Big Fish 2003
imdb80
* En sevdiğim 100 Hollywood filmi

* Filmin muhteşem bir final sözü var:
Eğer sürekli hikaye anlatırsan,
Bir gün herkesin anlattığı bir hikaye olursun!

* Über hayal gücü olan filmler
Sinemanın büyülü dünyası

* Masalları seviyoruz ve onları dinlemekten zevk alıyoruz çünkü gerçekler acı ve yalın!


* Tim Burton Fantastizmine boğulmamış, Fantastik öğelerin daha yerli yerinde olduğu, daha hikayesi güçlü bir film... Bu bağlamda en sevdiğim Tim Burton filmi...






* Baba Oğul Mutlak İzlenmesi Gereken Filmler
October Sky
La vita E Bella (Hayat Güzeldir)
Jack The Bear
Billy Elliot
Bacheha - Ye Aseman (Cennetin Çocukları)

Komedi
Liar Liar
Big Daddy

Trajedi
Babam ve Oğlum
The Pursuit Of Happyness











Doğduğun gün ile ilgili gerçek hikayeyi duymak ister misin? Tamam... Baban senin doğum gününde burada değildi, şehir dışındaydı... Apar topar geldi... Yetişemediği için çok üzgündü... Bence onun anlattığı hikaye daha iyi evlat... Bana hangisi doğum günü hikayen olsun deselerdi babanın anlattığı hikayeyi tercih ederdim...





spoiler
* Oğlunun babasının ölüm döşeğinde onun sevdiği türden bir şey anlatması... Torunda devri daim olması...


Filmden bir masal:

...Kongo'daki afrika papağanları
sadece fransızca konuşur. - Gerçekten mi?
- Onlara İngilizce öğretmek olanaksızdır ama ormanda dolaşanlar onların çok güzel Fransızca konuştuklarını duyar. O Papağanlar her konuda konuşurlar. Politika, sinema, moda. Din hariç her konuda.
Neden Din Hariç?
- Din hakkında konuşmak kabalıktır. Kimi inciteceğin belli olmaz.



Kötü Şairi oynayan Steve Buscemi Şiirleri:
Ağaç Yeşil, Göl Mavi, Ne güzel kasaba Spectre!

Bir de bu şairin banka soyguncusu olarak karşımıza çıkması bir sonraki sahnede!
Bu sahnede bir Forest Gump havası da var... Arabada söyledikleri ile Steve Zengin oluyor...

Bu filmde korelilerle savaşırken çadıra girip iki korelinin dövüş sanatında ne kadar iyi oldukları ve kavga ettikleri sahnede gece görüşünü takıp lamabayı söndürüp onları pataklaması = İndiana Jones

Take Shelter

Take Shelter 2011
imdb:76
29w18n
Cannes'ten üç ödülle dönmüş
Bağımsız film festivalinde dikkat çekmiş...
Yılın felaket gerilim filmi denilebilir...
Yılın şizofren filmi de denilebilir...
Ama kesin yılın en iyi bağımsız filmi...

* Filmin ritmi düşük... Lakin bir kaç sahnesi yürek hoplatacak, efektleriyle büyüleyecek güzellikte...

* Film bittikten sonra filmden ayrı bir zevk alıyorsun... Sende uzun süre etkileyen, filmi sonradan sonraya sevdiren bir tat bırakıyor...

* "henüz on yaşındayken, markete gittikleri arabada kendisini bırakarak kaçıp gitmiş, o günden beri de sürekli hastanede yatan/yaşayan 'şizofren' bir annenin varlığıyla ve kalıtsal tehditiyle büyümüş -hasbelkader- meslek edinip, aile kurmuş bir adamın, hayat denen şu arenadaki umarsız çırpınışları.."

* Filmin özeti gibi şu duvar yazısı: Paranoyak olman takip edilmediğin manasına gelmez...

* Çığrından her an çıkabilir hallerini çok çok iyi oynamış: Michael Shannon


The Dictator

The Dictator 2012
imdb69

* Cem Yılmaz'ın siz neye gülüyorsunuz sorusuna Ali G. demesinden beri takip ettiğim Sacha Baron Cohen'in son filmi.

* Hitler'i hicveden Charlie Chaplin'in Sinema Tarihinin en komik 50 filmi arasına giren Büyük Diktatör filminin parmağına su bile dökemez... Cohen'nin de Brüno ve Borat ile mukayese ettiğinde onların gerisinde kalmış filmi...
1 Charlie Chaplin - The Great Dictator
2 Woody Allen - Bananas
3 Baron Cohen - The Dictator

Yerli Diktatör hicvi:
Ferhan Şensoy - Şans Kapıyı Kırınca

(Hep benzeri muhabbeti - Konu farklı olsa da mutlak bir benzeri olayı kullanılmış)

* Büyük paralar verip ünlüler ile ilişkiye esprilerinin hepsi güzeldi... Özellikle Çinli diplomatın erkek ünlülerle olan ilişkileri koparttı... Karısınla testis geçtiği sahne de komikti...



* Filmin başındaki sahnelere büyük bütçeler ayırmışlar. Kendi olimpiyatlarını düzenlemesi ve kendini geçeni vurması... Altından jipler... Benzerinin vurulması...

Filmin batı bakışlı doğu eleştirileri berbat ama arada yapılan batı eleştirileri ise kaliteli işlenmiş...

* Film sadece çöl diktatörlerini değil, batının buralardaki oyunlarına da eleştiriyel bir bakış atmış.

* Wii de münih olimpiyatları katliyamını oynaması...
* Doğum sahnesinde direk ilişkiye girmeye başlaması, doğuma müdahale etmeden önce "ne diyorsunuz ben sağlık bakanlığı yaptım" demesi, kız olunca çöp demesi... Bu sahne de fena değildi...
- i am pregnant!
- are you having a boy or an abortion
* Sevgilisi erkek çocuğu gibi olduğunu söyledikten sonra yoldaş'ının "nası ya 3 erkek çocuğu sen tecavüz ettin diye intihar etti" demesi... (yani sen onlardan da hoşlanıyorsun muhabbeti)

Filmin kafasından vurulan Alaattin'in dublörü ölmeyince, nasıl ölmezsin sorusuna:
- Kafadan kurşun yemek benim görevim, tabi ki ölmem diyor...

