıyor. Bu filmde de Televizyon kütüphanesinde çalışan bir adamı oynuyor rahmetli james Gandolfini yani Soprana abi..
Webster'dan Flipper'dan bahsediyorlar...



* Gençlik aşk filmlerinden bıkan ve anlamsız bulan orta yaşlılar için çok ideal bir aşk romantik yarı komedi yarı dramı. Ben naif mizahını da çok sevdim. Yapılan geyikler de tam orta yaş seyircisine uygun....

* Yalnız mafya babamız bariz bu sefer beni oynamış..  O kadar örtüşen yanlarımız vardı ki hayret ettim karaktere.. Çok fazla özdeşleştirdim... Film bütünü bakımından bir kadın filmi gibi duruyor. Yani Seinfeld'den tanıdığımız meşhur Julia Louis Dreyfus filmin tam göbeğinde yer alıyordu. Yer yerde James Gandolfini'in göbeğinde...




Filmin konusu: Kızı ile birlikte yaşayan Eva kızınınn üniversitede okumak üzere ayrılacağını bir dönemde panik yapar ve katıldığı bir partide "burada hiç çekici birisi yok" dediği anda "bence de çekici biri yok" diyen tombul adamla çıkmaya karar verir. Bu sırada partide iş olarak şairlik yaptığına şaştığı bir kadınla da tanışır. Kadın ona masaj yaptırmaya karar verir.
Adamın esprileri ve davranışları hoşuna gider. Kadınla da arkadaş olurlar... Lakin tesadüf kadın adamın eski eşi çıkar ve işler karışır...

* Latin hizmetçi sürekli bir şeyleri bir yerlere tıkıyor diye kovmak isteyen ailenin film içindeki yan hikayesi de paralel olarak çok başarılı bir şekilde devam etti. Kaşıkların arasında çıkan top - tabakların arasında çıkan tarak aile ile hizmetçi arasında gerilimi iyice tırmandırır.. Ama diyaloglar çok başarılı.... Kadın ve erkek kim kovacak bunu tartışmaları güldürmüştür. Hizmetçi ise istediğini söyleyebilen duruşunu koruyabilen bir çalışandır.

* Karı koca arasında boş şeylerden kavga çıkarma en iyi diyalogları bence Yılmaz Erdoğan - Demet Akbağ'ın oynadığı "Haybeden Gerçeküstü Bir Aşk" ta çok iyi yazılmış... İnternette de var bir tana boş kavga çıkarma meşhur yazısı... Bu filmde de ekmek üzerine böyle bir diyalog patlaması yaşanıyor.
Eski Koca garsondan ekmek istiyor. Eski eş, "neden ekmek söylüyorsun. sen yemiyorsun sonda ben yemek zorunda kalıyorum" diyor ve masada çok ciddi bir kavga başlıyor. Bir başka karı kocadan bir eş: "Bence adam haklı" diyor. "Şu haklı şu haksız ne ya sen beş yaşında mısın" diye lafı yapıştırıyor...
- ekside de kavga çıkaracak sevgili diyalogları var konuyla alakalı -


- Yatak odasına komodin aldım...
- Gerçekten mi?
- Tabi ki hayır...
- Gene beni kandırdın...

Filmde üç tane genç oyuncu var:
Eva'nın kızı:
Tracey Fairaway

Albert'in kızı:
Eve Hewson... Bona'nın sevgilisiymiş.. 





Eva'nın kızının kız arkadaşı: Filmin bir başarısı da tüm yan hikayeler başarı ilet tamamlanıyor...

* Filmli beğendim...
* Tam bir diyalog başyapıtı
* Düşük ritimli filmlerden hoşlanan aksiyon ve gerilim beklentisi olmayan eğlencelik orta yaş izleyici kitlesine hitap eden bir romantik komedi.

Bu profil için izle ve izlettir diyebiliriz....





Captain Fantastic





Captain Fantastic 2016
imdb80
- Baş Yapıt -

Yılın en iyi filmi
Yılın en iyi aile draması
Sistemden kaçış filmi


- Baba Kola ne?
- Zehirli su!
(Nereden nereye Geleceğe Dönüş'te gizle kola reklamından buralara gelebildik)

Çocuklar şişmanları görünce şok olurlar. Her yerde doğruları söylemesi telkininde bulunan baba burada çocuklarını uyarır:
Baba: İnsanlarla alay etmiyoruz.
Erkek Çocuk: Dinciler hariç di mi Baba!



* Film benden tam not aldı. Çocukların oyunculuğu inanılmaz başarılıydı. Senaryo üzerine makaleler yazılacak kalitede bir baş yapıt zaten. Dört dörtlük bir film. Çocuk eğitimi konusunda mutlak izlenmesi ve izlettirilmesi gereken bir başyapıt.


* Sistemden kaçma (in to the wild)
Sistemden çocuklarını izole yetiştirme (Dogtooty - Kynodontas)
Sistemden kaçarak komün kurma (The Village)
gibi filmlerde seyirciyi yoran, dehşete düşüren, üzen temalar kullanılmıştı.
Bu film hem sistemden kaçış filmi hem de sistemle didişmeyi mizahi bir üslupla anlatabilmiş.

Sistem eleştirisini "Hanna" filmi gibi gerilimi kullanarak değil de "Little Miss Sunshine" filmi tadında hem entelektüel bir mizah sunarak hem de seyirciyi eğlendirerek yapmışlar.

* Bu film sistemden kaçışı anlatan bir film değildir. Bu film bir ebeveyn'in çocuğunu nasıl eğitir bunu anlatan buna alternatif sunan bunu eleştiren bir filmdir. Yönetmen bunu "Sistemden kaçış" kalıbı içinde anlatmış ve gayet başarılı olmuştur.

* Filmde baba çocuklarına benzersiz (Unique) isimler veriyor. Bu "Mülksüzler" romanında da vardı. İsmini sorduklarında ve cevapladığında "bu nasıl bir isim" sorusuna karşı roman kahramanı;
"Bizde isimler öyle eşsizdir ki isimden kişinin dini, sosyal statüsünü bırak cinsiyeti bile anlaşılmaz" diyordu...

