Black Mirror 3. Sezon



BLACK MİRROR 
3. SEZON
6 Bölüm

1 Nosedive

2 Playtest
3 Shut Up And Dance
4 San Junipero

5 Men Against Fire
6 Hated in The Nation




Black Mirror Genel değerlendirme
2016


6 Bölümle Dünyanın gidişatını net bir şekilde eleştirmişler.
Sosyal medya müptelalarına, oyun manyaklarına, çocuk pornocularına, ölümsüz olmak isteyenlere, çoluk çocuk kadın demeden ötekileştirerek insan katleden her türlü din millet çatısı altında ötekileştirme yapan militarist kafaya ve sosyal linç yapanlara atarlanmışlar - ayar vermişler - çok güzel giydirmişler.





Yeni Nesil Alacakaranlık Kuşağı

* Black Mirror serisi benim çocukluğumun Alacakaranlık serisi tadında... Tabi teknolojinin gelişmesi ile kat be kat ötesine geçebilmiş. Ses getirmiş (Matrix - Gattaca - Zombi Filmleri - Testere ve benzerleri...) bilimkurgular - gizem temalı filmlerden fazlası ile beslense de çok modern söylevlere sahip.
 * Alacakaranlık kuşağı bugünkü bir çok sağlam yapıma filme diziye ilham kaynağı olmuştur:
Alacakaranlık Konseptine Sahip Filmler

Çok sevdiğim bir televizyon kuşağıydı. Bir çok bölümü o kadar çok sağda solda anlattım ki, ezbere anlatabilirim. Sosyal mesaj derdi olmaksızın Punch Line vurucu sonlarla bitirir ve hepimizi hayrete düşürürdü. Black Mirror hem şaşırtıcı finallere sahip - tiksindiriyor - korkutuyor - dehşete düşürüyor - karnınızın ortasına koca bir yumruk vuruyor hem de sağlam göndermeler, ciddi eleştiriler yapmayı başarabiliyor.

* Televizyon gibi boktan bir hengamenin içinde anlamlı şeyler yapan birilerinin olduğunu görmek şaşırtmıştır.

* Vizyonunuzu ikiye katlıyor ve resmen KAFA AÇIYOR!

* İngilizlerin bilim kurgusu olması çok avantaj. Hollywood bunu gereksiz aksiyonlaştırır ve verilmesi gereken mesajı hap yapıp sunardı. Zaten Hollywood sinemasının iyi ürünleri İngilizlerin - Fransız sinemasının Avrupa sinemasından etkilendiklerini süsleyip sunmaları değil mi?

* Kalıbı mutlu bir başlangıçla yapan dizi. Her şey güllük gülistanlık başlıyor her birinde de. Sonra işler sarpa sarıyor. Bu kalıba rağmen çok başarılı bir seri çıkarmışlar.

* Batı ile aramızdaki fark böyle de şişiyor ve büyüyor. Adamların dünyayı ağır eleştirdikleri dizilerine karşı ülkemiz daha Güney Amerika dizi kuşağından yeni yeni sıyırabildi kendini. Onda da hamaset diz boyu.

* Eksi'de sezon hakkında çok güzel bir şey paylaşılmış:

"3 sezon boyunca her biri farklı distopya evrelerini anlatmıştır, hangisine "olmaz" diyebiliyoruz? son sezonun ilk bölümü "nosedive" ile bu defa fazla yakından geçti.

Swarm'larda Foursquare'lerde mekan oylarken sıranın insanlara gelmeyeceğini mi sanıyorduk? Hayır zaten twitter'da kendine fenomen(!)ler aleni olarak başlamıştı buna, "beş on takipçisi var buna cevap mı verilir" diye. bu anlatılan da takipçi sayısı ile adam muamelesi görmekten farklı değil, daha adil lan hatta. ettiğine göre ederini bulabiliyorsun öyle bir ihtimal var yani. şu anda bazı sektörlerde işe alınırken facebook - instagram - twittergeçmişinizin değerlendirmeye alınmadığını mı sanıyorsunuz? ''ne yapalım?'' diyorsanız cevabım şu, izleyin-izlettirin şu bölümü insanlara. yemin ederim üzerinde düşünme imkanım, zamanım yeterli olsun diye sezonun yeni çıkan diğer bölümlerini izlemedim. tüketim toplumu olarak geri kalmama, güncel kalma ve hatta öncü olma -piyasaya çıkan telefonu ilk alan olma gibi- adına neleri ıskalıyoruz farkında mısınız? doctor who'da reptilian ablanın söylediği gibi, insanoğlunun en eski problemine dönüp duruyoruz; ''kabul edilme''. bu birinci evresi idi.

ikinci evresi ''tek tipleştirme'', yani teoride politika ve siyasette mangalda kül bırakmayacak insan gelip ya iphone (ios) fanboyu ya samsung (android) partizanı oluyor. zıplamayın hemen mesele bu değil, misal sadece. dediğim şu; eskiden ne markalar, ne modeller ne cihaz tasarımları ne telefon yazılımları varken geldiğimiz nokta adeta boks finali gibi. doğa biz fark etsek de etmesek de içimizde. meşhur deyiş gibi ''maymunu ormandan çıkarabilirsin ama ormanı maymundan çıkaramazsın''. yani biz doğal seleksiyon'dan kendimizi muaf tutmak için yeni bir düzen kurduk ama bu derme çatma bir doğa taklidi ve başarısız olacağı hepimizin bildiği bir şey. işte bu imitasyon seleksiyonda doğa ananın ''adil rekabet'' maddesini ekleyemedik biz. canlılar arasında misal veriyorum ceylanı yakalayan aslan tutup bir diğer ceylanı da yarın yerim diye avlamadığı için bu düzen ayakta kaldı. oysa biz ''aç kalma korkusu'' ile yarını, öbür günü, yıllar sonrayı garantiye alacak kadar yağmaladık. zaten bu yüzden o düzenden çıkıp adına medeniyet dedik. tıpkı demokratik kongo cumhuriyeti gibi. yapılanı kendi ile alakası olmayan hatta zıttı şeylerle adlandırmak bir savunma mekanizmasıdır. medeniyet... peh.