Filmin Hatunu:
Anna Faris


Titanlar

Wrath of The Titans 2012
imdb59

* Bir kaç efekt dışında kötü ötesi bir film...
* .Kadro bakımından zengin kötü filmler...

* Ateşten elin karargahı taradığı sahneyi beğendim sadece.

* Clash of the Titans'ın devamı... (orada da dev akreplerin saldırısı ve sahnesi iyiydi)


- insanlar öldüğünde cennet ya da cehenneme gider ama tanrılar öldüğünde yok olurlar.

Filmin Hatunu: Rosamund Pike




Pıtırcık

Le Petit Nicolas 2009
Pıtırcık imdb70
2009'un en iyi çocuk filmi diyebilirim

* Fransızların ünlü karikatürist'i Sempe'ye ait çizgi roman karakterinin filmi...

* Woody Allen'ın Annie Hall filmdeki gibi öğrencileri lakapları ile sırakayıp gelecekteki yapacağı filmlerle anlatmış...
Pıtırcık - Nicolas Dalgacı - Clotaire Lüplüp - Alceste Toraman-Eudes
Gümüş - Geoffroy Çarpım-Aynan Sırım-Rufus Dırdır-Maixent
Sırma - Marie-Edwige Şirin - Loisette

* Elmayı çizdim çıkabilir miyim dediğinde ve onay aldığında tüm sınıfım birden çıkmaya kalkması...
* Haylaz öğrencinin halleri...

Gözlüklü Sınıfın İneği Çarpım'ın:

Beni dövemezsiniz, gözlüğüm var diye sürekli yırtması... Doktor muayenelerinde gözlüğünü çıkarınca sürekli yüzüne şamar yemesi gerçekten komiktir...

Filmin hit sahnesi anne baba gittiğinde tüm afacanların evi temizleye koyulmaları... Gününüzdeyseniz karnınıza kramp girebilir bu sahnede...



Sempe Dosyası:



Dedemin insanlari



Dedemin İnsanları 2011

* Yine yeni yeniden bizi duygulandıran bir Çağan Irmak - Çetin Tekindor şaheseri
= Babam ve Oğlum

* Ülkenin önemsediği gerçeklerin kayboluşunun mübadele olayını arka plana alıp anlatan film...

* Dönem Filmi (ve bunu çok başarıyla aktarmış)

* Çıraklardan babası ustabaşı olan, göçüp gelmiş ailenin çocuğunda kendini görmek filmdeki yönetmenin kör gözüne parmak olmayan tek metaforuydu?

* Filde kullanılan Kaleydoskop'a dair... (Çırak: memleketimin çiçeklerine benziyor demesi!)

* Orda Türk diyorlar burada Almancı diyorlar gerilimi 90'larda falan yaşandı... İki ülkenin de sahip çıkmadığını iddia eden gurbetçilerin yakınmalarıydı bunlar... Demek 70'lerde de Mübadele ile gelende aynı şey yaşanmış oradan Türk diye kovulanlar burada Rum diye dışlanmış ve hatta pencereleri taşlanmış...

- Bilirsin noktayı koymak ne ka zor olsa da, tamamlanmamış cümleler eksik kalmışlara göre daha az acı verir.

* Gülcemal Vapuru "Ella Bre Gülcemal!"

* Göçmenlerin (ki bizler) ağladığı filmdir.



Sinema Tarihinin En iyi Erotik Esprileri






1Numara
PUNCH LiNE
Punch Line Filminden

Tom Hanks: (Stand Up'ında)
Adem ile Havva ilk karşılaştıklarında, Adem Havva'ya bağırmış: "Daha fazla yaklaşma! Bunun ne kadar uzuyacağını bilmiyorum"





2 Numara
GoooodMooorning Vietnam!
Goodmorning Vietnam'dan
(M.A.S.H den sonra sinema tarihinin en komik askeri komedisi)
Robin Williams:Prezervatiflerin 3 boyutu vardır
Büyük
Orta
Veee Beyazlar için




3Numara:
DAS EXPERiMENT
Deney (Das Experiment) filminden(Almanya)
Mahkum1: Neden kadınlar porno filmleri sonuna kadar izlerler?
Mahkum2: Neden?
Mahkum1: Çünkü filmin sonunda, sevişen çiftlerin evleneceklerini sanırlar...




4Numara:
ANALYZE THiS

Analyze This (Anlat Bakalım) Filminden
Psikiyatrist
Billy Crystal Dr. Ben Sobel ile
Mafya Babası
Robert De Niro Paul Vitti'nin dialoğu
Ben: Anlamıyorum neden bi metresin var ki?
Vitti: Karımla yapamadığım bazı şeyleri onunla yapıyorum...
Ben: Bunları neden karınla yapamıyorsun ki?
Vitti: Saçmalama! Karım o ağzıyla her gece çocuklarımı öpüyor...










5Numara'yı iki film paylaşıyorlar Borat ve Religilious

RELİGULİOUS Filminde
"Allah Musa'ya ilk defa sünnet olmasını emrettiğinde yanında olmak isterdim
- ne kesmem mi gerekiyor... Pekii bunu kavmime nasıl anlatıcam?






6 BORAT
Borat bir mizah koçuyla röportaj yapar:
Mizah Koçu: Evet kaynana esprileri amerikada çok popülerdir... Sen de onlardan birini yapabilirsin...
Borat: Ben kaynanamla yattım...
Mizah Koçu: Buna kimsenin güleceğini sanmıyorum...
Borat: YAttığım duyulduğunda da kimse gülmemişti...
( Ama asıl komik röportajı Washinton Orta Asya temsilcisiyle yapmadan önce kendi ülesimde sohpet öncesi her zaman yaptığımız gibi diip, peynir ikram etmesi... Ardından da "Bu peyniri karım kendi sütünden" yaptı demesi... Adamın yüzü çok komik...




