Entelköy Efeköy'e Karşı 2011

Oportünist Köylüler (Köylü Kurnazları)

* Vasat bir film olsada bol mesaj kaygısı, doğru mesajlar verme içgüdüsüyle çekildiği için hoş görülebilir...

* Klişe ötesi bir senaryosu var.

Filmde diyaloglar bundan öte diil:

muhtar-biz bunlar entel dantel, anarşik manarjik dedik ama bunlar komple yamyam, komple oyuk sik...ymiş bunlar!
hoca-tövbe de tövbe de!
muhtar-tarlada çalışandan 10 euro, keçi güdenden 15 euro
hoca-olacak şey mi gelen misafiri amele gibi çalıştırmak
muhtar-çadıra 50 euro, evlere 100 euro al. bir de üstüne amele gibi çalıştır!
yancı-oldu olacak bir dömeltip, si...ler gari
* Düşman G.tüne...

* Yönetmenin ilk filmi olan dondormam gaymak gibi bir şey çıkarmak istemişler, pazvant buna yakın bir oyunculuk sergilemiş... Ama ilki kadar komik, ilki kadar iyi bir film... Ben her ikisini de vasatın üzerine çıkamayacağını düşünüyorum... Özellikle ilk yarısı ilk okul müsameresi tadında...

* Müziğiyle eylemiyle bir Vengo tadı yakalanmak istenmiş...



Sümela'nin sifresi: Temel 2011
* Kötü ötesi diyebiliriz

* Offlu hoca - Temel fıkraları Gagları başka bi numarası yok...
"Oğuz"ubinnas esprisi sağda...
* Alper Kul'u seviyorum ama bu olmamış...
* Zaman kaybı, Sabır testi,



* Diyaloglarda Temel'den çok Keloğlan'a yaklaştırılmış:

- la uşağum mısır pramitlerini uzaylıların yaptığına inanıyorsun da sümela manastırını yaptıklarına mı inanmıyorsun.
- mısır pramitlerini uzaylılar mı yaptı.
- ya kim yaptı.
-toki yaptı diye biliyorum.


ya da, bunun salak arkadaşı parayı Libya'lılar buldu diyor, bu da "Lidya oolm, Libya değil" diyor gibin...


- eksi - den

keşke trabzonlu olmasaydım da, tarafsız olabileceğime inanılıp değerlendirdiğimi bilseydiler diye değerlendireceğim filmdir.
öncelikle filmde ki her şey gerçek değil tabi ki.
gündüz vakti faroz kayalıklar'da sen otur rakı masası kur bak bakalım nasıl dikkat çekiyorsun.
alper kul has trabzon'lu olmasına rağmen berbat bi ağız ile konuştu film boyunca özellikle yenicem seni la trabzon.trabzonda yenicem kelimesini kullanan adam ya özel neşem kolejinde ya da alparslan kolejinde okumuştur.boztepe'de ki akıllı villarının bahçesinde oynamıştır topunu.piramit fast food ta 1 liraya hamburger yemek yerine, mc'e gelen oyuncakları düzenli olarak takip etmiş ve evde koleksiyon yapmıştır.
her neyse bunlar ayrıntı, bu kötü trabzon ağızını oyunculuğu ile kurtarmıştır alper kul.gerçekten yetenekli bi insan.'nedı la ota boka sallayıp duruysınız ?' dese tabi daha güzel olurdu ama neyse.o kızın babasından yediği ayar ile motorda gelirken dişlerini sıkmaları,ezikliği içimizde yaşatması falan bunlar güzel şeyler bir komedi filmi için. he, ata demirer,recep ivedik gibi muhteremler düzenli olarak film üzerine film çekip hasılatın amına kor iken iyi, sonuçta türk insanını anlatan yöresel bir film 1 milyon izleyicinin üstüne çıkınca vay halimize.

Çalgı Çengi

Çalgı Çengi 2011

2011 in en iyi salaklık yerli komedisi

Gerek yönetmenin zamanla oynamaları, gerek ikili komedi oyunculuğunun o sıkı ilişkisinin iyi aktarılması, gerekse arada giren flaş gag'larıyla olmuş dediğim türk filmi...

* Öğrenci Konseri ve bunların metalci gibi giyinip şakirt ocağına düşmeleri...
(son zamanlarda dini hicveden gaglar babında Sümelenin Şifresi filmindeki Oğuzubinrabbinnasi esprisi benzeri)
Şakirt: Sizde hangi ilahiler var?
- La Gürkan, bende ilahi filan yok, sübhaneke var o olma mı?
- Ne diyo arkadaş?
- Hocam sen makamı ver biz sübanekeden girer kel kevsere kadar gideriz.

* Saçma Türk komedilerinden kesinlikle değil.


* Angaralı düğün müzisyenleri... Birbirlerine teyzeoğlu demeleri...
* Dostluk temalı filmler...
Filmden unutulmaz diyaloglar: "la bebe" kalıbı yerinde kullanılmış...
* - nerde kalmıştım
- vurdurtuyordum abi
* Nakliyeci elemanlar Mahmut, Semih ve Gökmen'in kapıya dayandığı sahnedeki diyaloglar... Birbirlerinin isimlerini gammazlamaları...
* Ölüyü fazla yıkarsan ye osurur ya sıçar!
* Böyle bir dayak şekli yok ya. Adam elini ateşe sokup yüzüme bastı ya!
* - Ben orta okulda Matematik Öğretmeni bana tokat attı diye sayılara küstüm.
- Gürkan senin sıfatını s.kiim (üst üste atılan tokatlar çok komik)


- Eksi-
Türkiye sinemasının ihtiyacı olan komedi damarı budur. Hem eli yüzü düzgün hem komik hem de film gibi film. Gidenlerin girmeyenlere anlatacağı türden değil... Mutlaka seyredilmesi gereken türden.