konuya dönelim tek tipleştirme diyorduk, işte bu adil olmayan rekabet düzeni aracılığıyla güç gücü ''para parayı çeker'', hatırlarsın bu sözü. o nedenle eninde sonunda ayakta kalacak tek aday olur, tek tür olur, tek marka olur. gidişat bu, kehanet değil yani. ha tekrar edelim ''şimdi ben kapatsam sosyal mecraları?'' demek yeter mi? tek başına yetmez çünkü sistem umarsız bireylerin adedine göre hareket eder. hatta ''black mirror hayranları'' diye instagram - facebook- twitter fan sayfaları açar bir de oradan güderler şaşakalırsınız. sen tek kişi sosyal medya diyetine girmişsin hiç önemli değil. ''topluma ait olma'' duygusu ile; parlatılmış cilalanarak yaratılmış yeni ürünlere koşuşturacak umarsız halk hala çoğunlukta ise kârına bakar ve düzen ayniyle devam eder. yani olabildiğince çok kişinin olduğunuz noktaya toplanması gerekir. ha, bu sorunu ortadan kaldırmaz. sadece sonucu erteler. o da bir insan hayatı için değerlidir.bunu nasıl yaparsınız? önce ''sebebi ne olursa olsun'' kullanmamak - kullanmayan çevre edinmek hatta yaratmak. ben bu halkanın dışında mıyım? değilim burada olduğuma göre, sadece diyetimi koruyorum belli ki artırmak gerekiyor, bu aynı zamanda kendime de yazılmış bir yazıdır o nedenle.

masum sebeplerle kullanılagelen tüm bu ürünler giderek bahsedilen yerlere gelmeye başladı. diyelim bir kredi kuruluşu, bir banka, bir hükümet bir uygulama ile anlaşmaya gitti ve aynı şeyin bir ilkel modelini uygulamaya başladı. e başladık işte? bu yani. o kadar. ''e ya kullanmayanlar, onlar ne olacak?'' diyorsun. işte sen-ben-o bu tip şeyleri kullanmayanlar olarak çoğalmayıp azaldıkça öyle bir gerekçe de ortada olmayacak. hatta sistem bizi içeride tutmak adına dürtüyor bile. bak mesela benim telefonuma sürekli mesaj geliyor, ''whatsapp yılsonu itibarı ile telefonunuzda kullanılamayacaktır lütfen desteklenen bir cihaza geçiniz.'' illa içeride kal diyor yani. yok, geçmeyeceğim. uygulama için değişmek kimin sahip kimin sahip olunan kavramını tersyüz ediyor ve buna karşıyım.

üçüncü evre; bak, şöyle bir bak etrafına nostaljinin pik yaptığı, efsane nesil adıyla sürekli yad edilen bir geçmiş popülerliği var. south park'ta bu konu rememberriesdenen üzümler şeklinde işlenmiştir ve çok güzel bir tespiti var. ''`günümüz hakkında düşünmek istemeyenler geçmişi över`''. bunu al osmanlıcı-sovyetçi-ne bileyim punkçılardan tut kendine kadar çekebilirsin. hepsine uyar. ha, gelelim ekşi sözlük'e. burada da karma denen şey tamı tamına yukarıda bahsettiğim şeylere hizmet eden bir olay değil de nedir? tek tipleştirme dediğimiz şey günümüzde beğenilmek adı altında kabul edilmek ise hala o debe dediğimiz şey nedir?

dördüncü ve son evre: tüm bunları 00.00'da yazma nedenim sadece daha çok okunup daha çok sosyal medya bağımlısının perhize başlayabilmesi adına bir duyuru olmasındandır. lütfen oylamayınız, arada tekrar okumak istiyorsanız favori listenize alabilirsiniz. tekrar ediyorum lütfen oylamayın, sonra black mirror'un fifteen million meritsbölümündeki siyahi gibi, gerçekleri de sırf bu düzende kabul edilmek adına söyleyen biri olmayayım. aklı olan elveda der. "




NOSEDRiVE
Episode 1
-  10 -

* Birisi de ülkemizde "mşglsn snrm bn ytyrm ii gclr" bölümünü çekse ya bu bölümün...

* İnsanların sırf beğenilmek için girdikleri saçma sapan hallerin hicvi.

* Aslıcığım - Kübracığım - Burcucuğum çok güzel çıkmışsın ti'si
"Senin gözlerin güzel bakıyor canım"
"Kızlar bu ne güzellik"
"Her saç rengi yakışır mı insan"
"Aburcuburcu"

* İnternet samiyetsizliği giydirmişler.

* Teknoloji ile gelen "beğeni arsızlığı" "beğeni takıntısı"

* Statü belirtisi olarak kişisel internet raitingi teması işlenmiş.

* Teknolojik ikiyüzlülük.
"Sevin beni ne olur. Bakın yeni fotoğraf makinesi aldım. Sevin beni. Güneş doğuyor ordayım. Güneş batıyor ordayım. Sevin beni ne olur. En iyi yerlerden giyiniyorum. En güzel yemek yapan yerlerde yiyorum. Sevin beni ne olur.

* Bana da "Facebook" paylaşımlarında "gittiğin yol yol değildir" dedirtmiştir.
Sonra icat edilen her şeyi bırakıp mağaraya mı yerleşelim oolm! dedim...
Yalnız! Çok kişiye instegram kapattırmıştır... Net ...

* En küçük mimiğin bile başkalarını tatmin etmek üzerile kurulu bir düzende seni sevmemeleri halinde hemen bir kaç saat içinde seni silip atmaları gibi bir güvensiz ortamda yaşamak kim ister.
Para - Mal Mülk eyvallah fakat bir birey için en önemli şey güven duygusu.
Hayatını başkalarının talepleri doğrultusunda yaşarsan belki çok geniş imkanlara sahip olabilirsin, ama bu imkanları bu şartlar altında kim ne yapsın?

* Onun çıkışını sağlayan #heaven dediği tatlıyı yememesi - kahveyi içerken de midesinin bulanması çok acayip... Aileni, işini ve yaşayacağın yeri seçemiyorsun belki ama sırf toplum baskısından bir kitabı okumak - bir diziyi izlemek sevmemene rağmen bunu yapmak nasıl bir zulümdür.

Black Mirror'un distopik gelecek tasarımları arasında en makul ve bize en yakın olan bölüm buydu. Bugün oteller - mekanlar

İnsanların ellerinde kimlikleri yerine de geçen bir telefon ile uzaktan yaşadıklarını fotoğrafları ve yazdıklarını değerlendirerek, eğer yakın temas içinde yaşadıkları bir şey varsa bir iletişim varsa anında 5 üzerinden puan verdikleri bir distopik gelecek tasarımı kurgulanmış bu bölümde.

Gelecekte arabalar tamamen elektirikle çalışıyor. Ama şarj kablosu sorunu bu sefer arabalar seviyesine kadar yükselmiş.

Bunu da sınıf atlamak isteyen kardeşi ile birlikte kalan tatlı hafif kilolu bir kız üzerinden anlatmışlar. Özentiliği ve başkalarının hayatını takip etmenin bağımlılığı o kadar iyi vurgulanmış ki bölümde ağzımız açık kalıyor... Düşük puanlılar ile kurulan diyaloglarda farkına varıyoruz ki cep telefonları içinde hapsolmuş insanların sahte gülücükleri işkenceden başak bir şey değilmiş...