7 What We Do in The Shadows 2014

Siz Vampirler neden Bakire Kızdan beslenmeyi çok seviyorsunuz?
Deacon: A
slında çok özel bir sebebi yok, hani sanırım bizim bakire kanı içmemizin sebebi kulağa havalı gelmesi.
Vladislav: B
en olaya şöyle bakıyorum. Bir sandviç yiyecekseniz sanırım onu daha önce kimsenin xkmemiş olduğunu bilirseniz daha çok zevk alırsınız.




8 GORA 2004

 


https://youtu.be/R_cENOp5Uk0 

Bu çok mu komik... Aslında o kadar da komik değil. 
Ama Geçenlerde üç penisli TRİPHALLİA 
https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2210261220310245
bir çocuk dünyaya geldi IRAK Musul'da.... Bizden Irak olsun diyenleri duyar gibiyim... 
Sosyal medya'da yüzlerce esprisi yapıldı: 
* "Oğlum göster bakalım pipilerini amcalara"
Penis teke indirildiğinde "Umarım yanlış kabloyu kesmemişlerdir"
* Tripod... 
* Sabır diliyorum biz bir tanesi ile başa çıkamıyoruz.. falan filan.. 

Ama bir kişi RENDROY demiş saatlerce güldüm... 
Oolm bu nasıl bir akılda tutma... bu nasıl bir matchleme - eşleme... Hafızana sağlık ne diim... 
Bu filmdeki şu replik diil de bu haberle hatırlatılması çok güldürmüştür. Listemize de buradan girmiştir :)

Bebeğin önünü kesmişler: 
https://www.ntv.com.tr/saglik/irakta-3-penisle-dogan-bebek-ameliyat-edildi,cqB6LDSHHku7MFh_8OOU3g?fbclid=IwAR2hsuMe5yuOWVTNLIA0puCNTZDsBcRMURlTV0iN7Ti2cqpKFhRTADgmHJo

tiyatro kökenli yazar, yönetmen martin mcdonagh'ın dram dozu çok yüksek sağlam kara mizah içeren bir hikayeye sahip ilk uzun metraj filmi. ilk uzun metrajlı filmiyse seven psychopats.
bu filmden önce en son çıkan the banshees of inisherin filmini izledim geçen yıl, yine başrolde aynı iki oyuncu colin farrell ve brendan gleeson ile çevirdiği. ve bayıldım tabii ki. sonra biraz okuyup araştırınca ikimci uzun filminin bu olduğunu ve daha da güzel olduğu yorumlarını gördüm. merak edip izledim ve daha önce nasıl izlemediğime de şaşırdım bu filmi de yönetmeni de. sonra six shooter (altı patlar) isimli yarım saatlik kısa filmini izledim. (biraz filmografisini ileriden geriye doğru takip ediyormuş gibi oldum ama olsun, bence iyi de oldu!) ve tabii her en son izlediğim filmi öncekinden daha çok beğendim. en son olarak da tiyatroda yazarı olduğu artık kült bir tiyatro oyunu olmuş yastık adam oyununu izledim. kara mizah olarak müthiş hikayeler yazıyor adam tiyatroda da film senaryolarında da. 7 psikopatla beraber sanırım iki filmi daha var izlemediğim. onları da en kısa zamanda izleyeceğim.

in bruges filmi ise herkesin de mütemadiyen belirttiği gibi brugge şehrinin güzelliği için bile izlenebilecek, izlenmesi gereken bir film, pesimist kara komedi hikayesinin yanında. ayrıca cidden izledikten sonra, şehri gidip görmek isteği ve merakı uyandırıyor insanda her ne kadar belçika'da olsa da.

elbette pek çok espirinin yanında bir de yalnızca belçika hakkındaki espirisi için bile izlenmelidir yeni bir bilgi edinebilmek için...

spoiler

- "belçika en çok nesiyle ünlüdür?"
- "çikolatası ve çocuk tacizcisi katilleriyle. çikolatayı niçin o kadar güzel ve çok üretiyorlar sanıyorsun?
çocukları kandırmak için tabii ki!"

spoiler

edit: ilk uzun metrajlı filmi olarak düzeltildi. aslında öyle sanıyordum ben de ama sonra 7 psikopat filmini araştırırken birisi ilk filmi olarak onu belirtince öyle yazmışım.


Transformers: Dark Of The Moon 2011
imdb63

* Efektler Harika bittabi, bilakis... Yılın efekt harikası diyebilirim...
* Sünepe çocuğun taş hatun sevgilisi dışında 7-14 yaş erkek çocuklarına hitap eden bir çocuk filmi...

* İnsanların çok önceden bu robotlarla ilgili bir şeyler bildiği sahnesi... Ay'a yolculuklar çok özenilmiş ve kullaneybıl estetiğinde...

* Sentinel Prime'ın ihaneti, Autobotların Decepticonlara feyk atması, Optimus Prime'ın suçluluk duygusu ve sonrasındaki hırsı senaryonun güçlü noktaları...

Filmin Hatunu
Rosie Huntington Whiteley



Entelköy Efeköy'e Karşı 2011

Oportünist Köylüler (Köylü Kurnazları)

* Vasat bir film olsada bol mesaj kaygısı, doğru mesajlar verme içgüdüsüyle çekildiği için hoş görülebilir...

* Klişe ötesi bir senaryosu var.

Filmde diyaloglar bundan öte diil:

muhtar-biz bunlar entel dantel, anarşik manarjik dedik ama bunlar komple yamyam, komple oyuk sik...ymiş bunlar!
hoca-tövbe de tövbe de!
muhtar-tarlada çalışandan 10 euro, keçi güdenden 15 euro
hoca-olacak şey mi gelen misafiri amele gibi çalıştırmak
muhtar-çadıra 50 euro, evlere 100 euro al. bir de üstüne amele gibi çalıştır!
yancı-oldu olacak bir dömeltip, si...ler gari
* Düşman G.tüne...