* Dr Spock dediğinde çocuk kız Star Trek'teki mi diyor. Bahsettiği Spock, Benjamin Spock bir çocuk doktoru. Onlarca kitap yazmış önemli bir kişi:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Benjamin_Spock

Film'de

İlk İsyan Eden Çocuk: Nasıl bir deli, Noam Chumsky'nin doğum gününü resmi bir tatilmişçesine kutlar? Neden biz de dünyanın geri kalanı gibi Noel'i kutlayamıyoruz?
Baba: İnsan haklarını desteklemek için onca şey yapmış bir yardımsever yerine kurgudan ibaret sihirli bir elfi kutlamayı mı tercih edersin? Peki, tartışalım öyleyse.
- Boş ver.
- Hayır, açıkla hadi.
Fırsatı değerlendirerek kendini açıkla.
Fikirlerini duymayı çok isteriz.
Makuller ise ve bizi ikna edersen,
fikirlerimizi değiştirebiliriz.
- Değil mi?
- Tabii.
Açıkla kendini.
- Yaşasın! Sağ ol baba!
- Rica ederim.





* Filmin Final Yazısında Noam'a gönderme yapmışlar:
"Umudun olmadığını farz ederseniz umudun olmayacağını garanti edersiniz.
Özgürlük için bir içgüdü olduğunu şeyleri değiştirme fırsatları olduğunu farz ederseniz...
O zaman daha iyi bir dünyanın yapımına katkıda bulunma ihtimaliniz vardır."

Noam Chomsky.


Filmin en güzel diyaloğu çocukların eğitiminin mukayese edildiği sırasında yaşandı.
Baba çocuklarını devletin sağladığı tüm hizmetlerden izole edip ütopik bir cennette yetiştiriyor ve biz bunu Dayı ve Yenge gibi kötü karşılamıyoruz. Çünkü çocuklar altı dil biliyor, Dostoyevski'den Nabokov'a güçlü edebi eserleri okuyorlar, Müzik aleti çalıyorlar, teorik fizik ve matematik biliyorlar, elit atlet kas yapısına sahipler ve daha nicesi.Filmin bir bölümünde "Lolita" üzerine bir tartışma yapılıyor. Kitabı okuyan akıllı kız Nabokov 'un Humbert 'a empati kurmamızı sağladığını ama aslında bunun bir çocuk istismarı olduğunu söylüyor. Dayı ve Yenge'nin ağır eleştirisine karşı Baba onların çocukları ve kendi çocuğunu mukayese için küçük bir sınav yapıyor:

"İnsan Hakları" konusunda aday memurlara ders veriyorum. Gurur duyduğum ve hakkını vermeye çalıştığım işlerden. Bu yüzden bu sahne beni çok etkiledi.

Yenge: Okula gitmeleri, bir şeyler öğrenmeleri gerek!

Baba: (Dayı ve Yenge'nin iki oğlunu çağırır) Justin, Jackson? Bir dakikalığına buraya gelir misiniz?
Jackson: Ne oldu?
Baba:  Kaç yaşındasın Jackson?
Jackson: 13.
Baba: İnsan Hakları Beyannamesi nedir? Söyleyebilir misin?
Jackson: Bir şeyin bedeli, sanırım.
Baba:  İyi bir tahmin.  Justin, sen liseye mi gidiyordun?
Justin:  Evet.
Baba: Okulunu seviyor musun?
Justin:  İdare eder işte.
Baba: İnsan Hakları Beyannamesi nedir? Biliyor musun?
Justin: Devletle ilgili bir şey, değil mi? İnsanların Amerika'da sahip oldukları haklar falan.

Kendi çocuğunu çağırır:
Baba: Evet. Zaja?
Zaja:  Evet?
Baba: Bir dakikalığına gelir misin tatlım? Sana ufak bir soru sormak istiyorum.
Zaja daha yeni sekiz yaşına girdi bu arada.. İnsan Hakları Beyannamesi.
Zaja: Islahat 1: Meclis, bir din kurumuna ilişkin bir yasa özgür düşünmeyi yasaklayacak veya...
Baba: Dur. Senden ezberlediğin ıslahatları söylemeni istemedim. İnsan Hakları Beyannamesi denilince ne anlıyorsan onu anlat.
Zaja: İnsan Hakları Beyannamesi olmasaydı Çin gibi olurduk. Burada en azından izinsiz arama
yapılmıyor. Düşünce özgürlüğü var. Vatandaşlar, vahşi ve sıra dışı cezalardan korunuyor...
Yenge: Bu kadar yeter.
Baba: Bir dakika. Zaja... 2010'da Citizens United'ın açtığı, Yüksek Mahkeme davası kararını nasıl açıklarsın?
Zaja: Kurumlarda da insanlardaki haklar geçerlidir, yani adayların harcama sınırı yok. Bu da demektir ki ülkemiz kurumlar ve adayları finanse eden ve onların sadakat yemini etmesini
isteyen lobiciler tarafından...
Baba: Aman Tanrım. Fikrini açıkça anlattın, anladık.
Dayı ve Yenge: Çok etkileyici. Hepiniz öylesiniz.

* Modern yaşantıdan bu kadar kaçmanın

 Cenaze Töreni tıpkı babamın cenaze töreninde yaşadığım kaosu yaşama vesile olmuştu.

Rahip sıradan konuşmasını hiç tanımadığı bir kadın hakkında yapmaya başlar:
Bağışlayıcı ve merhametli tanrımız bu dünyadan aldığın kulun Leslie Cash'in adına okuduğumuz duaları duy. Sana güvenip inandığı için mekânının cennet olmasını ve ebedi ödülünü almasını sağla. Amin.
Cemaat:  Amin.
Rahip devam eder: Leslie'yi bizzat tanımıyordum, ve bunun için pişmanım. Çocuklarını büyütmek
için hukuktan vazgeçmiş harika bir anne olduğunu biliyorum. Leslie, annesi Abigail'i, babası Jack'i ve köpekleri Harvey ve Pofuduk Ayı'yı çok seviyordu. Bahçe ile uğraşmayı ve klasik müziği çok sevdiğini söylediler bilhassa Glenn Gould'un Goldberg Varyasyonları'nı. Ay ışığında sahilde
yürümeyi de seviyordu. Kocası Ben'i ve çocukları-