Sosyal yaşanan her olumsuzluğun cezasının hem toplum hem de polis puan kırarak ve düşük puan vererek vermesi belki toplumda bir disiplin oluşturması açısından iyi
(Başta çok iyi sistem diyorsun: Kimsenin sinirlenmeye arıza çıkarmaya cesaret edemiyor.)
(Sosyal ve ekonomik olarak zayıf biri de sadece iyi olarak toplumda statü elde edebilmesi de insanın hoşuna gidiyor.)
peki puanlar konusunda duyarsızlaşmışlar ne olacak... Sıfırlandığında f tipi ceza evine atmak çözüm mü?... Ben kendi distopik gelecek tasarımım da bunlara farklı bir çözüm bulmuştum.



********************************************************************************



Episode 2
- 9 - 
PLAYTEST
Şiddetlendirilmiş rüya deneyimi

* Cooper'ın çocuklukta onu tartaklayan çocuğun omzunda açtığı yara ile bıçağı yediği yer aynı.
* Anneni ara mesajının verildiği bölüm.

* Klostrofobik ev çok güzel tasarlanmış.

* Ağır spoiler: Sonuna doğru git gide artan inceptionların sonuncusu kendini ölümünü görmek de olabilir. Ucu açık bitmiş bir bölümdür.

* Bu bölümde hastalık olarak Alzheimer hastalığının seçilmesi bir tesadüf değil. Çocuğun yaşadıkları bir Alzheimer hastasının yaşadıkları ile de örtüşüyor:
Hastalık ilelediğinde yaşanan o kafa karışıklığı
Beynin sana oynadığı oyunları fark ettiğin de kontrolü git gide kaybetmen,
Bu hastalık insanda sürekli olduğu yerden gitme isteği uyandırması,
Yabancı yerlerde hep kapana kısılmış gibi hissetmeleri... Turist kelimesi belki de bu bağlamda semboldü... Bu bir hastalığın serüvenini ve ölümle sonlanmasını anlatıyor da olabilir.

Eksi çok güzel yazmış.

"gelişimin eski zamanına ait evreler daima yeniden-yapılanabilir niteliktedir: birincil zihin yapısı, kelimenin tam anlamıyla, yok edilemezdir." (freud)

imgelerle rüya görürüz. gündelik yaşamın sözel ifadelerinin yerini imgeler alır rüyalarda. yani rüya görmek, gerileme deneyimidir. uyanıklık halinde sözelliğe doğru işlemlenen uyaranlar rüya görürken psişik aygıtın öteki ucundaki algılara doğru ters bir yol izlerler çünkü işlemlemeyi sağlayan bilinç mekanizması bir süreliğine devre dışı kalmıştır.



dizide adamın yaşadığı deneyimin uzunluğuyla, deneyimin yaşandığı kronolojik zamanın kısalığı
çarpıcı bir tezatlık içerir. kırk dakikaya karşı dört saniye. denek "öteki sahne"nin içindedir. adamın orada yaşadıklarına geçmeden önce evin iki katlı oluşuna, odaları dolduran antika eşyaların bolluğuna, şömineye, duvardaki tablolara..dikkat çekmek istiyorum: eski nesnelerin bu yoğunluğu rüya sembolizmine yakındır. peki neler olur düşsel mekanın içinde?




küçük bir örümcek görür adam. sonrasında lise zamanlarında kendisini yaralayan arkadaşını görür.
örümcek korkutamayacak kadar küçüktür ve lise arkadaşının imgesiyse hareketsizdir. sonrasında tam da rüyalara yakışır şekilde örümcek devasa bir boyuta ulaşır, içine adamın kafasını da alır ve harekete geçer. ilk iki imge adamımızı güldürmüşken üçüncüsü..eh, biraz korkutur.

imgelerin şiddeti artar: tek gecelik ilişki yaşadığı kız son derece tehditkar bir yabancı olarak adamın karşısına çıkar ve bir yandan ona bıçakla yaklaşırken diğer yandan annesini aramayıp da bir yabancının önerisini kabul ettiği için ölümü hakettine benzer şeyler söyler(ki oyun evine girmeden önce kızın evindelerken annesi aramıştı adamı ve onun telefonu açmayışı karşısında sevecenlikle sitem etmişti kız. her şey tersine dönüyor evin içinde; sevecenliği de barındıran sitemin yerini üstbenin zalimliği alıyor) . anlaşılan o ki adamın kafasında kızın yabancılığı bir anlığına da olsa yer etmiş, onun evinde kalırken "acaba!" şüpheleri uyanmış ve şimdi "öteki sahne" nin büyüteci altında şüpheleri varlığına yönelik tehdide dönüşüyor.

"zamansal açıdan gerileme, öznenin gelişimindeki daha önceki fazlara (nesne ilişkileri,
özdeşleşmeler) geri dönüştür." (laplanche-pontalis)



kızın tehdit edici imgesinin hemen ardındaki korkutucu imgeyse ayna karşısında kendi kimliğini yitirişidir adamın. babasıyla ilişkisini kıza anlatmıştı ve şimdi, "öteki sahne"de o ilişki kendi kimliğinin babasınınki gibi dağılışıyla yineleniyor. her şey bilinçdışının yapısıyla eşgüdümlü işliyor. (sahnenin yatakodası benzeri bir yerde gerçekleşmesi önemsiz değil)


en vurucu olanıysa dizinin başında kaçmaya çalıştığı annesine sonlara yakın geri döndüğünde, yatakodasındaki yatağın ucuna oturmuş kadının onu tanımayışı. babası gibi hafıza yitimi yaşıyor annesi de. adamın en derininde yatan, en korkutucu ilişki kendini en sonda açığa vuruyor. adamı öldürecek kadar güçlü bir uyarıcı bu."



dizideki nöronal tetikleyicinin adam üzerindeki etkilerin bir benzerini güçlü uyuşturucuları
kullanarak deneyimleyen insanları düşündüm. rüya gördüğümüzde hala doğal bir mekanizmanın içerisindeyiz: şiddet gücü yıkıcı boyuta varan bir imge karşısında ego devreye girip rüyayı sonlandırıyor. dizide izlediğimiz gibi bir süreçteyse egonun savunma mekanizmaları toptan yıkıma uğradığı için öldürücü bir kabusa dönüşme riski çıkıyor ortaya. bence uyuşturucuları tehlikeli kılan şey bu: durdurucu işlevin devre dışı bırakılması.

oyun şirketinin kurucusu olan adam "korkuları serbest bırakarak özgürleşmek"ten söz ediyordu deneğe. oysa korkularımız dağılmaya karşı benliğimizin savunma işlevidir, koruyucudur. korkunun bir anlamı vardır ve o anlamın üstesinden gelmeden korkuyu serbest bırakmak dizide adamın yaşadıklarına yol açabilir. korkularımızın yapısı yüzde doksan dokuz oranında saçmalıklara dayansa da, yine de kolayca vazgeçilemeyecek denli manidardır. yani korkuyorsak vardır bir nedeni ve ruhumuzun işleyişindeki nedensellik ontolojiktir. onu dikkatsizce yerinden oynatmak varlıksızlaştırabilir.