* Yönetmenin ilk filmi olan dondormam gaymak gibi bir şey çıkarmak istemişler, pazvant buna yakın bir oyunculuk sergilemiş... Ama ilki kadar komik, ilki kadar iyi bir film... Ben her ikisini de vasatın üzerine çıkamayacağını düşünüyorum... Özellikle ilk yarısı ilk okul müsameresi tadında...

* Müziğiyle eylemiyle bir Vengo tadı yakalanmak istenmiş...



Sümela'nin sifresi: Temel 2011
* Kötü ötesi diyebiliriz

* Offlu hoca - Temel fıkraları Gagları başka bi numarası yok...
"Oğuz"ubinnas esprisi sağda...
* Alper Kul'u seviyorum ama bu olmamış...
* Zaman kaybı, Sabır testi,



* Diyaloglarda Temel'den çok Keloğlan'a yaklaştırılmış:

- la uşağum mısır pramitlerini uzaylıların yaptığına inanıyorsun da sümela manastırını yaptıklarına mı inanmıyorsun.
- mısır pramitlerini uzaylılar mı yaptı.
- ya kim yaptı.
-toki yaptı diye biliyorum.


ya da, bunun salak arkadaşı parayı Libya'lılar buldu diyor, bu da "Lidya oolm, Libya değil" diyor gibin...


- eksi - den

keşke trabzonlu olmasaydım da, tarafsız olabileceğime inanılıp değerlendirdiğimi bilseydiler diye değerlendireceğim filmdir.
öncelikle filmde ki her şey gerçek değil tabi ki.
gündüz vakti faroz kayalıklar'da sen otur rakı masası kur bak bakalım nasıl dikkat çekiyorsun.
alper kul has trabzon'lu olmasına rağmen berbat bi ağız ile konuştu film boyunca özellikle yenicem seni la trabzon.trabzonda yenicem kelimesini kullanan adam ya özel neşem kolejinde ya da alparslan kolejinde okumuştur.boztepe'de ki akıllı villarının bahçesinde oynamıştır topunu.piramit fast food ta 1 liraya hamburger yemek yerine, mc'e gelen oyuncakları düzenli olarak takip etmiş ve evde koleksiyon yapmıştır.
her neyse bunlar ayrıntı, bu kötü trabzon ağızını oyunculuğu ile kurtarmıştır alper kul.gerçekten yetenekli bi insan.'nedı la ota boka sallayıp duruysınız ?' dese tabi daha güzel olurdu ama neyse.o kızın babasından yediği ayar ile motorda gelirken dişlerini sıkmaları,ezikliği içimizde yaşatması falan bunlar güzel şeyler bir komedi filmi için. he, ata demirer,recep ivedik gibi muhteremler düzenli olarak film üzerine film çekip hasılatın amına kor iken iyi, sonuçta türk insanını anlatan yöresel bir film 1 milyon izleyicinin üstüne çıkınca vay halimize.

Çalgı Çengi

Çalgı Çengi 2011

2011 in en iyi salaklık yerli komedisi

Gerek yönetmenin zamanla oynamaları, gerek ikili komedi oyunculuğunun o sıkı ilişkisinin iyi aktarılması, gerekse arada giren flaş gag'larıyla olmuş dediğim türk filmi...

* Öğrenci Konseri ve bunların metalci gibi giyinip şakirt ocağına düşmeleri...
(son zamanlarda dini hicveden gaglar babında Sümelenin Şifresi filmindeki Oğuzubinrabbinnasi esprisi benzeri)
Şakirt: Sizde hangi ilahiler var?
- La Gürkan, bende ilahi filan yok, sübhaneke var o olma mı?
- Ne diyo arkadaş?
- Hocam sen makamı ver biz sübanekeden girer kel kevsere kadar gideriz.

* Saçma Türk komedilerinden kesinlikle değil.


* Angaralı düğün müzisyenleri... Birbirlerine teyzeoğlu demeleri...
* Dostluk temalı filmler...
Filmden unutulmaz diyaloglar: "la bebe" kalıbı yerinde kullanılmış...
* - nerde kalmıştım
- vurdurtuyordum abi
* Nakliyeci elemanlar Mahmut, Semih ve Gökmen'in kapıya dayandığı sahnedeki diyaloglar... Birbirlerinin isimlerini gammazlamaları...
* Ölüyü fazla yıkarsan ye osurur ya sıçar!
* Böyle bir dayak şekli yok ya. Adam elini ateşe sokup yüzüme bastı ya!
* - Ben orta okulda Matematik Öğretmeni bana tokat attı diye sayılara küstüm.
- Gürkan senin sıfatını s.kiim (üst üste atılan tokatlar çok komik)


- Eksi-
Türkiye sinemasının ihtiyacı olan komedi damarı budur. Hem eli yüzü düzgün hem komik hem de film gibi film. Gidenlerin girmeyenlere anlatacağı türden değil... Mutlaka seyredilmesi gereken türden.

Tabi ki Filmin En Büyük Gag'ı:


gürkan: dayıoğlu.. neye elimizi atsak kuruttuk sanki la.

salih: anlamıyorum ki arkadaş. niye böyle oluyor ya? neyi nerede yanlış yapıyoruz biz gürkan?

gürkan: ya ssk’lı bir işe girip çalışsa mıydık la? hem emekliliğimiz de olurdu. ya biz bi yenilik kuramayacak mıyız ya?

salih: kuracağız teyze oğlu kuracağız. beraber yürüyemeyen insanlar beraber bir gelecek kuramazmış. rahmetlik gökhan semiz.

gürkan: allah rahmet eylesin.. gökhan semiz kim ya?

salih: gökhan semiz şey ya.. bizim ortaokuldaki matematik öğretmeni.

gürkan: he..

salih: senin ben sıfatını si.im la. hakket bilmiyon di mi?

