Focus
Focus 2015
imdb66
* Yılın dolandırıcılık filmi.
* Margot Robbie oynadığını öğrenen tüm sinema manyakları, onun bu filmde ne kadar fora olacağını düşünmüşlerdir:
The Wolf Of The Wall Street filminde o kadar foraydı ki, sinematografisini bir Juliane Moore tadında fora devam edeceğini düşündü tüm nudografi severler. Fakat Robbie'den çok Will Smitt'in göğüsleri ile yetindiler.
* Filmdeki dolandırıcılık terimleri ve açıklamaları iyiydi: Kör Fare
* Sinema Tarihinin dolandırıcılık filmleri arasında ilk onu zorlayabilir.
House Of Games 1987 imdb73
Matchstick Men 2003 imdb73
Catch Me If You Can 2002 imdb79
İyi bir mizahı da olan:
The Sting 1973 imdb84
Dirty Rotten Scoundrels 1988 Kirli çürük ve adi
Avrupa filmi olarak: Tornatore'nin La Migliore Offerta
* Sişman latin kardeşin diyalogları güldürdü (filmin palyaçosu)
Cep telefonundan fotoğraf gösteriyor: bu karım, bu köpeğim, bu evim, bu aletim...
- ağır spoiler -
= Filmin ortasında babası olduğunu kişi yüzünden şok geçirdiğimiz filmler:
Maverick (onda da hafif bir dolandırıcılık vardı)
Jurassic World
Jurassic World
imdb:74 - 2015
= Jurassic Park 4
* Yılın felaket filmi
* Her park açıldığında sorun çıkacaksa bu seri bitmez.
* Komik bir spoiler olacak ama esas ablamız o topuklu ayakkabılarla sağda solda dağda ormanda koşturdu ya, ben size ne diyim...
*"Jurassic" dinozorlara karşı tüm dünyanın dikkatini çeken bir markadır.
* İlk film gerçekçilik üzerine ortaya çıkmış, seyirciyi daha iyi bağlamıştır. Bu film ise bilim kurgu, fantastik dünya ve efektlerle biraz daha sanal bir hayal dünyasına sürüklüyor. Bu da seyirciyi gerçek olma ihtimal dışılığı ile daha çok filmden uzaklaştırıyor.Jurassic Park, tıpkı eşdeşleri Terminatör, Alien ve benzeri filmler gibi ısıtıp ısıtıp önümüze konulacak sinema tarihinin unutulmazlarından. Jurassic World ise serinin düşüşünü ayağa kaldırabilecek derece özen gösterilmiş seriyi tekrar hayata döndüren bir eser olmuş.
* Adaya geliş Checked
* Ziyaretçilerin eğlendiklerine dair görüntüler Checked
* Esas adamın ne kadar özverili, çalışkan, cesur olduğuna dair karakter tanıtımı Checked
* Dinazorun kaçması Ta Taaa
* Kötü niyetli bir adamın işi içinden çıkılmaz hale getirmesi Checked
* Çocuklar üzerinden gerilimin arttırılması Checked
* Mantıklı bilim adamı olan esas oğlanımızın uyarıları, kimsenin onu dinlememesi Checked
* İnsanların çaresizce oraya buraya kaçışmaları Checked
* Ağır Spoiler ama tahmin ettiğiniz gibi Checked
* Adayı terk ediş - T - Rex'in kurt gibi bir yere çıkıp, yeri görü inleten uluması Checked
İlk Filme çok fazla gönderme vardı. Bu filmin hayranları için hoş jestler oldu.
- Bir canavar (İndominus Rex) yarattım! (Frankeştayn)
- Canavar olayı göreceli bir kavramdır. bir kanarya için bir kedi canavardır mesela.
İndominus Rex çok görkemli ve çok ürkütücü yapılmış. T - Rex'ten çok daha üstün kılan kamuflaj ve ısı sensörlerinden kendini kurtarabilecek kadar ısını ayarlayabilmesi yenilmez bir canavar olmasına neden olmuş.
Jurassic Word'a gitmeden önce Jurassic Park serisini izlerken kızımla yaşadığım bir diyalog:
Dört buçuk yaşında kızımla, o ilk bilim adamlarının dinozorlarla tanıştığı sahnesini izledik.
- Biz de dinozorları görmeye gidelim mi?
- Ama onlar biz insanlardan çok çok önce yaşamışlar, senin dedenin dedesinin dedesinin dedesi bile hiç dinozor görmemiş, dedim. Çünkü dünyamıza kocaman bir taş çarpmış ve onları öldürmüş. sonra biz insanlar bu dünyada yaşamaya başlamışız.
- Ama benim arkadaşım çok uzaklarda dinozorların olduğunu söyledi.
- I ııh!
- Benim arkadaşım yanlış söylemiş değil mi?
- Evet yanlış söylemiş. ama müzelerde topraktan onların kemiklerini çıkartıp kemiklerinden oluşan dev heykelleri var. seni onlara götürüceğiz, orada dinozorları görmüş olacaksın.
- Benim dinozorum var.
- Evet plastikten... Yani dinozorların kendisinden.
- Ne?
- Dinozorlar ölünce petrole dönüştü, biz de petrolde plastik yapıp, o plastiklerden dinozor oyuncaklar yaptık, yani insanlar dinozorlardan dinozor yapıyor.
- Anlamadım...
Filmin en çok dalga geçilen sahnesi:
İlk filme en iyi gönderme de bu olmuş:
Veeee filmin sonuna dair ağır bir spoiler olacak belki ama iki Spielberg eserinin posterde birleştirmesi:
Chappie
Chappie 2015
imdb:70
" Beni neden öldürmek için yarattın yaratıcı."
* "Robokop böyle çekilmeliydi" dedirten filmler.
Bazı yönetmenler vardır, örneğin David Fincher gibi, bazı filmleri beğenmez ve bunlar asıl böyle çekilmeliydi iddiasıyla film geçerler. Bu film de onlardan biriydi işte. Lakin böyle çekilmeli diyorsanız bir filme, o kadar çok devamlılık hatası da yapmamalısınız.
Film iyi bir fikri harcamış gibi duruyor, bazı kısımları havada kalmış hissettiriyor. Lakin gene de seyir zevki yüksek bir yapıt.
* Eksi Sözlükte film hakkında çok güzel bir yazı girilmiş.
"Dün vizyona giren chappie; son zamanlarda izlediğim en derin yapay zeka sci-fi örneği oldu. tüm zamanlar sci-fi listemde de sağlam bir yere oturdu şüphesiz. izlerken bir an geldi ve "vay be" şeklinde koltuğumda kitlendim kaldım. "tersköşe" anlamında değil, derinliği adına oldu bu.
Filmin güney afrikalı yönetmeni (neill blomkamp) için az zamanda çok şey yapan yeteneklerden kabul edebiliriz. çoğu insan gibi ben de onu ilk uzun metrajlı filmi olan yasak bölge 9 (2009) (district 9) ile tanıdım ve sevdim. (ki izlemeyen hemen izlesin derim. genelde klişe olarak hep uzaylılar dünyaya gelir ve insanlığa tehlike arz eder ama yasak bölge'de bu sefer uzaydan gelip mağdur olanlar uzaylılar oluyor. imdb puanı 8,0) o film de uzaylı ve insan ilişkisini çok derin bir şekilde işliyordu. sağlam başarı kazanınca da yönetmen 2. filmiyle daha büyük bütçeli bir iş denemişti. ve o da elysium: yeni cennet (2013) isimli film idi. matt damon, jodie foster gibi büyük isimlerin yer aldığı filmin imdb puanı da 6,7 olmasına rağmen genelde -tabi haddinden fazla olarak- kötü eleştirilmekte. şahsen ben o derece yerin dibine sokulacak bir film olduğunu düşünmedim asla. 1 filmiyle yüceltilip, sonraki filmiyle burun kıvrılan biri olarak chappie ile kapak yapmıştır o kitleye.
Ve chappie; yönetmenin 3. ve şimdilik son filmi. yasak bölge 9'daki gibi benzer bir şablonu kullanarak yönettiği filmin müziklerini de hans zimmer yaratmış. (kaldı ki üstadın interstellar işlerini kasım'dan beri dinlemeye devam ederken, şimdi keyifle hatmedeceğim bir albüme daha sahip oldum, şu an arka planda da çalmakta zaten.) spoiler olmaması için bilgi vermek istemiyorum ama konusu için kabaca; "insani hisleri de barındırarak kendi benliğine kavuşma sürecindeki bir yapay zekanın hikayesi ve bunun geçtiği distopik dünya düzeni" diyebiliriz film için. gün gelecek ve cyberpunk klasikleri arasında yerini alacaktır bence.
