Kingsman: The Secret Service

Kingsman: The Secret Service
Kingsman: Gizli Servis 2014
İmdb:79
Yılın en iyi ajan - gizli servis filmi.
2014 yılının en iyi 10 filmi arasındadır.
Başyapıt



* Filmde en çok güldüğüm sahne çocuğun J.B. dövmesinin açılımının "James Bond mu" olarak soran ustasına, Hayır Jack Bauver olduğunu söylediği an.
Ajanların J.B. olması konusunda bizde bir aydınlanma yaratmıştır:
James Bond - Jack Bauer - Jason Bourne



* Epik bir film, sinemaya sürekli bir gönderme yapılıyor. Filmin en çok tekrar edilen repliği:"Bu öyle bir film değil" daha da spoiler vermeden konuyu ancak bu seviyede açabildim...


* Post Modern Yuvarlak Masa Şovalyeleri.


* Filmin en büyük tartışması tabi ki bazı gösterimlerden kalkan şu meşhur göt gösterisi:




İsveç prensesini bu halde görmek mi istemediler yoksa filme 16 yaş altı da izlesin düşüncesi mi bu
sansürü getirdi bilmiyorum, Lakin bunu yönetmenin çekmesindeki asıl amaç bond filmlerine bir rakip yaratmak olan bu gizli servis filminde, bond filmlerindeki gibi bir finalle kapatmak. Bu melez filmde de tıpkı onlarca bond filminde olduğu gibi bir seks sahnesi imajı bırakılarak sonlandırmak istemiş yaratıcı ekip. İngilizleri bu kadar asil gösterip, İsveç prensesini basenci yapmak uluslararası bir skandala kesin yol açmıştır... Prensesi görüp: öte bakma öte, göte bak göte demeyen de yoktur...

* Süit - takım elbise yaptıma isteği uyandıran filmler (italyan mafya filmleri - ingiliz ajan filmleri)



* Filmlerde "Esas oğlan, Karakter oyuncusu ve Kötü adam karakter tanıtımı" ve "Kötü adam kötü olma gerekçesi" alt metinlerine, hazırlık görüntülerine ve diyaloglarına çok önem veriyorum. Esas oğlan karakter tanıtımı gene bir dosya okuması üzerinden ve üvey babanın bar çetesi ile olan kavgası üzerinden yapılmış.  Yarı görsel yani zayıftı. Esas Oğlan'a en büyük destek veren ana karakter oyuncusunun karakter tanıtımı ise tamamen görseldi. Kilise sahnesinde de pekişti.
Kötü adama kötülüğün gerekçesi ise filmi iyi filmler klasmanına sokacak kadar başarılıydı. Küresel ısınmanın geri dönüşü olmayan sorununa büyük bir katliam ile son vermek iyi bir fikir. Acımasız ama bir bililm adamı olarak kan görmekten rahatsız. İnsanların dünyanın virüsü olduğunu "Matrix" filminin tradından ufkumuzu iki katına çıkaracak tatda dinlemiştik. Bu filmde bir türevi alınmış ve Küresel ısınmanın tıpkı vücudun virüsten kurtulma yolu olan yüksek ateş olduğu örneklendirilmiş. Bu babda tartışmaısz çok başarılı bir film.

Matrix filmindeki o unutulmaz  Ajan Smith tiradı:
"Sizinle, bir süredir kafamı meşgul eden bir düşüncemi paylaşmak istiyorum. Bu düşünce aklıma sizin türünüzü sınıflandırmaya çalışırken geldi ve anladım ki sizler aslında memeliler sınıfına dahil değilsiniz. Bu gezegendeki tüm memeliler, yaşadıkları çevre ile içgüdüsel olarak bir denge kuruyorlar. Ama siz insanlar öyle değilsiniz. Bir bölgeye yerleşiyorsunuz ve çoğalıyorsunuz, tüm doğal kaynakları tüketene kadar çoğalıyorsunuz. Canlı kalabilmenizin tek yolu başka bir bölgeye yayılmak. Bu gezegende bu şekilde yaşamını sürdüren bir organizma daha var. Ne olduğunu biliyor musunuz? Virüsler. İnsanlar hastalıktır. Bu gezegenin kanserleri. Sizler vebasınız. Ve bizler de bunların ilacıyız."


* Kötü adam koruması, enteresan ayak amputeli abla tamamen Tarantino arak:
Planet Terrör ve Kill Bill karışımı bir şey olmuş.

* Dövüş sahnesi hem çekim tekniği hem de plan sekans tadıyla sinema tarihinde en iyi dövüş sahneleri arasındaki yerini aldı benim gözümde.

* Köpek ile güzel bir yan hikaye yaratılmış: "Büyüyecek değil mi?"



Following

Following 1998
imdb76
Film Noir
Filmin muhteşem yanı etkileyici, vurucu sona sahip ve kısa:
70 Dakika

* Nolan'ın ilk senaryo, yönetmenlik ve yapımcığını üstlendiği ve ileride büyük başyapıtlara imza atacağının sinyallerini verdiği iyi bir alcakaranlık kuşağı tadındaki suç filmi.

* İngiliz Bağımsız Film ödüllerinde en iyi film adayı olmuş.

* Flash back ve Flash forward'ların çapraz sorgudan kaynaklandığı iyi geçişlere sahip bir filmdir. Ana karakterimiz üç bölümden oluşan bu filmde hangi partta olduğunu anlayabilmemiz için üç farklı tipe bürünmektedir:
uzun saçlı/traşsız -
kısa saçlı/traşlı -
kısa saçlı/tarşlı/yaralı yüzlü.

Film çok ucuza mal edilmiştir. Ana karakterler Nolan'ın arkadaşları ve ailesidir. İç mekan çekimlerinde karakterler ışık yetersiz olacağından hep pencere kenarında durmuşlardır.

Filmin en büyük devamlılık hatası ağızdaki plastik eldivendir. Nolan severler buna bile bir çok kılıf uydursalar da filmde yaşanılan aksaklıklarıın çok ucuz yöntemlerle çözüldüğü bilinirken bunlar için mücadele vermemin bir anlamı yoktur. Üstadın bu ilk eserine hoşgörü ile yaklaşmak gerekir.





* Bill'in oturduğu evde Stanley Kubrick'in Shining afişleri asılı üç tane küçük a, gizemli sarışınımızı andıran Marilyn Monroe posteri ve Mark Rothko resmi de dikkat çekiyo. Çaldığı cdlerin en üstünde trainspotting soundtracki görünüyo. Kitaplarda da plato'nun republic'i...





 * İngiliz Film Noir filmlerindendir = Danny Boyle’un Shallow Grave 1994'te ingiliz sinemasının unutulmaz kara filmlerinden biridir, bu film onun kadar bir şöhrete sahip olmasa da iyiler arasıdnaki yerini almıştır.