Kocası ben bu safsataya dayanamaz.... Konuşmaya müdahil olur:
Ben: İzninizle gerisini ben anlatayım. İlk olarak, Leslie Budizm'e bağlıydı ve onu bir din olarak değil de felsefe olarak görüyordu. Hatta, Leslie tüm dinlerden nefret ederdi. Ona göre dinler, insanların körü körüne bağlanması ve masum ve cahil insanların yüreklerine korku salmak için tasarlanmış çok tehlikeli peri masallarıydı.
Ölümden daha beter olduğunu düşündüğü tek şey çürüyen vücudunun sonsuza dek büyük bir kutuda tıkılıp kalacağını ve boktan bir golf sahasının ortasına gömüleceğini bilmek olurdu.
Kendisini tanımayan biri tarafından övülmenin abesliğine rağmen bu komik süslü sözler Leslie'nin çok hoşuna giderdi.
Hiç olmazsa mizah anlayışı vardı. Bir şey okumak istiyorum, böylece ne demek istediğimi anlarsınız.
Leslie'nin vasiyeti ve son isteği. "Öldüğüm takdirde bir Budist olarak ben, Leslie Abigail Cash, cesedimin yakılmasını istiyorum. Cenazem, pek bir önemi olmasa da, müzik ve dans eşliğinde yaşam döngüsünün bir kutlaması olacak. Daha sonra küllerim, umumi ve
ziyadesiyle kalabalık sıradan bir yere götürülecek. Ardından da küllerim, tez vakitte
en yakın tuvalete dökülecek. "

Filmden unutulmaz diyaloglar:

"In fact, leslie abhorred all organized religions. to her, they were the most dangerous fairy tales ever invented, designed to elicit blind obedience and strike fear into the hearts of the innocent and the uninformed."

"Be adventurous, be bold, but savor it. it goes fast."

"My face is mine, my hands are mine, my mouth is mine, but i'm not. i'm yours."

"It was a beautiful mistake, but a mistake."

- Neden Namibya'ya gidiyorsun?
- Haritada oraya dokundum. Neresi olduğunu bilmiyorum.
(ben burada hangi üniversite olduğuna karar veremediğini ve rast gele bir kolleje gideceğini düşündüm. O güne dünyanın bir ucuna gidiyormuş.)

Babanın oğluna son nasihatları:
Seviştiğin kadına kibar davran
Onu dinle,
Sevmiyorsan kibarca uzak tut
Ona zarar verme
Hayatın tadını çıkar ve
Sakın ölme.

İngilizce
When you have sex with a woman, be gentle and listen to her.
Treat her with respect and dignity, even if you don't love her.
Always tell the truth.
Always take the high road.
Live each day like it could be your last.
Drink it in.
Be adventurous, be bold, but savor it. It goes fast.
Don't die.

Benim çevirim:
İlişkide olduğun kadına nazik davran ve onu dinle
Eğer onu sevmemeye başlarsan onurunla ve saygınla onu düzeltmeye çalış
Her zaman ona doğruları söyle
Her zaman yükseklerden uç
Hergünü son gününmüş gibi yaşa
Şerefine iç
Maceraperest, cesur, tadını çıkaran biri ol. Hızlı hareket et.
VE ÖLME!

Calvary



Calvary
imdb74
2014

"İnanç Çoğu İnsan İçin Ölüm Korkusudur ve
Eğer sadece buysa inancın, Kaybetmen de kolay olur!"

Yılın Diyalog Başyapıtı
Yılın Trajedisi




- Yaşlandığını nasıl anlarsın biliyor musun?
- Nasıl?
- Etrafındaki insanlar ölüm hakkında konuşmamaya başlarlar...


Japon bir yazar intihar etmiş. Ve ardından kendinden önce intihar eden tüm ünlülerin adını yazmış.
Bunlar arasında "İSA" da varmış...

* Sinema tarihinin önemli epik mizahlarından birine sahip film:
"Evet ben ateist bir doktorum. Ne kadar klişe değil mi. Ve Ateist doktor repliklerim var...

Ağır Spoiler:

* Sinema'nın kurallarına uyan bir film Calvary. Ama üç hata yapıyor. Film seyircinin sinema koltuklarına oturmadan daha öğrendiği bir gizem ile başlıyor. Günah çıkarma kabininde "Bir hafta sonra pazar günü sahilde seni öldürücem" diyor biri. Sebebini de söylüyor: "Klise'de bir rahip tarafından tecavüze uğradım. Sen temiz ve iyi bir rahipsin. Seni öldürücem ve bu dikkat çekecek bir cinayet olacak..."



Bundan sonra gelişme bölümünde, Silah isteyen entellektüel bir yazar, Eşi tarafından altadılan bir kasap, Zenci sevgilisi tarafından dövülmekten hoşlanan histerik bir kadın, Cinsel ilişkiye giremediğinden dolayı kafayı yemiş ve bu yüzden askere yazılmak isteyen bir pornocu, acı dolu trajik hikayeler anlatan bir doktor, ukela ama bir o kadar da zengin bir teşhirci (Milyon dolarlık tabloya işediği sahne komikti) ,  kasabayı çok iyi bilen ama para karşılığı genç bir erkekle ilişkiye giren bir polis şefi, ekonomide bunalmış salak, rahipleri sevmeyen bir bar sahibi. Tüm bunlar Rahibimizi pazar günü öldürecek kişi olabilir.



Filmin yan hikayesi olarak Rahibin kızı geliyor. İntihar etmiş. Elini boyuna değil yan kesmiş ve böylece pıhtılaştığı için kan ölmemiş. Babasını seviyor ama bir o kadar onu yalnız bıraktığı için kızgın. Baba ona gene felsefe yapıyor:
"güvende hissettirenin, mutlu hissettirenin nesnelerin dışarıdaki somut varlıklar değildir.
 Varlıklarını içimizde hissedebilmemiz " gibi şeyler söyler.

Filmde çok güzel vurgulanan bir gerçek var:  Dinin itibarını kurtarmaya çalışan iyi niyetli din adamları olsa da, dinin öncesinde yarattığı kötülüğün bedelini birileri ödemek zorundadır.
Rahibimiz doktorun dediği gibi İsaya benzer bir harakette bulunur ve bu günahın bedelini ödemek için bile bile ölüme gider, yani intihar eder.