Bir de bilen bilir. bu yönetmenin has bir ana oyuncusu vardır. yasak bölge 9'da başrolde olan, elysium'da kötü rolde olan sharlto copley'den bahsediyorum. chappie'nin oyuncu kadrosuna bakmadan gitmiştim filme. ve izlerken hugh jackman'ın karakteri için "ya acaba, onun yerine keşke sharlto copley mi oynasaymış o rolde" diye içimden geçirdim durdum. film arasında imdb'yi kurcaladım ki sharlto copley zaten filmde varmış ve chappie'yi o canlandırıp, seslendiriyormuş. :))) güzel bir dumur yaşadım ve keyiflendim buna. çünkü adam chappie'ye adeta kan vermiş. hugh jackman dışında filmde sigourney weaver* ve dev patel de var. ayrıca yolandi karakterindeki hatunu yo-landi visser isimli güney afrikalı şarkıcı canlandırmış. ninja isimli karakteri de ninja isimli biri canlandırmış. die antwoord isimli bir müzik grubunun üyeleriymiş meğerse. film sayesinde tanışmış oldum kendileriyle. filmin derinliğine yardımcı olan tezat bir konumları var filmde. karton-karakterler sayabileceğimiz bu kişiler, chappie devreye girdikten sonra filmi zirveye çıkarıyorlar.
*sigourney weaver için şunu da söylemeden geçemedim. bu değerli ve başarılı yönetmenin 4. film projesi bir sonraki "alien" filminin ta kendisidir. o seriye kendi tarzıyla muhteşem bir lezzet katacağı şüphesizdir. ve eğer ki (alien denilince başka bir isim gelemez heralde kimsenin aklına) yeni alien filminde sigourney weaver da olacak ise yönetmen onunla bir ısınma turu atmış oldu chappie sayesinde...
13 parçalık muhteşem müzik albünü de
https://www.youtube.com/watch?v=SjGimzXze3o&list=PLrTPG8PZuwnQ11lJgZAaeXBy2bMrfdpLf
Kingsman: The Secret Service
Kingsman: The Secret Service
Kingsman: Gizli Servis 2014
İmdb:79
Yılın en iyi ajan - gizli servis filmi.
2014 yılının en iyi 10 filmi arasındadır.
Başyapıt
* Filmde en çok güldüğüm sahne çocuğun J.B. dövmesinin açılımının "James Bond mu" olarak soran ustasına, Hayır Jack Bauver olduğunu söylediği an.
Ajanların J.B. olması konusunda bizde bir aydınlanma yaratmıştır:
James Bond - Jack Bauer - Jason Bourne
* Epik bir film, sinemaya sürekli bir gönderme yapılıyor. Filmin en çok tekrar edilen repliği:"Bu öyle bir film değil" daha da spoiler vermeden konuyu ancak bu seviyede açabildim...
* Post Modern Yuvarlak Masa Şovalyeleri.
* Filmin en büyük tartışması tabi ki bazı gösterimlerden kalkan şu meşhur göt gösterisi:
İsveç prensesini bu halde görmek mi istemediler yoksa filme 16 yaş altı da izlesin düşüncesi mi bu
sansürü getirdi bilmiyorum, Lakin bunu yönetmenin çekmesindeki asıl amaç bond filmlerine bir rakip yaratmak olan bu gizli servis filminde, bond filmlerindeki gibi bir finalle kapatmak. Bu melez filmde de tıpkı onlarca bond filminde olduğu gibi bir seks sahnesi imajı bırakılarak sonlandırmak istemiş yaratıcı ekip. İngilizleri bu kadar asil gösterip, İsveç prensesini basenci yapmak uluslararası bir skandala kesin yol açmıştır... Prensesi görüp: öte bakma öte, göte bak göte demeyen de yoktur...
* Süit - takım elbise yaptıma isteği uyandıran filmler (italyan mafya filmleri - ingiliz ajan filmleri)
* Filmlerde "Esas oğlan, Karakter oyuncusu ve Kötü adam karakter tanıtımı" ve "Kötü adam kötü olma gerekçesi" alt metinlerine, hazırlık görüntülerine ve diyaloglarına çok önem veriyorum. Esas oğlan karakter tanıtımı gene bir dosya okuması üzerinden ve üvey babanın bar çetesi ile olan kavgası üzerinden yapılmış. Yarı görsel yani zayıftı. Esas Oğlan'a en büyük destek veren ana karakter oyuncusunun karakter tanıtımı ise tamamen görseldi. Kilise sahnesinde de pekişti.
Kötü adama kötülüğün gerekçesi ise filmi iyi filmler klasmanına sokacak kadar başarılıydı. Küresel ısınmanın geri dönüşü olmayan sorununa büyük bir katliam ile son vermek iyi bir fikir. Acımasız ama bir bililm adamı olarak kan görmekten rahatsız. İnsanların dünyanın virüsü olduğunu "Matrix" filminin tradından ufkumuzu iki katına çıkaracak tatda dinlemiştik. Bu filmde bir türevi alınmış ve Küresel ısınmanın tıpkı vücudun virüsten kurtulma yolu olan yüksek ateş olduğu örneklendirilmiş. Bu babda tartışmaısz çok başarılı bir film.
Matrix filmindeki o unutulmaz Ajan Smith tiradı:
"Sizinle, bir süredir kafamı meşgul eden bir düşüncemi paylaşmak istiyorum. Bu düşünce aklıma sizin türünüzü sınıflandırmaya çalışırken geldi ve anladım ki sizler aslında memeliler sınıfına dahil değilsiniz. Bu gezegendeki tüm memeliler, yaşadıkları çevre ile içgüdüsel olarak bir denge kuruyorlar. Ama siz insanlar öyle değilsiniz. Bir bölgeye yerleşiyorsunuz ve çoğalıyorsunuz, tüm doğal kaynakları tüketene kadar çoğalıyorsunuz. Canlı kalabilmenizin tek yolu başka bir bölgeye yayılmak. Bu gezegende bu şekilde yaşamını sürdüren bir organizma daha var. Ne olduğunu biliyor musunuz? Virüsler. İnsanlar hastalıktır. Bu gezegenin kanserleri. Sizler vebasınız. Ve bizler de bunların ilacıyız."
* Kötü adam koruması, enteresan ayak amputeli abla tamamen Tarantino arak:
Planet Terrör ve Kill Bill karışımı bir şey olmuş.
* Dövüş sahnesi hem çekim tekniği hem de plan sekans tadıyla sinema tarihinde en iyi dövüş sahneleri arasındaki yerini aldı benim gözümde.
* Köpek ile güzel bir yan hikaye yaratılmış: "Büyüyecek değil mi?"
Kingsman: Gizli Servis 2014
İmdb:79
Yılın en iyi ajan - gizli servis filmi.
2014 yılının en iyi 10 filmi arasındadır.
Başyapıt
* Filmde en çok güldüğüm sahne çocuğun J.B. dövmesinin açılımının "James Bond mu" olarak soran ustasına, Hayır Jack Bauver olduğunu söylediği an.
Ajanların J.B. olması konusunda bizde bir aydınlanma yaratmıştır:
James Bond - Jack Bauer - Jason Bourne
* Epik bir film, sinemaya sürekli bir gönderme yapılıyor. Filmin en çok tekrar edilen repliği:"Bu öyle bir film değil" daha da spoiler vermeden konuyu ancak bu seviyede açabildim...
* Post Modern Yuvarlak Masa Şovalyeleri.
* Filmin en büyük tartışması tabi ki bazı gösterimlerden kalkan şu meşhur göt gösterisi:
İsveç prensesini bu halde görmek mi istemediler yoksa filme 16 yaş altı da izlesin düşüncesi mi bu
sansürü getirdi bilmiyorum, Lakin bunu yönetmenin çekmesindeki asıl amaç bond filmlerine bir rakip yaratmak olan bu gizli servis filminde, bond filmlerindeki gibi bir finalle kapatmak. Bu melez filmde de tıpkı onlarca bond filminde olduğu gibi bir seks sahnesi imajı bırakılarak sonlandırmak istemiş yaratıcı ekip. İngilizleri bu kadar asil gösterip, İsveç prensesini basenci yapmak uluslararası bir skandala kesin yol açmıştır... Prensesi görüp: öte bakma öte, göte bak göte demeyen de yoktur...
* Süit - takım elbise yaptıma isteği uyandıran filmler (italyan mafya filmleri - ingiliz ajan filmleri)
* Filmlerde "Esas oğlan, Karakter oyuncusu ve Kötü adam karakter tanıtımı" ve "Kötü adam kötü olma gerekçesi" alt metinlerine, hazırlık görüntülerine ve diyaloglarına çok önem veriyorum. Esas oğlan karakter tanıtımı gene bir dosya okuması üzerinden ve üvey babanın bar çetesi ile olan kavgası üzerinden yapılmış. Yarı görsel yani zayıftı. Esas Oğlan'a en büyük destek veren ana karakter oyuncusunun karakter tanıtımı ise tamamen görseldi. Kilise sahnesinde de pekişti.