********************************************************************************





Episode 3
- 9 -
SHUT UP AND DANCE


* Bölüme dair keşke herkes aynı suçtan muzdarip olsalardı.

* Bölümde gayet epik bir uyarı var. Ne idüğü belirsiz sitelerden film izlemeyin. Böyle kıçınıza girer diye göz dağı vermiş bölüm.

* Bir de çocuğun neye bakarak mastırbasyon çektiğini nasıl anlatıyorlar. İkinci bir kamera olması gerekmiyor mu? Sorusunu akla getirmiştir.
* Bu sezonun tek mutlu sonla biten bölümü deniyor. Bir ekşi yazısında ise tam tersini yazmış suser:
Ağır Spoiler

* "Testere" konseptini "Pedofili" teması ile şekillendirmişler. Gayet başarılı olmuş. * Bence tüm bölümde herkes bu suçtan yargılanmış olsa çok daha iyi olurdu. "Pedofili"
- Bir yorumda küçük günah işleyenlerin hepsi evine dönebiliyor bölümde. Zenci eşcinsel - Kadın ırkçı - adam eşini aldatıyor... Ama iki pedofilciyi birbirine kırdırıyor troll... Ölümüne dövüşeceksiniz diyor.

Sadece kadın CİO - ırkçılıktan darbe yiyor.
* İnternet jargonunda kullanılan troll'lendin de TrollFace kullanılmış.







* Karakterin silikliği, ezikliği, asosyalliği ve masum duruşu çok iyi çıkarılmış. Bu yüzden pedofili dendiği an bile kabul etmiyorsun... Masum diyorsun...  Final onun bu oyunculuğu sayesinde şekilleniyor.
Çocuğa o kadar güveniyorsun ki, Yanındaki yetişkin,
"Ne var lan ekrana bakıp otuz bir çekmişsin - Papa bile yapıyordur"
Aslında burada bile bir pedofili göndermesi yapıldığını sonradan anlıyorsun.
Aslında karakterleri öyle güzel işliyorlar ki, Geçmişe doğru makaralar sarıldığında, bölümün başında çocuğa oyuncağını unuttun demesinin sebebi iyi olmasından değil, Onu öyle sapıkça takip etmiş ki çocuğun orada oyuncağı unuttuğunu bir o görüyor.  Çocukla gayet sevecen konuşan bu ergen annesi kardeşi ve herkesle gayet gergin konuşuyor.





*********************************************************************************






Episode 4
- 9 -
SAN JUNİPERO




* Matrix göndermesi yaşatan bölüm. Platon'un idealar mağarası bizim için ölümden sonra sonsuz bir hayat yaşamamızı sağlar mı?

* 70'ler 80'ler 90'lar atari oyunları ile müzikleri ile bize hatırlattırdıkları... Çok renkli bir bölüm olmuş. Hele bu yıllarda genç olanlara nostalji rüzgarları estiriyor.
Ama inceden inceye ağır bir psikolojik travmanın esintisine maruz kalıyoruz. İki renkli ve mutlu lezbiyen çiftimizin asıl yaşantıları gayet trajik... Peki bu distopik bölümün bize verdiği en acı yansıma ne olabilir. Cehennem'in en iyi tasviri şu ekşi yazısında çok güzel anlatılmış:

"Bildiğin en iç karartıcı, en acıklı şey ne?

Düşünmek için duraksadıysan muhtemelen doğru cevabı bilmiyorsun; "varoluşuna kendin karar vermemiş olman ve yok oluşunun -muhtemelen- senin elinde olmaması."
Ölüm yokoluş mudur, Nihai son mudur bilemiyoruz. Bence ulaşabileceğimiz nihai bir hiçlik hali maalesef yok,

Hep derim, "hayat bir maruz kalıştır diye". sen bir şeylere maruz kalırsın.
Bölüm SAN JUNİPERO adlı sanal bölgeyi anlatıyor. adı önemli değil. içindeki diskoların nasıl olduğu önemli değil. içindeki insanların kim olduğu önemli değil. teori önemli! o yüzden bu bölüm çok genel geçer ve çok önemli bir bölüm.

san junipero denen süslemeleri attığımızda, eti kemikten sıyırdığımızda karşılaştığımız durum şu; biz bir sistemin parçasıyız! başrol kahramanlarımız olan kelly ve yorkie rızalarının dışında da sokulamaz mıydı san junipero'ya? ve yorkie diyor ya istediğinde çıkarsın diye, ya çıkma talebi reddedilirse? efendi kim? tckr diye bir sistem mi? o sistemin yazılımcıları mı? peki onların efendisi kim? en dış kabuktaki efendi kim?

çizmek istediğim çerçeveyi anladın sanıyorum. sen sistemin, ki bu tckr olur, bizim evren olur, xyz evreni olur, her neyse ne.. bir parçasısın! isyan edemez bir parçası, sistemin dışına kaçamaz bir parçası!

san junipero'yu kötü niyetli insanların kodladığını düşün? veya bir hacker'ın kontrolü ele aldığını? veya sistemde bir bug ortaya çıktığını? eğer senin bilincin kopyalanabilir bir şeyse (ki bence kesinlikle öyle) seni her isteyen kendi sisteminin parçası! köpeği! yapabilir. özetleyen bir tabirle; sen kendi lisans haklarına sahip değilsin! aynen şu anda olmadığın gibi.. kendi isteğinle mi doğdun? hayır. öldükten sonra san junipero'da uyanmayacağının garantisi var mı? veya orada sonsuza kadar işkence görmeyeceğinin bir garantisi var mı? müşteri hizmetlerine mi şikayet edersin öyle bir durumda?

Seni bir arabanın bagajına kapatsam ve arabayı da gizli bir mağaraya bıraksam, kurtuluşun nedir? boğularak veya susuzluktan, açlıktan ölmek. peki ya ölümsüz olacağın bir evrende/sistemde? aklına gelen bir kurtuluş yok sanıyorum, çünkü yok. hani 3.sezon 6. bölümde ne olmuştu? (şimdi o bölümle ilgili bir spoiler geliyor, dikkat.........) robot arı kadının beynine girdiğinde, kadın acıdan kurtulmak için kendi boğazını kesmişti, hatırlarsın. peki ya kendi boğazını kesmenin bir şeyi değiştirmediği bir evrende/sistemde ne yapacaksın?

bölümün en hoş sahnesi, bir kahramanlarımızı bir de bilgisayarlar ve teçhizatları sırayla gösterdikleri sahneydi. san junipero'da olan her şey, o server odasındaki yanıp sönen ışıklardan ibaretti. peki dostum, sen şimdi bu satırları okuyorsun ya, aklından bazı şeyler geçiyor ya tam da bu anlarda, kim bilir nerede sana tekabül eden bir ışık yanıp sönüyor?"


