Rocky Serisi Hakkında

Yedi Filmlik bir seri:



Rocky 1976
Rocky II 1979
Rocky III 1982
Rocky IV 1985
Rocky V 1990
Rocky Balboa 2006
Creed 2015









Rocky serisi gerçekten bizim dincilerin de çok sevdiği şehir efsanesinde dem vurulduğu gibi:
Hem Müslüman, hem sistemle sorunları olan, istenmeyen boks yıldızı Muhammed Ali'nin şöhretini unutturma (gölgesinde bırakma) meselesi midir? (Hollywood böyle şeyleri sever... Braveheart mesela Cesur Yürek isimli bir Kızılderili şefinin ismini hafızalardan silme projesidir aynı zamanda)





Bunu söyleyenlerin ilk filmi izlediklerinden şüphe ederim. Ya da izlediyseler X8 falan izlemişlerdir.
Lakin Rocky serisi amerikanın küçük bir mahallesinin fotoğrafını detaylandıran bir başyapıttan Amerikan Rüyası filmine devşirilmesi sistematik ve bilinçli bir dönüşüm değişim olabilir.
Rocky bir başyapıttan nasıl ve kim tarafından Amerikancık bir seriye dönüşmüş ve sistemin parçası haline getirilmiş bilmiyorum. Neredeyse hiçbir sinemaseverin en favori sinema serisi olmayan bu filmlerin en büyük defekti de bu zaten. Rocky serisi kesinlikle Rocky I Rocky II ve Rocky Balboa olarak izlenmelidir. Böyle izlendiğinde tadından yenmeyen bir sinema serisi olarak göz dolduruyor.

Rocky amerikanın ya da batı varoşlarının gerçek hayatını gözler önüne serdiği ilk filmi ve hafif Amerikan Rüyası ile dalga geçer gibi olan ikinci filmden sonra çok ciddi bir bozulma yaşıyor... İşte Rocky serisini kirleten şey de bu...

Serinin ilk filmi mutlak izlenmesi gereken başyapıtlar arasında:

Rocky Balbao bizde de mantar gibi türeyen karate salonlarının bulunduğu varoştaki  spor salonu odaklı yaşayan bir aylaktır. Tıpkı Sylvester Stallone gibi. Stallone annesine hamile iken yapılan iğneden ötürü 9 kusurla dünyaya gelmiş. Çocukluğu sorunludur, sürekli okul değiştirmiştir, okulda yapılan ankette sonuda elektrikli sandalyeye gidecek adam seçilmiştir. Babasın da kaybedince annesi ve abisiyle kalır. Yıllar geçer 30 yaşına gelir. 30 yaşına gelmiş parasızlıktan köpeğini satacak durumda bir adam, evde boks maçı izler

Acaba Ranging Bull (Kızgın Boğa) olabilir mi? 

Bundan etkilenir 3 gün evden çıkmaz Rocky'yi yazar gider film şirketlerine filmi beğenmezler. Filmi beğenenler büyük para tekli ederler... Stallone bu filmde kendi oynaması konusunda ısrarcıdır.  Film şirketlerine kapıyı gösterirler. Sadece 1 film şirketi şartları kabul eder ama bu sefer de para kısmını kısarlar. Stallone 35 bin civarı bir para verirler. Stallone aldığı paranın ciddi bir kısmını 15 bin dolar köpeğini geri almakta kullanır. 

Rocky filmi sinema tarihinin gerçekten en iyi filmlerinden.

Hikayesi de bizden hiç uzak değil - belki de evrensel... 
Etrafındaki insanlar da çok gerçekçi.

Küçük dünyalarında insanlar iyilik yaparak sosyalleşmeye çalışırlar.  

Rocky de o küçük mahallede sevilen biri olmaya çalışır. 

Yaşı küçük kızı mahalle delikanlısı gibi uyarısını yapar. Evine kadar götürür. 
Bir arkadaşının kızkardeşine tutulur. Sevgisi gerçektir. Ve kadın, ona olan bu sevgiyi gerçekçi bulunca Rocky için her şeyi göze alabilecek bir aşkla bağlanır. 

Enişte Rocky'deki ışığı gördükçe ona yapışır... Hani hep gelen kaynağı eriten bir asalak olur ya işte Enişte Rocky'nin asalığıdır. 
Bir de Rocky'de ışığı görüp de onun bunu harcamasından dolayı dışlayan ama bir fırsat geçince onun antrenörü olmak isteyen Mickey vardır... Uyanık adamdır Mickey... Rocky'ye kah paspas yaptırıp, kah örümcek ağlarını aldırdıp, kah su taşıtıp bir de üzerine "asıl idman bunlar oolm" falan diyen biriydi.  Bazen hayatta size tekme tokat giren birileri sizinle çalıştığında başka olabiliyor döngüsüne iyi örnektir Mickey'in yaptıkları.

Rocky'nin en iyi dostu  
Hem mahallenin hem mahalle pederinin (bir çok bölümde de dua almaya gider) tekmil dualarını alarak maça gider Rocky...