Kötü adama kötülüğün gerekçesi ise filmi iyi filmler klasmanına sokacak kadar başarılıydı. Küresel ısınmanın geri dönüşü olmayan sorununa büyük bir katliam ile son vermek iyi bir fikir. Acımasız ama bir bililm adamı olarak kan görmekten rahatsız. İnsanların dünyanın virüsü olduğunu "Matrix" filminin tradından ufkumuzu iki katına çıkaracak tatda dinlemiştik. Bu filmde bir türevi alınmış ve Küresel ısınmanın tıpkı vücudun virüsten kurtulma yolu olan yüksek ateş olduğu örneklendirilmiş. Bu babda tartışmaısz çok başarılı bir film.
Matrix filmindeki o unutulmaz Ajan Smith tiradı:
"Sizinle, bir süredir kafamı meşgul eden bir düşüncemi paylaşmak istiyorum. Bu düşünce aklıma sizin türünüzü sınıflandırmaya çalışırken geldi ve anladım ki sizler aslında memeliler sınıfına dahil değilsiniz. Bu gezegendeki tüm memeliler, yaşadıkları çevre ile içgüdüsel olarak bir denge kuruyorlar. Ama siz insanlar öyle değilsiniz. Bir bölgeye yerleşiyorsunuz ve çoğalıyorsunuz, tüm doğal kaynakları tüketene kadar çoğalıyorsunuz. Canlı kalabilmenizin tek yolu başka bir bölgeye yayılmak. Bu gezegende bu şekilde yaşamını sürdüren bir organizma daha var. Ne olduğunu biliyor musunuz? Virüsler. İnsanlar hastalıktır. Bu gezegenin kanserleri. Sizler vebasınız. Ve bizler de bunların ilacıyız."
* Kötü adam koruması, enteresan ayak amputeli abla tamamen Tarantino arak:
Planet Terrör ve Kill Bill karışımı bir şey olmuş.
* Dövüş sahnesi hem çekim tekniği hem de plan sekans tadıyla sinema tarihinde en iyi dövüş sahneleri arasındaki yerini aldı benim gözümde.
* Köpek ile güzel bir yan hikaye yaratılmış: "Büyüyecek değil mi?"
Following
Following 1998
imdb76
Film Noir
Filmin muhteşem yanı etkileyici, vurucu sona sahip ve kısa:
70 Dakika
* Nolan'ın ilk senaryo, yönetmenlik ve yapımcığını üstlendiği ve ileride büyük başyapıtlara imza atacağının sinyallerini verdiği iyi bir alcakaranlık kuşağı tadındaki suç filmi.
* İngiliz Bağımsız Film ödüllerinde en iyi film adayı olmuş.

* Flash back ve Flash forward'ların çapraz sorgudan kaynaklandığı iyi geçişlere sahip bir filmdir. Ana karakterimiz üç bölümden oluşan bu filmde hangi partta olduğunu anlayabilmemiz için üç farklı tipe bürünmektedir:
uzun saçlı/traşsız -
kısa saçlı/traşlı -
kısa saçlı/tarşlı/yaralı yüzlü.
Film çok ucuza mal edilmiştir. Ana karakterler Nolan'ın arkadaşları ve ailesidir. İç mekan çekimlerinde karakterler ışık yetersiz olacağından hep pencere kenarında durmuşlardır.
Filmin en büyük devamlılık hatası ağızdaki plastik eldivendir. Nolan severler buna bile bir çok kılıf uydursalar da filmde yaşanılan aksaklıklarıın çok ucuz yöntemlerle çözüldüğü bilinirken bunlar için mücadele vermemin bir anlamı yoktur. Üstadın bu ilk eserine hoşgörü ile yaklaşmak gerekir.

* Bill'in oturduğu evde Stanley Kubrick'in Shining afişleri asılı üç tane küçük a, gizemli sarışınımızı andıran Marilyn Monroe posteri ve Mark Rothko resmi de dikkat çekiyo. Çaldığı cdlerin en üstünde trainspotting soundtracki görünüyo. Kitaplarda da plato'nun republic'i...
* İngiliz Film Noir filmlerindendir = Danny Boyle’un Shallow Grave 1994'te ingiliz sinemasının unutulmaz kara filmlerinden biridir, bu film onun kadar bir şöhrete sahip olmasa da iyiler arasıdnaki yerini almıştır.
* Sinematografik olarak aynı yıl çekilen = Darren Aranofsky'nin Pİ (1998) filmini anımsatmıştır.
* * Hem baş rol kadın oyuncusu ileride Nolan'ın Batman serisinde oynamıştır. İnception filmindeki karakterin adı ile buradaki karakterin adı aynıdır. Prestij filmindekine benzer bir kurgusu vardır. Memento tadında sürükleyici bir senaryoya sahiptir. Nolan'ın Batman aşkına dair filmde bir emare de var:
imdb76
Film Noir
Filmin muhteşem yanı etkileyici, vurucu sona sahip ve kısa:
70 Dakika
* Nolan'ın ilk senaryo, yönetmenlik ve yapımcığını üstlendiği ve ileride büyük başyapıtlara imza atacağının sinyallerini verdiği iyi bir alcakaranlık kuşağı tadındaki suç filmi.
* İngiliz Bağımsız Film ödüllerinde en iyi film adayı olmuş.

* Flash back ve Flash forward'ların çapraz sorgudan kaynaklandığı iyi geçişlere sahip bir filmdir. Ana karakterimiz üç bölümden oluşan bu filmde hangi partta olduğunu anlayabilmemiz için üç farklı tipe bürünmektedir:
uzun saçlı/traşsız -
kısa saçlı/traşlı -
kısa saçlı/tarşlı/yaralı yüzlü.
Film çok ucuza mal edilmiştir. Ana karakterler Nolan'ın arkadaşları ve ailesidir. İç mekan çekimlerinde karakterler ışık yetersiz olacağından hep pencere kenarında durmuşlardır.
Filmin en büyük devamlılık hatası ağızdaki plastik eldivendir. Nolan severler buna bile bir çok kılıf uydursalar da filmde yaşanılan aksaklıklarıın çok ucuz yöntemlerle çözüldüğü bilinirken bunlar için mücadele vermemin bir anlamı yoktur. Üstadın bu ilk eserine hoşgörü ile yaklaşmak gerekir.

* Bill'in oturduğu evde Stanley Kubrick'in Shining afişleri asılı üç tane küçük a, gizemli sarışınımızı andıran Marilyn Monroe posteri ve Mark Rothko resmi de dikkat çekiyo. Çaldığı cdlerin en üstünde trainspotting soundtracki görünüyo. Kitaplarda da plato'nun republic'i...
* İngiliz Film Noir filmlerindendir = Danny Boyle’un Shallow Grave 1994'te ingiliz sinemasının unutulmaz kara filmlerinden biridir, bu film onun kadar bir şöhrete sahip olmasa da iyiler arasıdnaki yerini almıştır.* Sinematografik olarak aynı yıl çekilen = Darren Aranofsky'nin Pİ (1998) filmini anımsatmıştır.
* * Hem baş rol kadın oyuncusu ileride Nolan'ın Batman serisinde oynamıştır. İnception filmindeki karakterin adı ile buradaki karakterin adı aynıdır. Prestij filmindekine benzer bir kurgusu vardır. Memento tadında sürükleyici bir senaryoya sahiptir. Nolan'ın Batman aşkına dair filmde bir emare de var:
Etiketler:
* başyapıt,
1998,
34b alacakaranlık konseptindeki filmler
Rush Hour Serisi
Rush Hour Serisi:
Jump Street Serisi kadar kötü bir seri diyebilirim. Tek bir karesine ve sahnesine gülümsemediğim film olmuştur. Bu tip filmlerin avangartı durumundaki Cehennem Silahı'nın yanına bile yaklaşamaz nitelikte. Sosyete Polisindeki Eddie Murphy bir tık daha komikti Chris Tucker'dan, yalan söylemeyi daha iyi kıvırıyordu (hafif bir karakter apartmışlar). Tom Hanks'in (Turner & Hooch) ve Bill Murrey'in (K-9) köpek ortaklı filmleri hem konusu hem de diyalogları ile daha ağır basar. Salt polis komedileri açısından baktığımızda Çıplak Silah serisi bu türün hem avangartı hem de en popüleridir. En kötüsü olarak da Polis Akademisi serisinin adı geçer. Ki Polis Akademisi yer yer hepimizi güldürdüğü sahneler vardır. Sinema tarihinin en komik polisiyesi ise Hot Fuzz'dur.