Filmin yeşil ve gri yoğunluklu atmosferinde ölüm sahnesi filmin akışına ters gidecek kadar vahşice seyirciye yansıtılmış. Bu filmin ikinci büyük hatasıydı.

Bu film sadece bir diyalog filmi değil, tam bir diyalog başyapıtı.

Filmin üçüncü hatası: Köpeği kim öldürüdü lan!




Filmi güzel yapan ise filmin temelindeki pedofili - çocuk istismarını anlatırken, kendi yardımcısı çocuğun resim konusunda çok yetenekli olduğunu görmesi - tesadüfen beraber yürüdükleri bir kız çocuğun babasının onları gördüğünde rahibi direk ön yargı ile pedofilmiş gibi davranması. Rahibin bu olaylarda hep aydınlanma yaşaması.




Filmi muhteşem yapan ise dinin insanların ihtiyaçlarından biri olduğunun vurgulanması.
Düzgün bir hayatı ve işi olan adamın eşinin gözleri önünde ölmesinin ardında.
Bir kıza tecavüz edip, öldüren ve hatta onu yiyen gencin vicdanını rahatlamasının engellenmesinde
"Ona cennete gidemeyeceğini söylüyor"
Zengin adama her şeyin para olmadığını hatırlatmasında.
Yaşlı bir entellektüelin son günlerinde.
Ama bu kadar kirlenmiş bir din ile bunların gerçekleşemeyeceğini de anlıyor


Filmin temel dokularından biri de af etmek üzerine. Bile bile ölüme giden rahip kızından af diliyor. Son bir telefon görüşmesi yaparak. Ve af etmek bir erdemdir diyor. Daha güzeli filmin son karesi babasını öldüren adamı ziyaret eden kızını gösteren sahne... Büyük ihtimalle kızı da onu af edeceğini söylemek için orada....

.

TED 2



TED 2
2015
imdb65

İMDB Puanı 60-70 Arası Süper Komik Filmler listeme kafadan girmiştir:

http://kilavuzkarga.blogspot.com.tr/2014/08/imdb-puan-60-70-aras-super-komik-filmler.html

* 2015 yılının en komedisi. 



* İlkinden kat be kat daha fazla güldürmüş ve eğlendirmiştir:
http://kilavuzkarga.blogspot.com.tr/2013/03/ted.html

- Bekarlığa veda partisi.
- Sperm Bankası

- Shit Happens Hashtag'i üzerine eşek şakalarının paylaşımları
- Kore başkanı ismi muhabbeti.
- Penis şeklindeki tütsüyü kullanamamaya dair sahne...
- Porno bulunan bilgisayarın imhası ve hatta alternatif porno dosya isimleri:

Yerel bir film olsaydı gizli porno dosya isimleri şunlar olabilirdi:

Fak Fuk Fon
Arif'in Mençıstıra Attığı Gol
İnleyen Nameler
Açıl Suzan Açıl
Diyalektik Materyalizm ve Töz Kavramı
Unutulmayan Goller
United Colors of Bennetton
Cübbeli
Dokunan Yanar
Dandanakan

Ders Notları XXX
Etki Tepki
Bi Arkadaş
Çekyat







* Sinema tarihinin en iyi konuk oyuncu mizahlarının yapıldığı filmdir.
Liam Nelson'ın sahnesi müthişti.
- Benim için burada yaptıkları asla unutmayacağım.
- Keşke unutsan!
Jay Leno'nun bar tuvaletinde eşcinsel ilişikiye girdiğine dair dedikodu dediği an Jay Leno'nun tuvaletten çıkması.
Ünlü bir futbolcunun spermlerini çalmaya gittiklerindeki yaşananlar.
Filmin sağlam gagları arasında.
- Aynı yılın Türkiye Gişe filmindeki konuk oyuncular Mustafa Keser ve Nükhet Duru kullanımı görünce bu konuda ne kadar başarısız olduğumuzu anlıyoruz -

* Filmde çok cesur sahneler vardı. Sperm bankasında John'un (Yıkarlar hayır anlamadınız orayı Yıkarlar Cem Yılmaz imasındaki gibi) sperm ile yıkanması.
TED'in burada Kardaşyan kardeşlere laf çakması.





* Bizdeki gibi doğaçlama komedi tiyatrosuna aynen kara mizahta bizim yaptığımız gibi basmaya gidiyorlar. Ben bu sahnedeki repliklere çok güldüm. Sahnedekiler kelime alacaklar ve onu canlandıracaklar:
Comic : So first, we need a historical event. Who's got an event?
Ted : 9/11!
Comic : Oh oh, okay. Okay, maybe something else. Uh, let's start with a person.
John : Robin Williams!
Comic : Okay, alright. For real, guys, for real. Who's got a person?
Ted : Robin Williams on 9/11!
Comic : Alright, we've heard from these guys, uh, let's maybe give somebody else over here a chance. How about a location? Let's go with a location.
Ted : The offices of Charlie Hebdo!
Comic : Okay seriously, sir, I just need a location.
John : Ferguson, Missouri!
Ted : Germanwings cockpit!
Comic : Okay, I heard Starbucks!
Ted : No you didn't!
John : Nobody said Starbucks.
Comic : Alright, Starbucks! Okay now, who's in the Starbucks?
Ted : Bill Cosby!





Onlarca sinema göndermesi yapılan film olmuştur. 
* samantha: do i have "fuck me" eyes? 
ted: no, you have "give me the ring, my precious" eyes


* Filmdeki Muhteşem diyaloglara devam ediyorum: 
john - selam, siz çocuklardan biri konusan bir oyuncak ayi gördünüz mü?
nerd - sshhh yeni süperman'i anons edecekler.
anons yapan - yeni süperman......jonah hill!
john - fuuuuuuuck !!



* Morgan Freeman: ted, sen özelsin. dünyaya bir ilham kaynağı olabilirdin. bir lider, bir rol
modeli olabilirdin. ama sen justin bieber oldun.