* Sinematografik olarak aynı yıl çekilen = Darren Aranofsky'nin Pİ (1998) filmini anımsatmıştır.




* * Hem baş rol kadın oyuncusu ileride Nolan'ın Batman serisinde oynamıştır. İnception filmindeki karakterin adı ile buradaki karakterin adı aynıdır. Prestij filmindekine benzer bir kurgusu vardır. Memento tadında sürükleyici bir senaryoya sahiptir. Nolan'ın Batman aşkına dair filmde bir emare de var:



Rush Hour Serisi

Rush Hour Serisi:

Jump Street Serisi kadar kötü bir seri diyebilirim. Tek bir karesine ve sahnesine gülümsemediğim film olmuştur. Bu tip filmlerin avangartı durumundaki Cehennem Silahı'nın yanına bile yaklaşamaz nitelikte. Sosyete Polisindeki Eddie Murphy bir tık daha komikti Chris Tucker'dan, yalan söylemeyi daha iyi kıvırıyordu (hafif bir karakter apartmışlar). Tom Hanks'in (Turner & Hooch) ve Bill Murrey'in (K-9) köpek ortaklı filmleri hem konusu hem de diyalogları ile daha ağır basar. Salt polis komedileri açısından baktığımızda Çıplak Silah serisi bu türün hem avangartı hem de en popüleridir. En kötüsü olarak da Polis Akademisi serisinin adı geçer. Ki Polis Akademisi yer yer hepimizi güldürdüğü sahneler vardır.  Sinema tarihinin en komik polisiyesi ise Hot Fuzz'dur.

İkili polis komedileri olarak hem Starsky And Hutch (Ben Stiller ve Owen Wilson) filmi ile   Other Guys (Will Ferell ve Mark Wahlberg) filmleri devamları çekilmese de daha eğlenceli bulduğum filmler olmuştur. Özellikle Starsky And Hutch filminde Will Ferell'ın oynadığını bir hapishane sahnesi vardır ki, sinema tarihinin en komik sahneleri arasında yer alıt.



Jackie Chan'in araştırarak gittiği yere Chris Tucker hep tesadüflerle gider ve hep bunlar olayların göbeğinde sürekli buluşurlar. Senaryo böyle şeyler yüzünden hiç bir zeka pırıltısı barındırmadığını da söyleyebiliriz.

Filmde sık tekrarlanan: Ben Michael Jackson'ım sen Tito'sun espirisi ve varyasyonları var. Kötü ötesi.

Birinci filmde Chris Tucker kendi tanıdığı haber kaynaklarına gidip, Jackie Chan'i kandırıyor, ikinci bölümde de bu sefer Jackie Chan aynı şeyi yapıyor. Bu tür hoş devamlılıklar var. Lakin seri genel itibariyle vasatın altında.


Rush Hour 1998
imdb:69

* Karakter tanıtımı tipik başlar, dedektifimiz ortalığı darma dağan eder ama suçluyu yakalar. Bu sırada iki tane memur vurulmuştur.

* Chris Tucker gevezeliği ile güldürmey çalışır. Jackie Chan de akrobatik kavga sahneleriyle. Gene de filmi bunlar kurtarmıyor maalesef.

* Müzik tercihleri, uçakta didişmeleri, Jackie Chan'in başta Chris'ten kurtulma sahneleri filmden akılda kalanlar.

Filmin Hatunu La Bamba'nın unutulmazı Elizabeth Peria.





Rush Hour 2 2001
imdb66


* - Ağzımdan çıkan kelimeleri anlıyor musun?
- Senin ağzından çıkan kelimeleri kimse anlamıyor dostum.






Filmin Hatunu neredeyse Boat Trip filmini üzerine yaptıkları Roselyn Sanchez






Rush Hour 3 2007
imdb:62

Serinin en iyisiydi diyebilirim. Yoğunluklu olarak Paris'te geçen filmde, Eyfel kulesi sahnesi müthişti, süper kurgulanmıştı.

- Seni rahatlatmam için ne almam gerekiyor!
- Porno film olabilir.
- Lee!
- Sadece 9,95 dolar.


* Crouching Tiger - Temtation falan gibi lakaplarla sürekli çinlileri aşağılıyor.

Filmin Hatunu sadece güzelliği ile göz dolduran: Noémie Lenoir






Milk

Milk  2008
imdb72

* Yılın bol ödüllü filmi. 2Oscar67W105N
* Yılın eşcinsellik filmi
* Yılın biyografileri arasında

* Eşcinsel politikacı ve aktivist Harvey Milk'in biyografisi.

Başarı hikayelerinden biri film. Bireyin kırk yaşından sonra da çok şey değiştirebileceğini, başarısızlıklarında hiç bir zaman buna engel olamayacağını anlatan bir senaryosu var. Amerikan siyasetinde çok daha önemli biri olduğunu düşünmüştüm, Milk'in, O konu da büyük hayal kırıklığına uğratan bir film.. Bugünkü kişisel özgürlüklerin önünü açmada bir mihenk taşı olduğu, eşcinsellerin organize olmasında ve ayaklanmalarında rol oynadığı kuşkusuz.

* Filmin yoğun konusunun geçtiği Castro Camera ve Milk'in evi gerçek mekanlar olmas filmin biyografi olarak şık bulduğum detaylarından. Ayrıca, film için yüzlerce figüranın ücretsiz oynama talebinde Gus Van Sant cinsel tercihi ve  Milk'in hala daha ne kadar büyük bir etki bıraktığının etkisi büyük. Bu da filmi dönemin en çok konuşulan biyografilerinden biri haline getirmiş.

* Gene de senaryo ve sinamatografi açısından bir başyapıt olduğunu düşünmüyorum.

* Gerçek görüntülerin miks kurguda eklendiği biyografiler.

* Benim için çok çok iyi değildi, izlemek için izledim diyebilirim.


Shatranj Ke Khilari - The Chess Players

Satrancın anavatanı Hindistan'da geçen filmin iki ekseni var. Birincisi satranç meraklısı iki beyzadenin yaşadıkları. Diğeri ise, bu iki beyzadenin de içinde yaşadığı ve Hindistan'ın bağımsızlığı en son yitiren birkaç şehrinden biri olan Aud yöneticisi Vacid Ali Şah'ın İngilizlere karşı mücadelesi.

İki beyzade sabah akşam satranç oynamaktadır. O kadar ki şehirlerinde işler hiç iyi gitmediği halde onlar satrancın başından kalkmamaktadır. Bir bakıma Züğürt Ağa'nın, işler ters gittiği halde güreş merakından vazgeçmemesi gibi.