İkili polis komedileri olarak hem Starsky And Hutch (Ben Stiller ve Owen Wilson) filmi ile Other Guys (Will Ferell ve Mark Wahlberg) filmleri devamları çekilmese de daha eğlenceli bulduğum filmler olmuştur. Özellikle Starsky And Hutch filminde Will Ferell'ın oynadığını bir hapishane sahnesi vardır ki, sinema tarihinin en komik sahneleri arasında yer alıt.
Jackie Chan'in araştırarak gittiği yere Chris Tucker hep tesadüflerle gider ve hep bunlar olayların göbeğinde sürekli buluşurlar. Senaryo böyle şeyler yüzünden hiç bir zeka pırıltısı barındırmadığını da söyleyebiliriz.
Filmde sık tekrarlanan: Ben Michael Jackson'ım sen Tito'sun espirisi ve varyasyonları var. Kötü ötesi.
Birinci filmde Chris Tucker kendi tanıdığı haber kaynaklarına gidip, Jackie Chan'i kandırıyor, ikinci bölümde de bu sefer Jackie Chan aynı şeyi yapıyor. Bu tür hoş devamlılıklar var. Lakin seri genel itibariyle vasatın altında.
Rush Hour 1998
imdb:69
* Karakter tanıtımı tipik başlar, dedektifimiz ortalığı darma dağan eder ama suçluyu yakalar. Bu sırada iki tane memur vurulmuştur.
* Chris Tucker gevezeliği ile güldürmey çalışır. Jackie Chan de akrobatik kavga sahneleriyle. Gene de filmi bunlar kurtarmıyor maalesef.
* Müzik tercihleri, uçakta didişmeleri, Jackie Chan'in başta Chris'ten kurtulma sahneleri filmden akılda kalanlar.
Filmin Hatunu La Bamba'nın unutulmazı Elizabeth Peria.

Rush Hour 2 2001
imdb66
* - Ağzımdan çıkan kelimeleri anlıyor musun?
- Senin ağzından çıkan kelimeleri kimse anlamıyor dostum.
Filmin Hatunu neredeyse Boat Trip filmini üzerine yaptıkları Roselyn Sanchez
Rush Hour 3 2007
imdb:62
Serinin en iyisiydi diyebilirim. Yoğunluklu olarak Paris'te geçen filmde, Eyfel kulesi sahnesi müthişti, süper kurgulanmıştı.
- Seni rahatlatmam için ne almam gerekiyor!
- Porno film olabilir.
- Lee!
- Sadece 9,95 dolar.
* Crouching Tiger - Temtation falan gibi lakaplarla sürekli çinlileri aşağılıyor.
Filmin Hatunu sadece güzelliği ile göz dolduran: Noémie Lenoir
Jump Street Serisi kadar kötü bir seri diyebilirim. Tek bir karesine ve sahnesine gülümsemediğim film olmuştur. Bu tip filmlerin avangartı durumundaki Cehennem Silahı'nın yanına bile yaklaşamaz nitelikte. Sosyete Polisindeki Eddie Murphy bir tık daha komikti Chris Tucker'dan, yalan söylemeyi daha iyi kıvırıyordu (hafif bir karakter apartmışlar). Tom Hanks'in (Turner & Hooch) ve Bill Murrey'in (K-9) köpek ortaklı filmleri hem konusu hem de diyalogları ile daha ağır basar. Salt polis komedileri açısından baktığımızda Çıplak Silah serisi bu türün hem avangartı hem de en popüleridir. En kötüsü olarak da Polis Akademisi serisinin adı geçer. Ki Polis Akademisi yer yer hepimizi güldürdüğü sahneler vardır. Sinema tarihinin en komik polisiyesi ise Hot Fuzz'dur.
İkili polis komedileri olarak hem Starsky And Hutch (Ben Stiller ve Owen Wilson) filmi ile Other Guys (Will Ferell ve Mark Wahlberg) filmleri devamları çekilmese de daha eğlenceli bulduğum filmler olmuştur. Özellikle Starsky And Hutch filminde Will Ferell'ın oynadığını bir hapishane sahnesi vardır ki, sinema tarihinin en komik sahneleri arasında yer alıt.
Jackie Chan'in araştırarak gittiği yere Chris Tucker hep tesadüflerle gider ve hep bunlar olayların göbeğinde sürekli buluşurlar. Senaryo böyle şeyler yüzünden hiç bir zeka pırıltısı barındırmadığını da söyleyebiliriz.
Filmde sık tekrarlanan: Ben Michael Jackson'ım sen Tito'sun espirisi ve varyasyonları var. Kötü ötesi.
Birinci filmde Chris Tucker kendi tanıdığı haber kaynaklarına gidip, Jackie Chan'i kandırıyor, ikinci bölümde de bu sefer Jackie Chan aynı şeyi yapıyor. Bu tür hoş devamlılıklar var. Lakin seri genel itibariyle vasatın altında.
Rush Hour 1998imdb:69
* Karakter tanıtımı tipik başlar, dedektifimiz ortalığı darma dağan eder ama suçluyu yakalar. Bu sırada iki tane memur vurulmuştur.
* Chris Tucker gevezeliği ile güldürmey çalışır. Jackie Chan de akrobatik kavga sahneleriyle. Gene de filmi bunlar kurtarmıyor maalesef.
* Müzik tercihleri, uçakta didişmeleri, Jackie Chan'in başta Chris'ten kurtulma sahneleri filmden akılda kalanlar.
Filmin Hatunu La Bamba'nın unutulmazı Elizabeth Peria.

Rush Hour 2 2001
imdb66
* - Ağzımdan çıkan kelimeleri anlıyor musun?
- Senin ağzından çıkan kelimeleri kimse anlamıyor dostum.
Filmin Hatunu neredeyse Boat Trip filmini üzerine yaptıkları Roselyn Sanchez
Rush Hour 3 2007imdb:62
Serinin en iyisiydi diyebilirim. Yoğunluklu olarak Paris'te geçen filmde, Eyfel kulesi sahnesi müthişti, süper kurgulanmıştı.
- Seni rahatlatmam için ne almam gerekiyor!
- Porno film olabilir.
- Lee!
- Sadece 9,95 dolar.
* Crouching Tiger - Temtation falan gibi lakaplarla sürekli çinlileri aşağılıyor.
Filmin Hatunu sadece güzelliği ile göz dolduran: Noémie Lenoir
Milk
Milk 2008
imdb72
* Yılın bol ödüllü filmi. 2Oscar67W105N
* Yılın eşcinsellik filmi
* Yılın biyografileri arasında
* Eşcinsel politikacı ve aktivist Harvey Milk'in biyografisi.
Başarı hikayelerinden biri film. Bireyin kırk yaşından sonra da çok şey değiştirebileceğini, başarısızlıklarında hiç bir zaman buna engel olamayacağını anlatan bir senaryosu var. Amerikan siyasetinde çok daha önemli biri olduğunu düşünmüştüm, Milk'in, O konu da büyük hayal kırıklığına uğratan bir film.. Bugünkü kişisel özgürlüklerin önünü açmada bir mihenk taşı olduğu, eşcinsellerin organize olmasında ve ayaklanmalarında rol oynadığı kuşkusuz.
* Filmin yoğun konusunun geçtiği Castro Camera ve Milk'in evi gerçek mekanlar olmas filmin biyografi olarak şık bulduğum detaylarından. Ayrıca, film için yüzlerce figüranın ücretsiz oynama talebinde Gus Van Sant cinsel tercihi ve Milk'in hala daha ne kadar büyük bir etki bıraktığının etkisi büyük. Bu da filmi dönemin en çok konuşulan biyografilerinden biri haline getirmiş.
* Gene de senaryo ve sinamatografi açısından bir başyapıt olduğunu düşünmüyorum.
* Gerçek görüntülerin miks kurguda eklendiği biyografiler.
* Benim için çok çok iyi değildi, izlemek için izledim diyebilirim.
imdb72
* Yılın bol ödüllü filmi. 2Oscar67W105N
* Yılın eşcinsellik filmi
* Yılın biyografileri arasında
* Eşcinsel politikacı ve aktivist Harvey Milk'in biyografisi.
Başarı hikayelerinden biri film. Bireyin kırk yaşından sonra da çok şey değiştirebileceğini, başarısızlıklarında hiç bir zaman buna engel olamayacağını anlatan bir senaryosu var. Amerikan siyasetinde çok daha önemli biri olduğunu düşünmüştüm, Milk'in, O konu da büyük hayal kırıklığına uğratan bir film.. Bugünkü kişisel özgürlüklerin önünü açmada bir mihenk taşı olduğu, eşcinsellerin organize olmasında ve ayaklanmalarında rol oynadığı kuşkusuz.
* Filmin yoğun konusunun geçtiği Castro Camera ve Milk'in evi gerçek mekanlar olmas filmin biyografi olarak şık bulduğum detaylarından. Ayrıca, film için yüzlerce figüranın ücretsiz oynama talebinde Gus Van Sant cinsel tercihi ve Milk'in hala daha ne kadar büyük bir etki bıraktığının etkisi büyük. Bu da filmi dönemin en çok konuşulan biyografilerinden biri haline getirmiş.