Bizde de olur bu tip mahalle delikanlısına destek olan bir ağır abi vardır. İşte Rocky'nin de gerçek
dostu tefeci Tony Gazzo'dur. Herkes meşhur olduktan sonra Rocky'ye adam muamelesi yaparlar ama Gazzo herkesin mahallede çok istediği bir işi Rocky'ye vermiş ve işi layığıyla yapmadığında da sadece babacan fırçalar atmıştır. "Bak akşam kızla buluşacaksın" diye cebine 50 dolar koydu. Hatta Appolon Creed ile maça çıkacağını duyunca antrenmanlarda ihtiyacın olur diyerek 500 dolar verdi. Daha da önemlisi eniştesi sürekli bu mafyanın içinde olmak istiyordu... Büyük ihtimalle orada ona iş bulur... Yani Rocky'nin seri boyunda en iyi dostudur Gazzo... Ki daha sonra Rocky 5'te gördüğümüz gibi bu tür işleri nakite çevirmek isteyen açgözlü insanların olduğu bir sektörün sporcusudur.


O gün gelir. 
Apollo Creed vs. The Italian Stallion (İtalyan Aygırı)
Apollo'nun dediği gibi kulağa kahrolası bir canavar ismi gibi geliyor...
Apollo Creed bir amerkan idolü olarak sahneye çıkar. Rocky alaycıl ama şakın bir şekilde izler. Tek bir şeyi sorun etmiştir. O zamanlar dev çıktı makineleri olmadığından büyük bezlere resimler yapılarak poster hazırlandığından kendi posterindeki şort renginde bir şortunun olmadığını görmüş ve bunu dile getirmiştir. 



Rocky'nin tarzı gard almadan suratına gelen darbeleri de kafasını arkaya atarak yumuşatarak karşısındaki boksörü yormak ve son raunda kadar dayanmak yapabilirse son raunda her şeyi lehine çevirmek üzerinedir. Ama ilk bölümde bu işe yaramasına rağmen Hakemler - Federasyon devreye girer. Rocky sadece gönüllerin şampiyonu olabilir... 
Bu film bu babda çok değerlidir. Sonrası ise bunun ekmeğini yiyen Hollywood senaryolarıdır.


Rocky 1976
imdb81
Top250/219
3 Oscar Winner - Golden Globe Winner - Bafta N
19Win21N








Filmin kendine göre bir naif mizahı da var:
Yerleri süpüren adam: Rocky şöhret mi olacaksın?
Rocky: Hayır bu sadece bir boks maçı?
Adam: Ne
Rocky: Sağır mısın?
Adam: Hayır kısayım.

Spiker: Neden sana İtalyan Aygırı diyorlar.
Rocky: Bu lakap bir akşam yemeği yerken aklıma geldi.

Maç öncesi:
Adrian: (soyunma odasında) Seni burada bekleyeceğim...
Rocky: Neden sen dövüşmüyorsun... Ve ben burada beklemiyorum...

En son Rocky: Sakın buradan kaçayım deme...

Filmin en unutulmaz repliği tabi ki Rocky'nin maç sonrası Edriuoaaaan! şeklinde BÖĞÜRMESİdir:

Maçtan öncesi son gece Rocky'nin konuşması:
Hadi ama Adrian, bu doğru. Ben kimseydim. Ama bunun bir önemi yok, biliyor musun? Çünkü düşündüm ki, bu dövüşümü kaybetsem de önemli değil. Bu adamın başımı açıp açmadığı önemli değil. Çünkü tek yapmak istediğim son raunda kadar dayanmak. Kimse Creed'le uzaklaşmadı ve eğer o mesafeye gidebilirsem, anlarsın ve çan sesi çalar ve hala duruyorum, hayatımda ilk kez öğreneceğim, bakın ki, mahalleden başka bir serseri.



Rocky II 1979
imdb72


* Rocky I sanatsal olarak müzik ne kadar etkili olmuşsa bence Rocky II'de Leroy Neiman'ın Rocky tabloları o derece filme estetik ve güzellik katmıştır.
= Alien vs Giger ilişkisi kadar olmasa da Rocky II'yi daha çok bu tablo ile hatırlayacağım.

* Bu dahil üst üste sonu belli Rocky filmleri çekilir.




* İlk filmde amacı son raund'a kadar dayanabilmek olan Rocky orada bir şey öğrenmiştir. Kontrollü dayak yiyerek rakibini yormak ve solunu koruyup son darbeyi indirmek... Bu film bu kalıbın ilk filmidir ve seri boyunca bu tekrarlanacaktır (sonu belli olan filmler)

- Neden bu pislikleri giyiyorsun...
- Bana şans getirir diye...
- Bunlar anca sinek getirir...