Kentin yöneticisi Vacid Ali Şah da edebiyata, sanata çok meraklıdır. Ataları, İngilizler geldiğinde İngilizlerle işbirliği yapan ilk yöneticilerden olduğu için, İngilizler Hindistan'daki hakimiyetini sürekli genişletip Aud şehrinin etrafındaki yerleşimlerin hepsini ele geçirirken bu şehir hep huzur içinde olmuş, adeta savaşı unutmuştur.

Lakin İngilizler en sonunda, dalda kiraz gibi gördükleri Aud şehrini da bir uzanışta koparıp almaya karar verirler. Bunun üzerine Vacid Ali Şah şehri teyakkuza geçirir. Askerler ve hatta halk savaşa hazırlanır. Tüm bu seferberlik içinde dahi bizim satranççı beyzadeler Hint usulü satrançlarına devam ederler.

Bu sırada İngilizlerle kültür alışverişinde bulunmuş bir arkadaşları onlara İngilizlerin de satranç oynadığını ama kendi kurallarını koyduklarını söyler. Bunun üzerine beyzadelerden biri "İngilizler en sonunda Satranç'ı da mı sömürgeleri yaptı?" der.

*** SPOILER ALERT ***
Vacid Ali Şah bir sıcak savaşa değil önden gelen bir soğuk savaşa maruz kalır. İngilizler şehre canları istediği için değil halkın yönetimden şikayetçi olması nedeniyle girip yönetime el koyacaklarını söyler. Tabii ki bu gerçek değildir ama şah bu diplomatik savaşla karşı karşıya kalınca aslında yenilginin ne kadar kaçınılmaz olduğunu anlar. Bu his filmdeki ufak inceliklerle veriliyor. O da satranççıların yaptığını yapar ve yenilmeyi beklemektense oyunu terk eder. İngiliz valisinin temsilcisi şehre görüşmeye (pazarlığa) geldiğinde tacını kendi başından alıp ona uzatır. Bu kadarını İngiliz temsilci bile beklememektedir ve tacı kabul edemez. Vacid Ali Şah ise tarihe halkına zulmetmiş, İngilizlerle kaybedeceği bir mücadeleye girmiş vs. bir hükümdar olarak geçmektense doğrudan oyunu terk ederek şehrini ve itibarını kurtarmak için ısrar eder.



Velhasıl şehir İngilizlerin eline geçer. Beyzadeler satranç oynamaya devam edebilmek üzere ellerinde tüm imkanları terk ederler ya da kaptırırlar. En sonunda şehir yakınlarındaki bir köyde adeta satranç oynayan iki serseri gibi kalırlar. Şehrin İngilizlerin eline geçtiğinde "Şimdi ne yapacağız" sorusuna beyzadelerden biri "Artık vezir değil kraliçe diyeceğiz. Yaşasın Kraliçe" diye cevap vererek Hindistan'da kapanan bir dönemi özetler.
*** SPOILER ALERT ***

Film satrancın Hindistan'daki kökenlerine değinmesi ve verdiği (biyografik olmasa da) gerçekçi tarih bilgileri nedeniyle izlenebilir. Oyunculuklar gerçekten iyi. Beyzadelerin ve hükümdarın hali en iyisi. Öte yandan İbn-i Haldun'un "bereketlilik bir toplumu tembelleştirir, mahrumiyet öbür toplumu çalışkanlaştırır" diye özetlenebilecek sosyolojik tespitini bu filmde Hindistan ve İngilizler üzerinden filmdeki karakterler özelinde doğrulamak mümkün.

Filmde ufak bir de mantık hatası var. Satranççılardan biri atıyla şah dediğini söyler. Sıra diğerindedir. Araya birkaç sahne girer ve nihayet oyuna devam ettiğinde rakip filini oynar. Oysa atla şah çekildiğinde (Eski Hint satrancında da şimdikinde de) şahı oynamak ile atı yemek dışında bir seçenek olmaz.

Film Youtube'da baştan sona izlenebiliyor.


Film için hazırlanmış Türkçe altyazılar da internette mevcut ama maalesef benim bulabildiklerimin hiçbiri Youtube'daki filmle örtüşmüyordu. Sadece senkron meselesi değil. Türkçe altyazı yapılan film Youtube'dakinden eksik ya da fazla olsa gerek. Fakat İngilizce alt yazı mevcut.

Uzun Bir Gün

Çok başarılı olmasa da IMDB'de, internet sözlüklerinde ve sair hiçbir kaynakta adının bile geçmemesinin haksızlık olduğunu düşündüğüm film. Zira bir filmin iyi ya da kötü olması başka, yoklukla malul sayılması başka bir şey. Her şey bir yana ortada orijinal sayılabilecek ve akılda kalıcı bir hikaye ve düzgünce bir casting var: Alican Yücesoy, Cüneyt Türel, İsmail Düvenci, Betül Arım, Bengü Ergin ve Yosi Mizrahi.

Filmimiz Evliya Çelebi hakkında kısa bir biyografik bilgilendirmeyle başlıyor. Film boyunca vurgulanan ve tarihbilimi açıdan doğru olan husus şu: Evliya Çelebi'nin seyahatleri 40 yıllık yolculuklardan sonra Mısır'da kesilmektedir. Ondan sonraki akibeti ise kitabında yazmamaktadır.

Bunun filmde üzerinde durulmayan bir sebebi de şu: Evliya Çelebi'nin gerçek adı bilinmemektedir. Kendi zamanındaki dünyanın önemli kısmına ışık tutan Evliya Çelebi kendi adının ne olduğunu yazmamaktadır. Belki Ahmet belki Mehmet. Bilmiyoruz. Bundan ötürüdür ki Seyahatname'nin kesilmesiyle birlikte kendisi hakkındaki bilgilerimiz jilet gibi kesilmektedir. Zira hayatını diğer kaynaklardan takip etme olanağımız yok.

Evliya Çelebi'nin sırra kadem basışı hakkında literatürdeki tahminler filmdekinden çok farklıdır. Önce bir parantez açıp bunlara değinmek isterim.

Seyahatname'de Evliya Çelebi cinsel sorun yaşadığını bunun devasını arayıp Mısır'da bulduğunu kendisi belirtmektedir.¹ Hatta problemli organı o kadar sağlıklı olmuştur ki üstünde ceviz bile kırabilmektedir, Evliya Çelebi'nin ifadesiyle.

Evliya Çelebi'nin bu kayıtları nedeniyle bazı yazarlar iddia etmektedir ki onun tüm seyahatlerinin asıl amacı bu devayı bulmaktır. Bulduktan sonra da seyahatler kesilir. Seyahatname'ye göre ise seyahatlerin başlama nedeni peygamberi rüyasında gören Evliya Çelebi'nin "Şefaat ya Resula'l-lah" yerine dili sürçüp "Seyahat ya Resula'l-lah" demesidir. Seyahatlerin sona ermesi hakkında ise bir bilgi bulamıyoruz.