* Gene de senaryo ve sinamatografi açısından bir başyapıt olduğunu düşünmüyorum.
* Gerçek görüntülerin miks kurguda eklendiği biyografiler.
* Benim için çok çok iyi değildi, izlemek için izledim diyebilirim.
Shatranj Ke Khilari - The Chess Players
Satrancın anavatanı Hindistan'da geçen filmin iki ekseni var. Birincisi satranç meraklısı iki beyzadenin yaşadıkları. Diğeri ise, bu iki beyzadenin de içinde yaşadığı ve Hindistan'ın bağımsızlığı en son yitiren birkaç şehrinden biri olan Aud yöneticisi Vacid Ali Şah'ın İngilizlere karşı mücadelesi.
İki beyzade sabah akşam satranç oynamaktadır. O kadar ki şehirlerinde işler hiç iyi gitmediği halde onlar satrancın başından kalkmamaktadır. Bir bakıma Züğürt Ağa'nın, işler ters gittiği halde güreş merakından vazgeçmemesi gibi.
Kentin yöneticisi Vacid Ali Şah da edebiyata, sanata çok meraklıdır. Ataları, İngilizler geldiğinde İngilizlerle işbirliği yapan ilk yöneticilerden olduğu için, İngilizler Hindistan'daki hakimiyetini sürekli genişletip Aud şehrinin etrafındaki yerleşimlerin hepsini ele geçirirken bu şehir hep huzur içinde olmuş, adeta savaşı unutmuştur.
Lakin İngilizler en sonunda, dalda kiraz gibi gördükleri Aud şehrini da bir uzanışta koparıp almaya karar verirler. Bunun üzerine Vacid Ali Şah şehri teyakkuza geçirir. Askerler ve hatta halk savaşa hazırlanır. Tüm bu seferberlik içinde dahi bizim satranççı beyzadeler Hint usulü satrançlarına devam ederler.
Bu sırada İngilizlerle kültür alışverişinde bulunmuş bir arkadaşları onlara İngilizlerin de satranç oynadığını ama kendi kurallarını koyduklarını söyler. Bunun üzerine beyzadelerden biri "İngilizler en sonunda Satranç'ı da mı sömürgeleri yaptı?" der.
*** SPOILER ALERT ***
Vacid Ali Şah bir sıcak savaşa değil önden gelen bir soğuk savaşa maruz kalır. İngilizler şehre canları istediği için değil halkın yönetimden şikayetçi olması nedeniyle girip yönetime el koyacaklarını söyler. Tabii ki bu gerçek değildir ama şah bu diplomatik savaşla karşı karşıya kalınca aslında yenilginin ne kadar kaçınılmaz olduğunu anlar. Bu his filmdeki ufak inceliklerle veriliyor. O da satranççıların yaptığını yapar ve yenilmeyi beklemektense oyunu terk eder. İngiliz valisinin temsilcisi şehre görüşmeye (pazarlığa) geldiğinde tacını kendi başından alıp ona uzatır. Bu kadarını İngiliz temsilci bile beklememektedir ve tacı kabul edemez. Vacid Ali Şah ise tarihe halkına zulmetmiş, İngilizlerle kaybedeceği bir mücadeleye girmiş vs. bir hükümdar olarak geçmektense doğrudan oyunu terk ederek şehrini ve itibarını kurtarmak için ısrar eder.
Velhasıl şehir İngilizlerin eline geçer. Beyzadeler satranç oynamaya devam edebilmek üzere ellerinde tüm imkanları terk ederler ya da kaptırırlar. En sonunda şehir yakınlarındaki bir köyde adeta satranç oynayan iki serseri gibi kalırlar. Şehrin İngilizlerin eline geçtiğinde "Şimdi ne yapacağız" sorusuna beyzadelerden biri "Artık vezir değil kraliçe diyeceğiz. Yaşasın Kraliçe" diye cevap vererek Hindistan'da kapanan bir dönemi özetler.
*** SPOILER ALERT ***
Film satrancın Hindistan'daki kökenlerine değinmesi ve verdiği (biyografik olmasa da) gerçekçi tarih bilgileri nedeniyle izlenebilir. Oyunculuklar gerçekten iyi. Beyzadelerin ve hükümdarın hali en iyisi. Öte yandan İbn-i Haldun'un "bereketlilik bir toplumu tembelleştirir, mahrumiyet öbür toplumu çalışkanlaştırır" diye özetlenebilecek sosyolojik tespitini bu filmde Hindistan ve İngilizler üzerinden filmdeki karakterler özelinde doğrulamak mümkün.
Filmde ufak bir de mantık hatası var. Satranççılardan biri atıyla şah dediğini söyler. Sıra diğerindedir. Araya birkaç sahne girer ve nihayet oyuna devam ettiğinde rakip filini oynar. Oysa atla şah çekildiğinde (Eski Hint satrancında da şimdikinde de) şahı oynamak ile atı yemek dışında bir seçenek olmaz.
Film Youtube'da baştan sona izlenebiliyor.
İki beyzade sabah akşam satranç oynamaktadır. O kadar ki şehirlerinde işler hiç iyi gitmediği halde onlar satrancın başından kalkmamaktadır. Bir bakıma Züğürt Ağa'nın, işler ters gittiği halde güreş merakından vazgeçmemesi gibi.
Kentin yöneticisi Vacid Ali Şah da edebiyata, sanata çok meraklıdır. Ataları, İngilizler geldiğinde İngilizlerle işbirliği yapan ilk yöneticilerden olduğu için, İngilizler Hindistan'daki hakimiyetini sürekli genişletip Aud şehrinin etrafındaki yerleşimlerin hepsini ele geçirirken bu şehir hep huzur içinde olmuş, adeta savaşı unutmuştur.
Lakin İngilizler en sonunda, dalda kiraz gibi gördükleri Aud şehrini da bir uzanışta koparıp almaya karar verirler. Bunun üzerine Vacid Ali Şah şehri teyakkuza geçirir. Askerler ve hatta halk savaşa hazırlanır. Tüm bu seferberlik içinde dahi bizim satranççı beyzadeler Hint usulü satrançlarına devam ederler.
Bu sırada İngilizlerle kültür alışverişinde bulunmuş bir arkadaşları onlara İngilizlerin de satranç oynadığını ama kendi kurallarını koyduklarını söyler. Bunun üzerine beyzadelerden biri "İngilizler en sonunda Satranç'ı da mı sömürgeleri yaptı?" der.
*** SPOILER ALERT ***
Vacid Ali Şah bir sıcak savaşa değil önden gelen bir soğuk savaşa maruz kalır. İngilizler şehre canları istediği için değil halkın yönetimden şikayetçi olması nedeniyle girip yönetime el koyacaklarını söyler. Tabii ki bu gerçek değildir ama şah bu diplomatik savaşla karşı karşıya kalınca aslında yenilginin ne kadar kaçınılmaz olduğunu anlar. Bu his filmdeki ufak inceliklerle veriliyor. O da satranççıların yaptığını yapar ve yenilmeyi beklemektense oyunu terk eder. İngiliz valisinin temsilcisi şehre görüşmeye (pazarlığa) geldiğinde tacını kendi başından alıp ona uzatır. Bu kadarını İngiliz temsilci bile beklememektedir ve tacı kabul edemez. Vacid Ali Şah ise tarihe halkına zulmetmiş, İngilizlerle kaybedeceği bir mücadeleye girmiş vs. bir hükümdar olarak geçmektense doğrudan oyunu terk ederek şehrini ve itibarını kurtarmak için ısrar eder.
Velhasıl şehir İngilizlerin eline geçer. Beyzadeler satranç oynamaya devam edebilmek üzere ellerinde tüm imkanları terk ederler ya da kaptırırlar. En sonunda şehir yakınlarındaki bir köyde adeta satranç oynayan iki serseri gibi kalırlar. Şehrin İngilizlerin eline geçtiğinde "Şimdi ne yapacağız" sorusuna beyzadelerden biri "Artık vezir değil kraliçe diyeceğiz. Yaşasın Kraliçe" diye cevap vererek Hindistan'da kapanan bir dönemi özetler.
*** SPOILER ALERT ***
Film satrancın Hindistan'daki kökenlerine değinmesi ve verdiği (biyografik olmasa da) gerçekçi tarih bilgileri nedeniyle izlenebilir. Oyunculuklar gerçekten iyi. Beyzadelerin ve hükümdarın hali en iyisi. Öte yandan İbn-i Haldun'un "bereketlilik bir toplumu tembelleştirir, mahrumiyet öbür toplumu çalışkanlaştırır" diye özetlenebilecek sosyolojik tespitini bu filmde Hindistan ve İngilizler üzerinden filmdeki karakterler özelinde doğrulamak mümkün.