Tabi ki Filmin En Büyük Gag'ı:


gürkan: dayıoğlu.. neye elimizi atsak kuruttuk sanki la.

salih: anlamıyorum ki arkadaş. niye böyle oluyor ya? neyi nerede yanlış yapıyoruz biz gürkan?

gürkan: ya ssk’lı bir işe girip çalışsa mıydık la? hem emekliliğimiz de olurdu. ya biz bi yenilik kuramayacak mıyız ya?

salih: kuracağız teyze oğlu kuracağız. beraber yürüyemeyen insanlar beraber bir gelecek kuramazmış. rahmetlik gökhan semiz.

gürkan: allah rahmet eylesin.. gökhan semiz kim ya?

salih: gökhan semiz şey ya.. bizim ortaokuldaki matematik öğretmeni.

gürkan: he..

salih: senin ben sıfatını si.im la. hakket bilmiyon di mi?

gürkan: …

salih: ya dünyaya mal geldin sığır gideceksin ya la. ya sen sanatçı bir insansın senin insan olarak duyarlılığın bu seni hayvanlardan ayıran özelliğin bu. sen nasıl bilmezsin ya. üç kişiydiler la bunlar. komik komik şarkılar yapıyordular ya.

gürkan: komedi dans üçlüsü?

salih: la yok oğlum ya, uzun saçlı bi tane olanı vardı ya hani burasında böyle adem elması var.

gürkan: çelik, izel çelik ercan?

salih: ya.ak var gürkan yer misin?

gürkan: kufretme!

salih: cık cık cık.. hayranıyım oğlum ben onların, o yüzden söylüyorum.. hatırlamıyon mu ortaokulda dinliyorduk onları? ben ona benzeyeyim diye saçlarımı uzatacaktım.

gürkan: niye uzatmadın?

salih: yakışmıyor.. benim kafa büyük.

gürkan: ya teyzeoğlu ben sana bir şey soracağım.. araya böyle bir şeyler oldu laf maf girdi de.. ferhat güzel hakikaten 20 bin lira alıyor mu la?

salih: alıyor (ağlamaklı)

gürkan: alıyor?

salih: alıyor a. goyum (ağlıyor)

not: daha önce filmin başlarında salih, gürkan’a ferhat güzel’in gecede 20 bin lira kazandığını söylemişti.

* -Eksi - Bodrumdaki işeme sahnesine, dügündeki demedim mi performasına, bitirim elemanın telefonla konuşma sahnesine, cami avlusundaki muhabbete gulmemek elde degil. bunlar sadece suan aklima gelen sahneler. mükemmel bir film degil ama yerin dibine sokulacak film hiç degil.



Rio

Rio 2011
imdb70
Animasyon (çocuk+yetişkin)

* Rio Festivalini anlatan bir çizgi filmi ancak Rio kadar canlı renklere sahip papağan karakterleriyle anlatabilirsiniz...

* Karnaval nedir?
- En Büyük Parti


*Pixar'la yarışabilen nadir animasyon şirketlerinden biri olan Blue Sky, İce Age serisinden sonra ikincisi çekebileceği yeni bir karakter yarattı sanırsam...

* Sadece esprileri ve eğlencelik olmasından dolayı değil yandaki fotoğrafın bulunduğu sekans'ı da kattığım için yetişkin çizgi filmi dedim...

* Zaten karnaval sahnesi çok uğraşılmış...

* Bir de Rio Getto sokakları Edward Norton'un Hulk'undan sonra ilk defa etkileyici beyaz perdeye aktarıldığını gördüm...

* ağaçların arasında ilerlerken söyledikleri şarkı ve çizimler harikaydı...

* Göndermeler: Bravehearth: "Freedom!" + Angry Birds

* Sambayı hem hak ettiği saygıyı hem hak ettiği ayarı veriyor. - eksi -


"Character Name In Title" olayına farklı bir bakış

Filmdeki o şeyin ismini hatırlayamamak:

James Bond filmindeki artist ajan

Sherlock Holmes'teki dedektif

Forest Gump'daki salak

Süpermen'deki mavi elbiseli uçan adam

Harry Potter'daki alnı yaralı velet

The Dark Knight'taki kara kulak

Spartaküs'teki isyankar Gladyatör

İronman'deki demir adam

Blue Velvet'teki Fetişist Sadist

Run Lola Run'daki koşan kız

13.Cuma'da herkesi öldüren maskeli adam

Tatar Ramazan'daki ben bu oyunu bozarım diyen kasketli adam

12 Angry Man'deki 12 adam

Amelie'deki tatlı kız

Alien'daki Sağa Sola yumurta bırakan canlı

Ocean's Eleven'daki kumarhane kasası soyan çete

Wall-E'deki sevimli duygusal robot

King Kong'daki dev goril

Cesur Yürek'teki bağıran cengaver

Zorro'daki maskeli adam

- eksi - den

Yeraltı


Yeraltı 2012
Zeki Demirkubuz
Engin Günaydın

Filme Dair -eksi sözlük- ten güzel bir yorum:

"iyi olmak istiyorum, bırakmıyorlar, iyi olamıyorum."

Filmin özeti bu cümlede gizliydi. muharrem, bir fahişenin kollarında ağlarken söylemişti bunu.

Bu cümle bana, 2008 yılında intihar etmeden önce "yavaş yavaş delirdim kimse fark etmedi" diye not yazıp bırakan ipek ertürk'ü hatırlattı. burada farklı olansa, muharrem dışında herkesin bunu fark etmesiydi sanki.

2006 yılında izmir palas oteli'nde kalıyordum, nefis bir yaz akşamında canım sıkılmış, eski sevgilimin de yaşadığı bu şehirdeki bu otelde kalmayı özellikle seçmiştim. otelin ikinci katındaki odamın mutlaka deniz manzaralı olması için özel çaba sarf etmiştim. klima yetersiz kaldığında, odamın balkonuna çıkar, hemen köşede buzlu badem satan adamı izler, hiç tatmadığım buzlu bademin nasıl bir şey olduğu hakkında fikirler üretmeye çalışırdım. kordon boyunca uzanan yürüyüş yolunu dakikalarca seyreder, uzakta demirlemiş gemilerin bandırasını çözmeye çalışır, hemen önümüzde dikili duran dev türk bayrağının meydan üzerine düşen gölgesiyle oyunlar üretir, denizi arkasına vererek fotoğraf çektiren insanları görünce sevinirdim, fotoğrafını çekmeye değer bir şeyler blabildikleri için.

otelin altındaki balık lokantasının, dışarıya konmuş masalarında, saçları yapılmış güzel kadınlar ve pahalı olduğu belli olan takım elbiseleri içindeki beyler rakı içerler, masalarındaki balıkların anasonla karışık kokusu neredeyse balkonuma kadar gelirdi. o dakikalarda muziplik edesim tutar, balkondan sarkıtacağım bir oltayla, onların masalarındaki ızgara balıkları ya da dil şişleri tutup hızlıca yukarı çekmeyi geçirirdim aklımdan. denizden esen gece meltemiyle serinler, gülümseyerek içeri girerdim.