Parantezi kapatıp filme dönersek; film Evliya Çelebi'ye yukarıdaki anlatılardan çok daha mistik bir kimlik vermiş ve temanın merkezine oturtmuştur. The Man From Earth filmini bilenlere, bu filmin konusu biraz tanıdık gelecektir. Evsahibinin konuklarına sorduğu soru şu: Aramızda ölümsüz insanlar yaşıyor olabilir mi? Bunu gizleyerek yaşaması mümkün mü?

Filmin başında bir ab-ı hayat sahnesi var. Yani bengisu. Sümer destanı Gılgamış'tan beri adı geçen ölümsüzlük iksiri. Nitekim Evliya Çelebi de Seyahatnamesi'nde buna biraz değinmiştir. Böyle bir iksir olsa ve bunun yaşandığı yer bu topraklar olsaydı neler olabilirdi? Film biraz bunu sorguluyor. Bu özelliğe sahip bir insan bunu gizleyebilir miydi? Gizlemek için nasıl bir yaşam tarzı benimsemesi gerekirdi? Gizlemeyi başarsa bile bunu birilerine itiraf etmekten kendini alıkoyabilir miydi? Film bunları da sorguluyor. Filmin tadı kaçmasın diye bazı kısımları spoiler işaretleri arasında yorumlayacağım. Lakin ölümsüz olan iki karakterin filmin başındaki ihtiyar gerisinde Veli bey olarak görünen adamla filmin başında ulak, gerisinde Dr. Murat olarak görünen kişi olduğunu söylemek sanırım filmi spoil etmek sayılmaz çünkü bunlar filmin en başında veriliyor zaten. Fakat Evliya Çelebi kimdir, onlardan biri midir vs. bazı sorular film boyunca cevaplanmayı bekliyor.

*** SPOILER ALERT ***
Murat ömrü boyunca, en azından eline fırsat geçtikçe o ihtiyarın kim olduğunu bulmaya çalışmış ve 17. yüzyılda Evliya Çelebi'den şüphelenmiş, ona ulaşmaya çalışmış ve ulaşamamış. Bu belli. Ya da belki Evliya Çelebi buna izin vermemiş. Orası belirsiz. Filmin sonuna kadar Veli'nin kendisinin Evliya Çelebi olduğunu açıklamasa da bunu anlamanın kolay bir yolu var: Evliya, Veli'nin çoğuludur.

O zamana kadar Veli, Murat'tan kaçmış ama en sonunda kendi ayağıyla Murat'a gelmiştir. Onca zaman kaçtıktan sonra neden kendi ayağıyla Murat'a gelmiştir? Muhtemelen "Sırrını açık etme yoksa ölümsüzlük büyüsü bozulur" demek için. Çünkü kendisi bu sırrı hiç ifşa etmemiştir. Film boyunca da etmez. Murat ise ilk defa ifşa etmek üzeredir. Peki Veli bunu nereden bilmektedir de kendisi Murat'ı tam sırrını misafirlerine ifşa edecekken onu bulmuştur?

Sanırım o da filmin kilit noktası. İhtiyar adam sadece ismen Veli değildir. Kendisi vasfen de bir velidir yani Allah dostudur. Evliya Çelebi ismini kullanması da belki buradan gelmektedir. Hatta belki film, halk kültüründe veli diye bilinen insanların hepsinin aslında aynı gezgin kişi olduğunu ima ediyordur.

İşte Veli bir veli olduğu için Murat tam sırrını ifşa edecekken, "Var sayalım"dan "Gerçekten öyle"ye geçecek bunun kanıtlarını dökecekken ona müdahale ederek bir bakıma hayatını kurtarır. Sonra da kendi yoluna döner.

*** SPOILER ALERT ***

Filmin senaryosunu okumak kendisini izlemekten daha iyi olabilir ama kabul etmek de gerekir ki hemen hemen tamamı tek mekanda geçen ve hiçbir aksiyon olmayan bir filmi sürükleyici bir şekilde çekmek de her yönetmenin harcı değildir; hiçbir yönetmene bunu başaramadı diye yafta vurmamak gerekir.

Ufak bir de ukalalık etmeden duramayacağım. Dr. Murat karakteri dünyanın en iyi eski yazı okuyanı iddiasındadır (ki 600 yaşında olduğunu düşünürsek bu çok normaldir) fakat büyütülerek getirilen yazısı "...mucibince..." diye okur. Halbuki "mucip" gereken durumdur. Bir işin gereğince "mucep" denir. Yani o kelimenin "...mucebince..." olması gerekirdi.

Eskiden üstünde "Mucebince Amel Oluna" yazan fermanlardan bir derleme yapmıştım. O da aşağıda konuşlanadursun.

________________________
¹ Robert Dankoff, Seyyah-ı Alem Evliya Çelebi'nin Dünyaya Bakışı

Whiplash

Whiplash 2014
imdb86
Baş Yapıt
* 2014'ün en iyi Bağımsız Filmi
* 2014'ün en iyi Müzik Filmi
Top250 Filmi
3 Oscar Winner 1 Altın Küre 3 Bafta gibi 82Winner86N

* Kesinlikle nefes kesen bir başyapıt, insanı gerim gerim geriyor, hep ne olacak diye merak ettiriyor. Geriye dönük bile tokatlar atıyor (a orada acaba o mu oldu falan diyorsun) Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık, mükemmel bir film. 2014 sinemasının unutulmazları arasında yerini almıştır. Topu topu iki kişiyi izliyorsun filmde. Hatta başrol oyuncusunun olmadığı sahne yok gibi.  Her şey yağ gibi akıyor.

* Gelmiş geçmiş en iyi bağımsız film. Bütçesi telif ücretlerine yetmedikleri için ünlü caz üstatları isimleri uydurulup benzer müzikler bestelenip kaydedilmiş. Önce kısa bir film olarak çekmek istenilmiş. Ben filmin asasının düşüklüğünü görsel olarak hissedince, "lan kıçı kırık ve boktan filmleriyle özcan deniz bile daha kaliteli asalı filmlerde oynuyor bu ne yaa" lanmıştım. Ama işin aslı ekonomik olarak zor koşullarda çekilmiş bir film olduğunu öğrenince her şey değişiyor.

= Rocky'nin davullusu demişler, evet çocuğun kemerli bir burna sahip olması bile insana bunu hatırlatıyor. Ringe dökülen kan damlalarını bu sefer davulların üzerinde görüyoruz. Hatta basit bir kızla olan ilişkideki git geller... Büyük ihtimalle kızı da zurnacıya kaptırmıştır, herhalde.
Çocuk ne kadar Rocky gibi duruyorsa Hoca'da o kadar Dr House gibi bir bilgeliği, bir duruşu vardır.


* Fletcher karakteri öyle güzel oturmuş ki. Zaten bu rolleki JK Simmons oskarı sonsuz hak etmiş.