* Esrar tarlasını gördükleri sahnede seth macfarlane denen herif amanda seyfried'in canlandırdığı 
Samantha karakterine;
"No words no words they should've sent a poet..." sözlerini söyleterek Contact filmine yaptığı gönderme ile
beni orta yerimden çatlatmıştır...
https://www.youtube.com/watch?v=m_BYTZVmDHk

* Kütüphane sahnesinde ciddi bir Breakfast Club göndermesi vardır.
http://kilavuzkarga.blogspot.com.tr/2008/03/ayn-filmleri-3-mart-2008.html

* Samuel L. Jackson geyiği de yarmıştır. Fragmanda da var bu espri:
https://www.youtube.com/watch?v=S3AVcCggRnU



TOP250'nin en romantik üçlemesi



Before Sunrise 1995 - Viyana
Before Sunset 2004 - Paris
Before Midnight 2013 - Yunan Adaları

Klasik Sinema Sevenler için The Godfather'lar ne ise
Spagetti Western'i hatta ve hatta kovboy filmlerini seven herkes için Sergio Leone'nin  "iyi kötü çirkin" gibi bir baş yapıtının da olduğu üçleme ne ise
Fantastik Sinema Sevenler için Yüzüklerin Efendisi ne ise
Bilim Kurgu Manyakları için Star Wars'lar - Matrix'ler - Alien'lar ne ise
Sanat filmi sevenler için Krzysztof Kieslowski'nin Üç Renk Mavi - Beyaz - Kırmızı'sı ne ise
Silah - Ajan - Takip filmlerini sevenler için Bourne üçlemesi ne ise
Çizgi Romancılar için Nolan'ın Batman üçlemesi ne ise
Uzak doğu ve intikam sineması manyakları için Park Chan Wook'un üçlemesi ne ise
Polisiye sevenler ve Kuzey Avrupa sinemasından hoşlananlar için Ejderha Dövmeli Kız'ın da bulunduğu polisiye üçlemesi ne ise

Romantik Sinema sevenler için Before'lar odur.

Filmler arasında dokuz'ar yıl senaryolara da yansıtılarak geçmesi büyüleyicidir, ilktir.

BEFORE SUNRİSE


Before Sunrise
1995
Gün Doğmadan
1w3n
imdb81
TOP250 filmi
Empire 500 filmi
NTV 555 filmi
Ölmeden Önce izlenmesi gereken 1001 film arasında
* Başyapıt
* Tam bir diyalog başyapıtı
* Az ödüllü muhteşem filmler



Film oniki diyolog sahnesi içermektedir:
- Trende, Tranvayda, Mezarlıkta, Lüneparkta, Üstü açık kafede, Klisede, Tuna nehrinin kıyısında, Langırt başında, Sokakta tahtalar üstünde, Bir kefenin içinde, Gemide ve Çimenler üzerinde

* Bir şehri unutulmaz kılan filmler, Viyana bu filmin sağlam bir ekmeğini yemiştir.

* Filmin senaryosu, senaristin dostları ile hoş sohbetinin notlarını, sevgilileri ile yaşadığı hoş triklerini, küçük iki insanın büyük aşkıyla anlatma fantazisi gibi gözüktü bütününde.
Entellektüel Muhabbetler işte bu dost sohbetlerinde elde edilen notların izdüşümleri hissi uyandırdı bende...
Celine: Bence Feminizm'i de erkekler uydurdu. Kadınlara aklını özgürleştir, bedenini özgürleştir, benimle yat demek için bunu söylediler.
Celine: Medyanın düşüncelerimizi kontrol etmesinden nefret ediyorum.
Jesse: Medya mı?
Celine:  Evet, medya. Çok ince, ama aslında faşizmin yeni bir şekli.

* Filmin unutulmazları arasında telefon sahnesi. Kafede tartışan, dünya görüşünü paylaşan, karı koca kavga eden tipler arasında o kadar şık durur ki!
Hem duygular en direk yollardan daha rahat anlatılır... Keşif filme renk katar. Bu ve "şu anın fotoğrafını çekmek istiyorum" dediği be uzun sessiz kaldıkları an gibi pandomimsel hoş triklerle dolu bir film.

* Film Almanca başlıyor, alt yazısı olmayan bir almanca ile başladığı için filmi altyazı ile izlemek isteyen uzun süren bir alet ayarına girişiyorlar...

* Ethan Hawke Julie Delpy'i trenden inmeye şu sözlerle ikna eder: "Bunu söylemediğime pişman olabilirim. Düşün şimdi, bundan yıllar sonra evlenmişsin ve çocukların olmuş. Hayatın monotonlaşmaya başlıyor, Kocandan sıkılıyorsun. işte o gün geriye bakıp hayatına giren adamları düşünüyorsun. Ben de onlardan biriyim. farzet ki yıllar sonra bana evet demediğine pişman oluyorsun ve yaşayabileceğin şeyleri merak ediyorsun. Şimdi benimle burda trenden in ve hayır dersen neler kaçırabileceğimizi görelim."
İkinci filmde öğreniriz ki, o trenden indiğine 10 yıl boyunca pişman olacaktır...

* Bu tür diyalog filmlerinde, fikirler, enteresan bilgiler filmi başyapıt olmaya taşıyan örgüler. ki filmimiz böyle bir bilgi paylaşımı ile başlıyor:
- Çiftlerin yaşlandıkça birbirlerini duyma yetilerini kaybettiklerini duymuş muydun? Erkekler tiz sesleri, kadınlar da pes sesleri duyma yetilerini kaybediyorlarmış. Birbirlerini etkisiz kılıyorlar herhalde.
- Herhalde. Doğa, çiftlerin birbirlerini öldürmeden birlikte yaşlanmalarını bu şekilde sağlıyordur.

* Filmin içinde yaşadıkları ile anlattıkları birbiriyle çok örtüşür:
Jesse, Quaker düğününden bahseder. Quaker düğünleri olağanüstüdür, çift gelip bütün cemaat önünde diz çöker. ve birbirlerine bakarlar. Bir saat birbirlerine bakarlar. Tanrı konuşmalarını istediğini hissedene kadar kimse tek kelime söylemez. Bu bir saat tamamlandıktan sonra evlidirler.
Celine ve Jesse bu sahneden önce bir plak mağazasında birbirlerinin gözlerinin içine bakamazlar, bir türlü gözler birbirlerini yakalayamaz. Onların hazin ayrılışlarının bir işaretidir bu.
Celine filimin sonlarına doğru şunu der:
"Başka bir yere bakarken gözlerini üzerimde hissetmek hoşuma gidiyor."