çok sıkılıyordum.

saatlerdir aklımda olan "dışarı çıkıp insan içine karışma" isteğine kulak vermek üzereydim. eğer yiyeceğim bitmeseydi hiç çıkmazdım belki de.

giyindim, çıktım. çok kalabalıktı sokaklar, balık pişiricisi yine dopdoluydu, midye tava satan adamın başı yine kalabalıktı ve buzlu bademin nasıl bir şey olduğunu ben hâlâ öğrenememiştim. yiyecek bir şeyler aldım, bir şişe de su. odama dönmemem için hiçbir sebep kalmamıştı, bu promenade toplam 10 dakika sürmüştü ve bana yetmişti. dönerken otelin altında bir sinema olduğunu fark ettim. afişinde, kafası tıraşlanmış bir adam ve onun yüzüne bakmayan, yıkılmış bir kadın vardı. adam duvar dibine çökmüştü ve ufakken çok yaramaz bir çocuk olduğu, saçları kazıtılınca ortaya çıkan kafasındaki yarıklardan belliydi. birdenbire bu filmi izlemek istedim. en yakın seans birkaç dakika içinde başlamak üzereydi, hemen bir bilet aldım ve girdim. izlediğim bu film, az önce dolandığım yerlerde çekilmiş, az önce gördüğüm türk bayrağının meydana düşen gölgesinin kullanıldığı, az önce gördüğüm kalabalığın, kıyısından köşesinden muhakkak yer aldığı, zeki demirkubuz'un kader isimli filmiydi.

Zeki demirkubuz'la o gece tanıştık ve birbirimizi bir daha hiç bırakmadık. o geceden bugüne kadar çok "seviyeli" bir ilişkimiz oldu. onu kader'le tanıdığım için kendimi çok şanslı kabul ettim, çünkü önce kader'i, sonra masumiyet'i izlemiş makbul azınlıktandım. daha sonra defalarca izledim o filmleri, c-blok'u, yazgı'yı, itiraf'ı, kıskanmak'ı, hepsini. kamera arkalarıyla, röportajlarıyla, fragmanlarıyla, gazozun dibinde kalmış kısmı pipetle çeker gibi izledim.

Zeki demirkubuz'un tek bir damlasını bile ziyan etmedim ben.

onun, bende yarattığı o güzel kafayı seviyordum.
onun, kapanmayan kapılarından girdiğim dünyayı seviyordum.
onun aklını, gözünü, "siktir git lan, amcık" deyişini seviyordum.
onun, bekir'ini, onun uğur'unu, onun başını, ortasını ve sonunu seviyordum.
onun, "düşmüşler" dünyasındaki yerini, kapıcı dairesindeki damlayan musluğunu, kerhane odasındaki pembe ışığını seviyordum.

bu gazozdan bir fırt daha almak için yeraltı'nı izlemeye de koşa koşa gittim elbette. ve böylece muharrem'le tanıştım. aslında tanıyordum belki onu, belki o da beni tanıyordu. yoksa bu kadar yakın gelir miydi onun yalnızlığı? bir çiçeğin suyu emmesi gibi emiyordum sanki filmi. tek bir karesini, en ufak bir ayrıntıyı kaçırmamak için gözlerimi kapamamaya zorlarken buldum kendimi. yoruldum, ne tatlı bir yorgunluktu bu.

ankara, ideal bir depresyon kenti! gücenmek yok.

bu filmi, izmir'de çekemezdi demirkubuz, tepeüstü'ndeki bir pavyonun içi tüm ankara'dan daha sıcaktı çünkü, buzlu badem bile ankara'dan daha sıcaktı.
ya da istanbul'da çekemezdi. istiklâl caddesi'ndeki bir fahişenin ciğerlerine doldurduğu sigara dumanı, ankara'nın toplamında içlere çekilen tüm sigara dumanlarından daha sıcaktı.

ankara'dan daha güzel bir şehir seçilemezdi bu adamın görkemli depresyonunu anlatmaya. onun kararmaya yüz tutmuş öğleden sonraları, ısınmak bilmeyen beton apartmanları, mavi branda çekilmiş demir parmaklıklı balkonları, akşamın çökmesinden hemen sonra boşalan sokakları ve onca ışık içinde seçilebilen karanlık... ankara güzel bir seçimdi, merdivenler güzeldi, ışıklar güzeldi, ışık oyunları güzeldi.

en çok beğendiğim sahnenin muharrem'le fahişenin ilk buluşmasındaki hırlama sahnesi olduğunu söylemeliyim. birbirlerine yaklaşan kafalarının mum ışığında duvara yansıması, sanki asıl "kendileri" şeklinde tezâhür eden o gölgeler, canavarlaşmış iç dünyalarıydı gibime geldi. göndermeydi, şuydu buydu diyorlar, elbette var. aksini iddia etmek saf bir iyimserlik olur. varsın olsun dert mi? filmi anlatacak değilim, izleyen mutlaka izleyecektir. izlesin, sevecek.

ben zeki demirkubuz olsaydım ve bana filmimi sorsalardı, şöyle derdim:

eğer ikinci katta yaşıyorsanız, mutlu olmak için birinci kattakilere bakarsınız.
ama eğer zemindeyseniz, bakabileceğiniz tek şey yeraltıdır.

çünkü ne kadar aşağıda olursanız olun, kendinizi iyi hissetmek icin daha aşağıdakilere bakmaktan başka çareniz yoktur ve ben hâlâ buzlu badem yemedim.

ama eğer bir gün yersem, tanıdık bir tat olacağından eminim çünkü bu film, izmir palas oteli'nin balkonundan aşağı bakarken gördüğüm ve köşede duran adamın sattığı, tüm gece boyunca kapış kapış giden, o tadını bilmediğim buzlu bademler gibi bir filmdi.


Şirinler

The Smurfs 2011
imdb53

yılın animasyonları arasında...
yılın çocuk filmleri arasında...

* Öncelikle Smurfs 'u Şirinler olarak çevrilmesi tam bir çeviri güzelliği bunu taktir etmek lazım.
(Asteriks karakterlerini Halit Kıvanç'ın çevirdiğini duymuştum... Onlar arasında da çok iyiler var... Lakin Red Kid kepazeliğini asla kabul etmiyorum...)

Teknik olarak Gargamel hepimizden daha iyi bir insan... Şahsen ben şirinleri hiç görmedim ...

