Nightcrawler

Nightcrawler
2014
imdb80

* Yılın Medya Eleştirisi
Filmdeki aşağıda yazılan replik filmin türünü ve tümünü anlatır nitelikte:
- Bu görüntülerin ne kadarını gösterebiliriz?
- Yasal olarak mı?
- Yok ahlaki olarak, tabi ki yasal olarak!






* Filmde en büyük handikap, Rene Russo ablamızın o gece o tehditi yiyip yemediğini yönetmen tarafından cesurca çekilebilecek bir sevişme sahnesi yerine, sosyopat üstadımızın filmin ilerleyen dakikalarında, "artık dışarıda yaptıklarımızı senin evinde de yapmak istiyorum" diyaloğu ile vermesi bence. Bu üçlüden hangi faktör bu konuda geri atmalarına neden olduğunu bilmeden yazıyorum, lakin Rene Russo'nun daha önce fora olması, Jake Gyllenhaal'ın oyunculuk disiplinini göz önünde bulundurduğumuzda, büyük ihtimalle yönetmenin bunu böyle kotarmak istemiş ve bu çekimden korkmuştur. 



* Özel televizyonlar sadece Amerika da değil, Kuzey Kore ve Suudi Arabistan gibi istisnai ülkeler dışında çoğu ülkede buna yakın bir yozlaşmayı barındırmakta.
Akdeniz'in kuzey kıyılarını oluşturan avrupa ülkelerinin ne kadar kötü yönetildiklerini de hükümet prangadalarnın devlet televizyonlarından yapılmasından direk anlaşılmıyor mu... Bu devlet televizyonları gerek vizyon sahibi insanlara kapılarını açmadığından farklı durumda değiller ülkelerindeki yozlaşmış özel televiyonlardan.



Kalkınmış ülkeler bu durumdan nasıl kurtulduklarına dair iki örnek var: 
1 - Ya ingilizler gibi bağımsız bir kamu televizyonu BBC böyle belgeselcilere, sivil toplum örgütü gibi çalışan yapımcılara kapılarını açacak ve Hükümet'in tüm dizginlerinden kurtaracak bir TV olacak.
2 - Ya da ciddiyetin büyük firmalarca finanse edildiği, reklam pastasının disiplin ettiği Amerika'daki gibi bir sistem oluşacak.
Yoksa işler böyle sarpa sarar, ve acun kafasındaki adamlar daha çok medya patronu olurlar.

* Bir sosyopat'ın legal olarak yapabileceği sektör  medya sektörü olduğunu anladığımız film.

* Jake Gyllenhaal, çok iyi bir sayko karakter çıkarmış. Psikopat tiplerin oyunculuk olarak iyi çıkarılmasını seyirci ve sanatseverler seviyor. Cem Yılmaz'ın organize işler de belki de bu yüzden kasmış, böyle bir rol teklif edinlince, yazarın düşündüğünün önüne geçen bir oyunculuk sergilemiştir. Robert De Nero'nun çok sevdiği ve hatta senaryoları yazılırsa, şu şu ünlü suçlularını biyografilerinde de oynarım diyerek yem attığı
bir roldür bu. Seveni çok sever... En poker suratlısından (Psycho'daki Anthony Perkins) en kanlısına (Rezervuar Köpeklerindeki Michael Madson), en avamından (Robert De Nero - Taxy Driver ya da Cape Fear 'Korku Burnu'), entellektüel bir psikopat olan Anthoni Hopkins'in oynadığı Hannibal Lecter karakterine kadar sinema tarihinin unutulmazlarıdır bu caniler. Ve oyunculuğunu farklı çıkaranları unutmaz, sinema.

Jake Gyllenhaal'de karakteri için büyük bir çalışma yapmış, konuşma şekli, hiç gözünü kırmadan
(mecazi demiyorum karakteri için böyle bir şey denemiş ve film boyunca hiç gözlerini kırpmamış) tehditler savurması, film için zayıflaması, repliklerini tiyatroda uzun uzun çalışması, etüt etmesi...

* Payko, Sosopat, Cani sevenler için sinematografilerine ekleyebilecekleri, farklı konusu olmasıntan ötürü zevk alabilecekleri bir film.


Frances Ha

Frances Ha 2012
imdb74

* Yılın Kadın Filmi

* Bağımsız Sinemanın güzel bir örneği.