gürkan: …

salih: ya dünyaya mal geldin sığır gideceksin ya la. ya sen sanatçı bir insansın senin insan olarak duyarlılığın bu seni hayvanlardan ayıran özelliğin bu. sen nasıl bilmezsin ya. üç kişiydiler la bunlar. komik komik şarkılar yapıyordular ya.

gürkan: komedi dans üçlüsü?

salih: la yok oğlum ya, uzun saçlı bi tane olanı vardı ya hani burasında böyle adem elması var.

gürkan: çelik, izel çelik ercan?

salih: ya.ak var gürkan yer misin?

gürkan: kufretme!

salih: cık cık cık.. hayranıyım oğlum ben onların, o yüzden söylüyorum.. hatırlamıyon mu ortaokulda dinliyorduk onları? ben ona benzeyeyim diye saçlarımı uzatacaktım.

gürkan: niye uzatmadın?

salih: yakışmıyor.. benim kafa büyük.

gürkan: ya teyzeoğlu ben sana bir şey soracağım.. araya böyle bir şeyler oldu laf maf girdi de.. ferhat güzel hakikaten 20 bin lira alıyor mu la?

salih: alıyor (ağlamaklı)

gürkan: alıyor?

salih: alıyor a. goyum (ağlıyor)

not: daha önce filmin başlarında salih, gürkan’a ferhat güzel’in gecede 20 bin lira kazandığını söylemişti.

* -Eksi - Bodrumdaki işeme sahnesine, dügündeki demedim mi performasına, bitirim elemanın telefonla konuşma sahnesine, cami avlusundaki muhabbete gulmemek elde degil. bunlar sadece suan aklima gelen sahneler. mükemmel bir film degil ama yerin dibine sokulacak film hiç degil.



Rio

Rio 2011
imdb70
Animasyon (çocuk+yetişkin)

* Rio Festivalini anlatan bir çizgi filmi ancak Rio kadar canlı renklere sahip papağan karakterleriyle anlatabilirsiniz...

* Karnaval nedir?
- En Büyük Parti


*Pixar'la yarışabilen nadir animasyon şirketlerinden biri olan Blue Sky, İce Age serisinden sonra ikincisi çekebileceği yeni bir karakter yarattı sanırsam...

* Sadece esprileri ve eğlencelik olmasından dolayı değil yandaki fotoğrafın bulunduğu sekans'ı da kattığım için yetişkin çizgi filmi dedim...

* Zaten karnaval sahnesi çok uğraşılmış...

* Bir de Rio Getto sokakları Edward Norton'un Hulk'undan sonra ilk defa etkileyici beyaz perdeye aktarıldığını gördüm...

* ağaçların arasında ilerlerken söyledikleri şarkı ve çizimler harikaydı...

* Göndermeler: Bravehearth: "Freedom!" + Angry Birds

* Sambayı hem hak ettiği saygıyı hem hak ettiği ayarı veriyor. - eksi -


"Character Name In Title" olayına farklı bir bakış

Filmdeki o şeyin ismini hatırlayamamak:

James Bond filmindeki artist ajan

Sherlock Holmes'teki dedektif

Forest Gump'daki salak

Süpermen'deki mavi elbiseli uçan adam

Harry Potter'daki alnı yaralı velet

The Dark Knight'taki kara kulak

Spartaküs'teki isyankar Gladyatör

İronman'deki demir adam

Blue Velvet'teki Fetişist Sadist

Run Lola Run'daki koşan kız

13.Cuma'da herkesi öldüren maskeli adam

Tatar Ramazan'daki ben bu oyunu bozarım diyen kasketli adam

12 Angry Man'deki 12 adam

Amelie'deki tatlı kız

Alien'daki Sağa Sola yumurta bırakan canlı

Ocean's Eleven'daki kumarhane kasası soyan çete

Wall-E'deki sevimli duygusal robot

King Kong'daki dev goril

Cesur Yürek'teki bağıran cengaver

Zorro'daki maskeli adam

- eksi - den

Yeraltı


Yeraltı 2012
Zeki Demirkubuz
Engin Günaydın

Filme Dair -eksi sözlük- ten güzel bir yorum:

"iyi olmak istiyorum, bırakmıyorlar, iyi olamıyorum."

Filmin özeti bu cümlede gizliydi. muharrem, bir fahişenin kollarında ağlarken söylemişti bunu.

Bu cümle bana, 2008 yılında intihar etmeden önce "yavaş yavaş delirdim kimse fark etmedi" diye not yazıp bırakan ipek ertürk'ü hatırlattı. burada farklı olansa, muharrem dışında herkesin bunu fark etmesiydi sanki.

2006 yılında izmir palas oteli'nde kalıyordum, nefis bir yaz akşamında canım sıkılmış, eski sevgilimin de yaşadığı bu şehirdeki bu otelde kalmayı özellikle seçmiştim. otelin ikinci katındaki odamın mutlaka deniz manzaralı olması için özel çaba sarf etmiştim. klima yetersiz kaldığında, odamın balkonuna çıkar, hemen köşede buzlu badem satan adamı izler, hiç tatmadığım buzlu bademin nasıl bir şey olduğu hakkında fikirler üretmeye çalışırdım. kordon boyunca uzanan yürüyüş yolunu dakikalarca seyreder, uzakta demirlemiş gemilerin bandırasını çözmeye çalışır, hemen önümüzde dikili duran dev türk bayrağının meydan üzerine düşen gölgesiyle oyunlar üretir, denizi arkasına vererek fotoğraf çektiren insanları görünce sevinirdim, fotoğrafını çekmeye değer bir şeyler blabildikleri için.

otelin altındaki balık lokantasının, dışarıya konmuş masalarında, saçları yapılmış güzel kadınlar ve pahalı olduğu belli olan takım elbiseleri içindeki beyler rakı içerler, masalarındaki balıkların anasonla karışık kokusu neredeyse balkonuma kadar gelirdi. o dakikalarda muziplik edesim tutar, balkondan sarkıtacağım bir oltayla, onların masalarındaki ızgara balıkları ya da dil şişleri tutup hızlıca yukarı çekmeyi geçirirdim aklımdan. denizden esen gece meltemiyle serinler, gülümseyerek içeri girerdim.