- Aha bu Apollo
- Kimi bekliyordun

İlk filmde şampiyon Creed ünvan müsabakasına çıkacak olan rakibi sakatlanınca "bu sefer halktan biri ile dövüşeyim" şenlik olur diyerek sırf lakabını beğendiği İtalyan Aygırı Rocky ile maç yapar ve antrenörünün tüm "La oolm bu adam solak ters gelmesin sağa" şeklindeki tüm uyarılarına rağmen hakem kararı ile anca yener.
İkinci filmde iki hastanelik olmuş boksör aynı hastanedir. Rocky bir ara Creed'in odasına girer ve "oolm tam asıldın mı" diye sorar. Creed "evet" der:
- Hey, Apollo?
- Kim o?
- Sadece ben, Rocky. dinle! bir şey sorabilir miyim?
- Evet, tabii.
- Elinden gelenin en iyisini yaptın mı?
- Evet.
- teşekkürler.
Rocky hastaneden çıkınca evlenir.
Hatırlarsınız, ilk filmde Gazzo'nun sürekli Rocky ile alay eden şoförü Rocky'e adrian'ı hayvanat bahçesine götürmesini önerir. Peşinden de, "gerizekalılar hayvanat bahçelerini çok sever" der. Rocky de dellenir o sıra. bu filmde Rocky Adrian'a hayvanat bahçesinde evlilik teklif eder.
Kazandığı parayı hemen çar çur eder. Reklam filmlerinde yamuk ağzından iş yapamaz. Paralar suyunu çeker. Çocuk geliyor haberi onları ekonomik olarak daha da gerer. Adrian karnı burnunda pet-shop'taki iğrenç işine geri döner. Rocky okumadığına bin pişman olur. En son eniştesinin çalıştığı asılı hayvanları Rocky1 de yumrukladığı mezbahada iş bulur. Ama orada da çok kısa sonra işten çıkarılır. Yani dövüşmek zorundadır.
Creed ise "senden bir cacık olmaz" "Rocky seni madara etti" diye mesaj yağmaktadır. Creed'in tek tesellisi "yok ayağım kaydı" "yok elim fırttı" şans oolm 1000 kere oynasak bir kere nakavt edemezdim o da ona denk geldi... diye diye kendini şişirir...
Antrenör'ü "la oolm puanla da olsa yendin... adam zaten solak... girme" dese de hırs yapar ve bir maç teklifinde daha bulunur.
Hem de Rocky'nin evinde Philadelphia'da yapılacaktır müsabaka:
Rocky'yi tüm Filedelfiya destekler ve arkasından koşar...
Creed'de buna motorlarla bir gönderme yapılmış mevzu kepaze edilmiştir....
Rocky'nin bu filmde çocukları da peşine takıp South Philly'deki evinden sanat müzesinin basamaklarına doğru yaptığı efsanevi koşusu, geçtiği yerler vesaireler de hesaplandığında yaklaşık 48.6 km'ye denk gelmektedir. Yani Rocky bir günde maraton koşucusundan 6.4 kilometre daha fazla koşmuştur. Bu koşuda Rocky'nin peşine takılması için de yerel okullardan 800 öğrenci toplamışlar.





Ortam oluşur... Rocky antrenmanlara başlar ama bir türlü konsantre olamaz. Ta ki Adrian hastaneye kaldırılıp zor da olsa çocuğu doğuruncaya kadar. Bebeği eline veren Adian Rocky'ye o en önemli zilin selini fısıldar: KAZAN
Maç başlar Apollo ille nakavt etmek istemektedir. Rocky bu sefer sağı güçlendirmiştir. 14 raund dayanır. Son Raund gene antrenör Apollo'ya "uzak dur puanla kazandın bu yeterli" demesine rağmen Apollo son raund'da nakavt için Rocky'ye yaklaşır ve seri yumrukları yer ve nakavt olur.... 


Rocky en son: "Evde kalan karıma bir şey söylemek istiyorum. Adrian BAŞARDIK!..." der...

Hemşire ağzı yüzü dağılmış Rocky'ye sorar: Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
Rocky: Yakışıklı...


Rocky III 1982
imdb68

* Gıgır dergisinde sinema eleştirileri yazan üstat tadında filmin hikayesini yazmış bir suser eksi'de çok beğendim:

Gazeteci:  Bu müsabakadan sonra nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?
MrT: Ağrı

Rocky'nin  ilk temasını Film müziklerinde en büyük iki üstattan biri olan John Williams'ın orkestralaştırdığı hali yıllarca Beko reklam müziği olarak kullanıldığı için kulağımıza çok pelesenk olmuştur.


Rocky'nin müziğinden sonra en popüler Rocky şarkısı "Eyes Of The Tiger" bu filmin unutulmazlarından.


"Apolla Creed ile 2 maç yaptıktan sonra parayla oynamaya başlayan RAKi çok şımarmıştır. Her gördüğünü almakta, etrafa para saçmaktadır. Hali hazırda kolay dövüşlerle ününü pekiştiren RAKi, "Yıllarca boşa yaşamışız lan" sersemliği içinde "Haaa abi maçmı var, taam döveriz" diyerek gösteri maçlarında kazanıyormuş gibi yapar. Bi ara bunu HULK HOGAN zorladıysa da RAKi onunla güreşerek Hulk'u devirmeyi başarır...
Olacak bellidir. KARABOĞA diye bir tane adam çıkıp: "Senin maçların düzmece oolm, erkeksen gel de beni ye" diyerek RAKi'yi tartaklar. RAKi buna bozulur ama belli etmez, zaten kafasından sorunu vardır. Boks yapmak istemez. Karısı da engellemeye başlar... Tam heykelinin açılışı sırasında karaboğa "Oolm varya senin karıyı kucağımda öttürürüm" diyiverir... Bu laf RAKi'nin gururunu zedeler. Onurunu parça pinçikler. Ve RAKi "Adriyin biliyorsun!!!" der... Adriyın da klasik karı modeli: "Bir kez de benim için dövüşsün, görelim" diye düşünür ve fazla ses çıkarmaz... Lakin bu karaboğa tam bir "kapalı kara kutu"dur. Kimde hakkında bir şey bilmiyordur...
"Apullo" ile çok iyi arkadaş olan RAKi, Mickey 'i de sallamaz, gezmeye eğlenceye bakar... Karaboğa da hayvan gibi çalışmaktadır, maç günü bu imansız, şehrin gülü RAKi'nin dimağını Xker... O ara sinirinden ölen Mickey için çok üzülen RAKi tekrar çalışacak, öcünü alacak-kemeri takacaktır....