* New York'un Bohem, Hipster ve Orta sınıf sanatçıları ve sanat seveleri arasındaki çatışmalarını iyi vermiş film, espriler Woody Allen tadında, çekimler de keza.

* Siyah beyaz ama olabildiği renkli bir film.

* Bir taşralı, orta sınıf ekonomiye sahip şapşal bir kızın dans ederek, sana baş kendi New York'a tutunma mücadelesi.

= Julie Delpy'nin senaryolarını yazdığı ya da Woody Allen kadın karakterlerinin baş rol olduğu filmlerdeki mizah var filmde.


* Bir dostlık filmi, iki kadın arasındaki dostluğun filmi.
Frances Ha, aynı zamanda taşralı bir kızın büyük şehre tutunma mücadelesinin filmi. Bir hayallerinin peşinden giden insan profili.
Frances Ha, sinema tarihinin en naif, şapşal kızı. Yalan söyliyemesi, söylediğinde kuyruğu kısıp dönmesi, aynı evi paylaştığı erkeklerle sıkı fıkı bir yaşam sürse de bunları seksten ari bir şekilde yapmayı başarabilmesi... Hayallerinin kapasitesinin çok çok üstünde olması...

* Dostluk filmlerinin %90'ı neredeyse erkekler arasındadır. İki kadın arasındaki gidip gelen dostluğu anltan film sayısı gerçekten az. Bu bağlamda bir avangart yapım gözüyle ile de bakılabilir. Bir feminist çıkarması tadındaki kovboy filmi statüsüne de sokulmaya çalışan Thelma and Louise gibi hareketli, punch line bir sonu olan bir film de değil. Film bir tutunma ve dostluk filmi olduğu için olağan, duru ve seyirciyi sıkmayan, şaşırtmayan bir final ile sonlanıyor:

Benim de soyadım uzun olduğu için bu tür şeyler yaşadım, filmin bir güzel esprisi de bu sanırsam:






* Filmin en komik sahnesi, tabi ki yakışıklı bir çocukla yediği yemeğin parasını ödemeye kalkması ve buna parasının yetmemesi, koşarak bankamatikten para çekmeye gitmesi. Tüm bunlar yaşanırken "cool" abimizin soğuk esprilerinin hiç birini anlamaması... 




* Filmin gene en naif sahnelerinden biri, hipster olmayan, daha snopların olduğu bir sofrada ona
yöneltilen sorulara düzgün cevap verememesi. Hayalleri büyük olan Frances Ha daha kiralık daire konusunda sorununu çözemediği zamanlarda, arkadaşı ile yaşadıkları ev yaşantısında geleceklerinden dem vururken "paris'te bir evimiz" olacak der. Filmin sonlarına doğru snopların olduğu bir sofrada ona sorarlar:
- Hiç Paris'e gittin mi?
- Hayır, pek sayılmaz. Yani bir kez. Aslında hayır. Yürüyen merdivenlerle tünellerin olduğu şu müzenin adı neydi?
(Filmin başında da buna benzer bir yalan söylemiş ve beni filme bağlamıştı)
- The Pompidou.
- Evet!
İşte o an sofrada başka biri,  "Altıncı bölgede harika bir evleri var." der,  "Küçük, garsoniyer gibi bir yer." Frances Ha bunun özerine şaşkınlığın gizleyemez ve en gereksiz oradaki bir arkadaşının saçma sapan hikayesini anlatır. En sonunda "Paris'e gitmek istediğini" söyler. Adam' da evinlerinde kalabileceğini söyler. Şapşal Frances böylece iki günlüğüne Paris'e gider.

Şehirlerde kendinizi gösterebilmek, hedeflerinizde ilerleyebilmek gerçekten çok güçtür. Sizin bildiğinizi bilen çok insan vardır, sizin yaptığınızı yapabilen çok insan vardır. İşte Frances tüm iyi niyetine rağmen bu başarısızlığı, en yakın dostunun üstün başarısına paralel yaşar. Aşk konusunda da kafası çok karışıktır.
"biriyle birlikte olduğunda, sen onları seversin ve onlar bunun farkındadır, onlar seni sever ve sen de
bunun farkında olursun ama bu bir parti ve diğer insanlarla konuşursun, gülersin, ışık saçarsın odayı araştırır, diğerlerinin gözlerini yakalarsın ama bu sahiplenici olman ya da kusursuz bir cinsellik
yaşaman için değil senin bu hayattaki kişiliğinle alakalı bir durumdur."