* Üçüncü filmden de daha iyi anlayacağımız gibi iletişme daha teknolojinin katılmadığı yıllardır, saf bir aşk hikayesi olarak ikisine de kazınır bu yaşadıkları.

* Birinci Filmde Celine, Büyükannesinin uzuuun evliliğinin arasında aslında bir adama aşık olduğunu söylemesine çok şaşırdığını söyler, Jesse ona:
- Bu en iyisi Celine, der. Adamı tanısaydı eninde sonunda adam onu hayal kırıklığına uğratacaktı.
Bu ikinci filmde gerçeklik kazanırken, üçüncü filmde çürütülür. Filmlerdeki hikayeler ve diyaloglar çok güçlüdür ve filmler arasında güzel bağlar oluşturmaktadır.

Celine'nin çok zeki kültürlü bir Fransız kadını olması, yer yer duygusal sözlerle bizi büyülemesi,
Klise Sahnesi:
"Dinle ilgili şeylerin birçoğunu reddetsem de buraya gelen kaybolmuş, acı içinde, suçluluk duyan bir yanıt arayan insanların acısını hissetmekten kendimi alamıyorum. Bir yerin nesillerdir acı
ve mutluluğu birleştirmesi beni çok etkiliyor.



Jesse'de filmde çok güzel tespitlerde bulunun:
"Tanrı varsa insanın içinde değil iki kişinin arasında bir yerde olmalı" der.

Jesse'nin filmdeki en bomba esprisi:
İki rahip giderlerken onlara diyalog yüklediği sahnedir
- Hans, birşey itiraf edeceğim. Bunun altına iççamaşırı giymedim.
- Gerçekten mi?
- Bu seni korkutuyor mu?

Jesse bir de ateist hikayesi anlatıyor:
"Arkadaşımla arabayla dolaşıyorduk. Kendisi feci ateisttir. Evsiz bir adamın yanına gelip durdu. 100 dolarlık bir banknot çıkarıp pencereden uzandı, ve sordu,
"Tanrı'ya inanıyor musun?" Adam arkadaşıma baktı, paraya baktı ve dedi ki. "Evet, inanıyorum."
Arkadaşım da "Yanlış cevap." dedi. Sonra uzaklaştık.



Mezarlık Sahnesi
Celine: Buraya daha küçükken gelmiştim.O zaman beni müzelerden daha çok etkilemişti.
Jesse: Öyle mi? Çok küçük.
Celine: Küçük, yaşlı bir adam bizimle konuşmuştu. Buranın bekçisiydi. Burada gömülü olan
insanlarının pek çoğunun. Tuna kıyılarına vuran kişiler olduğunu söylemişti.
Jesse:  Bunlar ne kadar eski?
Celine: Yüzyılın başı civarları. Adı “İsimsiz Mezarlığı”. Çünkü genellikle bu kişilerin kim olduklarını bilmiyorlardı. Belki sadece bir ön ad, hepsi bu.

Jesse: Neden kıyıya vuruyorlarmış?
Celine: Sanırım bazıları gemi kazalarında filan ölenler. Ama çoğunluğu nehire atlayarak intihar edenler. Dünyada kayıp, bilinmeyen kişiler fikrini hep sevmişimdir. Ben küçükken ailen veya arkadaşlarından öldüğünü bilen yoksa gerçekten ölmüş gibi olmadığını düşünürdüm. İnsanlar senin için en iyisini veya en kötüsünü düşünebilir. İşte burada, galiba. Evet, en çok hatırladığım bu. Öldüğünde sadece 13 yaşındaymış. Beni etkilemişti. Bunu ilk gördüğümde o yaştaydım. Şimdi 10 yaş daha büyüğüm, ama o hala 13 yaşında, sanırım. Tuhaf. Şuradaki Tuna.
Jesse: Nehir, değil mi?
Celine: Evet.
Yorum: Tıpkı bu mezarlıkta olanlar gibi Celine ve Jesse birbirlerinin sadece isimlerini bilmektedirler. Filmin sonunda birbirlerinin hiç bir iletişim bilgilerini almadan sadece isimlerinin bilgisi ile ayrılırlar. 6 ay sonra orada buluşmak üzere.




Filmde dansözlere, falcılara, nehir kenarı şairlere para vere vere, bir şişe şarap alamayacak hale gelirler. Hele şair çok komiktir, "bana bir kelime söyleyin size o kelime bulunan bir şiir yazayım" der. onlar da yeni tartıştıkları bir kelimeyi söylerler: Milk Shake
Şairin Şiiri:
daydream delusion. - gündüz yansımaları
limousine eyelash - limuzin kirpikler
oh, baby with your pretty face - o güzel yüzünle
drop a tear in my wineglass -  akıt gözyaı damlası kadehime
look at those big eyes - bak şu koca gözlerle
see what you mean to me - benim için gör ne demek olduğunu
sweet cakes and milkshakes  - tatlı kekler ve milk şeykler
i am a delusioned angel - ben bir yanılsama meleğiyim
i am a fantasy parade. - ben bir hayal geçidiyim
i want you to know what i think. - bilmeni istiyorum ne düşündüğümü
don't want you to guess anymore. - tahmin etmeni istiyorum artık
you have no idea where i came from. - biliyorsun nereden geldiğimi
we have no idea where we're going. - bilmiyoruz nereye gideceğimizi
launched in life.  - hayatın misafiri
like branches in the river. -  nehrin kolları gibi
flowing downstream. - nehir aşağı akan
caught in the current. - akıntıya kapılmış
i'll carry you. you'll carry me. - seni taşıyorum , sen beni taşıyacaksın
that's how it could be. - böyle olabilir ancak
don't you know me - tanıdın mı beni
don't you know me by now. - tanımadın mı beni hala

İkinci filmde Celine'nin ingilizce sözlü şarkılar da yazdığını öğreniriz. Eline gitarı aldığında ilk filmin fanları olarak ondan bu sözlere beste yaptığı beklentisini taşırız. Lakin bu olmaz... Senarist çok sağlam bir bağı kurmayı belki bizim kadar istememiştir.