Ellerinle yaptığı sus hareketi hayatın her yerinde kullanmak istiyorsunuz. Çok karizmatikti, çoook!

* İçinde Türk kelamının geçtiği filmler çünkü dünyanın en iyi zillerini hala biz yapıyoruz.
İstanbul Agop ve Bosphorur Cymbals zillerini sık sık gördük. (dünyanın en iyi filmlerinden birinde türk markalarının gözümüze gözümüze sokulması) Ben görmedim ama Kayseri yazısı da çıktığı söyleniyor.



Bu ara film kesinlikle umut sarıkaya'nın karikatürünü hatırlattırmıştır:





Film'de duvarda bir yazı vardı:
Yeteneğin varsa Caz yaparsın, eğer yeteneğin yok ise git bir rock grubu kur.
İşte bu film en iyisini anlatma üzerine kurgulandığı için, Caz üzerine oturtulmuştur.

* Filmin benim açımdan hikayesi:
2014 yılının başında Sundance film festivalinde bir film ses getirdi.
Film daha sonra bir jüri üyesi tarafından internete düşürüldü.
Filmi çok merak ettim. çok kötü bir çözünürlük, altyazı yok, öylesine bir baktım.
Bana o kadar iyi bir film gibi geldi ki, konusu da bateri üzerineydi.
Hemen Bateri çalan kardeşim ile iletişime geçerek, böyle bir bateri tandanslı film var, muhteşem dedim. O uğraştı filmi bulamadı. Ona da bir türlü ulaştıramadım filmi.

Filmi kafamın kenarına koydum ve bu filmi düzgün bir şekilde izleyeceğim dedim.
Bir yıldan fazla bir süre sonra Türkiye'de vizyona girdi, ama gidemedim. (İstanbul'da hafta sonları az bir süreliğine geliyorum ve çok yoğun oluyorum.)
Yüksek çözünürlüklü ve düzgün altyazılı olarak nete düşünce indirdim ve bir pazar günü eşimle filmi izledik. Muhteşem bir film. Bayıldım bayıldım. Öyle güzel bir tat bıraktı ki bende anca blogumda düzgün anlatabilirim dedim. Şimdi de sizinle onu paylaştım. Zannedersem kardeşim daha filmi izlemedi. Çok iyi film ya. Müzik temeline oturtulmuş müthiş bir senaryo. Üstelik filmde baş rol oyuncusunun olmadığı bir sahne yok. Ve film iki kişi üzerinden yürüyor. Süper bir şeydi...

Yerli versiyonu için isim önerisi: Hoca Bana Taktı
Hatta eksi'de yazan şu filmle örtüşen hikaye direk çekilebilir:
"aklıma çocukken ananemlerin köyünde gittiğim kuran kursunu getirdiği için fazla odaklanamadığım film. bizim kuran hocası da aynı böyleydi. j.k simmons'a sakal tak, şalvar geçir, dişlerini sarart, götünü büyüt, aynısı. o gün öğle namazında cemaate müezzinlik yapması için sabahtan çocukları kapıştırırdı, dua soloları attırırdı, her yanlışta rahleye sopayla vurur, o kısmı tekrar okuturdu. kim daha ahenkli ve seri okursa müezzinliği ona verirdi. çocuğun biri fazla hırslanmış olacak ki kendini alamayıp dokuz yaşında hafız olmuştu. demek böyle böyle olunuyormuş, vay be. whiplash ortamını 90'lı yıllarda sakarya'nın bir köyünde bizzat yaşamışım, haberim yok. insan değerini sonradan anlıyor işte."


Everly

Everly
2014
imdb49
imdb'sini sonsuz hak eden bir boş yapıt

* Film tamamen Salma Hayek üzerinden kurgulanmış bir stüdyo - tek mekan filmi.

* Gereksiz ötesi bir film - katlanılmacak kadar kötü senaryo hataları.

= Kadın kahraman filmleri, Tomb Raider vb.
Kill Bill tadı da var ama bu filmle Kill Bill'in adını anmak hakaret olur.

* Kısaca izleme izlettirme: Kötü Ötesi
Bu tip kötü ötesi filmlerde hep şunu derim, bari baş rol oyuncusunun orasını burasını hadi olmadı şurasını göster... O da çok uzaktan bir banyo sahnesinde basen patlatmışlar, tam da bişii gözükmüyor.


The Big Sleep

The Big Sleep
imdb81 1946
Top250 Film
Ölmeden önce izlenmesi gereken 1001 film
Film Noir - Kara Film

* Film noir- kara film sevenler hele Bogart'ın kara filmlerini sevenler için kaçırılmaması gereken bir baş yapıt.
Festival Linki: http://film.iksv.org/tr/film/3068





Filmde çok hoşuma giden ve başlangıçta daha beni ekran karşısını kitleyen bir bölüm var.

General tarafından çağrılır dedektifimiz. Dedektif,
dürüst, çalışkan, karizmatik, ve çok zekidir. General şantaj yediği ve şantaj parasını vermek istemediği için çağırmıştır Dedektifi. Küçük kızının çıplak fotoğraflarını çekmişlerdir. Daha önce bu tür aile işlerini içki kaçakçısı bir irlandalı albay aracalığı ile yürüten general, albay'ın ortalıklardan yok olması sonucu yeni bir dedektif arayışına girişmiş, polis teşkilatından bir komser'in (ki Bogart'ın o da dostudur) tavsiyesi ile Philip Marlowe (yani Bogart) ile anlaşmıştır.

Bogart abimizi başlangıçtaki bu  sahneden sonra Hollywood Halk Kütüphanesinde görürüz. Kitap okumayacak kadar avam olan, içki ve karı kız muhabbeti bu kadar sağlam bir ağır abinin kütüphanede ne işi var diye düşünür seyirci. Sonra (fular takıp) bir kitap evine gider:

A.G.Geiger Nadir Kitaplar - Lüks Baskılar yazmaktadır tabelada.
Film boyunca tüm hatunların sarkmaktan kendini alamadıkları abimize güzel hatun kişisi sorar:
- Yardımcı olabilir miyim?
- Sizde Ben Hur, 1860 var mıdır?
- İlk baskılarla ilgilenecek birine benzemiyorsunuz.
- Sarışınlar ve şişelerle de ilgilenirim. Ben Hur, 1860 var mı?
- Bir ilk baskı mı?
- Hayır, hayır, üçüncü, üçüncü!
- 1 16. sayfasında tertip hatası olan.
- Korkarım yok.
- Peki ya Chevalier Audubon, 1840, tam set?
- Şu anda yok.
- Kitap satıyor musunuz?
- Bunlar neye benziyor? Greypfurta mı?
- Kitaba benziyorlar. Bay Geiger'ı görsem iyi olur.
- Şu anda burada değil.
- Çok yazık çünkü...
- Bay Geiger burada değil, dedim!
- Sizi duydum. Bağırmanız gerekmiyor.