The Interview


The Interview
imdb69
2014

* Filmin daha fazla kişinin bilmesi için nükleer tehditlerin olmasını tetikleyen yapımcıya sahip filmdir.

* Sabun köpüğü komedi değildir, bildiğin soğuk içecek, fındık fıstık mısır patlağı filmidir.

* Yoğunluklu olarak Hiciv, ama bunun yanında absürt, aptallık ve fars gibi komedinin bir çok temel türlerini barındarın ortaya karışık bir komedi filmidir.

* Güldük.

* Ağır Spoiler - Amerika'nın bir kere daha kurtulduğunu gördüğümüz filmdir.

* Ünlülerin çok acayip bir destek olduğu filmdir: Eminem "Gay" olduğunu itiraf ediyor...

*  Ben filmin ilk bölümünü çok sevdim, habercilikte iki farklı kulvar olduğunu ve kötü yolda gidenlerin nasıl bir vicdan azabı çektiklerini bir komedyen üzerinden iyi anlatmış.

The Judge

The Judge 2014
imdb75

* Robert Duvall'u ikinci oscar'ına kavuşturacağını düşündüğüm aile dramı.

* 2014 Yılının en iyi aile dramı.

* Baba Oğul izlenmesi gereken filmler.

* Hiç sıkılmadan akıp giden 2014 yılının en iyi mahkeme filmi.

* Mahkeme salonuna gömülmeyen bir dramdır aslında The Judge.
Yan hikayelerinin olduğu ve çözümlendiği, mahkemede değişkenlerin bizi germediği, aslında filmin ana geriliminin baba ile oğul arasında olduğu Mahkeme Filminin dışına taşan bir filmdir.
http://www.kilavuzkarga.blogspot.com.tr/2014/09/baba-ogul-izlenmesi-gereken-filmler.html


Filmin hikayesini ve sinematografisini beğendim, oyunculuklar ise olağan üstü güzeldi. Filmde kasabasına dönerken avukat Robert Downey Jr kardeşimizin cipinden içinden tüm tarlalara doğru yapılan çekim filmin sinematografik harikalarından.

Taşralı ve Şehirli çatışması filmde çok iyi işlenmiş, Robert hayatını mahvettiği ve babasının bundan dolayı onu asla af ettemediği abisinin ondan arada sırada "sorun değil" demesine bile asla izin vermemesi gerçekten insanı filmin sonundaki o iç acıtan repliğe çok iyi hazırlıyor.


Filmin en güzel sahnesi, jüri seçimleri. Kamyonuzun arkasında ne yazıyordan seçiyor jüriyi avukat.
"Karım ve köpeğim kayıp, köpeğimi bulana ödül"

Filmin güzel bir tiradı da var:
"Biliyor musun, ülkenin yüzde 90'ı hayaletlere inanıyor. Yüzde 3'ten azı evrime inanıyor. Yüzde 35'i Homer Simpson'ı ve kurmaca şehrini tanıyabiliyorken yüzde 1'den azı yaratıcılarının adını biliyor. Ama, 12 Amerikan'ı jüriyi oturtup adalet beklediğinde inandığın şeyleri sorguluyorsun. Ama sık sık
doğru kararı veriyorlar."

Filmlede karakter tanırımına çok önem veririm, burada da başarılı, acımasız, şeytanın avukatı Hank Palmer karakteri tuvalette ne mal olduğunu çok iyi gösteriyor. O film boyunca farklı bir cendereden geçecek ve filmin sounda hiç sevmediği, nefret ettiği bir başkasının karakterine dönüşecek. Hank'in bu yolculuğuna çıkmanın mutlak sürükleyiciliğine, mahkeme seven sinemaseverlerin tatmasını tavsiye ediyorum.

Short Term 12



Short Term 12
2013
imdb80


* Ağır Psikolojisi olan filmler.

2013 Yılının en iyi Bağımsız Filmi
2013 Yılının en iyi Drama Filmi
BKNZ: 2013 Yılının En İyi Filmleri


* Bol ödüllü filmler:
32W 54N
Bağımsız film ödüllerinden en iyi senaryo ödülü dışında çok ciddi bir ödül alamamasını 2013 yılının sinema olarak güçlü bir yıl olmasına bağlıyorum.