Newyork'ta Şirinler'i çekiyorsan ancak böyle bir şey çekmelisin ki değsin:



* Birincisi, kendi mekanlarıyla özdeşleşmiş hayal kahramanlarının Hollywood filmlerinde neden özellikle New York yok olmadı bi ABD şehrine düşerler... Uzaylıların sadece Amerika'ya geldiği eski bilim kurgular gibi... Hadi Muppetslar, Masal Kahramanları, neyse... Smurfs'a ayıp etmişler resmen...

* Yeni bir Şirin'imiz var... İskoç Cesur Şirin... Filmin sonunda da "Freedooom!" diyerek Cesur Yürek göndermesini tamamlamışlar...

* Şimdi benim bildiğim çocuk edebiyatında SSCB - ABD soğuk savaşında da bir savaş söz konusu... Bunun en büyük örnekleri, Kapitalist düzen Sınıf farklılıklarını ve Sınıfların birbirine olan üstünlüklerin dem vurduğu "Yüzüklerin Efendisi" gibi eserleri ortaya koyarken, Diğer sol düşünce de Şirinler gibi eşit haklara sahip bir sistemi anlatan eserler sundular... Eeeee bu filmde Şirinler Resmen Kapitalist Sistemin Çarkları arasında ezilmişler...

- Şirinimin Kenarı (Her şeyi şirinle anlatmaları)

* Yazara saygı göndermesi iyiydi...

* Şirine karakterini seslendiren Katy Perry filmin bi sahnesinde "i kissed a smurf and i liked it" diyerek kendi I kissed a girl şarkısına gönderme yaptı...

* Şirinlerdeki karaktere göre isimlendirme tabiki bir Grim Kardeşler masalı Pamuk Prensesteki 7 cücelerden arak...
Zaten öyle müthiş bir keşif ki, sadece şirinlerde değil sinema'da tiyarto'da edebiyatta çete lakaplandırmalarının çoğunun bu espriye dayandığını düşünüyorum.
Şirinler "Eee nereye şirinliyoruz?" Hugo: "Eee nereye çufçufluyoruz?" e bu da burdan arak sanırsam :)



Shooter

Shooter imdb:71 2007
* Sinema Tarihinin en iyi 10 Shiper filmi arasındadır...
* Bence Sinema Tarihinin en iyi sniper filmi...
* Avangartı: Rambo
Rambo bir kovboy filminden öykünme ihtimali yüksek... Ama bir askerin kendine komplo düzenleyen bir grup devlet adamını alt etmesi babında bir ilk... Bu film de onun benzeri bir yapım denilebilir...
* Filmde geçen ikinci Sniper karakteri:
"Önce birini ayağından vurur... Onu kurtarmaya gelenleri tek tek haklar..." dediği
iki filmde de kullanılan meşhur sahneye gönderme gibi... Hatta bu sniper o diyebiliriz sanırsam:
1- Full Metal Jacket
2-  Saving Private Ryan

Filmin Hatunu: Rhona Mitra
Underworld'ların başrol oyuncusu



Los Cronocrimenes

Los Cronocrimenes 2007
2007 Yılının en iyi Bilim Kurgu Filmi
2007 Yılının en iyi İspanyol Filmi
2007 Yılının en iyi Avrupa Filmi
imdb72






İspanya'nın Fantastik Filmlerdeki Başarısı
Pan'ın Labirenti
Los Cronocrimenes
Abre Los Ojos

-eksi- de filme dair yazılabilecek en iyi yazı yazılmış:

Olayları yoluna koymaya çalışan hector'un başından geçenleri anlatan 2007 yılı ispanya yapımı taş gibi bilimkurgu aksiyon filmi. Türkçeye çevrildiğinde zaman cinayetleri gibi bir anlama gelen ismine aldanıp seri cinayet filmi gibi düşünülebilir, ancak işin aslı öyle değil.
Hector eşiyle beraber yeni evlerine taşınmanın keyfini sürmektedir. insanın başına ya meraktan ya y.r.kt.n gelirmiş diye boşuna dememişler. hector da elindeki dürbünle ileride gördüğü soyunan bir hatunun peşinden gittiğinde başına gelmedik kalmaz.
Sonrasında karşısına Arif Susam tipli bir bilimadamı çıkar. Bu bilimadamını filmi yazıp yöneten olayları yoluna koymaya çalışan hector'un başından geçenleri anlatan 2007 yılı ispanya yapımı taş gibi bilimkurgu aksiyon filmi. türkçeye çevrildiğinde zaman cinayetleri gibi bir anlama gelen ismine aldanıp seri cinayet filmi gibi düşünülebilir, ancak işin aslı öyle değil. hector eşiyle beraber yeni evlerine taşınmanın keyfini sürmektedir. insanın başına ya meraktan ya yaraktan gelirmiş diye boşuna dememişler. hector da elindeki dürbünle ileride gördüğü soyunan bir hatunun peşinden gittiğinde başına gelmedik kalmaz. sonrasında karşısına arif susam tipli bir bilimadamı çıkar. bu bilimadamını filmi yazıp yöneten nacho vigalondo oynamaktadır. hector'un ingiliz kralları gibi 1. hector, 2. hector gibi sürümlerinin etrafta dolaştığını söyler ve hector'u içinden çıkılmaz olaylara sürükler.
Film içinde zaman yolculuğu gibi riskli bir konuyu barındırsa da, akıllı birinin kaleminden çıktığı için mantık hatalarından arınmış taşların yerli yerine oturduğu bir senaryoya sahip. zaten filmi yazan arkadaş 2005 yılında da kısa metraj dalında oscar'a aday olmuş ancak alamamış. yetenekli birisi, takip etmek lazım. oynamaktadır. Hector'un ingiliz kralları gibi 1. hector, 2. hector gibi sürümlerinin etrafta dolaştığını söyler ve hector'u içinden çıkılmaz olaylara sürükler.

Asıl Diyagram:


Avrupa ve Latin Sinema Dünyasının Nudity Blogundan
Filmin Hatunu: Barbara Goenaga


In Time 2011

* Melez Filmler:
Modern bir Bonnie And Clyde Yorumu 1967

* Avangartı Bonnie And Clyde olan filmler

* Vasat Bilim Kurgu...