Bunun üzerine üstat karşıdaki kitabevine gider. Aynı soruları oradaki güzel hatuna sorar. Hatun kişisi saçmalık, bu söylediğiniz tarihler yanlış der. Bogart abimiz "ama sizin karşınızdaki kitap evi bunları bilmiyor" der. Aslında orası bir kitapevi şeklinde Paravan olarak kullanılan Amerika'da yeni yeni ortaya çıkan çıklak kadın dergilerinin basıldığı ve satıldığı bir yerdir. Raymond Chandler'in aynı adlı romanından uyarlanan filmde, diyaloglar birebir kullanılmasına rağmen kitapta uzun uzun anlatılan yozlaşma eleştirisi burada kesilmiş daha da detaylandırılmamış, polisiye öyküye yoğunlaşılmıştır.


Hele hele o cool laf çakmalar yok mu?
- Şansını zorluyorsun dedektif
- Paramı böyle kazanıyorum
ya da
- Bu çocuğu sütten kesin, büyümüş...
güzel kadın taksici
- beni her zaman arayabilirsin (kartını veriyor)
- gündüz mü gece mi? (yani hangi zamanlarda taksi olarak seni arayım da ima ediyor)
- tabi ki gece, gündüzleri çalışıyorum.

eksi sözlükte bu kadınlarla yaptığı manevraları çok güzel özetlemiş bir suser:

The Big Sleep’te Humphrey Bogart, çevresinde birçok çekici, erotik ve seksi kadın bulunmasına karşılık, görev aşkıyla yanıyormuşcasına hepsine teğet geçer. kadınların cazibesine genel bir karşı koyuş söz konusudur. Oral dönem’de takılmış (fixation) izlenimi veren, parmağını emen genç kadın Carmen Sternwood (Martha Vickers) en başta olmak üzere, bogart’ın karşılaştığı bütün kadınlar tek tek çemberin dışına çıkarılırlar. bütün bunlar hollywood ölçülerinde en bilindik manevralardır. Çünkü Nihai Telos, Bogart’ı Lauren Bacall ile buluşturmak, Bir araya getirmektir. (Lauren Bacall, Femme Fatale figürü kimliğinde sunulsa bile düz anlamıyla asla ölümcül bir karakter olmamıştır. onu jane greer, ava gardner, barbara
stanwyck ve lizabeth scott’tan ayırt etmek gerekir) gece kulüplerinde, şık ve pahalı malikânelerde karşısına çıkan seksi kadınları geride bırakan bogart, eni sonu kendini bacall’ın kollarına bırakır. bacall, kimi kez erkeğinin aklını çelmeye çalışır, bazen onu yanlış yönlendirir; ama sonuç olarak bogart, öyküdeki bütün kadınların güvenini kazanır; o hep biraz tanıdık gelen cesareti sayesinde.  izole yaşadığında, cool takıldığında, alaycı tavrını takındığında, umursamaz havalara girdiğinde bile meydanı boş bırakmayan biridir bogart.



Filmi Film Noir hayranları ile birlikte 35 mm izleme şansını kaçırdığım bu baş yapıtı ikinci defa ev konforunda izledim, festival hatırına. Gerçekten muhteşem bir film.

Fast And Furious Serisi


Kötü başlayan bir ilk üç seri. Klişe konuların araba tandansına yatırılmasının ötesinde bir cacık olmayan ilk üç filmden sonra taşlar yerine oturuyor ve seyir zevki yüksek bir seri başlıyor.

The Fast And The Furious
imdb66
2001

Tüm seri boyunca filmin imzası gibi olacak olan güzel bir kıçı takip eden ve kendini yasadışı araba yarışı manyakları ortasında seri kadrajlar içinde bulan, diğer filmlerde olduğu gibi mini ötesi etekli mini minicik fıstıkların arabalardan slow motion indiklerini zumlamaların ardından her türlü modifasyonu maksimum şekilde aşmış hızın zirvesinde dolanan kız gibi arabaları seri montajlamalarla at avrat seven gürüha sunan ve bu kitleyi kendine bağlayan serinin ilk filmidir.

*  Güzel insanlar Güzel arabalar filmlerinden

* "Off, Oolm bu kaç basar" meraklıları için çekilmiş seridir. Başlarda bol yarışılı, bol arabalı film olsa da sonradan aksiyona daha fazla yaklaşmıştır.
Seri'nin imzası gibi olan yarış alanı çekimleri ise:
- bacak göt meme meme göt tampon araba araba göt meme meme araba ekzostan çıkan duman -
ritüeline mutlak uyulmuştur. (Serinin son filminde bunu bir Müslüman Arap ülkesinde yapıyorlar)

* Seri boyunca yapılan espri: Hey Kullanım Klavuzunu okuyabilmene şaşırdım.

* Yönetmenimiz uzak doğuludur ve esas oğlanı önce fıstık yeşili bir Mitsubishi Eclipse'si ardından da kavuniçi bir Toyota Supra'sı oluyor...









Vin Diesel'in ise tercihi dizel arabalar.
adasdaskşdhaskjdash!
Dodge Charger
Mazda Rx 7
Acura İntegra
Bu ara arabalar dışında  arabaya dair film boyunca shell'den pirelli'ye her türlü malzemenin reklamı yapılmış oldu. sponsor bombardıma filmlerden.


* İlk film klişe konusu üzerinden ağırlıklı olarak araba yarışlarına odaklandığı için serinin en çok yarış yapılan filmi olmuş.
Sade bir senaryo yazıp, araba çekimlerine odaklanmışlar.

* İlk üç film, bu özelliğini bozmadan çekilmiş, daha sonra hollywoodvari kahramanlık öykülerine dönünce arabalar daha zekice planlanmış takip sahnelerine dönüşmüş ve daha fazla bir seyircinin dikkatini çekmeyi başarmıştır (ki ben de bu ikinci üçlü turu beğenenlerdenim, maalesef öyle acayip bir araba tutkum yok)

* Seri boyunca, filmlerin baş rol kadın oyuncuları genelde latin kökenli güzeller.

= Dom And Brian arasındaki ilişki klişe olarak en çok
Point Break filmindeki Kurt Russell & Keanu Reavis'in adrenalin
 doluilişkisine çok benzemiş. Bunun dışında da çok fazla klişe vardı.

* Filmin sonundaki tren rayı geçme klişesi, filmin ileriki bölümlerindeki züper tren sahnelerine selam çakmıştır.

* Dom'un sevgilsi ki serinin en önemli hatunu Michelle_Rodriguez





2 Fast 2 Furious
IMDb58
2003
* Vin Diesel'i ve yönetmenini XXX filmine kaptırınca farklı bir kadro ile çekilmiş film.

* İlk filme göre aksiyon sahneleri hem daha iyi hem daha fazlaydı.