* Filmlerde anlatılan Muhteşem Hikayeler:
- Filmin ana teması ile de örtüşen bir hikaye -


Bir varmış bir yokmuş.
Okyanus yüzeyinin millerce altında Nina adında genç bir ahtapot yaşarmış. Nina zamanının çoğunu taşlardan ve deniz kabuklarından garip şeyler yaparak geçirirmiş. Çok mutluymuş. Ama sonra bir pazartesi günü bir köpekbalığı gelmiş. "Adın ne senin?" demiş köpekbalığı. "Nina" diye yanıtlamış o da. "Arkadaşım olmak ister misin?" demiş köpekbalığı. "Tamam. Ne yapmam gerekiyor?" demiş Nina. "Pek bir şey değil. " demiş köpekbalığı. "Kollarından birini yememe izin ver yeter. " Nina'nın daha önce hiç arkadaşı olmadığından acaba bu arkadaş olmak için yapılması gerekenlerden mi diye düşünmüş. Sekiz koluna bakmış ve bir tanesinden vazgeçmenin çok da kötü olmayacağına karar vermiş. Bir kolunu yeni ve harika arkadaşına bağışlamış. O hafta Nina ile köpekbalığı her gün birlikte oynamış.
Mağaralar keşfetmişler, kumdan kaleler yapmışlar. Çok çok hızlı yüzmüşler. Ve her gece köpekbalığı acıktığında Nina, yemesi için bir kolunu daha vermiş. Pazar günü tüm gün oynadıktan sonra köpekbalığı Nina'ya çok aç olduğunu söylemiş. "Anlamıyorum. " demiş Nina. "Altı kolumu çoktan verdim. Şimdi bir tane daha mı istiyorsun?" Köpekbalığı ona arkadaşça bir tebessümle bakmış ve "Bir tanesini istemiyorum" demiş. "Bu sefer hepsini istiyorum. " "Ama neden?" diye sormuş Nina. Köpekbalığı da: "Çünkü arkadaşlar birbirleri için böyle yaparlar. " diye yanıt vermiş. Köpekbalığı yemeğini bitirdiğinde çok üzgün ve yalnız hissetmiş. Birlikte mağaralar keşfedeceği, kumdan kaleler yapacağı, çok çok hızlı yüzeceği birine sahip olmayı özlemiş. Nina'yı çok özlemiş. Bu yüzden başka bir arkadaş bulmak için çok hızlı yüzmüş.



* Sosyal yaşamda ailevi ve çevresel büyük sorunlar yaşayan çocukların rehabilete merkezinde yaşadıkları olayları anlatan bir film. Bizim bu tür sorunları çözmede ABD'nin  nasıl bir yol izlediğine dair de çok iyi ipuçları veren, belge tadında bir anlatım da söz konusu.  Ana hikayenin örgüsü, yan hikayeleri anlamlı bir şekilde ana hikayeyi güçlendirdiği, hikayelerin tümünün filmin sonunda düğümlendiği bir baş yapıt var karşımızda. İmdb puanını sonuna kadar da hak ediyor.

* Filmin en güzel yanı resimlerdi. Birbirlerinin resimlerini yapan, birbirlerine hikaye anlatırken bile hikayenin objelerini kara kalemleyen gayet güzel grafikler vardı filmi çok çok yukarılara taşıyan. 


-spoiler-
* Grace ve Jayden birbirlerinin sorunlarını çözmelerinin altında, benzer acıları yaşamalarının çok büyük etkisi var. İkisi de birbirlerini çok iyi anlıyorlar bu bağlamda. 

* Filmden çıkardığım, ve kendi hayatımda, iş yerimde de aynı şeyleri yaşadığım için söylüyorum,Asıl sorumluluk alması gerekenlerin, sorumluluk almaktan kaçınmaları
Sorumluluk alamayacak kadar yetkisiz kişilerin ise sorumluluk almaları
sorunların çözümünde temel noktalardan biri olması... Ben kendi iş hayatımda bunu çok yaşıyorum.