çok sıkılıyordum.

saatlerdir aklımda olan "dışarı çıkıp insan içine karışma" isteğine kulak vermek üzereydim. eğer yiyeceğim bitmeseydi hiç çıkmazdım belki de.

giyindim, çıktım. çok kalabalıktı sokaklar, balık pişiricisi yine dopdoluydu, midye tava satan adamın başı yine kalabalıktı ve buzlu bademin nasıl bir şey olduğunu ben hâlâ öğrenememiştim. yiyecek bir şeyler aldım, bir şişe de su. odama dönmemem için hiçbir sebep kalmamıştı, bu promenade toplam 10 dakika sürmüştü ve bana yetmişti. dönerken otelin altında bir sinema olduğunu fark ettim. afişinde, kafası tıraşlanmış bir adam ve onun yüzüne bakmayan, yıkılmış bir kadın vardı. adam duvar dibine çökmüştü ve ufakken çok yaramaz bir çocuk olduğu, saçları kazıtılınca ortaya çıkan kafasındaki yarıklardan belliydi. birdenbire bu filmi izlemek istedim. en yakın seans birkaç dakika içinde başlamak üzereydi, hemen bir bilet aldım ve girdim. izlediğim bu film, az önce dolandığım yerlerde çekilmiş, az önce gördüğüm türk bayrağının meydana düşen gölgesinin kullanıldığı, az önce gördüğüm kalabalığın, kıyısından köşesinden muhakkak yer aldığı, zeki demirkubuz'un kader isimli filmiydi.

Zeki demirkubuz'la o gece tanıştık ve birbirimizi bir daha hiç bırakmadık. o geceden bugüne kadar çok "seviyeli" bir ilişkimiz oldu. onu kader'le tanıdığım için kendimi çok şanslı kabul ettim, çünkü önce kader'i, sonra masumiyet'i izlemiş makbul azınlıktandım. daha sonra defalarca izledim o filmleri, c-blok'u, yazgı'yı, itiraf'ı, kıskanmak'ı, hepsini. kamera arkalarıyla, röportajlarıyla, fragmanlarıyla, gazozun dibinde kalmış kısmı pipetle çeker gibi izledim.

Zeki demirkubuz'un tek bir damlasını bile ziyan etmedim ben.

onun, bende yarattığı o güzel kafayı seviyordum.
onun, kapanmayan kapılarından girdiğim dünyayı seviyordum.
onun aklını, gözünü, "siktir git lan, amcık" deyişini seviyordum.
onun, bekir'ini, onun uğur'unu, onun başını, ortasını ve sonunu seviyordum.
onun, "düşmüşler" dünyasındaki yerini, kapıcı dairesindeki damlayan musluğunu, kerhane odasındaki pembe ışığını seviyordum.

bu gazozdan bir fırt daha almak için yeraltı'nı izlemeye de koşa koşa gittim elbette. ve böylece muharrem'le tanıştım. aslında tanıyordum belki onu, belki o da beni tanıyordu. yoksa bu kadar yakın gelir miydi onun yalnızlığı? bir çiçeğin suyu emmesi gibi emiyordum sanki filmi. tek bir karesini, en ufak bir ayrıntıyı kaçırmamak için gözlerimi kapamamaya zorlarken buldum kendimi. yoruldum, ne tatlı bir yorgunluktu bu.

ankara, ideal bir depresyon kenti! gücenmek yok.

bu filmi, izmir'de çekemezdi demirkubuz, tepeüstü'ndeki bir pavyonun içi tüm ankara'dan daha sıcaktı çünkü, buzlu badem bile ankara'dan daha sıcaktı.
ya da istanbul'da çekemezdi. istiklâl caddesi'ndeki bir fahişenin ciğerlerine doldurduğu sigara dumanı, ankara'nın toplamında içlere çekilen tüm sigara dumanlarından daha sıcaktı.

ankara'dan daha güzel bir şehir seçilemezdi bu adamın görkemli depresyonunu anlatmaya. onun kararmaya yüz tutmuş öğleden sonraları, ısınmak bilmeyen beton apartmanları, mavi branda çekilmiş demir parmaklıklı balkonları, akşamın çökmesinden hemen sonra boşalan sokakları ve onca ışık içinde seçilebilen karanlık... ankara güzel bir seçimdi, merdivenler güzeldi, ışıklar güzeldi, ışık oyunları güzeldi.

en çok beğendiğim sahnenin muharrem'le fahişenin ilk buluşmasındaki hırlama sahnesi olduğunu söylemeliyim. birbirlerine yaklaşan kafalarının mum ışığında duvara yansıması, sanki asıl "kendileri" şeklinde tezâhür eden o gölgeler, canavarlaşmış iç dünyalarıydı gibime geldi. göndermeydi, şuydu buydu diyorlar, elbette var. aksini iddia etmek saf bir iyimserlik olur. varsın olsun dert mi? filmi anlatacak değilim, izleyen mutlaka izleyecektir. izlesin, sevecek.

ben zeki demirkubuz olsaydım ve bana filmimi sorsalardı, şöyle derdim:

eğer ikinci katta yaşıyorsanız, mutlu olmak için birinci kattakilere bakarsınız.
ama eğer zemindeyseniz, bakabileceğiniz tek şey yeraltıdır.

çünkü ne kadar aşağıda olursanız olun, kendinizi iyi hissetmek icin daha aşağıdakilere bakmaktan başka çareniz yoktur ve ben hâlâ buzlu badem yemedim.

ama eğer bir gün yersem, tanıdık bir tat olacağından eminim çünkü bu film, izmir palas oteli'nin balkonundan aşağı bakarken gördüğüm ve köşede duran adamın sattığı, tüm gece boyunca kapış kapış giden, o tadını bilmediğim buzlu bademler gibi bir filmdi.


Şirinler

The Smurfs 2011
imdb53

yılın animasyonları arasında...
yılın çocuk filmleri arasında...