* İlk filme göre biraz daha mizah katılmıştı.
* Yat sahnesi ileriki seriler için iyi sinyaller veriyordu.

Filmin Arabaları:
Nissan-SkylineMazda-RX-7
Toyota-Supra
Honda-S2000

Filmin hatunu Devon Aoki















The Fast and the Furious: Tokyo Drift
Hızlı ve Öfkeli Tokyo Yarışı 2006
imdb59



* Tartışılmaz, serinin en kötü filmi.
* Yönetmen kadrajlarda rekor sayıda japon kızı bacağı kullanmıştır.
* İlk yarış odaklı serinin son filmidir. Bu filmden sonra, daha iyi sernayosu olan ve aksiyonu tatmin edici The Fast And The Furious serisi başlayacaktır. Tabi bunda Vin'in de devreye girmesinin önemi büyüktür.

Genede kolej piçi ile esas oğlan arasındaki diyalog fena değildi:

Kız: Güzel araba.
Esas Oğlan: İşimi görüyor.
Kız: Ne işi, pizza mı dağıtıyorsun?
Esas Oğlan: Önemli olan araba değil, arabayı kullanan kişi.
Madara Oğlan: Hey! Benim kızımla mı konuşuyorsun?
Esas Oğlan: Oh, lanet olsun. İşte başlıyoruz. Evet. Sadece arabamı ne kadar beğendiğini söylüyordu.
Madara Oğlan: Arabammış. Büyük annemin Buick'i bile bu hurda teneke yığınına toz yutturur.
Esas Oğlan: (zengin piçi olduğunu vurgulamak için) Peki ya babacığının Viper'ı?
Madara Oğlan: Bu canavar 500 beygir gücünde ve Borla egzoz sistemine sahip. 0'dan 100'e 4.3 saniyede çıkıyor...
Esas Oğlan: Vay canına. Broşürünü okumayı becerebilmişsin.

Filmin Hatunu: Trula M. Marcu

SERİ'NİN DAHA AZ YARIŞ DAHA FAZLA AKSİYON SİNEMASINA YAKLAŞTIĞI İKİNCİ DÖNEMİ

Fast &  Furious
The Fast And The Furious 4
imdb: 66
2009
Serinin tamamı bir araba yarışı oyunu olsaydı bu bölümün adı "Tünel" olurdu.

2 Fast 2 Furious'u benzer bir isim uygulaması yapılabilirmiş:  "4 Fast 4 Furious"
Ama n'apmışlar birinci bölümdeki "The" ları traşlamışlar: Fast & Furious

Tokyo fiyaskosu sonrasında seriyi sevenler için tam bir dönüş olmuştur.

Seri bununla ilk filme tekrar yaklaşıyor, aksiyonkimliğine geri dönüyor ve hatta yarış konseptinden
biraz daha uzaklaşıyor. Klişe teması ile iyi bir seri daha yakalamayı başarıyor.

Dominic abimizin aşkı ve serinin ilk filminin vamp güzeli Letty Meksikalı bir uyuşturucu kaçakçısı tarafından öldürülmüştür.
Tıpkı ilk filmde olduğu gibi yakışıklı sarı Brian polik teşkilatına geri dönmüştür.
Dominic'in ülkeye geri dönmesi için Letty ile anlaşılmış, fakat mafyanın bunu çakozlaması ile Letty kurban gitmiştir.

Brian ve Dominic farklı amaçlarla aynı anda bu uyuşturucu mafyasının direksiyon ekibine aynı anda girmeye çalışırlar. Dominic'in Letty'nin ölmesinde polis teşkilatının da etkisi olduğunu bilmiyordur. Filmin gerilimi Dominic'in intikam ve Brian'ın tekrar teşkilata kendini ispatlayıp ispatlayamayacağı üzerine kurgulanmıştır. Spoiler'ın allahı olacak ama ikisi de tam manada başarılı olamazlar.
mafya babası: siz birbirinizi tanıyor musunuz?
dominic: evet, kardeşimi bafilemişti...
mafya babası: şanslı adammışsın sarı...
brian: ne demek bu şimdi.
mafya babası: hala nefes alabiliyorsun...

Filmin en büyük saçmalığı, Tıpkı Kevin Costner abimizin "No Way Out" filmindeki gibi katilin kim olduğu verisi printer'dan çok yavaş bir şekilde çıkar. Ortalık tekno park mağazası gibi televizyon doluyken iki saatte bi çıktı veren printer ne alaka la, dedirtmiştir.

Süpriz son süpriz değil klişedir. klişe süpriz sondan sonra gene ilk filme saygı duruşunda bulunulmuş ve 5. filmin sinyalleri verilmiştir.

Filmin Hot Girl'leri Her ülkeden, her milletten, her inançtan toplamışlar gibiler.
Naureen Zaim
Becky O'Donohue
Adrienne McQueen
Fatma Hasan

********************************************************************************

Fast Five
Fast And Furious Five
Fast And Furious Rio Heist'da denilebilir.
imdb73
2011

* Film boyunca mantık hataları ard arda dizilse de seyir zevki git gide yükselen seri de trende uyulmuş, tren sahnesi ile heyecam başlamış lakin hiç durmamıştır.
- kasanın ağırlığı - kuvvet orantısızlığı
- kasa açmak için el okuma ekranında sağ el gerekirken, patronun sol el ile kıç yoklaması gibi gibi...

Film 4. bölümün sonunda yer alan Dominic'in kaçırılma sahnesi ile başlıyor. Bu sahne serinin ilk filmine bir gönderme aynı zamanda (Tır Soygunları)

Müthiş bir trenden araba çalma sahnesi ile devam ediyor. 
Aksiyonun sürekli tırmandığı ve seriye heyecan katan sahneler hiç bitmiyor.

Filmin daha sonraki kısmı rio'nun varoşlarında ve çatılarında takip sahneleri ile dolu. Rio'nun çok iyi reklamı yapılırken, rio polisinin satın alınmasıyla ilgili bu kaçıncı Hollywood filmi dedirtiyor insana, Brezilya'lı yöneticiler plato kurulmadan önce acaba senaryoyu hiç mi okumuyorlar. Türk polisini bu kadar madara edecek bir filme ülkemizde izin verirler mi dedirtiyor insana. 

Filmin finali ise iki arabanın çektiği banka kasası ve yüzlerce polisin olduğu bir kovalamaca şeklinde
kurgulanmış.

= İtalian Job'a bir adımd daha yaklaşmıştır seri.
 Ocean's Elevan ya da Ocean's serisinin herhangi bir filmi tadı vermiştir bu bölüm.

* Ekibi toparlıyoruz (serinin diğer filmleri de bu tandansta devame edecektir.)