Aynı yıl ZAZ'ın komedi serisi Uçak 2 - Airplane 2 filminde serinin hiç bitmeyeceğinin izlenimi uyandırılmış ve doğru bir tahminde bulundukları görülmüştür :)









Apollo Creed'in Rocky ile sahilde idman için giydiği ayrodinemiği harika ama bir o kadar da kepaze
üst tişört de filmin dikkat çeken kostümleri arasındadır. Yakışıyor mu ibiş kıyafet korkoca ağır siklet boks şampiyonuna arkadaş :)

Filmin sonunda Creed ile Rocky kapalı kapılar arkasında üçüncü bir maç yapar:
Apollo Creed : Biliyor musun aygır? Yaşlanmak zorunda kalmamız çok kötü, değil mi?
Rocky Balboa : Ah, sadece sen morukladın, Apollo ... Zili çalmak ister misin?
Apollo Creed : Tamamdır ... Ding Ding.
(2015 yılında Creed filminde Rocky bu müsabakayı kaybettiğini söyleyecektir)

Rocky IV
1985
imdb68

" if he dies - he dies "

Ucuz Amerikancık Propagandist Rocky filmidir.
Kominizm bireyselcidir der ama kapitalizmi çok çalışan kazanır'a bağlar...

Rocky I deki Rocky asla böyle bir karşılaşmaya çıkmazdı.
Filmin mesajı da afillidir:
"Beni sevmediniz. Ben de sizi sevmedim. Şimdi sizi seviyorum. Ben değiştim siz de değişebilirsiniz... - yoksa ağzınızı yüzünüzü kırarım - "

Ben onu bunu bilmem benim yaşıtların sırf bu film yüzünden çok kişi ile kavga etmiş kafa göz yarmıştır. Bizim dönemimizin efsane filmlerindendir. Ama sonra büyüdük ve bu filmin hiç de öyle masumane bir film olmadığını anladık.
Normal şartlarda İvan reis Rocky'nin yedi ceddini salıncakta sallardı da... neyse (şimdi o çocuk halim gelse bunları okusa en çok bunu beğenirdi... Ne geyikler dönmüştü film sonrası mahallelerde...)
ivan drago oolm ivan dragon değil (o zamanlar Dragon demeyen tek bir kişi yoktu bizim nesilden)

Filmin müzik konusunda ve gerilimi müzikle tırmandırma konusunda ciddi bir başarısı olduğu da sık sık dile getirilir.

Filmin unutulmaz repliği: "Acı yok Rocky - Acı yok"

Filmde analog idman ile teknolojiyi kullanan arasındaki mücadeleye de dikkat çekilmiştir.
Rocky teknolojiyi sevmez. Hatta Rocky 3'te de Creed onu tavuk kovalamasını hatırlatır.
Creed filminin benim açımdan başarısız olmasının bir nedeni de Stallone'nin bu teknoloji özürlüğüne gönderme yapmasıdır. Antreman programını cebine kaydeden Genç Creed'e ya cep telefonun kırılırsa diye sorar. O da buluta kaydettim der. Stallone'de "Bulun ne oolm" diye bakınır...

Filmin en xtirtezekten sahneleri ise, Rus güvenlik görevlisini satrançta yenmeleri - telefon görüşmelerinde ki yanlış saat hesaplamaları... Rus marşından Lenin ve Kominizm laflarının çıkartılarak söyletilmesi.... falan filan...



Rocky V
1990
imdb52

* Serinin tartışmasız en kötü filmi...
Filmin tek faydası Rocky serisine böyle bir kepazelikle sonlandırmak istemeyen Stallone, Rocky Balboa'yu çeker. Rocky Balboa serinin en iyi ikinci filmi olmaya namzettir.



* Hayatını karizma dışında para ve güç olarak tamamen resetleyen Rocky bir çömezin oyununa gelir. Filmin sonunda da onu bir sokak arenasında paspas yapar...

* Filmde Rocky'nin oğlunun da gereksiz bir kıskançlık gerilimi konmuş...

***********************************************************

Rocky Balboa
2006
imdb72

* Rocky'nin ilk filmde ona kimse inanmıyor.
İkinci filmde hocası
Üçüncü filmde kendisi
Dördüncü filmde eşi
Beşinci filmde doktorlar
Bu filmde ise oğlu onan inanmıyor...


* Finalinde ağlatan filmler...
* Sevenlere saygı duruşu olan filmler...