*********************************************************************************






Episode 5
Men Agaist Fire
- 10 - 


Kimsenin bu bölüm hakkında yorum yapmaya g.tü yemez. İspanyolların katalanlara, İngilizlerin irlandalılara dünyanın yer yerinde egemen ve elinde silahı olan gücün isyan edenlere yaptığı şeyi çok ağır eleştirdiğinden olmasın bu.

Ötekileştirilen halk ise "GATTACA" filminde işlenen DNS soyal ve biyolojik hastalık aktaran insanlar. Ama zombi değiller ... Böcek değiller ...

"Canavarlara nişan alırken tetiği çekmek daha kolay"



Bölümde Doktorun Tiradı

Okulda ne kadar tarih okudun bilmiyorum. Yıllarca önce, 20. yüzyılın başlarından bahsediyorum çoğu asker silahını ateşlemezdi bile. Veya ateşleseler bile, düşmanların sadece kafalarının üstüne nişan alırlardı. Bunu bilerek yaparlardı. Birinci Dünya Savaşı. Tugay komutanı elinde bir sopayla gezer ve ateş etmeleri için askerlerine vururdu. Hatta İkinci Dünya Savaşı'nda, çatışma sırasında askerlerin sadece yüzde 15'i, 20'si tetiği çekmişti. Dünyanın kaderi mevzu bahis ve sadece yüzde 15'i ateş etti. Şimdi, bu sana ne anlatıyor? Bana göre, eğer ordu kendini toparlasaydı o savaş çok daha erken bitebilirdi diyor. Bu yüzden adapte olduk. Daha iyi eğitimler. Daha iyi şartlanma. Sonra da Vietnam Savaşı geldi ve ateş etme yüzdesi 85'e çıktı. Uçuşan bir sürü kurşun. Ama öldürme oranı hâlâ düşüktü. Ayrıca öldürmeyi başaran adamlardan birçoğu kafayı kırmış olarak geri döndü.
Mass gelene kadar da her şey hemen hemen bu şekilde devam etti. Gördüğün gibi Mass Üst düzey askeri silah işte. İstihbaratta sana yardım ediyor. Nişan almanda. İletişiminde. Şartlanmanda. Yaratıklara nişan aldığında tetiği çekmek çok daha kolay. Sadece gözlerinle alakalı değil ama. Diğer duyularınla da ilgileniyor. Feryatları duymuyorsun. Kan ve bok kokusu almıyorsun. Onlar insan.
- Burası işte GATTACA ile alakalı -

DNA'larındaki bokun miktarının ne kadar olduğuna dair bir fikrin var mı? Yüksek oranlı kanser. Kas distrofisi. MS. SLS. Normalin altında zekâ düzeyi. Suç eğilimi. Cinsel sapkınlık.


Askere "o kelimeyi söyleyip konforuna tekrar dönebilirsin" dediğinde omzuna koyduğu şey neydi,



* Zombi filmlerinin bizde oluşturduğu tüm klişeleri hissettirip öyle devam ettireceği izlenimi ile çok sağlam bir antimilitarist mesaj veren bölümdür. Ben en çok bu bölümü beğendim.



Askere "o kelimeyi söyleyip konforuna tekrar dönebilirsin" dediğinde omzuna koyduğu şey neydi,


Evlilik yüzüğü!



*********************************************************************************






Episode 6
Hated In The Nation
- 9 - 


* Yahu bir arı saldırısına uğrayacak birini dağ evine mi götürürsün arı kıyafeti mi giydirirsin... Hatta giydir astronot kıyafeti olsun bitsin...

Eksi'de bununla ilgili farklı bir yorum var:

"Bu bölümde İngiltere'yi dolduran artificial arıların hacklenmesini ve sosyal medya linçlerine göre her gün bir kişiyi öldürmesini izledik. Ama bu bölümde asıl eleştirilen etki çapı çok da fifi olan, belkide kimsenin sallamadığı kıçı kırık sosyal medya mesajlarınızın acımasızlığı değil tabi ki. Sırf bunu eleştirmek için 1 buçuk saat bölüm çekecek yapımcı, Senarist de çok akıllı değildir zaten. bazı arkadaşlar güzel bir bölüm olmasına rağmen bu mesaj zayıflığından ötürü diziyi eleştirmiş mesela. Fanboyluk yapmayanlar dikkate almıştır o eleştirileri. ama yine de eleştiriler haksız diyebiliriz çünkü 3x6'daki asıl distopya sosya medya linçleri hakkında değildi.

Filmin en önemli kısmı: hatırlarsanız 3. gün en çok ölüm twiti alan kişi bir savaş anıtına işeme fotosu atan bayan ablaydı ve kurtarılmak için şehir dışında izbe bir eve kaçırılmıştı. yine de arının biri havalandırmadan girip 3 kişi içinden doğru bayanı bulup öldürmüştü. işte can alıcı kısım. sonraki sahnede çekik gözlü ajan abiden arıların "yüz tanıma" sistemine sahip olduklarını öğrendik. neymiş bu sayede bir sürü terör saldırısını falan önlemişler. ama yine aynı sistem 180 bin vatandaşın ölümüne sebep oldu.

yani demem o ki, 3x6 bölümünün asıl eleştirisi devletlerin insanları en özellerine kadar takip etme paranoyaklığı ve teknolojinin yardımıyla bizi bekleyen distopya. wikileaks ile de gördüğümüz gibi bu sırlar, bilgiler sadece devlette kalmıyor ve hackerlerın etiği olmak zorunda değil. devletin çaldığı özel bilgilerimizi, devletten çalan hırsız ya da katillerin insafına bırakmak ister misiniz?"





- 3. Sezonun Sonu - 

Hunt For The Wilderpeople




Hunt For The Wilderpeople
2016
imdb79 
Başyapıt

2016 yılının en iyi okyanusya filmi
2016 yılının en iyi hollywood ve avrupa sineması dışındaki dünya filmi
2016 yılının en iyi ironik komedisi

* Yeni Zellanda'da en çok izlenen film. 


* Uyaksız kötü şiirler yazan çocuk.

* Filmde rahip üzerinden de sağlam bir din eleştirisi var.
Ne dediğine kendi bile inanmayan Rahip! Sanırım yönetmenin kendisi oynamış bu rolü.
"You would think Jesus. I thought Jesus the first time I came across that door. It's not Jesus. It's another door. And guess what's on the other side of that door? Yeah, Jesus. He's tricky like that, Jesus."