 Bu filmde de terapistlerin bu sorumluluğu almaması ama o çocuklarla günlerini gecelerini geçiren, onların hallerinden anlayan ve asıl yükümlülükleri yerine getiren, her işi yapan ama hiç yetkisi olmayan ve hatta terapistlerin aldıkları hatalı kararları bile sorgulamayan personelin taşın altına koyunca çözüme ulaşıldığını görüyoruz. Film bu bakımdan da çok iyi bir mesaj veriyor.

* Filmin yan hikaye olarak da ayakkaları çok üstünde duran bir sevda hikayesi var. Ana tema olmasa da ana temayı da çok güçlendiren bir yan hikaye olmuş.

Sinema'da 12 ve 7 uğuru.
Yılın iki 12 sayısının olduğu filminin de çok çok başarılı olması bu tezimi güçlendirdi.

Captain Phillips

Captain Phillips 2013
imdb79

Gerçek bir olaydan yola çıkılarak yazılan senaryo:
http://en.wikipedia.org/wiki/Maersk_Alabama_hijacking

* Türk markalarının ya da kelamının geçtiği filmler.
(Hamidiye sularından içiyorlar)

* Gayet gerçekçi çekilmiş film.

* Karşı tarafın da haklı gerekçelerinin verilmesi, filmin katma değerleri arasında.

* Güvenli ağdan çıkmış bir gemi, havai fişeklerini korsanlara doğrultmak yerine havaya atmalıdır düşüncesi, Ticari gemilerde silah olma yasağının ciddi ciddi uygulandığına tanık olmamız, somalilerin balıkçılık da dahil bir çok işte önlerinin tıkalı olduğunu söyledikleri ve empati kurduğumuz anlar... Film tüm gerçekçiliği ile bizi büyüleyen, konu ilgili avangart bir yapım niteliğinde.


= Kapringen - Fidye 2013
Danimarka filmi - Gemi kaçırma filmi
imdb72

* Aynı yıl içinde Avrupa sineması da benzer bir film çekmiştir.

White House Down




White House Down
imdb 67
2013

ikizi olan bir film
Olympus Has Fallen
(aynı sene içinde
rekabet amaçlı
aynı tür ve temada
film çeviren
film şirketleri)



Karakterden çok bilindik tiplerin kol gezdiği, bol bol saçmalamacalı, klişelerin zirve yaptığı, imkansız ötesi şeylerin gerçekmiş gibi sunulduğu bir aksiyon filmi.


Normalde, aksiyon filmlerinin içinde yan hikaye olarak duran Beyaz Saray'a saldırılması bu sefer ana tema. İki filmde bunun üzerine inşa etmişler konuyu.






Gene de aksiyon severlerin soluksuz izleyebileceği, çapaksız bol patlamalı, bol kurşunlu, bloody - kanlı filmlerden ikisi de.

Filmden bir zeka pılrıltısı beklemek lazım, ama çok zeki adamlar tarafından sahnelerin planlandığı açık...

-spoiler-
Dahiyane plan yapan kötüler, küçük bir kız çocuğu ile işleri bozuluyor, öyle ki adam kendi kurduğu bombada ölüyor, peh peh peh!

filmden replikler:
= Espri yapmayan bir Die Hard tadı yakaladım filmde.

* Jordan ayakkabı virali.

- Oolm savunma bakanını vurdun!
- İyi ya, işini iyi yapmadığını ispatlar bu durum.



The Way Way Back




The Way Way Back
2013
imdb74

* Yılın iyi bağımısız filmlerinden.

* Bir Little Miss Sunshine tadı yakalanmak istenen, bu konuda çok çok başarılı olamadığını düşündüğüm gene de ekibin güçlü ve iyi olmasından vasatın üzerine çıkmış bir parçalanmış aile ergen filmi.

= Boyhood gibi bu konuda sağlam bir baş yapıt ortaya çıkınca, ilgi olarak sürekli gerilere düşeceğini düşündüğüm film.