* Öncelikle Smurfs 'u Şirinler olarak çevrilmesi tam bir çeviri güzelliği bunu taktir etmek lazım.
(Asteriks karakterlerini Halit Kıvanç'ın çevirdiğini duymuştum... Onlar arasında da çok iyiler var... Lakin Red Kid kepazeliğini asla kabul etmiyorum...)

Teknik olarak Gargamel hepimizden daha iyi bir insan... Şahsen ben şirinleri hiç görmedim ...

Newyork'ta Şirinler'i çekiyorsan ancak böyle bir şey çekmelisin ki değsin:



* Birincisi, kendi mekanlarıyla özdeşleşmiş hayal kahramanlarının Hollywood filmlerinde neden özellikle New York yok olmadı bi ABD şehrine düşerler... Uzaylıların sadece Amerika'ya geldiği eski bilim kurgular gibi... Hadi Muppetslar, Masal Kahramanları, neyse... Smurfs'a ayıp etmişler resmen...

* Yeni bir Şirin'imiz var... İskoç Cesur Şirin... Filmin sonunda da "Freedooom!" diyerek Cesur Yürek göndermesini tamamlamışlar...

* Şimdi benim bildiğim çocuk edebiyatında SSCB - ABD soğuk savaşında da bir savaş söz konusu... Bunun en büyük örnekleri, Kapitalist düzen Sınıf farklılıklarını ve Sınıfların birbirine olan üstünlüklerin dem vurduğu "Yüzüklerin Efendisi" gibi eserleri ortaya koyarken, Diğer sol düşünce de Şirinler gibi eşit haklara sahip bir sistemi anlatan eserler sundular... Eeeee bu filmde Şirinler Resmen Kapitalist Sistemin Çarkları arasında ezilmişler...

- Şirinimin Kenarı (Her şeyi şirinle anlatmaları)

* Yazara saygı göndermesi iyiydi...

* Şirine karakterini seslendiren Katy Perry filmin bi sahnesinde "i kissed a smurf and i liked it" diyerek kendi I kissed a girl şarkısına gönderme yaptı...

* Şirinlerdeki karaktere göre isimlendirme tabiki bir Grim Kardeşler masalı Pamuk Prensesteki 7 cücelerden arak...
Zaten öyle müthiş bir keşif ki, sadece şirinlerde değil sinema'da tiyarto'da edebiyatta çete lakaplandırmalarının çoğunun bu espriye dayandığını düşünüyorum.
Şirinler "Eee nereye şirinliyoruz?" Hugo: "Eee nereye çufçufluyoruz?" e bu da burdan arak sanırsam :)



Shooter

Shooter imdb:71 2007
* Sinema Tarihinin en iyi 10 Shiper filmi arasındadır...
* Bence Sinema Tarihinin en iyi sniper filmi...
* Avangartı: Rambo
Rambo bir kovboy filminden öykünme ihtimali yüksek... Ama bir askerin kendine komplo düzenleyen bir grup devlet adamını alt etmesi babında bir ilk... Bu film de onun benzeri bir yapım denilebilir...
* Filmde geçen ikinci Sniper karakteri:
"Önce birini ayağından vurur... Onu kurtarmaya gelenleri tek tek haklar..." dediği
iki filmde de kullanılan meşhur sahneye gönderme gibi... Hatta bu sniper o diyebiliriz sanırsam:
1- Full Metal Jacket
2-  Saving Private Ryan

Filmin Hatunu: Rhona Mitra
Underworld'ların başrol oyuncusu



Los Cronocrimenes

Los Cronocrimenes 2007
2007 Yılının en iyi Bilim Kurgu Filmi
2007 Yılının en iyi İspanyol Filmi
2007 Yılının en iyi Avrupa Filmi
imdb72






İspanya'nın Fantastik Filmlerdeki Başarısı
Pan'ın Labirenti
Los Cronocrimenes
Abre Los Ojos

-eksi- de filme dair yazılabilecek en iyi yazı yazılmış:

Olayları yoluna koymaya çalışan hector'un başından geçenleri anlatan 2007 yılı ispanya yapımı taş gibi bilimkurgu aksiyon filmi. Türkçeye çevrildiğinde zaman cinayetleri gibi bir anlama gelen ismine aldanıp seri cinayet filmi gibi düşünülebilir, ancak işin aslı öyle değil.
Hector eşiyle beraber yeni evlerine taşınmanın keyfini sürmektedir. insanın başına ya meraktan ya y.r.kt.n gelirmiş diye boşuna dememişler. hector da elindeki dürbünle ileride gördüğü soyunan bir hatunun peşinden gittiğinde başına gelmedik kalmaz.
Sonrasında karşısına Arif Susam tipli bir bilimadamı çıkar. Bu bilimadamını filmi yazıp yöneten olayları yoluna koymaya çalışan hector'un başından geçenleri anlatan 2007 yılı ispanya yapımı taş gibi bilimkurgu aksiyon filmi. türkçeye çevrildiğinde zaman cinayetleri gibi bir anlama gelen ismine aldanıp seri cinayet filmi gibi düşünülebilir, ancak işin aslı öyle değil. hector eşiyle beraber yeni evlerine taşınmanın keyfini sürmektedir. insanın başına ya meraktan ya yaraktan gelirmiş diye boşuna dememişler. hector da elindeki dürbünle ileride gördüğü soyunan bir hatunun peşinden gittiğinde başına gelmedik kalmaz. sonrasında karşısına arif susam tipli bir bilimadamı çıkar. bu bilimadamını filmi yazıp yöneten nacho vigalondo oynamaktadır. hector'un ingiliz kralları gibi 1. hector, 2. hector gibi sürümlerinin etrafta dolaştığını söyler ve hector'u içinden çıkılmaz olaylara sürükler.
Film içinde zaman yolculuğu gibi riskli bir konuyu barındırsa da, akıllı birinin kaleminden çıktığı için mantık hatalarından arınmış taşların yerli yerine oturduğu bir senaryoya sahip. zaten filmi yazan arkadaş 2005 yılında da kısa metraj dalında oscar'a aday olmuş ancak alamamış. yetenekli birisi, takip etmek lazım. oynamaktadır. Hector'un ingiliz kralları gibi 1. hector, 2. hector gibi sürümlerinin etrafta dolaştığını söyler ve hector'u içinden çıkılmaz olaylara sürükler.