Rocky tarihinin en iyi tiratlarından biri:

Buna inanmayacaksın, ama bir zamanlar buraya sığardın. Seni kaldırıp annene şöyle derdim: "Bu çocuk dünyadaki en iyi çocuk olacak. Bu çocuk bilinen herkesten daha iyi birisi olacak." Büyüyüp iyi, harika birisi oldun. Seni büyürken izlemek muhteşemdi, her gün sanki bir ayrıcalıktı. Sonra kendi ayakların üzerinde durup hayata atılma vaktin geldi yaptın da. Ama bu esnada bir şekilde, değiştin.
Kendin olmaktan vazgeçtin. İnsanlara seni parmakla gösterip iyi olmadığını söylemelerine izin veriyorsun. İşler zorlaşınca da suçlayacak bir şeyler aramaya başlıyorsun koca bir gölge gibi. Zaten bildiğin bir şey söyleyeyim sana. Dünya sandığın gibi güllük gülistanlık değil. Çok acımasız ve pis bir yer. Ne kadar güçlü olursan ol izin verdiğin sürece seni ayakları altına alıp orada tutacaktır. Sen, ben ya da bir başkası, kimse hayat kadar sert vuramaz. Ama önemli olan ne kadar sert vurduğun
değil, aldığın ağır darbelere rağmen yoluna devam edebilmendir. Tüm o darbelere rağmen yoluna devam edebilmendir. Ancak böyle kazanabilirsin! Neye layık olduğunu biliyorsan, git ve bunu elde et. Ama yoluna çıkanlar, o ağır darbeler olacak, sana doğrulmuş, onun ya da bir başkasının sayesinde orada olduğunu söyleyen parmaklar değil! Bunu korkaklar yapar, ve sen korkak değilsin! Sen bundan daha iyisin! Ne olursa olsun seni hep seveceğim. Ne olursa olsun. Sen benim oğlumsun, benim kanımdansın. Sen hayatımdaki en iyi şeysin. Ama kendine inanmadığın sürece kendine ait bir hayatın olmaz.
Anneni ziyaret etmeyi unutma.

Filmde doğru yere doğru kişilere göndermeler var. Mesela Rocky'nin karakter tanıtımında bir kıza yardımcı olmuştu... Serserilerle sokakta gece duramayacak kadar yaşın küçük diyerek onu eve götürmüştü. İşte o kıza burada da yardımcı oluyor...



Creed
2015
imdb76

Rocky Balboa'dan sonra yakışmamış filmdir...

Tıpkı Star Wars'ın ilk filminin kopya senaryo ile son üçlemeye başlaması gibi Rocky filmin benzer bir kopya sernayosu ile Creed'i çekmişler...

Bence gereksiz bir Rocky filmi...



Top 20 Movies Father & Son should be watched Part One

Top 20 Movies Father & Son should be watched Part One

9 GAG için Blogumda en çok beğenilen listemi İngilizceye çevirdim.

https://9gag.com/gag/ajN1xnQ


TOP 5 - Funniest Movie Conversation - Monologue - Standup ABOUT SEXUALITY







TOP 5 - Funniest Movie Conversation - Monologue - Standup ABOUT SEXUALITY


1 PUNCHLINE 1988

Steven Gold (TOM HANKS) is a stand-up comedian who is flat broke and has recently dropped out of Medical School…
Tom Hanks (Stand – up)
“When Adam and Eve were first encountered. He said to Eve was;
Stand back, darling… I don’t know how big this thing gets!...”


2 GOODMORNING, VIETNAM 1987

Robin Williams (Robin in a stand-up with soldiers on a street in Vietnam)
(About condoms)
“It says… What sizes you got?
You got Large, Medium and Caucasian




3 DAS EXPERIMENT 2001

- Why do women always watch porn films to the end?
- …
- They think they’ll get married.



4 ANALYZE THIS 1999

A comedy about a psychiatrist (Billy Crystal) Whose number one-patient is an insecure Mob Boss (Robert De Niro)
- What happened with your wife last night?
- I was’nt with my wife. I was with my girlfriend.
- Are You having marriage problems? Why do you have a girlfriend?
- You’re moralizing with me now?
- No, I’m curious. Why do you have a girlfriend?
- I do things with her. I can’t do with my wife.
- Why can’t you?
- Hat’s the mouth She kisses my kids with… Are you crazy?


5 RELIGULIOUS

Bill Maher's take on the current state of world religion.



Bill Maher: “Circumcision… I mean, I Would’he loved to have been there for the first people to hear about this. We’re used to it now, but you know, I mean, I’m sure when Moses came down with this idea, there had to be one guy going, “Let me get this sraight…”

Dunkirk



Dunkirk
2017
imdb87

* Yılın filmi
* Yılın silah filmi
* Yılın savaş filmi
* Bir başyapıt




* Sinema tarihinin ilk "NAZİ"siz ikinci dünya savaşı filmidir.
Yahudi Kampı göstermeyen çok nadir ikinci dünya savaşı başyapıtlarından biridir...