* Vakit Nakittir arkadaş kelamından araklamışlar konuyu :)

* Filmin Hatunu:
Amanda Seyfried
Nudografisini Mamma Mia'da şeettirimişik:



Intouchables


Intouchables 2011
Cesar Ödüllerini Silip Süpürmüş
2011 En İyi Avrupa Filmi
Avrupa Sinemasının en iyi 100 filmi arasında
Yılın En Komik filmi

Çok Keyifli, Gayet Akıcı (hızlı ritimli ve çok çok komik bir fillm...
Dimağınızda hoş bir seda, güzel bir tat bırakacak leziz bir film ... 

- Dört yanı felçli bir adamı nerede bulursun?
- Nerede?
- Tabi ki bıraktığın yerde ...
(filmin içinde filmi özetleyen bir espri)

* Kemal Tahir'in bir tespiti var, Hapishanelerde ve küçük yerleşim yerlerinde sakat insanlar, deforme vücutlar kendinle daha barışıktır... Çünkü lakapları bu olur... Çolak Hüseyin, Yımık Bırınlı Mustaa, Kocagübek Osman Ağa, Sinek Ahmet gibi... Bu filmde de şehrin o sahte yüzünden bıkmış bir zenginin ona her telefon geldiğinde telefonu uzatacak kadar sakat olduğunu unuttan ve sakatmış gibi davranmayan kötü eğitimli, hırsız yardımcısının samimiyetini seviyor... Ve bize sevdiriyor... Mizahın en güzel yanı kontrastlığıdır... Film bu bağlamda çok güldürüyor...

* Opera bu tip filmlerin en gözde alay konusu oluyor: 
Zenci: Bu ne ya ağaç şarkı söylüyor... Hem de almanca... ne kadar sürecek bu (çok gülüyor ama)
Zengin: 4 Saat
Zenci: Gülmesi duruyor...

* Klasik Müzikler ve onun için ne ifade ettiği sahne filmin klasikleşecek GAG'ı



En sevdiğim avrupa filmleri listemi alt üst etti, nereye koyacağımı şaşırdım... ilk onda olması garanti ama :)
2000'lerin en sevdiğim avrupa filmleri:
`adams aebler` 2005 
Le fabuleux destin d'Amélie Poulain 2001
`los lunes al sol` 2002 
`in bruges` 2008 
`good bye lenin` 2003 
`lat den ratte komma in` 2008 
`mam som hatar kvinnor` 2009 
`das laben der anderen` 2006 
`no man's land` 2001 
`un long dimanche de fiançailles` 2004 
`hot fuzz` 2007 
`los cronocrimenes` 2007 
`die falscher` 2007 
`les triplettes de belleville` 2003
"Parfume" 2006
`kynodontas` 2009 
`das experiment` 2001 
`the hitchiker's guide to the galaxy` 2005 
`frequently asked questions about time travel` 2009 
`children of men` 2006 
`mar adentro` 2004 
`un prophete` 2009 
`de helaasheid der dingen` 2009 
`die welle` 2008 
`california dreamin'` 2007 
`vozvraschenie` 2003 
`13 tzameti` 2005 
`cache` 2005 
`irreversible` 2002 
`rec`... gibi... Artık o ilk 10 film arasında

İran Sineması Bunu da sonunda başardı - Oscar'ı aldı

Jodaeiye Nader az Simin - Seperation 2011
En iyi Batı Dışı 100 film
- Bir İran Filmi-
En iyi Yabancı film Oskarı 2012
Asya Film Ödüllerini Toplamış
Altın Ayı 2011
Bafta'yı Almadovar'a kaptırması acı

İstanbul Film Festivali'nde izlediğim Ayneh (1997) - O yıl en iyi yabancı film seçilmişti -  filminden beri İran Sinemasını takip etmeye çalışıyorum... Ülkem sinemasını, İran sineması mukayese ettiğimde de bu kadar koşulları zor ve sistemin daha baskısı altında bir ülke sinemasının dünya platformundan bu kadar ön plana çıkması ve ödüller almasını da kıskanmadım değil...

* Evet bunu da başardılar ve düşman oldukları ülke Amerika'nın en iyi yabancı film Oskar'ını da almayı başardılar...

* Günah, Yemin, Kur-an ve inançlı insanın tereddütleri; herkesin kendince haksız, kendince haklı olduğu o zor durumları katmer katmer öyle güzel işlemiş ki bu film...

* Filmde farklı sınıfların, farklı davranış biçimleri o kadar iyi verilmiş ki, filmin bize yüklediği merak duygusunu çok çok gerçekçi kılıyor...

* Filmde bir ara İran'ın yargı sistemini eleştiren bir yargıç iken, filmin kendisinin yargıcı oluverdim... İnsanların hepsini haklı bulup kendi vicdanımla herkesi sorguladım... Film dengesiyle bizi çok etkiliyor...

* Anlamadığım, insanlar şikayetlerini geri çekince nasıl oluyor da dava da düşüyor... Cinayet davası ise bu, savcı devreye girer ve kamu davasına dönüşür...

* Bize inancı bütünlüğüyle ders veren kadının dürüst olmasının ona ve ailesine ne kadar zarar verdiğinin farkına varamaması, aydın kesimin ise yalan söyleyerek ailesini ve kendini koruyabilmesi... Çok güzel anlatılmış bir tezatlık değil mi?


iksv 31 Film Festivali



İstanbul Sanat Vakfı Tarafından 31. Düzenlenen Film Festivali Yine Nisan Ayında Gözümüzü Aydınlatacak





 La battaglia di Algeri 1966
Cezayir Savaşı
imdb82
Cezayir
3 Dalda Oskar Adaylığı
Bafta ve Venedik Ödüllü
TOP250 Filmi
Cezayir Savaşı, Cezayirlilerin özgürlük mücadelesinin 1954 ile 1957 yılları arasındaki dönemine odaklanarak Fransız sömürgeci istilasını ve devrimci gerilla hücrelerini
anlatıyor. Büyük tartışmalar yaratan, siyasal şiddete ve silahlı ayaklanmaya özendirmekle suçlanarak uzun yıllar Fransa’da yasaklı kalan bu benzersiz film güncelliğini bugün de koruyor.