Filmin palyaçosu Owen karakteri (Sam Rockwell) esprileri ve tespitleri ile epey bi güldürüyor.
- Beni hayal kırıklığına uğrattın be çocuk, Geç kaldın, senin planlama ve gerçekleştirme konusunda kötü alışkanlıkların var.
- Ne?
- Kovuldun!
- Fakat ben sadece...
- Tamam sağlam bir gerekçen varmış, tekrar işe alındın ve tüm hakların iadeyi itibar ile geri verildi.
(Filmin en güzel tarafı bu diyaloglardı)


- spoiler -
* Steve Carell'in pisliği oynadığı film. İyi çıkarmış rolünü.
Ergen'imiz Steve Carell (üvey baba adayı) ile çatışırken, kendinden yaşça çok büyük bir dost edinir Sam Rockwell. İşte film bu çatışma ve uyum arasında gitgellerle devam eder.
Steve Carell'ın pislik olduğu ilk replikten daha anlaşılır. Herkesin uyuduğu yolculuk sırasında sevgilisinin ergen oğlunu aşağıyan bir şey der.
"Sen kendine 10 üzerinden kaç veriyorsun evlat"
"Ben sana 10 üzerinden 3 veriyorum"
Ergen bir de gittiği ortamda üvey ablası tarafından aşağılır, "ne bakıyorsun sapık"
Film Ergenimizin kendini o tanımadığı kasabada sevdirmesi ile sona erer ve üvey abla adayına
"ne bakıyorsun sapık" demesiyle sonlanır ve seyircinin yüreğine bir soğuk su serpilir.
Çünkü o su parkında aynı tübün içinde bir öncekini geçen ilk kişidir!




The Book Thief



The Book Thief - Kitap Hırsızı
2013
imdb76

* 2013'ün en güçlü sinematografisine sahip filmlerinden biri.
Pi'nin hayatı filminin ekibi tarafından gerçekleşmiş. Gerçekten sinemanın büyüsünü kullanmayı çok iyi biliyorlar.

* Filmin öyle ahım şahım bir ana teması olmasa'da sırf görselliği için izleneybıl. Çok titizlikle, özenerek hazırlanmış, kurgulanmış her sahne.

* Türk kelamının geçtiği filmler:
Belediye başkanı kitapların yakılması öncesi yaptığı almanca konuşmada geçmiştir.

* Almanya'da geçen, yarı almanca konuşan ingilizce film, filmin en acayip yanı buydu.

* 2. Dünya Savaşı - Nazi - Yahudi Soykırımı filmlerinden.

* 2013'ün en iyi sinema - edebiyat buluşması.
Hatta kitap sevdiren nadir filmlerden.
- spoiler - Filmde Liesel ve Kitap kurgusu:
Kardeşinin cenazesinden, Hitler'in yaktırdığı kitapların arasından, Belediye Başkanın evinden hırsızlıkla kitaplara kavuşur küçük, güzel, tatlı Liesel. En son Cennet isimli mahallede tüm sevdiklerini yitirdiğinde de yıkıntılar arasında bir kitap bulduğu gibi.

* İkinci dünya savaşında iyi masum almanlar da vardı günah çıkartması filmlerinden. Ne üvey baba, ne üven anne, ne kitap kurdu ve hırsızı baş roldeki kızımız, ne onun arkadaşı rudy Hitler yanlısı değiller ve onu sevmiyorlar.

Bana koşucu olmak isteyen çocuğun Jessy Owens olmak istemesi bunun için yüzüne çamur falan sürmesi çok abartı geldi, zaten oradan filmin bir geçek hikaye değil kurgu olduğunu anladım. Lakin anlatıcını azrail olması, ikinci dünya savaşı filmi olarak iyi düşünülmüş.

- Spoiler -
Filmin en duygulandıran sahnesi ve keşfi, mahsende gizlenen yahudi delikanlının, şehir bombalandığında herkesin sığınaklara saklandığı sahnede, özgür olması ve dışarı çıkabilmesiydi.
" 10 bin ruh bodrumda saklanıp tir tir titrerken
Bir yahudi, ona yıldızları gösterdiği için tanrı'ya şükrediyordu."




Water Diviner - Son Umut



The Water Diviner
Son Umut 2014
imdb81

* Film hakkındaki en büyük hayalkırıklığım filmin sinematografisi çok zayıf oluşu, görüntü yönetmeninin estetik bir kaygı gütmemiş olması, döneme dair çözümlerin çok ucuza mal edilişi.
(bütçeden ve gişe kaygısından kaynaklanıyor olabilir)
Bu filmin üzerine, gene küçük bir sinema seyircisine hitap eden Kitap Hırsızı BKNZ filmini izledim O da dönem filmi ama çok titiz çekilmiş ve sinematografisi çok güçlüydü. Hikayesi Son Umut'tan daha zayıftı, Trajedisi Son Umud'un onda biri bie değildi ama film kesinlikle daha başarılı kotarılmıştı. Russell Crowe'un böylesine ucuza mal edeceğini ummazdım bu filmi.