* Tamamen Erkeklerin Oynadığı başyapıtlar...
(Seksist olacak ama var öyle başyapıtlar. Örneğin "12 Öfkeli Adam" ya da "Esaretin Bedeli" vb...)
Bu film için ekstradan şunu da diyebiliriz:
Tamamen Beyaz - Hıristiyan - Anglo Sakson - Erkeklerin oynadığı film...
- ırkçılık da tavan yapmış gibi duruyor -


* Film başından sonuna düşmandan kaçışı anlatıyor... Sakin ve ıssız bir sokakta yürüyen askerimiz birden g.tünü kurtarmak zorunda kalıyor. Canını dişine katarak kaçmaya başlıyor. Sonra koca bir ordunun kaçışını izliyoruz... Film öyle güzel tüme varmış ki... Elbette savaş filmi deyince ölmeyen Amerikan askerlerinin kahramanlık filmlerini beğenenler bu filmi beğenmeyecektir. Savaşın gerçek yüzünü gösteren bir baş yapıttır. Savaş sahilde dururken birden yanında onlarca insanın öldüğünü görmektir...

* İngilizlerin yenildikleri bir cephede askerlerini sivil destek ile Fransa sahilinden kaçırdıkları olayın filmidir. Biz hala daha Çanakkale Destanı'nın filmlerini çekmeye çalışıyoruz. Belki bir gün bir cesur yönetmen çıkar SARIKAMIŞ FACİASI'nı çeker... Biz de hamaset yerine savaşın tüm acımasızlıklarını gelecek nesillere aktarmış oluruz. Yoksa daha çok canlı bombacı çıkar... Cihat dersleriyle şekillendirilmiş nesillerden "şehitlik mertebesine ulaşmak için" dua edenler türer...
(Örnek: Son zamanlarda çekilmiş bir çok Çanakkale Savaşı filmlerinden birini hatırlattı bu bana. Jilet gibi tertemiz üniforması olan bir Osmanlı Askeri ve bembeyaz kolalı yakalı hemşire kıyafetli güzeller güzeli bir ablanın aşkı anlatılmıştı. Hemşirenin önlüğü öylesine beyaz ötesiydi ki reklamlarda oynat sırıtmaz... Laboratuvar mı lan orası savaş yeri .... Sa - vaş - ye - ri...  Oolm filmde bu kadın saçları dağılmamış - makyajı tastamam  savaş yorgunu!!! "kaç gündür uyumuyorum" diyor be... Var gerisini sen düşün...  Eleştirisine: "Böylesine steril yaşanmışlıklar da varmış Çanakkale Savaşında" yazdım ironiyi anlamaya film ekibinin kesin koltukları kabarmıştır. "Yaşanmışlık" dedim mi akan sular durur eleştiri yazısında...
Bu mudur tarihi bir gerçekten hadi onu geçtim bir savaştan esinlenerek çekilecek olan filmin gelecek nesillere verdiği mesaj. Sırf bu yüzden Dunkirk gibi filmlerin başarılı olması önemli... )

* Sinemada ikinci dünya savaşı travması demek "Yahudi Soykırımı" demek değildir. 
İkinci dünya savaşında Japonlar Çin'de - Endonezya'da katliamlar yapmıştır.
Romanya'da Yugoslavya'da milyonlarca çingene de soykırıma uğramıştır.
Hatta Yugoslavya Nazileri bahane ederek ilk defa Boşnakların öldürülmeleri de gerçekleşmiştir.
Dunkirk, ikinci dünya savaşının çok daha fazla travmalarının olduğunun önünü açacak bir başyapıttır. 

* Dunkirk, savaşa dair korkuları psikolojik detaylarına kadar indirgeyerek anlatmıştır:
Yükseklik korkusu - Kapalı yerde kalma korkusu - Terk edilme korkusu - Sakat kalma korkusu -
(spoiler)
Ülkesinin savaş kaybettiği bir yerden ülkesine döndüğünde hissettiği toplumsal baskının korkusu...

Bunu anlatabileceği en iyi tarihi plato'yu kullanmış Nolan...
İngilizlerin Almanların kıskacından 400 bin askerinin "topukladıkları" meşhur Dunkirk Tahliyesinin Platosunu...

* Filmin teknik olarak farklılığı - üstünlüğü veya değeri:
Film Hava  - Deniz - Kumsal üçlemesinde farklı zaman akışları ile anlatılmış ve yer yer birbiri ile kesişmeleri farklı zamanlarda gösterilmiş. Sinema'da paralel anlatım seyirciyi yormayan en etkili kurgu şekli olduğu keşfedildiğinden beri kullanılmakta. Sanatçı "mertebesine ulaşmış" iyi yönetmenler paralel kurguyu bilip bununla seyirciyi farklı zamanlara götürerek şaşırtmayı çok severler. Örneğin, bir otel odasının içi ve polislerin bu odaya basmaya gitmesi paralel kurgulanmış varsayalım. Otel odası ve polisler paralel kurguda ayrı ayrı gösterilmektedir. Polisler otel odasının kapısını kırarlar ve seyirci dumura uğrar...  (müziğin de etkisiyle elbet) Çünkü, kırdıkları kapının farklı zamanda ya da farklı bir yerde olduğunu göstermiştir bize yönetmen...
Bu filmde çok farklı bir şey yapılmış. Yönetmen bu cesurca kurgusunun anlaşılamayacağı korkusundan farklı mekanlarda farklı uzunlukta zaman geçişinin olacağını filmin başında özellikle belirtiyor. Nolan'dan bunu beklemezdim aslında. Genede paralel kurgunun farklı zaman dilimlerinde ilerlemesi ve çok farklı zamanlarda kesişmesi Nolan'ın ustalığını ispatladığı bir yöntem olduğu açık. Buna en yakın örnek film Pulp Fiction olabilir. 