Kongen Av Bostoy imdb74
Norveç 2010

-eksi-
aslında orjinal bir konu değil. ancak yönetmen çok iyi bir iş çıkarmış. 'isyan' temasını, etkileyici olma çabası güdülen gereksiz diyaloglar ile anlatmaya çalışmamış, tam aksine; çocukların ve ergenlik çağına gelmiş adamların, olması gerektiği gibi ürkek ve bir noktadan sonra fevri olduklarını görüyoruz. filmde eksik gördüğüm tek nokta, geçişlerin hızlı olması. onun dışında 10 üzerinden 8'i hak ediyor

bastoy isimli bir adadaki erkek cocuk islah evinde gecen gercek bir hikaye anlatiliyor. norvecin gercek anlamda tum soguklugunu hissettiriyor. basarili senaryo ve kurguya sahip. yonetmenle soylesi kisminda ogrendik ki bu 1915'te gerceklesmis, hasiralti edilen bir konu.



Hodejegerne imdb75

Norveç
2011 Courmayeur Noir En İyi Film
Norveç’in en başarılı insan kaynakları uzmanı “beyin avcısı” Roger’ın hikâyesini anlatan yönetmen Tyldum, “Hem eğlendirmek hem de duygulandırmak ve düşündürmek istedim” diyor. Roger istediği her şeye sahip gibidir; fakat olması gerekenden daha büyük bir lüks içinde yaşamaktadır. Bunu devam ettirebilmek için ikinci iş olarak sanat eseri hırsızlığı yapmaktadır. Bir galeri açılışında tanıştığı Clas, bir iş için aradığı mükemmel aday olmanın yanı sıra çok değerli bir tablonun da sahibidir. Roger fırsatı hemen değerlendirmek ister ve en büyük vurgununu planlamaya başlar.


Sangue do Meu Sangue 2011 Kan Benim Kanım
imdb80
Portekiz Filmi
Portekiz film ödüllerini silip süpürmüş
Marcia, bir toplu konutta kardeşi Ivete’le yaşamaktadır. Kızı Claudia bir gün, kendisinden büyük, evli bir adama âşık olduğunu söyler. Adamın kim olduğunu öğrenen Marcia bu ilişkinin ailesi için bir tehdit oluşturduğunu fark eder. Bu sırada torbacılık yapan oğlu Joca, mal aldığı satıcıyı atlatmaya çalışır, fakat yakalanır. Onu kurtarmaya çalışan teyzesi Ivete büyük bir bedel ödeyecektir..

Festivalde Oscar En İyi Yabancı Film Oscar Adaylarının Tamamı Gösterime Sunulacak:


MONSIEUR LAZHAR 2011
Canım Öğretmenim
imdb78
En iyi Yabancı Film Oscar Adayı
Kanada (Genia) Ödüllerini Silip Süpürmüş
Dünyada 8 ödül almış 5 Adaylıkları var
Canım Öğretmenim, Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adayı oldu. Filme adını veren Beşir Lazhar, bir öğretmenin intiharı ertesinde apar topar işe alınan Cezayir asıllı bir yedek öğretmendir. Öğrenciler ona alışmaya çalışırken hâlâ mülteci olan Mösyö Lazhar da kendi dertlerine rağmen iyimserliğini kaybetmez. 



Hearat Shulayim 2011
Dipnot
imdb67
İsrail
En iyi Yabancı film Oscar Adayı
Cannes En iyi Senaryo Ödülü
İsrail Film Ödüllerinin tümünü silip süpürmüş
Kudüs’teki İbrani Üniversitesi’nin Talmud bölümünde görevli tuhaf profesörler olan baba–oğul Şkolnik’ler, saygın bir ödül nedeniyle karşı karşıya gelir. Oğul, devletin takdirine bağımlı görünür; baba ise takdire aç, inatçı bir püristtir. Herkesin göz koyduğu İsrail Ödülü, her ikisini de nihai ve acı bir hesaplaşmaya sokacaktır.

N Ciemnosci - In Darkness - Karanlıkta Kalanlar
Polonya
imdb70




Polonya’da, kimsenin kimseye güvenmediği, fakirlerin kendilerinden daha fakirlerden çaldığı Nazi işgali altındaki Lvov’da lağım işçiliği ve küçük çapta hırsızlık yapan Leopold Socha’nın hikâyesini anlatıyor. Lağımda, aralarında iki küçük çocuğun da olduğu bir grup Yahudiyle karşılaşan Leopold, onları bir ücret karşılığında saklamayı kabul eder. Basit bir iş anlaşması olarak başlayan olaylar, hepsinin 14 aylık yoğun tehlike döneminde kesin olan ölümlerini atlatma çabalarından dolayı beklenmedik bir hal alır. Agnieszka Holland’ın Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar adayı olan bu son filmi ahlak, suç, seçimler, Tanrı ve hayatta kalma gibi hassas konuları ele alıyor.



BELGESEL

George Harrison: Living in the Material World
Martin Scorsese
Çok çok iyi bir müzik belgeseli
imdb:82


Whores' Glory
imdb73
Belgesel
Working's Death'in yönetmeninden: imdb:79
Fahişelere Güzelleme fahişelik üzerine üç kanatlı bir resim sunuyor: üç ülke, üç dil, üç din… Bu en mahrem eylem, karşılığında daima para alınan bir meta haline gelmiştir; oysa kadınların hayatına hikâyelerden başka bir zenginlik getirmez. Tayland’da kadınlar camların ardında durup kendi yansımalarına bakarak müşteri bekler. Bangladeş’te erkekler, arzularını kiralık kızlarla doyuma kavuşturmak için bir aşk mahallesine gider. Meksika’da ise kadınlar, kendi gerçeklikleriyle yüzleşmemek için, kadın gibi ölebilsinler diye dua eder. Tüm bu kadınlar, bir adam ile bir kadın arasında geçebilecek fiziksel ve duygusal her şeyi yaşamıştır bile.


Into the Abyss 2011
Werner Herzog'un Belgeseli
imdb75
Werner üstadımız bu sefer idam mahkumlarıyla röportajlar yapmış.