İstanbul'da da konusu geçen yabancı film.
- Kapalı çarşı çatısında koşuşturma  var mı?. - evet var.
- Tamam o zaman İstanbul'da geçen bir yabancı film diyebiliriz.

= Avustralya'nın Er Ryan'ı Kurtarmak'ı.

* Film'de hepimizi gururlandıran replik
- Mustafa Kemal'e içiyoruz.
- Neye içiyorlar?
- Türkiye'nin geleceğine...

* Filmin kendine göre spritüel şeyleri mevcut. Water Diviner zaten su aramak için kullanılan özellikle kovboy filmlerinde falan çok sık gördüğümüz çatallı sopaların adı. Filmin türkçe adının da Son Umut olması çok acı. Zaten sinema tarihinin TOP250 bilim kurgularından biri olan Children Of  Men filmini de Son Umut adı ile sinemalarda göstermişsin.
Saçma sapan yabancı film adı türkçeleştirmelerinden biri olmuş.

= Oscar Ödüllü sinemacılardan Anzak gözüyde Çanakkale Savaşı filmleri,
Mel Gibson'ın oynadığı Gallipoli

* Filmde Yılmaz Erdoğan - Cem Yılmaz ekürisine bayıldım.
İçki sofrasında, Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz'ı gösterek,
"Bu adamın üç kere hayatını kurtardım, işin garibi üçü de savaş meydanında değildi." Kelamı çok güldürdü beni ve sinemada herkesi.
Bu sahne ve filmin bütününde, Osmanlı askeri gayet mert, esprili, delikanlı anlatılmış. İngilizlerin kuralları tam uygulama disiplini anlatılmış. Yunanlıların Türklerin kötü durumundan yararlanan kaypak ve adi gösterilmiş. İkinci dünya savaşına dair tarafsız bir gözden ilk defa övülmemiz, üstüne para versen gereçkleştiremeyeceğimiz bir propaganda filmi gibi olmuş.
Gallipoli filmi de İngilizlerin bu konuda ne kadar kötü niyetli olduklarını anlatan bir filmdi, Ya da Zorba filmindeki ana karakter, Türkiye'de anadoluda tecavüzlere, çoluk çoçuk ölümlere tanık olmuş ve bu yüzden kafayı sıyırmış bir Yunan'dı. Bunları iyi değerlendirmek gerekir.

* Yılmaz Erdoğan'ın oyunculuğu filmi almış götürmüş. Çok başarılı.



* Tek bir sahne ile savaşın tüm acımasızlığını anlatmış filmdir. Hem de insanın içini burkarak. O Sahne tüm çıplaklığı ile uzun uzun gösterilmeliydi. Sinema tarihinin unutulmazları arasında yer alacak derecede trajikti çünkü.

* Sinema klişesi olarak, Madam Butterfly Sendromunu hiç sevmem. Lakin bizim filmlerimizde de Malkoçoğlu nasıl rum kadınlarını götürüyor, işgal altında Çinli bir kadın nasıl bir İngiliz subaya aşık oluyorsa bu filmde de maalesef aynı klişe kullanılmış, bir osmanlı kadını, bir avusturalyalı adama aşık oluyor. Sinema bundan vaz geçmiyor, kurtlarla dans, kürtlerle dans fark etmiyor, kadın mutlak bizim başroldaki düşmanına sevdalanıyor ne hikmetse. Tiyatro en azından mösyö butterfly ile bunun günahını çıkarmıştı, belki sinemada bunu yanlış anlayıp Crying Game'i çekmişti, neyse bu fimde de bu klişe tema mevcut maalesef.

* Bu filmde bizi ve Atamızı bu kadar övülmesine belki de Atatürk'ün Anzak Annerine yazdığı mektubun etkisi büyüktür:

Bu memleketin topraklarında kanlarını döken ingiliz, fransız, avustralyalı, yeni zelandalı, hintli kahramanlar! Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler, mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! gözyaşlarınızı dindiriniz. evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.