Filmin son sahnesi herkesi hüzne boğar:
Gün doğumuna kadar tüm gece gezilen, eğlenilen, oturup uzun uzun konuştukları mekanları gündüz ışığında görürüz. Sessiz, ıssız, neşesiz, duru ve durgun halleriyle. Her biri onlar için çok değerli olan ve anılarında yıllarca taşıyacakları yerlerdir bunlar. Sabahın ışıkları altında seyirciye de aynı şekilde duygu dolu anlar yaştır. Tıpkı bizim için çok değerli anıların yaşandığı mekanlara gittiğimizde orada hissettiğimiz boşluklar gibi.

"Birinden ayrılmanın en kötü tarafı nedir biliyor musun? Ayrıldığın kişileri ne kadar
az düşündüğünü hatırlayıp. Onların da seni ne kadar az
düşündüğünü fark etmen. İkinizin de acı içinde
olduğunu düşünmek istersin. Ama aslında onlar için sadece:
"Hey, Gittiğin için mutluyum."mdur.

Filmi sinema tarihinin en iyi romantik filmidir.

BEFORE SUNSET



Before Sunset
2004 - Paris
imdb: 81

Birinci film bir aşk İkinci film bir nefret filmidir.

Birinci film kadınların ikinci film erkekler için iyi bir romantik filmdir.
Film Yedi diyalog sahnesi içermektedir:
Kitapçıdan sonra yolda, kafede, parkta, tekne gezisinde, arabada ve evde.


Aradan 9 yıl geçmiştir. Birbirlerine söz verdikleri gibi 6 ay sonra Viyana'da buluşmamışlardır.
6 ay sonr coşkuyla buluşacak çift yerine olgunlaşmış iki iki bireyin buluşması daha anlamlı bir film olmasına yol açmış. Tutkulu bir aşkın bir filmi olamazdı ikinci film, kaderleri bu iki insanı nasıl değiştirdi onu görmek çok daha etkileyici bir film olmasını sağlamış.

=Reel zamanlı filmler- Alfred Hitchcock'un ip'i ya da James Stevart'ın Kahraman Şerif filmi gibi
= Paris filmleri - Pariste geçen en iyi romantik film benim için hala Forget Paris'tir...

* Film ilk filmdeki romantik havasından uzaktır. İkisi de öfke doludur.
ilk filmde Celine: "Neden insan aslında hoşlanmadığı birini saplantı hale getirir bilmiyorum" demişti. Araba sahnesinde eteğindeki tüm taşları döker.

* İlk filmlerden sonraki iki film kitap üzerinden döner. Before Sunset filminde, Jesse'nin yazdığı kitaptan Before Sunrise'da olanları, Before Midnight filminde Jesse'nin yazdığı ikinci kitaptan Before Sunset'te neler döndüğünün detayları anlatılır. İkinci film ile üçüncü film arasındaki organik bağ bu filmin daha başında kurulmuş olur.

* İlk filmde Jesse Anne ve Babasının bibbirlerini çok sevmemelerine rağmen, kızkardeşleri ve kendileri için katlandıklarından ve kendisinin kaza kurşunu ile dünyaya geldiğini söylemiştir.
İkinci filmde, kendi evliliği aynı böyledir, çok sevdiği bir oğlu vardır ve o da kaza kurşunu sonrası dünyaya gelmiştir.

* Birinci filmde daha ukela, daha bilgiç konuşan karakterlerimiz daha fazla hayata gömülmüş ve büyük manzaradan çok kendilerine dair şeylere daha fazla kafa yorduklarını anlıyoruz monologlarda.

* Pariste geçen filmler arasında belki de eyfel kulesinin görülmediği tek filmdir (belki salaklar sofrasında falan da gözükmüyordur eyfel) ama eyfel'e dair güzel bir hikaye anlatılır:
Jesse: Almanlar Paris'i işgal ettikleri zaman geri çekilmek zorunda kalmışlar. Notre Dame'ı havaya uçurmak için bombaları döşemişler ama birini düğmeye basmak için bırakmak zorunda kalmışlar. Bu asker de bunu yapamamış. Orada oturup güzelliği karşısında kendinden geçmiş. Sonra, müttefik kuvvetler geldiklerinde bütün patlayıcıları bulmuşlar düğmeye de basılmamış ve aynı şey Sacre-Coeur, Eyfel Kulesi ve birkaç yerde daha olmuş sanırım.
Celine: Bu gerçek mi?
Jesse Bilmiyorum. Yine de hikayeyi hep sevmişimdir.

Neden Birinci Film bir AŞK ikinci film NEFRET filmi:
Birinci filmin sonunda 6 ay sonra buluşalım dendiğinde birinden birinin gelmeyeceğini hatta bunun Celine olacağını anlarsınız. Bahanesi büyükte olsa küçükte olsa Celine gelmeyecektir, Jesse garibim ise iki eli kanda olsa geleceğini anlarsınız bakışlarından. (ki babasından bunun için borç istediğinde o frasnsız orospu gelmeyecek ne diye gidiyorsun lafını da yemesine rağmen gelmiştir.) Geleceğinden eminizdir, Çünkü daha önce de sevgilisi için aylarca çalışıp para biriktirip Paris'e gelmiş, onun yüzünde (bu mal niye geldi şimdi) bakışlarını görmüş ve kendini avrupa yollarına vurmuştu.
Adam hala aptal aşıktır, kadın olabildiğince yüzsüzdür. 9 senede adam aşkını romanlaştırmış bir umut bu romanın ışığına kapılan pervane gibi gelip onu bulacağını düşünmüştür. Ablamız ise aktivist olmuş, yok afrika, yok hindistan sopa kuyruk gezmiştir.
Kadın aynı zamanda adamın mutluluğunu delice kıskanmış sırf bu yüzden Paris'teki kitap toplantısına gelmek gafletini gösterebilecek kadar şeytani duygular beslemektedir. Kadının kötülüğü öylesine engin, öylesine derin ve öylesine bencilcedir ki. Arabada Jesse'ye senin yüzünden bir türlü ilişkilerimde dikiş tutturamadım, evlenemedim der. Adam ise anlattığı rüyalarla gözyaşlarına boğar seyirciyi. Adam mertçe ve gerçek bir aşkla bağlıdır kadına. Bestesindeki Jesse ve Celine kelimelerinin bile her yeni aşkını o eve getirdiğinde değiştirip değiştirmediğini sorar. Aslında o da Celine'e karşı aşkı büyük bir nefrete dönüşmüştür dokuz yılda.
- keşke o ilk filmdeki şairin sözlerini beste yapsaydın Celine, o zaman anlaşılırdı bunun bir aldatmaca olmadığı, ama Jesse sırf o sahnedeki şair tarafından dolandırılmalarının aynı hissini burada da yaşar. Celine sadece bir Jesse yerleştirmiştir şarkısının içine, bu her tanıştığı yeni erkeğin ismini koyabileceği bir sözdür. -
Konuşmaları sırasında o güne dair hatırlamadığı her şeyde ona öfkelenir ama susar. Bir amerikalı değil bir doğulu olsa bunu ağır bir şekilde ödetirdi, ama o da bir amerikalıdır sonuçta. Kendi kültürünün gereğini yapmış ve kadına tekrar bağlanmış, tüm yalanlarını ve riyakarlığını yutmuştur.