Filmde ufak bir de mantık hatası var. Satranççılardan biri atıyla şah dediğini söyler. Sıra diğerindedir. Araya birkaç sahne girer ve nihayet oyuna devam ettiğinde rakip filini oynar. Oysa atla şah çekildiğinde (Eski Hint satrancında da şimdikinde de) şahı oynamak ile atı yemek dışında bir seçenek olmaz.
Film Youtube'da baştan sona izlenebiliyor.
Film için hazırlanmış Türkçe altyazılar da internette mevcut ama maalesef benim bulabildiklerimin hiçbiri Youtube'daki filmle örtüşmüyordu. Sadece senkron meselesi değil. Türkçe altyazı yapılan film Youtube'dakinden eksik ya da fazla olsa gerek. Fakat İngilizce alt yazı mevcut.
Uzun Bir Gün
Çok başarılı olmasa da IMDB'de, internet sözlüklerinde ve sair hiçbir kaynakta adının bile geçmemesinin haksızlık olduğunu düşündüğüm film. Zira bir filmin iyi ya da kötü olması başka, yoklukla malul sayılması başka bir şey. Her şey bir yana ortada orijinal sayılabilecek ve akılda kalıcı bir hikaye ve düzgünce bir casting var: Alican Yücesoy, Cüneyt Türel, İsmail Düvenci, Betül Arım, Bengü Ergin ve Yosi Mizrahi.
Filmimiz Evliya Çelebi hakkında kısa bir biyografik bilgilendirmeyle başlıyor. Film boyunca vurgulanan ve tarihbilimi açıdan doğru olan husus şu: Evliya Çelebi'nin seyahatleri 40 yıllık yolculuklardan sonra Mısır'da kesilmektedir. Ondan sonraki akibeti ise kitabında yazmamaktadır.
Bunun filmde üzerinde durulmayan bir sebebi de şu: Evliya Çelebi'nin gerçek adı bilinmemektedir. Kendi zamanındaki dünyanın önemli kısmına ışık tutan Evliya Çelebi kendi adının ne olduğunu yazmamaktadır. Belki Ahmet belki Mehmet. Bilmiyoruz. Bundan ötürüdür ki Seyahatname'nin kesilmesiyle birlikte kendisi hakkındaki bilgilerimiz jilet gibi kesilmektedir. Zira hayatını diğer kaynaklardan takip etme olanağımız yok.
Evliya Çelebi'nin sırra kadem basışı hakkında literatürdeki tahminler filmdekinden çok farklıdır. Önce bir parantez açıp bunlara değinmek isterim.
Seyahatname'de Evliya Çelebi cinsel sorun yaşadığını bunun devasını arayıp Mısır'da bulduğunu kendisi belirtmektedir.¹ Hatta problemli organı o kadar sağlıklı olmuştur ki üstünde ceviz bile kırabilmektedir, Evliya Çelebi'nin ifadesiyle.
Evliya Çelebi'nin bu kayıtları nedeniyle bazı yazarlar iddia etmektedir ki onun tüm seyahatlerinin asıl amacı bu devayı bulmaktır. Bulduktan sonra da seyahatler kesilir. Seyahatname'ye göre ise seyahatlerin başlama nedeni peygamberi rüyasında gören Evliya Çelebi'nin "Şefaat ya Resula'l-lah" yerine dili sürçüp "Seyahat ya Resula'l-lah" demesidir. Seyahatlerin sona ermesi hakkında ise bir bilgi bulamıyoruz.
Parantezi kapatıp filme dönersek; film Evliya Çelebi'ye yukarıdaki anlatılardan çok daha mistik bir kimlik vermiş ve temanın merkezine oturtmuştur. The Man From Earth filmini bilenlere, bu filmin konusu biraz tanıdık gelecektir. Evsahibinin konuklarına sorduğu soru şu: Aramızda ölümsüz insanlar yaşıyor olabilir mi? Bunu gizleyerek yaşaması mümkün mü?
Filmin başında bir ab-ı hayat sahnesi var. Yani bengisu. Sümer destanı Gılgamış'tan beri adı geçen ölümsüzlük iksiri. Nitekim Evliya Çelebi de Seyahatnamesi'nde buna biraz değinmiştir. Böyle bir iksir olsa ve bunun yaşandığı yer bu topraklar olsaydı neler olabilirdi? Film biraz bunu sorguluyor. Bu özelliğe sahip bir insan bunu gizleyebilir miydi? Gizlemek için nasıl bir yaşam tarzı benimsemesi gerekirdi? Gizlemeyi başarsa bile bunu birilerine itiraf etmekten kendini alıkoyabilir miydi? Film bunları da sorguluyor. Filmin tadı kaçmasın diye bazı kısımları spoiler işaretleri arasında yorumlayacağım. Lakin ölümsüz olan iki karakterin filmin başındaki ihtiyar gerisinde Veli bey olarak görünen adamla filmin başında ulak, gerisinde Dr. Murat olarak görünen kişi olduğunu söylemek sanırım filmi spoil etmek sayılmaz çünkü bunlar filmin en başında veriliyor zaten. Fakat Evliya Çelebi kimdir, onlardan biri midir vs. bazı sorular film boyunca cevaplanmayı bekliyor.
*** SPOILER ALERT ***
Murat ömrü boyunca, en azından eline fırsat geçtikçe o ihtiyarın kim olduğunu bulmaya çalışmış ve 17. yüzyılda Evliya Çelebi'den şüphelenmiş, ona ulaşmaya çalışmış ve ulaşamamış. Bu belli. Ya da belki Evliya Çelebi buna izin vermemiş. Orası belirsiz. Filmin sonuna kadar Veli'nin kendisinin Evliya Çelebi olduğunu açıklamasa da bunu anlamanın kolay bir yolu var: Evliya, Veli'nin çoğuludur.
O zamana kadar Veli, Murat'tan kaçmış ama en sonunda kendi ayağıyla Murat'a gelmiştir. Onca zaman kaçtıktan sonra neden kendi ayağıyla Murat'a gelmiştir? Muhtemelen "Sırrını açık etme yoksa ölümsüzlük büyüsü bozulur" demek için. Çünkü kendisi bu sırrı hiç ifşa etmemiştir. Film boyunca da etmez. Murat ise ilk defa ifşa etmek üzeredir. Peki Veli bunu nereden bilmektedir de kendisi Murat'ı tam sırrını misafirlerine ifşa edecekken onu bulmuştur?
Sanırım o da filmin kilit noktası. İhtiyar adam sadece ismen Veli değildir. Kendisi vasfen de bir velidir yani Allah dostudur. Evliya Çelebi ismini kullanması da belki buradan gelmektedir. Hatta belki film, halk kültüründe veli diye bilinen insanların hepsinin aslında aynı gezgin kişi olduğunu ima ediyordur.
İşte Veli bir veli olduğu için Murat tam sırrını ifşa edecekken, "Var sayalım"dan "Gerçekten öyle"ye geçecek bunun kanıtlarını dökecekken ona müdahale ederek bir bakıma hayatını kurtarır. Sonra da kendi yoluna döner.
*** SPOILER ALERT ***
Filmin senaryosunu okumak kendisini izlemekten daha iyi olabilir ama kabul etmek de gerekir ki hemen hemen tamamı tek mekanda geçen ve hiçbir aksiyon olmayan bir filmi sürükleyici bir şekilde çekmek de her yönetmenin harcı değildir; hiçbir yönetmene bunu başaramadı diye yafta vurmamak gerekir.
Ufak bir de ukalalık etmeden duramayacağım. Dr. Murat karakteri dünyanın en iyi eski yazı okuyanı iddiasındadır (ki 600 yaşında olduğunu düşünürsek bu çok normaldir) fakat büyütülerek getirilen yazısı "...mucibince..." diye okur. Halbuki "mucip" gereken durumdur. Bir işin gereğince "mucep" denir. Yani o kelimenin "...mucebince..." olması gerekirdi.
Eskiden üstünde "Mucebince Amel Oluna" yazan fermanlardan bir derleme yapmıştım. O da aşağıda konuşlanadursun.
________________________
¹ Robert Dankoff, Seyyah-ı Alem Evliya Çelebi'nin Dünyaya Bakışı
Filmimiz Evliya Çelebi hakkında kısa bir biyografik bilgilendirmeyle başlıyor. Film boyunca vurgulanan ve tarihbilimi açıdan doğru olan husus şu: Evliya Çelebi'nin seyahatleri 40 yıllık yolculuklardan sonra Mısır'da kesilmektedir. Ondan sonraki akibeti ise kitabında yazmamaktadır.