HONG KONG Film Ödüllerini Silip Süpürenleri bu sene konuk etmişler:









Ying Xiong - Kahraman

Sinema Tarihinin Batı Dışı en iyi 10 filmi arasında Kahraman
Çin
imdb80
* Tarantino Amerikada gişelerde oynaması için yayımcılık (presenter)lığını yapmıştı...
En iyi yabancı film oskar adaylığı
Altın ayı adaylığı
Toronto en iyi yabancı film ödülü
Honk Kong ödüllerini silip süpürmüş
TOP500 filmi

Wo hu cang long- Kaplan ve Ejderha

Bir baş yapıt - Avangart Eser
Honk Kong
4 Oscarlı film
80 ödüllü 100 adaylığı var
Hong Kong ve Uzak Doğu Altın At ödüllerini silip Süpürmüş.
TOP250filmi










Bai fa mo nu zhuan 1993
Beyaz Saçlı Gelin
Hong Kong
Hong Kong Ödülleri toplamış bir avangart yapım...
Büyük başarısı nedeniyle devam filmi çekilmiş...
imdb70
Sonu hüsranla biten bir aşk macerası, kötülüğe karşı bir savaş; Yi-hang, Wu-Tang klanının gönülsüz halefi ve sihirli ikizler Ji Wushuang tarafından yönetilen şeytani klanla savaşan kuvvetlerin bezgin komutanıdır. Bir gün kötü klana mensup, kurtlar tarafından evlat edinilmiş güzel savaşçı Lien ile karşılaşır ve birbirlerine âşık olurlar, fakat bu aşk her iki tarafı da öfkelendirir.


Huo Yuan Jia 2006
Korkusuz
imdb76
Yılın Kılıç Filmi
Hong Kong Ödüllerinden bir tanesini alabilmiş (best sinematografi)
Jet Li Filmi

Shi mian mai fu 2004
Parlayan Hançerler
imdb76
Yılın Kılıç Filmi
Oscar - Bafta adaylıkları ve Hong Kong'tan bir ödülleri var
Bu film renk, müzik, tutku, aksiyon, gizem ve katıksız eski moda heyecanla bezenmiş dolu dizgin bir cümbüş. Film Tang Hükümdarlığı’nın düşüşe geçtiği ve Parlayan Hançerler’in zenginden çalıp fakirlere verdiği 859 senesinde geçmektedir. Leo ve Jin, Parlayan Hançerler’in liderini yakalamakla görevlendirilmiştir. Vazifelerini yerine getirmek üzere yola düşmüşlerken Jin güzel ve kör bir dansçıya âşık olur. Parlayan Hançerler bir dövüş sanatları filminden çok bir aşk hikâyesi.





Dung che sai duk 1994
imdb71
Hong Kong Silip Süpürmüş
Büyük usta Wong Kar-wai’nin filmografisinde yer alan tek dövüş sanatı filmi Zamanın Külleri, eleştirmenlerin “fırça darbeleriyle yapılan bir tablo” diyerek övdüğü ve dolaylı, simgesel bir anlatım izleyen filmin merkezinde Ouyang adında açgözlü ve kalpsiz bir adam var. Ouyang, sevdiği kadın tarafından reddedilmesinin ardından, kendi gibi silahşörleri tutarak adam öldüren, suçluları avlayan biri haline dönüşür. Wong Kar-wai aşk, hafıza ve ölümlülük hakkındaki bu bol ödüllü filmine 14 yıl sonra geri dönerek filmin kurgusunu yeniledi, renklerini iyileştirdi, müziğini elden geçirdi ve süresini yedi dakika kadar kısalttı. Bu “redux” versiyonu ilk kez Cannes’da özel bir gösterimde izleyicilerin karşısına çıktı


Jianyu 2010
John Woo yapımcı imdb69
Hong Kong ödüllerinin hepsine aday olmuş kazanamamış...
İyi kılıç sahnelerinin olduğu bir film...



La femme du Vème
imdb61
Ethan Hawke - Kristin Scott Thomas
Amerikalı yazar Tom Ricks, arasının bozuk olduğu eşinin ve kızının sevgisini geri kazanmak için perişan bir halde Paris’e gelir. İşler istediği gibi gitmeyince şehir dışında döküntü bir otele yerleşir ve gece bekçisi olarak çalışmaya başlar. Hayatına önce Polonyalı bir sarışın, ardından tutkulu bir ilişki yaşayacağı güzel, gizemli Margit’in girmesiyle her şey düzelmeye başlar. Margit’le ilişkisi bir dizi açıklanamaz olayı tetikleyecektir. Adeta bilinmez bir güç, yaşamının kontrolünü ele geçiriyor gibidir. Douglas Kennedy’nin romanından uyarlanan bu ilginç film, Pawel Pawlikowski’nin 2004’teki My Summer of Love / Aşk Yazım’dan sonraki ilk uzun metrajı.

Bu Yıl Kaybettiklerimiz

Rainer Werner Fassbinder
Despair 1978 yapımı filmi

Fassbinder’in devasa bir bütçeyle İngilizce çektiği üç filminden biri olan Cinnet, tamamen yenilenmiş baskısıyla gösterilecek. Vladamir Nabokov’un romanından uyarlanan film, Berlin’de çikolata üreticiliği yapan Rus sürgün Hermann Hermann’ın hikâyesini anlatıyor. Hermann’ın rahat yaşamı, Naziliğin yükselişe geçmesiyle değişmeye başlamıştır; fabrikası iflasın eşiğine gelir, çekici fakat görgüsüz karısı tarafından aldatılır. Artık bedeninden dışarı çıkabildiğini ve kendini oradan gözlemleyebildiğini düşünür.


Theodoros Angelopoulos
O thiasos 1975
imdb78


Cesare deve morire
Sezar Ölmeli - 2012 Altın Ayı (Berlin) Ödülünü almış
İtalyan ustalar Taviani Kardeşler’in Berlin’de Altın Ayı kazanan son filmlerinin tüm oyuncuları Yüksek Güvenlikli Rebibbia Hapishanesi’nin mahkûmlarından oluşuyor. Endişe, umut ve sanattan geçen bir yolu izleyen bu filmin kahramanları, hapishanede Shakespeare’in Jül Sezar oyununu başarıyla sahneye koyuyorlar. Peki Sezar’ı kim canlandırıyor? Brütüs’ü oynayanın gerçek suçu ne?

En kongelig affære 2012
Ejderha Dövmeli Kız filminin yönetmeninden
imdb77
Sarayda geçen bir aşk üçgeni



La Vaz Dormida 2011
İspanya Franko Dönemini anlatan filmler
imdb63
Bu Dönemde Kadınların hapishane çilesi


Les infidèles 2012
Sadakatsizler
imdb64
Festivalin en muzur filmi diyebiliriz.
Çok fazla seks sahnesi içermektedir.