Sinema ezelden beri iki kulvardan ilerlemiştir. Yer yer birbirinin içine geçse de bazen keskin çizgilerle ayrışırlar:
1 - Size bir hayali sunan filmler
2 - Gerçekleri tokat gibi suratımıza vuran filmler




Size hayal satan filmler ile gerçekleri anlatan filmlerin konuları örneğin bilimkurgu'da yapmak çok az kişinin aklına gelmiştir. Halbuki ilk bilimkurgu "Ay'a yolculuk" temelinde böyle değil midir: BKNZ

Contact gibi bir kaç film bu konuda baş yapıt olmasıyla birlikte gerçekçi bilim kurgu kendine tekrar yer bulmaya başlar. Marsı, Yerçekimi, Her, Moon gibi realistik bilim kurgular çekilmesi konusunda avangart bir yapım olmayı başarmıştır Contact... Dunkirk'te gerçekçi tarihi filmlerin avangart yapımı olması gerçekçisinemaseverler için umut olmuştur.

Savaş filmleride de bu kural geçerli. Tarih her zaman avcıyı öveceğinden savaş filmlerinin hepsi hayal satar. Hamaset olmadan olması mümkün değildir. Kendi halkına tarihi olayları gerçekçi vermek yerine mutlak zaferler olduğunu empoze etmek ve insanüstü hoşgörülerle elde edildiğini göstermek ister TOTALİTER REJİMLER. İzleyicinin ceddi ile özdeşleşmesi  yani oyuncularla duygusal bağ kurulması beklenir. Bunun tersini yapmaya çalışmak yürek ister... Eleştirmenler bunu başarabilen sanat eserlerine (ki diğerlerinin yüzde doksan dokuzu falan çöptür) "Savaş Karşıtı Filmler" diyerek yücelttiler. 
Hamasetten uzaklaşan filmlerde bu kategoriye almak mümkün: Örneğin: The Thin Red Line (İnce Kırmızı Hat) imdb76  Amerkancık Hollywood savaş filmleri çizgisinin dışına çıkanlardan. Bir başkası, Vietnam'da Amerikan askerlerin nasıl köy baskınlarında kadınlara tecavüz ettiği gibi konuları olan filmler saman alevi gibi bile parlamadan hasır altına itildi...
Çünkü tecavüz konusunda Japonlar epey bir sıradan geçirdikleri için uzak doğuyu ABD kendi askerini bu kadar aşağılanmasını istememeye başladı. Üstelik İkinci dünya savaşının en büyük travmalarından biri Rusların intikam için Doğu Almanya'daki alman kadınların neredeyse tümüne tecavüz etmeleriydi (2 milyon alman kadına tecavüz edildiği düşünüyor)
Savaşın acımasız yanını devasal bütçelerle çekerek insanlığa anlatma babında en önemli eser tabi ki Er Ryan'ı Kurtarmak imdb:86 filmidir. Bu baş yapıtın giriş sahnesi öylesine kanlı öylesine inandırıcıdır ki insanın izlerken kanı donar... Aradan 2000 yıl geçmesine rağmen gene Almanların kanlarının akıtıldığı Gladyatör filminde de giriş sahnesi olabildiğince kanlı ve vahşidir. Bu iki filmde gerçekçi olmak ister ama içinde çok ciddi bir dram gömülüdür - aile vardır - eve dönememek vardır... Üzülen bir anne - kahrolan bir baba vardır...

Gerçekleri tokat gibi vuran savaş filmlerine eleştirmenler "savaş karşıtı" filmler demeye başladılar demiştim.  Yavaş yavaş asker de bir insan - düşman da bir insan filmleri çekilmeye başladı. Aradan bir iki nesil geçmişti ve dünya iletişim çağına girerek git gide küçülmeye başlamıştı:

Bir Savaş Karşıtı Film Olan Dunkirk öncesi savaş karşıtı filmlere bir göz atalım:
Paths Or Glory BKNZ Kubrick gibi bir ustanın, savaşa bakışı tabi ki duygusallıktan arındırılmış şekilde olacaktı. Kubrick'in bu filmi avrupa'da pek çok ülkede gösterimi yasaklanmıştır. Neden mi? Sırf ordu karşıtı bir film olduğu için. Özellikle fransızlar da kendi orduları aşağılandığı bu filmi uzun yıllar ülkelerinde gösterime sokmamıştır.
Das Boot BKNZ gerçekçi savaş filmi diyebileceğimiz bu filmde alman askerleri düşman olmasına rağmen tanker yangınında denize düşen askerlerin yanmasını izlerler ve kendileri de asker olduğu için ağlarlar. Dunkirk filminde de bunun karşı sahnesini görürüz.
Bazen esaretin ne kadar büyük bir acı olduğunu vermek gerekir:
Kafkas Mahkumu - Mandariinid BKNZ
Bazen de savaş karşıtlığını anlatmak için savaşla - asker mantığı ile dalga geçmek gerekiyor.
Şarlo Diktatör
Ördek Çorbası (Askeri dikta komedileri) BKNZ
Keçileri Kaçıran Adamlar BKNZ
Hayat Güzeldir - Akdeniz - Welcome to Donkmagol - Tarafsız Bölge...