Bunun filmde üzerinde durulmayan bir sebebi de şu: Evliya Çelebi'nin gerçek adı bilinmemektedir. Kendi zamanındaki dünyanın önemli kısmına ışık tutan Evliya Çelebi kendi adının ne olduğunu yazmamaktadır. Belki Ahmet belki Mehmet. Bilmiyoruz. Bundan ötürüdür ki Seyahatname'nin kesilmesiyle birlikte kendisi hakkındaki bilgilerimiz jilet gibi kesilmektedir. Zira hayatını diğer kaynaklardan takip etme olanağımız yok.
Evliya Çelebi'nin sırra kadem basışı hakkında literatürdeki tahminler filmdekinden çok farklıdır. Önce bir parantez açıp bunlara değinmek isterim.
Seyahatname'de Evliya Çelebi cinsel sorun yaşadığını bunun devasını arayıp Mısır'da bulduğunu kendisi belirtmektedir.¹ Hatta problemli organı o kadar sağlıklı olmuştur ki üstünde ceviz bile kırabilmektedir, Evliya Çelebi'nin ifadesiyle.
Evliya Çelebi'nin bu kayıtları nedeniyle bazı yazarlar iddia etmektedir ki onun tüm seyahatlerinin asıl amacı bu devayı bulmaktır. Bulduktan sonra da seyahatler kesilir. Seyahatname'ye göre ise seyahatlerin başlama nedeni peygamberi rüyasında gören Evliya Çelebi'nin "Şefaat ya Resula'l-lah" yerine dili sürçüp "Seyahat ya Resula'l-lah" demesidir. Seyahatlerin sona ermesi hakkında ise bir bilgi bulamıyoruz.
Parantezi kapatıp filme dönersek; film Evliya Çelebi'ye yukarıdaki anlatılardan çok daha mistik bir kimlik vermiş ve temanın merkezine oturtmuştur. The Man From Earth filmini bilenlere, bu filmin konusu biraz tanıdık gelecektir. Evsahibinin konuklarına sorduğu soru şu: Aramızda ölümsüz insanlar yaşıyor olabilir mi? Bunu gizleyerek yaşaması mümkün mü?
Filmin başında bir ab-ı hayat sahnesi var. Yani bengisu. Sümer destanı Gılgamış'tan beri adı geçen ölümsüzlük iksiri. Nitekim Evliya Çelebi de Seyahatnamesi'nde buna biraz değinmiştir. Böyle bir iksir olsa ve bunun yaşandığı yer bu topraklar olsaydı neler olabilirdi? Film biraz bunu sorguluyor. Bu özelliğe sahip bir insan bunu gizleyebilir miydi? Gizlemek için nasıl bir yaşam tarzı benimsemesi gerekirdi? Gizlemeyi başarsa bile bunu birilerine itiraf etmekten kendini alıkoyabilir miydi? Film bunları da sorguluyor. Filmin tadı kaçmasın diye bazı kısımları spoiler işaretleri arasında yorumlayacağım. Lakin ölümsüz olan iki karakterin filmin başındaki ihtiyar gerisinde Veli bey olarak görünen adamla filmin başında ulak, gerisinde Dr. Murat olarak görünen kişi olduğunu söylemek sanırım filmi spoil etmek sayılmaz çünkü bunlar filmin en başında veriliyor zaten. Fakat Evliya Çelebi kimdir, onlardan biri midir vs. bazı sorular film boyunca cevaplanmayı bekliyor.
*** SPOILER ALERT ***
Murat ömrü boyunca, en azından eline fırsat geçtikçe o ihtiyarın kim olduğunu bulmaya çalışmış ve 17. yüzyılda Evliya Çelebi'den şüphelenmiş, ona ulaşmaya çalışmış ve ulaşamamış. Bu belli. Ya da belki Evliya Çelebi buna izin vermemiş. Orası belirsiz. Filmin sonuna kadar Veli'nin kendisinin Evliya Çelebi olduğunu açıklamasa da bunu anlamanın kolay bir yolu var: Evliya, Veli'nin çoğuludur.
O zamana kadar Veli, Murat'tan kaçmış ama en sonunda kendi ayağıyla Murat'a gelmiştir. Onca zaman kaçtıktan sonra neden kendi ayağıyla Murat'a gelmiştir? Muhtemelen "Sırrını açık etme yoksa ölümsüzlük büyüsü bozulur" demek için. Çünkü kendisi bu sırrı hiç ifşa etmemiştir. Film boyunca da etmez. Murat ise ilk defa ifşa etmek üzeredir. Peki Veli bunu nereden bilmektedir de kendisi Murat'ı tam sırrını misafirlerine ifşa edecekken onu bulmuştur?
Sanırım o da filmin kilit noktası. İhtiyar adam sadece ismen Veli değildir. Kendisi vasfen de bir velidir yani Allah dostudur. Evliya Çelebi ismini kullanması da belki buradan gelmektedir. Hatta belki film, halk kültüründe veli diye bilinen insanların hepsinin aslında aynı gezgin kişi olduğunu ima ediyordur.
İşte Veli bir veli olduğu için Murat tam sırrını ifşa edecekken, "Var sayalım"dan "Gerçekten öyle"ye geçecek bunun kanıtlarını dökecekken ona müdahale ederek bir bakıma hayatını kurtarır. Sonra da kendi yoluna döner.
*** SPOILER ALERT ***
Filmin senaryosunu okumak kendisini izlemekten daha iyi olabilir ama kabul etmek de gerekir ki hemen hemen tamamı tek mekanda geçen ve hiçbir aksiyon olmayan bir filmi sürükleyici bir şekilde çekmek de her yönetmenin harcı değildir; hiçbir yönetmene bunu başaramadı diye yafta vurmamak gerekir.
Ufak bir de ukalalık etmeden duramayacağım. Dr. Murat karakteri dünyanın en iyi eski yazı okuyanı iddiasındadır (ki 600 yaşında olduğunu düşünürsek bu çok normaldir) fakat büyütülerek getirilen yazısı "...mucibince..." diye okur. Halbuki "mucip" gereken durumdur. Bir işin gereğince "mucep" denir. Yani o kelimenin "...mucebince..." olması gerekirdi.
Eskiden üstünde "Mucebince Amel Oluna" yazan fermanlardan bir derleme yapmıştım. O da aşağıda konuşlanadursun.
________________________
¹ Robert Dankoff, Seyyah-ı Alem Evliya Çelebi'nin Dünyaya Bakışı
Whiplash
Whiplash 2014
imdb86
Baş Yapıt
* 2014'ün en iyi Bağımsız Filmi
* 2014'ün en iyi Müzik Filmi
Top250 Filmi
3 Oscar Winner 1 Altın Küre 3 Bafta gibi 82Winner86N
* Kesinlikle nefes kesen bir başyapıt, insanı gerim gerim geriyor, hep ne olacak diye merak ettiriyor. Geriye dönük bile tokatlar atıyor (a orada acaba o mu oldu falan diyorsun) Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık, mükemmel bir film. 2014 sinemasının unutulmazları arasında yerini almıştır. Topu topu iki kişiyi izliyorsun filmde. Hatta başrol oyuncusunun olmadığı sahne yok gibi. Her şey yağ gibi akıyor.
* Gelmiş geçmiş en iyi bağımsız film. Bütçesi telif ücretlerine yetmedikleri için ünlü caz üstatları isimleri uydurulup benzer müzikler bestelenip kaydedilmiş. Önce kısa bir film olarak çekmek istenilmiş. Ben filmin asasının düşüklüğünü görsel olarak hissedince, "lan kıçı kırık ve boktan filmleriyle özcan deniz bile daha kaliteli asalı filmlerde oynuyor bu ne yaa" lanmıştım. Ama işin aslı ekonomik olarak zor koşullarda çekilmiş bir film olduğunu öğrenince her şey değişiyor.
= Rocky'nin davullusu demişler, evet çocuğun kemerli bir burna sahip olması bile insana bunu hatırlatıyor. Ringe dökülen kan damlalarını bu sefer davulların üzerinde görüyoruz. Hatta basit bir kızla olan ilişkideki git geller... Büyük ihtimalle kızı da zurnacıya kaptırmıştır, herhalde.
Çocuk ne kadar Rocky gibi duruyorsa Hoca'da o kadar Dr House gibi bir bilgeliği, bir duruşu vardır.
* Fletcher karakteri öyle güzel oturmuş ki. Zaten bu rolleki JK Simmons oskarı sonsuz hak etmiş.
Ellerinle yaptığı sus hareketi hayatın her yerinde kullanmak istiyorsunuz. Çok karizmatikti, çoook!
* İçinde Türk kelamının geçtiği filmler çünkü dünyanın en iyi zillerini hala biz yapıyoruz.
İstanbul Agop ve Bosphorur Cymbals zillerini sık sık gördük. (dünyanın en iyi filmlerinden birinde türk markalarının gözümüze gözümüze sokulması) Ben görmedim ama Kayseri yazısı da çıktığı söyleniyor.