Oslo, 31. august 2011
imdb78
Uyuşturucu Gençlik Filmi
Norveç




Kokuriko-zaka kara2011
Miyazaki'lerden 2011 Mangası


Osmdesát dopisu 2011
80 Mektup
Çekoslavakya
Üzüntü, sevgi ve dinginlik hakkındaki 80 Mektup, yetişkin olmadan yetişkinliği tadan bir gencin anılarını konu alıyor. Yönetmen Kadrnka’nın annesine ilişkin anılarından yola çıkan, 1987 yılında Çekoslovakya’da geçiyor. Baba İngiltere’ye iltica etmiştir ve anne ile oğul onunla yeniden bir araya gelmek üzere ülkeden ayrılmayı planlamaktadır. Filmdeki olaylar bir gün içinde geçiyor ve yeniden buluşma beklentisi içindeki annesinin yoğun rutinini gözlemleyen oğlanın bakış açısından anlatılıyor

Wo 11
11 Yaşımdayım
Çin
1975. Mao’nun ölümünden bir yıl öncesi. Kültür Devrimi’nin sonu yakındır. Huzursuz günlerdeyiz. On bir yaşındaki Wang Han, küçük bir köyde kaçak bir katille karşılaşır. Ormanda saklanan yaralı adam Wang Han’i kendisine yardım etmeye ikna eder. Bir yandan korkup bir yandan da adamdan çok etkilenen Wang Han ve arkadaşları olayı polise anlatmamaya söz verir. Bu sırada okulda garip şeyler olmaktadır; her yerde polisler vardır. San Sebastian Film Festivali’nde prömiyeri yapılan 11 Yaşındayım, Çin’in Guizhou bölgesinde büyüyen yönetmen Wang’in çocukluk anılarına dayanıyor.

Adikos Kosmos 2011
Adaletsiz Dünya
Yunanistan
 Filippos Tsitos’un Platon’un Akademisi (2009) sonrasında çektiği bu yeni filmde aşk, dürüstlük ve adalet Atina’da buluşurken ahlak ile masumiyet, namuslu ile ahlaksız birbiriyle çatışıyor… Sotiris, emniyette görevli bir sorgu memurudur. Bir gün, hayatın sillesini yemiş tüm garibanları affetmeye karar verir. Masum birini kurtarmak için ahlaksız bir güvenlik görevlisini öldürecek kadar ileri gider. İşlediği suçun tek tanığı, yoksunluk içinde yaşayan, yalnız, temizlikçi kadın Dora’dır. Sotiris ile Dora birbirinden hoşlanır, fakat hayat asla olması gerektiği gibi gitmez.

Impardonnables 2011
Affedilmeyenler
Fransa
Francis polisiye roman yazarı, bir baba ve bir kocadır. Yeni romanını yazmak için geldiği Venedik’te huzur ve sükûnet aramaktadır. Kendisinden yaşça küçük Judith’e ilk görüşte tutulur. Çok geçmeden birlikte Torcello Adası’nda gözlerden uzak bir eve yerleşirler. Ancak bu mutluluğun etkisiyle yazmayı bırakan Francis, bunun yerine kıskançlıkla yanıp kavrulur ve Judith’i takip etmesi için eski sabıkalılardan Jérémie’yi tutar. Yaşlanan yazar, modern kadın ve toplumun dışladığı acımasız adam arasında garip bir üçgen oluşmuştur. Emektar yönetmen Téchiné’nin Phillippe Dijan’ın romanından uyarladığı film, prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yaptı.

 Portret v sumerkakh 2011
Alacakaranlığın Portresi
Rusya
Aile içi taciz konusunda uzman, üst tabakadan bir sosyal hizmet görevlisi olan Marina, şehir merkezindeki göz alıcı dairesinde kocasıyla geleneksel bir yaşam sürmektedir. Ancak üç polisin tecavüzüne uğradığında kendi kendinin alacakaranlığı haline dönüşür. Marina artık hem kurban hem de zalim ve karanlık bir femme fatale olmuştur. Senaristliğini ve yapımcılığını başrolündeki Olga Dihovichnaya’nın yaptığı Alacakaranlığın Portresi, sıra dışı bir intikamı soğuk, vahşi ve duygulardan arınmış bir yolla anlatıyor.

Alpeis 2011
Alpler
Yunanistan
2011’in en çok konuşulan filmlerinden Köpekdişi’nin yönetmeni Yorgos Lanthimos’un merakla beklenen ikinci uzun metrajlı filmi. Bir hemşire, bir sağlık görevlisi, bir jimnastikçi ve onun koçu, ücretli bir hizmet geliştirmiştir. Randevu sistemiyle, ölen kişilerin yerine geçip ölenin akraba, dost veya iş arkadaşlarına hizmet vermektedirler. Şirketin adı Alpler’dir. Alpler’in üyeleri gizlilik, duygusal ilişki kısıtlaması, üyelikleri için ölmeye veya öldürmeye hazır olmak gibi sıkı kurallarla çalışmaktadır. Fakat hemşire bu kurallara uymaz.

 Un heureux événement 2011
Aramızda Bebek Var
 Belçika
“Hayatımı tepetaklak etti, köşeye sıkıştırdı beni, sınırlarımı zorladı... Dibine kadar kendimden vazgeçmeyi, şefkati ve fedakârlığı öğretti bana. Peki, annem bana bunları niye hiç anlatmadı? Niye kimse bu konudan bahsetmiyor?” İlk çocuklarının doğumuyla birlikte tasasız hayatları kesintiye uğramış genç bir çifti anlatan Aramızda Bebek Var, genç bir annenin günlüğünden hareketle, hamilelik ve doğum tabusunu yıkıyor. Eliette Abecassis’in otobiyografik romanından uyarlanan ve ünlü Fransız yönetmen Rémi Bezançon’un üçüncü uzun metrajı olan bu sıcak ve hınzır film, prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yaptı.

La Fee 2011
Aşk Perisi
Belçika
  Mümkün olmayan bir aşkın imkânsız işleyişi: Bir insan ile bir perinin aşkı. Yaşamın gerçekliğini büken bir aşk hikâyesi. Bir motelin gece resepsiyoncusu olan Dom’un sakin gecesi önce İngiliz bir turistin, sonra da peri olduğunu iddia edip ona üç dilek hakkı sunan yalınayak bir kadının gelmesiyle hareketlenir. Bir dizi gülünç olay boyunca Dom ve peri aşkları uğruna bir araya gelmek için çabalar; çatıların tepesinden sualtına kadar uzanan macera böyle başlar. Yönetmen üçlüsü Abel, Gordon ve Romy 2009’da İstanbul Film Festivali’ne dansa renkli bir davet niteliğindeki Rumba ile katılmışlardı.