Filmin bürokrasi ile ilgili unutulmaz diyaloğu
15 yıldır sistemden kaçan sam söylüyor: 
 Form dolduranlar. hayatta ne yapmak istiyorsanız size form doldurtuyorlar her şey için formları var. form doldurup üst kata çıkarsınız. üst katta ilk formu doldurduğunuzu teyit etmek için bir form daha doldurursunuz. artık form doldurmak istemiyorsanız da, bunun için ayrıca beş tane formları var."



Film çok güzel karakter tanıtımları ile başlıyor. Sayko bir çocuk esirgeme yurdu yöneticisi, başlarda onunla birlikte olan sonra onun deli olduğuna karar veren yerel polis, biraz geri zekalı, şişman ve yaramaz bir yetim, bu yetimin teslim edildiği tek normal diyebileceğimiz teyzesi ve teyzesinin sistem karşıtı izole yaşayan eşi....

Film daha başında kendine münhasır mizahı ile seyirciyi bağlıyor. Hele ormanda iki zıt karakterin sık sık karşılaştıkları üç avcı ile yaşadıkları da bizi güldürüyor.

Film akıcı - eğlenceli - ve güzel diyaloglarla bezenmiş. 

Çocuk oyuncu da filmin en büyük tanınan oyuncusu Sam Neiil de rollerini çok iyi çıkarmışlar. 



Friends Üçüncü Sezon

Friends Üçüncü Sezon

Chandler karakterinin bir özelliği var. Yanında onun hakkında ileri geri konuşurlar.
Ve oda "Ben buradayım" şeklinde espriler yapar. Bu sezon 7. bölümde bu gerçekleşiyor.

Episode 1
The One With The Princess Leia Fantasy


- 10 -

Phoebe: Monica, do you want us to take you home?
Monica: Uh-huh. Or maybe to a galaxy far, far away.




* Friends tarihinin en komik bölümü olabilir.

* Friends'in bir kalıbı da ikili ilişkilere dair bir sır olması gereken şeyin arkadaş meclisine girildiğinde herkesin bunu bildiğinin şokunu yaşaması....
Daha önce Monica'nın 18 yaş altı bir çocukla ilişkisinde de bu vardı.

* Bu bölüm Chandler süper karıştırıyor fantezi olayını. Bölüm yavaş yavaş bölümün sonundaki gag'a doğru sürükleniyor. Ve baaaam!
Punch line'a doğru tırmanışın muhteşem olduğu bir bölüm.

* Bu bölümde Monica, Richard'dan ayrıldığı için depresyondadır.
* Chandler ise Janice ile birliktedir. Çete bir şekilde Chandler'ı uyandırmalıdır. Joey Çeteyi toparlar:
Rachel: Yes, Joey, I remember, she's annoying, but you know what? She's his girlfriend now. I mean what can we do?
Joey: There you go! There's the spirit I'm looking for! What can we do? Huh? Alright, who's first? Huh? Ross?
Ross: Well I'm thinking that Chandler's our friend and Janice makes him happy. So I say we all just be adult about it and accept her.
Joey: Yeah, we'll call that Plan B, alright?





Episode 2
The One Where No One's Ready

- 5- 

Bölüm tamamiyle Ross'un Müzedeki konuşmasına tüm arkadaşları yüzünden geç kalacağı gerilimi üzerine.
Bu sırada Rachel bir türlü elbise beğenmez
Monica babasının arkadaşı olan eski sevgilsine çok kötü bir telefon mesajı bırakır bu sorunu çözmeye çalışır.
Joey ile Chandler ise sandalye kavgası verir.

* Bir önceki sezonda bulamadığım bir Woody Allen esprisi yapılmıştı.
Bu bölümde ise Chris Rock'un meşhur Oscar Töreni animasyon ödülü öncesi stand up'ından bir espiri tekrar edilir: "Donald Duck hiç bir zaman pantalon giymiyor. Ama ne zaman duşa girse çıkarken kıçına havlu sarıyor" Chandler
"Donald Duck bir eşcinsel çizgi film karakteridir. Üstünde denizci kıyafeti var ve altına hiç bir şey giymiyor." Chris Rock





* Joey'in üzerine kat be kat Chandler'ın elbiselerinin giyilmesi olayı benim yaşadığım ve yurttan sesler sitkom'uma da yazmayı planladığım bir anımla birebir örtüşmektedir.







Episode 3
The One With The Jam

- 5-




Monica ayrılığı unutturmak reçel yapmaya başlar.
Ve sperm bankasından bir çocuk yapmaya karar verir.
Phoebe kardeşinin sapığını kendine bağlar.






Episode 4
The One With The Metaphorical Tunnel

-6-




Chandler ayrılık acısı çekmektedir.
(Kalıp mizah bir kadın gibi ayrılık acısı çeker ve dondurmaya vurur kendini)
Phoebe Joey'e menejerinin yeni seçme haberini vermeyi unutur. Menerjeri yerine yönetmeni arar. Joey onu menejeri yapma kararı alır.  Ross oğlunda bir barbi görünce delirir ve erkek oyuncaklarına onu alıştırmaya çalışır.

Seni şu iki adamdan biri yapar (elinde tiner ile yakalanır - Nasıl bir parti bu ki - senin partilerin gibi sofistike olmuyor bizim partimiz)
Ya şu adamsın ki bu durum seni dünyanın en pislik adamı yapar.
Ya da şu adamsın ki bu da çok romantik ağlayabilirim.
Epik bir mizah vardı bu bölümde. Janice Chandler'ı sıkıştırır o da ben şu adam olabilir miyim der.





Episode 5
The One With Frank Jr.

-10-




En iyi Friends Bölümlerinden biri...
Bu bölüm bomba bir başlangıç ile başlıyor.
Chandler birlikte olmak istediğiniz 5 ünlü kimdir diye soruyor.
- Yurttan sesler Eren'in arkadaşının Mine (enlemesine muz yiyen ağız) a aşık olması geyiği.
Phoebe baba bir kardeşi gelir. Ve çocuk çok ters hareketleri ile Phoebe'yi üzer.
Joey ev içinde marangozluğa başlar.


Bu bölümdeki yanlışla Chandler'ın kapısını kesmiştir. Kesilen kapından dolayı odanın içine düşen Chandler'ın odadan bakışı gerçekten komik... Son sezonda bu odanın içinden yapılan çekimde kapının kesikliğinin hala gözükmesini taktire şayan bulmuştum.






Episode 6
The One With The Flashback

- 5 - 


Janice tüm çeteye aranızda seks ile ilgili bir çekim hiç olmadı mı? diye ortaya bir şey atınca herkes bir an handikapa düşer.
Bölüm sonunda öğreniriz ki: Joey ve Monica, Monica ve Chandler, Chandler ve Rachel, Ross ve Phoebe arasında birşeyler olmuş.

Central Perk aslında bir nedenden dolayı kapanmış bir barmış. Bu barda ileride tanışacak olan çete elemanları süpriz tanışmalar yapmışlar.