Asıl Diyagram:


Avrupa ve Latin Sinema Dünyasının Nudity Blogundan
Filmin Hatunu: Barbara Goenaga


In Time 2011

* Melez Filmler:
Modern bir Bonnie And Clyde Yorumu 1967

* Avangartı Bonnie And Clyde olan filmler

* Vasat Bilim Kurgu...

* Vakit Nakittir arkadaş kelamından araklamışlar konuyu :)

* Filmin Hatunu:
Amanda Seyfried
Nudografisini Mamma Mia'da şeettirimişik:



Intouchables


Intouchables 2011
Cesar Ödüllerini Silip Süpürmüş
2011 En İyi Avrupa Filmi
Avrupa Sinemasının en iyi 100 filmi arasında
Yılın En Komik filmi

Çok Keyifli, Gayet Akıcı (hızlı ritimli ve çok çok komik bir fillm...
Dimağınızda hoş bir seda, güzel bir tat bırakacak leziz bir film ... 

- Dört yanı felçli bir adamı nerede bulursun?
- Nerede?
- Tabi ki bıraktığın yerde ...
(filmin içinde filmi özetleyen bir espri)

* Kemal Tahir'in bir tespiti var, Hapishanelerde ve küçük yerleşim yerlerinde sakat insanlar, deforme vücutlar kendinle daha barışıktır... Çünkü lakapları bu olur... Çolak Hüseyin, Yımık Bırınlı Mustaa, Kocagübek Osman Ağa, Sinek Ahmet gibi... Bu filmde de şehrin o sahte yüzünden bıkmış bir zenginin ona her telefon geldiğinde telefonu uzatacak kadar sakat olduğunu unuttan ve sakatmış gibi davranmayan kötü eğitimli, hırsız yardımcısının samimiyetini seviyor... Ve bize sevdiriyor... Mizahın en güzel yanı kontrastlığıdır... Film bu bağlamda çok güldürüyor...

* Opera bu tip filmlerin en gözde alay konusu oluyor: 
Zenci: Bu ne ya ağaç şarkı söylüyor... Hem de almanca... ne kadar sürecek bu (çok gülüyor ama)
Zengin: 4 Saat
Zenci: Gülmesi duruyor...

* Klasik Müzikler ve onun için ne ifade ettiği sahne filmin klasikleşecek GAG'ı



En sevdiğim avrupa filmleri listemi alt üst etti, nereye koyacağımı şaşırdım... ilk onda olması garanti ama :)
2000'lerin en sevdiğim avrupa filmleri:
`adams aebler` 2005 
Le fabuleux destin d'Amélie Poulain 2001
`los lunes al sol` 2002 
`in bruges` 2008 
`good bye lenin` 2003 
`lat den ratte komma in` 2008 
`mam som hatar kvinnor` 2009 
`das laben der anderen` 2006 
`no man's land` 2001 
`un long dimanche de fiançailles` 2004 
`hot fuzz` 2007 
`los cronocrimenes` 2007 
`die falscher` 2007 
`les triplettes de belleville` 2003
"Parfume" 2006
`kynodontas` 2009 
`das experiment` 2001 
`the hitchiker's guide to the galaxy` 2005 
`frequently asked questions about time travel` 2009 
`children of men` 2006 
`mar adentro` 2004 
`un prophete` 2009 
`de helaasheid der dingen` 2009 
`die welle` 2008 
`california dreamin'` 2007 
`vozvraschenie` 2003 
`13 tzameti` 2005 
`cache` 2005 
`irreversible` 2002 
`rec`... gibi... Artık o ilk 10 film arasında

İran Sineması Bunu da sonunda başardı - Oscar'ı aldı

Jodaeiye Nader az Simin - Seperation 2011
En iyi Batı Dışı 100 film
- Bir İran Filmi-
En iyi Yabancı film Oskarı 2012
Asya Film Ödüllerini Toplamış
Altın Ayı 2011
Bafta'yı Almadovar'a kaptırması acı

İstanbul Film Festivali'nde izlediğim Ayneh (1997) - O yıl en iyi yabancı film seçilmişti -  filminden beri İran Sinemasını takip etmeye çalışıyorum... Ülkem sinemasını, İran sineması mukayese ettiğimde de bu kadar koşulları zor ve sistemin daha baskısı altında bir ülke sinemasının dünya platformundan bu kadar ön plana çıkması ve ödüller almasını da kıskanmadım değil...

* Evet bunu da başardılar ve düşman oldukları ülke Amerika'nın en iyi yabancı film Oskar'ını da almayı başardılar...

* Günah, Yemin, Kur-an ve inançlı insanın tereddütleri; herkesin kendince haksız, kendince haklı olduğu o zor durumları katmer katmer öyle güzel işlemiş ki bu film...

* Filmde farklı sınıfların, farklı davranış biçimleri o kadar iyi verilmiş ki, filmin bize yüklediği merak duygusunu çok çok gerçekçi kılıyor...

* Filmde bir ara İran'ın yargı sistemini eleştiren bir yargıç iken, filmin kendisinin yargıcı oluverdim... İnsanların hepsini haklı bulup kendi vicdanımla herkesi sorguladım... Film dengesiyle bizi çok etkiliyor...

* Anlamadığım, insanlar şikayetlerini geri çekince nasıl oluyor da dava da düşüyor... Cinayet davası ise bu, savcı devreye girer ve kamu davasına dönüşür...

* Bize inancı bütünlüğüyle ders veren kadının dürüst olmasının ona ve ailesine ne kadar zarar verdiğinin farkına varamaması, aydın kesimin ise yalan söyleyerek ailesini ve kendini koruyabilmesi... Çok güzel anlatılmış bir tezatlık değil mi?