Filmin Hatunu Gal Gabot

Ve Gal Gabot'un meşhur sahnesi:




*******************************************************************************



Furious 6
Fast And Furious 6
imdb72
2013

Trendi, maaliyetleri ve senaryosu gitgide artan serinin altıncısı.

Senaristlerin zıvana'dan çıktığı (hiç mi fizik okumadınız kardeşim) ve farkında olmadan onlarca saçma sapan diyalog ve abartılı aksiyon eklemelerine rağmen seyirciyi sinemaya artan bir grafikle çekmeyi başarmaktalar:
Dizel arabadan buji çıkartan, havaalanında uçağın kilometrelerce pistte dümdüz ilerlediği onlarca mantıksız şey. Lakin heyecan zirvede gidiyor mu, evet hem de inanılma bir hızda (Faster and Faster).

* Bu filmin bir özelliği de uçan uçana, Moskova sirki akrobatları birbirlerini bu kadar kolay havada yakalayamazlar, o nasıl senkron öyle.

* Tank ve uçak olayına da girdiklerine göre, 9. bölüme kalmaz uzayda mekik yarıştırmaya başlarlar dedirtmiştir.

* Filmin en büyük handikapı, eğer sen diğer ekiplerden farklı isen (ki filmde bu bangır bangır verilmiş) bir önceki filmin hatunu Giselle ablamız olay sırasında ölmüş, hemen ardından o mangal partisi oldu mu şimdi. E, biz bir aileyiz duruşuna uydu mu?

* Malcolm X'in arabası esprileri güldürmüştür.
Filmdeki arabalar:
1967 Chevrolet camaro
1969 Dodge charger daytona
1970 Ford anvil mustang not
1970 Ford escort rs1600 mk1
1970 Plymouth barracuda
1971 Jensen interceptor
2012 Nissan skyline gt-r
2012 F1 custom ramp-car
2012 Lucra lc470


******************************************************************************




























Furious 7
imdb79
2015

* Furious 7'yi izlemeden önce ilk 6 film hakkında en azından yukarıdaki özet kadar bilgi olması gerekiyor. Yoksa film imkansız ötesi aksiyon sahneleri dışında bir anlam ifade etmiyor.

* Filmin asıl izleyici kitlesi, elbette araba tutkunları ve bu insanlar genelde kendi de yapabildiklerini izlemek için bu seriyi izliyorlardı. 3.filmden itibaren daha fazla bir seyirci kitlesini sinemaya çekmek adına bu önemli özelliğini film yitirdi, artık uçurumdan yuvarlanan otobüsten uçarak kurtulan, helikopter ve tank'ı arabayla avlayan bir aksiyon filmi olmuştu.

Filmin Sloganı: Arabalar uçmaz Dom, Arabalar Uçmaz!
Filmin Özeti: Arabalar uçar...

* Kötü adam karakter tanıtımının (one man stand tadı) bu kadar kısa ve öz olduğu bir başka film hatırlamıyorum. Jasom Staham, kardeşinin hastane ziyaretinde ortalığın gereken yerine koymuş, o dağılmış plato'dan "yeminimi bozdum uleyn" diyerek uzaklaşmaya başlıdığı kısa öz bir tanıtım.
Uzaklaşırken, bir ingiliz olduğunu vurguladığı seriye yeni katılan bir araba ile kendini gösterdi tabi ki, Aston Martin db9
* Jasom Staham bundan sonra tıpkı Blues Brothers'ta Belushi'yi öldürmek isteyen abla gibi Dom ve Ekibi neredeyse ortaya çıkıp işlerine çomak soktu. İntikamının peşini hiç bırakmaması yer yer güldürdü.

* Daha önce uçaktan arabalar atladı, paraşütler açıldı, hatta gene böyle saçmalamanın zirvede olduğu A Takımı'nın sinema filminde tankla falan atlamışlardı. Gene de paraşütle yola inen arabalar ve sonrasındaki aksiyon görmeye değer güzellikte.

* Dubai'de de mayolu ablaların göt - meme - meme göt şeklinde sıraya dizildiğini seri kadrajlarla gösteren filmde, dünyanın her coğrafyasında ve inancında zenginlerin ve araba tutkunlarının yaşamlarının bir olduğuna gönderme yapılmış gibiydi.

* Filmin tabi ki en uçuk sahnesi burada gerçekleşti. Gökdelenler arası ferrari uçuşu.




* Bu filmde tüm seride olduğu gibi klişe konular, klişe ana tema, klişe diyaloglar ve klişe finali olan sadece tüm aksiyonun yoğunluklu olarak araba tandansı üzerine oturtulduğu bir gişe çalışması.  Son zamanlarda moda olmuş b-tibi aksiyon sinemasında star olması gereken tüm sektör starlarını toplamayı başardı.

= Bruce Willes'in starları aksiyon filminde toparladığı Red serisi
Stallone'nin starları aksiyon filminde toparladığı Expentables serisi
Matt Damon'un starları aksiyon filmlerde toparladığı Ocean serisi gibi...
Yalnız Fast And Furious serisi daha çok b - tipi aksiyon starların bu klasmana çıktıkları film oldu.
Expentables'te bence öyle ya, neyse.
Bu filme de Kurt Russell üstadımız eklenir. (Bay Hiçkimse lakabıyla, peh peh peh)


* Filmin palyaçosu (daha önceki serilerde de böyleydi) Tyrese Gibson arada o kadar curcuna içersinde basit esprileri ile güldürmeyi başarmıştır:
Bu sefer operasyonu ben yürütücem
(Tanrının gözü denilen tüm mafyanın peşinde koştuğu dijital alet açıldığında) Bi maillerime bakabilir miyim? Ya da hacker hatun üzerinden çevirdikleri geyikler.

* Bu arada baş örtülü ablalar, dayak yemiştir otel odasında, bu da bu filmi muhafazakar yapımıza ters bir film yapmıştır maalesef.

Filmin Hatunu: Nathalie Emmanuel
(Games Of Thrones'tan tanıdığımız)






Filmde gördüğümüz güzeller:
- ağır spoiler -


Filmimiz her şeyin başladığı yere geri döner. Finalde ekibimiz, tüm kötü adamları  kendi bildikleri caddelere ve sokaklara çekerler. Burada uzun takip sahneleri ve birebir çatışmalar, dövüşler yaşanır.
Tüm ekibin uzun bir süredir birbirne bağlı olduğunu anlatan, hepsinin kalbinin attığı yerde - bir kalp atışı bile durmaz mesajı verilerek aksiyondaki gerilim mutlu sona bağlanır.

Filmin iyi bir senarist ekibinden çıktığını anladığımız bir sahne ile de son bulur:
Paul ile Dom'un yollarının ayrıldığı sahnedeki sembolik anlatım ile.

ve S O N