Chandler aslında ev arkadaşı olarak yanına almak istediği eleman kesin taşınacaktır lakin bir aksilik olur. Haliyle Chandler istemeye istemeye Joey ile ev arkadaşı olur.

Phoebe - Monica'nın evini terk eder. Ross Phoebe'ye yakınlaşır çünkü eşinin lezbiyen olduğunu düşünmeye başlar.


Episode 7
The One With The Race Car Bed

- 5 -

Monica yeni yatak alacak. Janice'in eşinin televizyonlara da çıkan bir yatak firması vardır. Janice ile kocasının öpüştüğünü görünce yanlış yatağı sipariş alırlar. Phoebe de bunu yanlışlıkla kabul eder. Bir Yarış arabası yatağı olmuş olur Monica'nın



Chandler: If I was a superhero who could fly and be invisible, that would be the best.

Rachel babası ile yemeğe çıkma kararı olur:
Rachel: Are, uh, having dinner with my Dad tomorrow night. I hope that's okay.
Ross: Oh shoot, tomorrow's not so good, I'm supposed to, um, fall off the Empire State building and land on a bicycle with no seat. Sorry.

Rose bir şekilde bir bacağının kısa olduğu yalanı ile bu yemek muhabbetinde bir şeyleri örtmeye çalışır. Yalana yalanlara devam etme gag'ını burada iyi kullanmışlar.


Episode 8
The One With The Giant Poking Device

-5- 

Phoebe ne zaman diş hekimine gitse çevresinden biri öldüğüne dair bir spritiel takıntısı var.
Phoebe: Okay. If you're alive you answer your phone!
Phoebe: No thanks, I have a good [dentist], too. I just... I can't see him.
Chandler: See: that is the problem with invisible dentists.
Rachel: And all these people actually died?
Phoebe: Yes, while I was in the chair. That's why I take such good care of my teeth now, ya know. It's not about oral hygiene, I floss to save lives.

Monica ve Rachel çocuğa bakarken kafasını bir yere vururlar. Çocuğun kafası şişer.
Ross bunu çok soğukkanlılıkla karşılar ama sonra bunu Monica'ya bir oyun oynayarak şakaya dönüştürür. Ross'un sahnenin üç boyutunu kullandığı slapstik sahnesi çok başarılıydı.
Chandler uzatmalı ve gitgelli ohhh maaay gaaat diyen sevgilisinin kocası tarafından öpüldüğünü öğrenince terk etme kararı alır. Ama sonra tekrar bağlanır... Kaos...

Joey: If the Homosapiens were, in fact, "Homosapien", is that why they're extinct?
Ross: Joey, Homosapiens are people.
Joey: Hey, I'm not judging.
* Bu Homosapiens - Homo esprisi 9. sezonun sonunda da Joey yapıyor. Tatil yerindeki kongre bölümünde.


Episode 9          
The One With The Football            

           

- 3 -


Phoebe bu bölümde komikti. Göğüslerini göstermesi. Her toplanmayı bir arkadaş toplantısı gibi yapması... Onun dışında kötü ötesi vasat bir bölüm...

Hey ligde oynayabilir miyiz. Tabi Pazartesi akşamları maç yapabiliriz. "Pazartesi akşamları maç yapamam çalışıyoruz"




Episode 10
The One Where Rachel Quits                        

- 4 -






Episode 11
The One Where Chandler Can't Remember Which Sister

- 8 -

Bölüm Chandle'ın Joey'in doğum gününde kız kardeşlerinden biri ile yatması üzerine kurulu bir vodvil bölümdür.

Chandler durumu toparladıkça batacaktır elbet.



Rachel'a her zamanki gibi çok iyi iş bulur Mark. İleriki bölümlerde de iyi iş bulan arkadaşıdır Rachel'in.

Rachel Mark sayesinde çok iyi bir iş bulur.

Phoebe üst kattaki gürültücü kiracı ile kavgaya gider. Ama gittiğinde işler değişir...













Episode 12
The One With All The Jealousy                      


- 7 -






Rachel yeni iş yerinde Ross büyük kıskançlık saçmalamaları yapmaya başlar. Bu ilerde büyük bir krize dönüşeceğinin sinyallerini verir.

Joey'in CV'si gene başına bela olur. İyi bir dansçı olduğunu yazmıştır. Gene kendini komik durumuna düşürür.






Episode 13

The One Where Monica and Richard Are Just Friends  

- 5 -






Episode 14
The One With Phoebe's Ex-Partner                  

- 5 -




Episode 15
The One Where Ross And Rachel Take A Break        
- 3 -










Episode 16
The One The Morning After                          

-3 -





Episode 17
The One Without The Ski Trip                      

- 4-






* Ross Rachel ayrılığı grupta gerilime neden olur. Önce Ross'da buluşurlar. Sonra Rachel onları dağ evine kayağa götürmek ister. Ama yolda kalırlar. Ross'dan yardım istemek zorunda kalırlar.
- Bölümde bencilce istek (hangi yolda olduğumuzu bilmiyoruz ikisini de tarar mısınız)
ve Ross ayrılma nedenini anlatırken o geceyi yanlız geçirmemek için gittiği eski eşinde Rachel'i aldattığı detayını söylememesi ama telefonda bu söylenince yüksek tepki koyması bölümün evlere şenlik ve dizi konseptine uygun detaylardı)




Episode 18
The One With The Hypnosis Tape  


-8-




Bölümün en bombası Chandler'ın hipnoz kaseti ile sigara bırakırken yanlış cinsiyete ait bir kaset alması ve hipnoz sırasında kadın olarak ona seslenildiği için kadınsı davranışlar sergilemesi.

Chandler'ın her kadınsı hareketi kahkaha attırmıştır.



Monica Yazılımcı bir milyonerin oltasındadır. Adam bahşiş olarak çok büyük para bırakır.
Monica adamı çok sever ama çekici olmadığı konusunda bir önyargısı vardır.
- Garsona bırakabilecek tax şu kadardır - Seninkisi Romanyaya bırakılacak bir tax kadar...


Phoebe'nin üvey kardeşi Frank okuldan ev ekonomisi dersi yaşlı hocasına aşık olmuştur ve evlenme kararı almışlar ve Phoebe'ye kaçmışlardır.

Frank bu konuda joey ve ross tarafından ikna odasına çekilir:
Joey: Düşün bi sen şu anda 18 yaşındasın ve o 44 yaşında- Sen 36 yaşında olduğunda o 88 yaşında olacak....
(Dizinin en zeki karakteri Ross her böyle aptalca repliğe attığı bakış çok iyi. Ya da Phoebe'nin spritüel şeyleri için bu bakışları atıyor...)

              




Episode 19
The One With The Tiny T-Shirt      

- 6 - 













Bu bölümde küçük bir alanda engelleme sahnesi ders niteliğinde.