Bu ara film kesinlikle umut sarıkaya'nın karikatürünü hatırlattırmıştır:

Film'de duvarda bir yazı vardı:
Yeteneğin varsa Caz yaparsın, eğer yeteneğin yok ise git bir rock grubu kur.
İşte bu film en iyisini anlatma üzerine kurgulandığı için, Caz üzerine oturtulmuştur.
* Filmin benim açımdan hikayesi:
2014 yılının başında Sundance film festivalinde bir film ses getirdi.
Film daha sonra bir jüri üyesi tarafından internete düşürüldü.
Filmi çok merak ettim. çok kötü bir çözünürlük, altyazı yok, öylesine bir baktım.
Bana o kadar iyi bir film gibi geldi ki, konusu da bateri üzerineydi.
Hemen Bateri çalan kardeşim ile iletişime geçerek, böyle bir bateri tandanslı film var, muhteşem dedim. O uğraştı filmi bulamadı. Ona da bir türlü ulaştıramadım filmi.
Filmi kafamın kenarına koydum ve bu filmi düzgün bir şekilde izleyeceğim dedim.
Bir yıldan fazla bir süre sonra Türkiye'de vizyona girdi, ama gidemedim. (İstanbul'da hafta sonları az bir süreliğine geliyorum ve çok yoğun oluyorum.)
Yüksek çözünürlüklü ve düzgün altyazılı olarak nete düşünce indirdim ve bir pazar günü eşimle filmi izledik. Muhteşem bir film. Bayıldım bayıldım. Öyle güzel bir tat bıraktı ki bende anca blogumda düzgün anlatabilirim dedim. Şimdi de sizinle onu paylaştım. Zannedersem kardeşim daha filmi izlemedi. Çok iyi film ya. Müzik temeline oturtulmuş müthiş bir senaryo. Üstelik filmde baş rol oyuncusunun olmadığı bir sahne yok. Ve film iki kişi üzerinden yürüyor. Süper bir şeydi...
Yerli versiyonu için isim önerisi: Hoca Bana Taktı
Hatta eksi'de yazan şu filmle örtüşen hikaye direk çekilebilir:
"aklıma çocukken ananemlerin köyünde gittiğim kuran kursunu getirdiği için fazla odaklanamadığım film. bizim kuran hocası da aynı böyleydi. j.k simmons'a sakal tak, şalvar geçir, dişlerini sarart, götünü büyüt, aynısı. o gün öğle namazında cemaate müezzinlik yapması için sabahtan çocukları kapıştırırdı, dua soloları attırırdı, her yanlışta rahleye sopayla vurur, o kısmı tekrar okuturdu. kim daha ahenkli ve seri okursa müezzinliği ona verirdi. çocuğun biri fazla hırslanmış olacak ki kendini alamayıp dokuz yaşında hafız olmuştu. demek böyle böyle olunuyormuş, vay be. whiplash ortamını 90'lı yıllarda sakarya'nın bir köyünde bizzat yaşamışım, haberim yok. insan değerini sonradan anlıyor işte."
imdb86
Baş Yapıt
* 2014'ün en iyi Bağımsız Filmi
* 2014'ün en iyi Müzik Filmi
Top250 Filmi
3 Oscar Winner 1 Altın Küre 3 Bafta gibi 82Winner86N
* Kesinlikle nefes kesen bir başyapıt, insanı gerim gerim geriyor, hep ne olacak diye merak ettiriyor. Geriye dönük bile tokatlar atıyor (a orada acaba o mu oldu falan diyorsun) Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık, mükemmel bir film. 2014 sinemasının unutulmazları arasında yerini almıştır. Topu topu iki kişiyi izliyorsun filmde. Hatta başrol oyuncusunun olmadığı sahne yok gibi. Her şey yağ gibi akıyor.
* Gelmiş geçmiş en iyi bağımsız film. Bütçesi telif ücretlerine yetmedikleri için ünlü caz üstatları isimleri uydurulup benzer müzikler bestelenip kaydedilmiş. Önce kısa bir film olarak çekmek istenilmiş. Ben filmin asasının düşüklüğünü görsel olarak hissedince, "lan kıçı kırık ve boktan filmleriyle özcan deniz bile daha kaliteli asalı filmlerde oynuyor bu ne yaa" lanmıştım. Ama işin aslı ekonomik olarak zor koşullarda çekilmiş bir film olduğunu öğrenince her şey değişiyor.
= Rocky'nin davullusu demişler, evet çocuğun kemerli bir burna sahip olması bile insana bunu hatırlatıyor. Ringe dökülen kan damlalarını bu sefer davulların üzerinde görüyoruz. Hatta basit bir kızla olan ilişkideki git geller... Büyük ihtimalle kızı da zurnacıya kaptırmıştır, herhalde.
Çocuk ne kadar Rocky gibi duruyorsa Hoca'da o kadar Dr House gibi bir bilgeliği, bir duruşu vardır.
* Fletcher karakteri öyle güzel oturmuş ki. Zaten bu rolleki JK Simmons oskarı sonsuz hak etmiş.
Ellerinle yaptığı sus hareketi hayatın her yerinde kullanmak istiyorsunuz. Çok karizmatikti, çoook!
* İçinde Türk kelamının geçtiği filmler çünkü dünyanın en iyi zillerini hala biz yapıyoruz.
İstanbul Agop ve Bosphorur Cymbals zillerini sık sık gördük. (dünyanın en iyi filmlerinden birinde türk markalarının gözümüze gözümüze sokulması) Ben görmedim ama Kayseri yazısı da çıktığı söyleniyor.
Bu ara film kesinlikle umut sarıkaya'nın karikatürünü hatırlattırmıştır:

Film'de duvarda bir yazı vardı:
Yeteneğin varsa Caz yaparsın, eğer yeteneğin yok ise git bir rock grubu kur.
İşte bu film en iyisini anlatma üzerine kurgulandığı için, Caz üzerine oturtulmuştur.
* Filmin benim açımdan hikayesi:
2014 yılının başında Sundance film festivalinde bir film ses getirdi.
Film daha sonra bir jüri üyesi tarafından internete düşürüldü.
Filmi çok merak ettim. çok kötü bir çözünürlük, altyazı yok, öylesine bir baktım.
Bana o kadar iyi bir film gibi geldi ki, konusu da bateri üzerineydi.
Hemen Bateri çalan kardeşim ile iletişime geçerek, böyle bir bateri tandanslı film var, muhteşem dedim. O uğraştı filmi bulamadı. Ona da bir türlü ulaştıramadım filmi.
Filmi kafamın kenarına koydum ve bu filmi düzgün bir şekilde izleyeceğim dedim.
Bir yıldan fazla bir süre sonra Türkiye'de vizyona girdi, ama gidemedim. (İstanbul'da hafta sonları az bir süreliğine geliyorum ve çok yoğun oluyorum.)
Yüksek çözünürlüklü ve düzgün altyazılı olarak nete düşünce indirdim ve bir pazar günü eşimle filmi izledik. Muhteşem bir film. Bayıldım bayıldım. Öyle güzel bir tat bıraktı ki bende anca blogumda düzgün anlatabilirim dedim. Şimdi de sizinle onu paylaştım. Zannedersem kardeşim daha filmi izlemedi. Çok iyi film ya. Müzik temeline oturtulmuş müthiş bir senaryo. Üstelik filmde baş rol oyuncusunun olmadığı bir sahne yok. Ve film iki kişi üzerinden yürüyor. Süper bir şeydi...
Yerli versiyonu için isim önerisi: Hoca Bana Taktı
Hatta eksi'de yazan şu filmle örtüşen hikaye direk çekilebilir:
"aklıma çocukken ananemlerin köyünde gittiğim kuran kursunu getirdiği için fazla odaklanamadığım film. bizim kuran hocası da aynı böyleydi. j.k simmons'a sakal tak, şalvar geçir, dişlerini sarart, götünü büyüt, aynısı. o gün öğle namazında cemaate müezzinlik yapması için sabahtan çocukları kapıştırırdı, dua soloları attırırdı, her yanlışta rahleye sopayla vurur, o kısmı tekrar okuturdu. kim daha ahenkli ve seri okursa müezzinliği ona verirdi. çocuğun biri fazla hırslanmış olacak ki kendini alamayıp dokuz yaşında hafız olmuştu. demek böyle böyle olunuyormuş, vay be. whiplash ortamını 90'lı yıllarda sakarya'nın bir köyünde bizzat yaşamışım, haberim yok. insan değerini sonradan anlıyor işte."
Etiketler:
* başyapıt,
2014,
imdb 250 - empire 500,
türk kelamının geçtiği filmler
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









