Filmin sonunda bu sefer tavlamaya çalışan Celine'dir Jesse'yi acılarını unutturmak ister. Aşkı tekrar filizlemek için inanılmaz güzel bir şarkıcı taklidi yapar. Seksi, komik, albenisi olan bir dans edişi vardır. Bu Jesse'ye yeter. Yazdığı kitaptan yani üçüncü filmden anlarız ki sabaha kadar sevişirler.

BEFORE MİDNİGHT



Before Midnight 2013
Geceyarısından Önce
imdb:80
17W34N
1OscarN

* üçüncü filmde tam bir diyalog başyapıtı olduğunu söyleyebilirim.

* ikinci filme saygı duruşu var, güneşin batışını sonuna kadar beraber izliyorlar.


18 yıllık bir serüvenin son gününü izlemekteyiz.
Her filmde diyalog sahnerinde git gide büyük düşüş yaşanmış son filmde ise topu topu dört diyalog sahnesi ile tamamlanmıştır.
- Araba içi diyalog
- Yemek masasında diyalog
- Otel odasına giderken diyalog
- Otel odasında diyalog

* Dokuzar yıl hem senaryoda hem de filmlerin yayın tarihlerinde geçmesi, oyuncuların makyaj yapmadan yaşlanmaları bu filmi güzel kılan bir devamlılık. Benzeri olmayan bir avangart yapım olmasını sağlayan süper bir kurgu.

* İçinde Türk kelimesinin geçtiği filmler:
Görmemizi borçlu olduğumuz azizin resimlerinin olduğu şapelde resimlerdekilerin gözlerinin oyulduğunu görünce, Jesse durumu anlatır:
- İşgal sırasında Türkler yapmış.
- O tamam, onların yemeklerini bir daha yemeyeceğim.
- Birleşmiş Milletler bundan çok etkilenecek.
- Tamam onlara Oral Seks'te yapmayacağım.
(artık türk yemekleri yapmayacağım diyor ama mutfakta dolma yapmayı öğreniyor)

* İlk iki filmde diyalogların sonu ne zaman aşkla bitecek diye bekledik, üçüncüsünde gerilim ayrılığa dairdi. Senaryo bizi yanılttı.

* Filmde sinema tarihinin en komik erotik esprilerinden birini yunan antrapolog eşine söylüyor:
Penisim gibisin, O kadar büyük sayılmazsın, küçük bir parçam gibisin ve sürekli ilgi istiyorsun.

* Üçüncü filmle birlikte peri masalı sona ermiştir. Kadın da, Erkek de hayatın gerçekleriyle yüzleşirler. Tıpkı Jesse'nin haykırdırğı gibi:
"Bir sürü saçmalığına katlanıyorum. Ama her seferinde köpek gibi geri geleceğimi sanıyorsan yanılıyorsun. Gerçek aşkı mı istiyorsun? İşte bu o. Bu gerçek hayat. Kusursuz değil ama gerçek. Eğer bunu göremiyorsan körsün demektir."

* Celine iki film boyunca ne kadar zeki, ne kadar kültürlü olduğunu gördük. Bu filmde "tek prezervatif kullanmadığı gece buum, ikiz çocuklarımız oldu ve mahvolduk." diyerek çocukların onun kariyer beklentilerini nasıl yok ettiğini dile getirmiştir. Kezbana bağladığı anlar var, ama bunun haklı gerekçelerini de öyle güzel yerine oturtuyor ki, senaryoya hayran kalıyoruz.
Celine: Çoğu kadın hayatta hiçbir şey başaramıyor. Onlar hakkında bir şey duymaya başladığım zaman, 50'lerinde oluyorlar. Çünkü o yaşlardan önce farkına varılmaları çok zor. 30 yıl boyunca ya çabalamışlar ya çocuk büyütmüşler ya da eve tıkılıp kalmışlar, en sonuna ne istediklerini bulana kadar. Aslında biliyor musun? özgür sayılırız. Kendimizi Martin Luther King'le kıyaslayarak geçirmek zorunda kalmıyoruz. Ghandi... Tolstoy
Jesse: Peki ya Joan of arc? Yani o daha genç bir kızdı ve Fransa'yı kurtardı.
Celine: Kim Joan of arc olmak ister? Fransa'yı unut. Kazığa bağlanıp yakıldı ve bakireydi! Tamam mı? Hiç de özenmiyorum. Ne büyük başarı ama Ve pes ederim. (işte burada Kezban'a bağlıyor muhabbeti - bundan kaybettiklerini anlayamıyor. Hatta çok sert tartıştıklarında erkekleri tüm savaşlardan, katliamlardan, çevre kirliliklerinden suçlayarak üste çıkmaya çalışıyor. )
Bir kadın sonuçta Celine, kendi vücuduyla savaşıyor. Artık onu kimse beğenmemesini çok dert ediyor. Film böyle muhteşem diyaloglarla devam ediyor.


* Diyaloglar ilerledikçe 9 yılda neler olduğunu anlıyoruz, evlenmemişler mesela. Birlikte yaşıyorlar. İki yıl Amerika'da yaşamışlar. İkizlerin doğumu için Paris'e dönmüşler. Çok acayip şeyler olmuş 9 yılda.

* Filmin en güzel sahneleri tabi ki Celine'nin aptal sarışın numarası. Filmi taçlandırmış.