 Ross ve Chandler eve girerken Rachel'i iş arkadaşı ile çıktığını görürler.
(Bu espri çok tekrarlanıyor: Chandler: "Bu olayı görmeme ihtimalin var mı?")
Ross kıskançlık krizine girer ve Chandler'in kapı deliğinden tüm gece holü röntgenler.
Eve girmelerine dayanamaz - Chandler onu zor engeller....
Joey yeni bir tiyatro oynuna başlar. Başroldeki hatun akademik bir oyuncudur. Joey'in alaylı olması ile dalga geçer. Joey'de yönetmenin asistanınla aşna fişnaya başlar. Ama oyun sırasında sürekli dudaktan öpmesine ve kalçalarına sarılmasına rağmen kadını bir türlü etki alanına alamaz. Beni ilk defa bir kadın red ediyor der.





Episode 20
The One With The Dollhouse


- 5-











Joey entel dantel bir oyunda rol bulur. İyi bir akademik oyunculuk kariyeri olan hatun yönetmene vermekte ama Joey'e pas vermemektedir. Genç asistan ise Joey'e yanıktır.

Monica'ya halasından halasının onu hiç oynatmadığı bebekevi kalır. Phoebe çok sevinir ve oyna gelir.
Klasik Friends format mizahı - Bunlar çocuk gibi o evde oynama kuralları ile ilgili kavga ederler.
Phoebe kendi bebekevini yapar.
Phoebe'nin hiç oyuncak evi olmamıştır. Bir fıçısı vardır.
Joey: Fıçıyı oyuncak evi mi yaptın?
Phoebe: Hayır?
Bunun üzerine Monica kendi bebekevinde oynamasına izin verir.
- Phoebe çok acayip - kocaman bir köpek getirir...
Monica: Bu ne bu neredeyse çatıya işeyecek!
 Ev radyoaktif atıkların üzerine inşa edilmiş köpek o yüzden büyük der.
Dinazor oyuncak vardır. Ve evin aynı zamanda kızılderili mezarı üzerinde olduğunu iddia eder.
(Ross her salakça şeye attığı klasik bakışını atar)

Chandler'ı çok beğenen Rachel'in patronu onların arasını yapmalarını ister. Chandler bir gece hatunla çıkar lakin sıkıcı bulmasına rağmen "ararım" der. Aramaması Rachel'i zor duruma sokacaktır.
Rachel: Joanna, this is my friend, Chandler Bing.
Joanna: Bing! That's a great name. (Bing Harika bir soyad)
Chandler Thanks. It's, uh, Gaelic for "Thy turkey's done."
(İskoç dilinde manası - Hindi pişti!)


            

Episode 21
The One With a Chick. And a Duck.    

- 6 -    





Chandler ve Ross bir ördek ve bir piliç sahibi olur.
Monica'ya aşık olan mültimilyarder ona bir şeflik teklif eder.
Monica ona tutkusundan bunu yaptığını düşünür ve teklifi rededecekken başka bir kadınla çıktığını söyler (ki bu yalandır bunu Phoebe spritüel güçleri sayesinde anlar - yanılmadığını yelkenleri suya indirerek karşı taraf onaylar...)
Ross çok önemli bir Televizyon Palentelojist paneline sırf Rachel hasta diye katılamaz. Rachel bunu son dakikada öğrenir.

Röntgen çekildiğinde hiç bir zaman şişman gözükmezsin.
        

Episode 22
The One With The Screamer  

 

- 5 - 

Ben Stiller'ın konuk olduğu bölümdür. Ben Stiller Rachel'in yeni sevgilisidir. Olur olmadık şeylere yüksekten bağıran çağıran, insanların basit hatalarında gereksiz onları aşağılayan bir huyu vardır. Buna sadece Ross şahit olur. Fakat kıskanma muhabbetine onu boğacağı endişesinden derdini anlatamaz anlatsa da bu kelamla yüz yüze kalır.

Phoebe telesekreter bağlantısı kurduğu arıza hattının ona gelme sıra hakkını kaybetmeme adına saatlerce bekler. Bu tür müşteri hakkının saçmalığı hicvini barındıran abartı bir bekleme hikayesine dönüşür.

Joey'in gala gecesidir. Ve çete gala gecesine katılır. Gece joey açısından süper geçmiştir. Ama birbirlerine aşık olan Joey ve Kate için ayrılık vakti olur. Çünkü Kate L.A. de başka bir iş bulmuştur.
Joey bu sırada eleştiriler okunduğunda gene salak durumuna düşer. Benzer bir şeyi sonlara doğru Monica'nın gazete eleştirisi okuduklarında da yaşamıştır.              




Episode 23
The One With Ross's Thing

- 8 -

Monica'nın milyoner sevgilisinin evine çete gider ve bir milyoner nasıl yaşıyor görürler.



Ross münasip olmayan bir yerinde patalojik bir şey çıkar. Doktor'a gider bu sefer orada enteresan bir şey olduğundan tüm hastaneyi konsültasyona çağırırlar.

Phoebe bir entellektüel bir de süper vücudu olan itfaiyeci ile aynı anda çıkar. Entel'in vücudu kötü diye düşünür onu terk edecekken bir gün evine süpriz ziyarette asıl onun vücudunun güzel olduğunu fark eder. Bu böyle sürüp giderken Phoebe bir gün birbirleri ile aynı anda buluşurlar.  

Joey: Hey, wouldn't it be cool if our duck and chick had a little baby? We could call it Chuck.
Chandler: Or... Dick.
         


Episode 24
The One With The Ultimate Fighting Champion

- 7 - 

     
Robin Williams ve Billy Crystal konuk oyuncudur.


Monica yeni sevgilisinin yeraltı dövüş sanatına merak saldığının farkına varır. Her konuda başarılı iş adamı bunda da acayip hırs yapar. Ama sürekli yenilir. Çekirgesi olduğu bir de yaşlı sakallı çinli hocası vardır.





Chandler patronu on ne zaman iyi bir şey yapsa kıçına şaplak patlatır. Bundan çok rahatsızdır. Bunu
kendisine söyleyince Patron da diğerlerine vurur ona vurmaz. Diğer çalışanlar da bunu bekliyorlarmış. Çünkü Chandler hep başarılı olduğu için böyle ödüllendirilmesini kıskanıyorlarmış meğersem.





Episode 25
The One At The Beach



- 5 -

Phoebe ailesine dair bir şeyler öğrenir. Bunun için tüm çete bunu sorgulayabileceği sahilde bir yer
tutarlar.
Rachel - Ross'un sevgilisine saçlarının dazlak hale getirmesini Ross için bir problem olmayacağını söylemiştir.
Chandler ile Monica eğer sevgili bulamazlarsa evlenecekleri kararı alırlar.









- END -