Tüm bunlar savaş karşıtı filmler olsa da belge niteliği taşımayan bir veya bir kaç oyuncusuna özdeşleşme yaparak duygusal bağ kurarak silahın - çatışmanın - esir düşmenin zulmünü hissettiğimiz baş yapıtlar.. Dalga geçilen askerler diktatörler de keza içimizdeki o kötü kişilere duyduğumuz öfkeyi kahkahaya dönüştürmesi ile bizi rahatmış GERÇEKLERİ görmemizi asla sağlamıştır. Çünkü onların çoğu birer hayal ürünüdür. Kurgudur.

Ama ikinci dünya savaşı tüm gerçekleri ve çıplaklığı ile anlatılmasını hak eden büyük bir dünya travması. O günden beri taşlar yavaş yavaş yerine oturuyor ve belki de o günden beri daha huzurlu bir dünya da yaşamamızı sağlıyor o savaşı yaşayanların görenlerin olması. O yüzden savaşın acımasızlığını göstermek dünya huzuru içinde çok önemli...



Dunkirk sinema tarihinin peyazperdeye hayal sunan filmlerden en çok uzaklaşıp, gerçekçi savaş filmine en çok yaklaşan film olmuştur. Gerçekçi sinema'yı "dul kadınınn buhranları arasında sıkıştırmış" Fransız Sinemasının elinden birilerinin alması gerekiyordu. Gerçekçi sinema Bilim Kurgu'da da Savaş'ta da hatta fantastik sinemada bile  kendine yol bulmalıydı. İşte Nolan bu konuda çok güzel bir kapı açmış bu filmi ile. BELGE gibi film çekmiştir... 
Üstelik sinema tarihinin en iyi savaş karşıtı filmleri arasında da en üst sıralardaki yerini almayı başaracağı açıktır..

Film hakkında en önemli çalışmam 9gag'a gönderdiğim çalışma oldu. Tom Hardy'nin bu ağzını kullanamadığı üçüncü filmi bu... Bakalım Tom Hardy'nin gözleri bu sefer oscar'ı alabilecek mi?


Filmin çok az diyaloglarından birisi çok acı bir gerçek üzerine:
(korsancılara müjde filmin altyazısını aramaya hiç gerek yok baştan söyliyeyim)
- Neden daha fazla tahliye gemisi gelmiyor?
- Çünkü Britanya onları bir sonraki savaşa saklıyor...

İkinci dünya savaşının elbette bir kazananı yok.
Almanya ve Japonya yenilmiş, Japonya kafasına 3 tane nükleer bomba yemiş;
(Ey üçüncüsü hangisi diyenler - bakınız: Nazım Hikmet'in Japon Balıkçısı Şiiri)
Çin Manjurya bölgesi işgal olmuş ve Nanjing'te milyonlar katledilmiş kadınlar hayat kadını yapılmış.
Çin'in bu savaşta 20 milyon insanı ölmüş...
Rusya asıl Almanları yenen ordu olmasına rağmen 27 milyon insanını kaybetmiş...
Almanya: 8 milyon
Polonya: 6 milyon
Endonezya: 4 milyon
Japonya: 3 milyon
Hindistan: 1.5 milyon
Yugoslavya: 1 milyon
Hindiçini: 1 milyon

Fransa - İngiltere'de yarım milyon insan hayatını kaybetmiştir.
Amerika 300 bin ile bu savaşın neredeyse mutlak galibi gibi durmaktadır.

2. Dünya savaşı öncesi dünyanın en büyük gücü İngilteredir. İngiltere 2. Dünya savaşında Hindistan'ı hiç bir şekilde vermek istemez ve milyonlarca Hintlinin bağımsızlık mücadelesinde büyük kayıplar vermesine neden olurlar.
Japonya ikinci dünya savaşında en büyük zaferini İngilizlere karşı kazanmıştır. 1942 başındaki en büyük zaferi, İngiltere’ye ait stratejik önemdeki Singapur deniz üssünü ele geçirmesidir. Japonlar,  “Doğu’nun Cebelitarık’ı” olarak bilinen Singapur’da 80,000 kişiyi esir alır. Öyle ki, Churchill Singapur’un düşmesini İngiliz tarihinin en büyük askeri felaketi olarak tanımlar.
İngilizlerin Dunkirk hezimeti ve savaş korkusu ABD ile savaş anlaşması için üç kere buluşmada masaya yatırılan yeni dünya düzenini kabul etmelerine neden olur.
İngiltere'nin başına gelecek olan Churchill sonrası başkanlarının komünist olmasında da bunun etkisi büyüktür. Maalesef Roosevelt'in üç dönem başkan yardımcısı ki Roosevelt son döneminde ona tekrar başkan olmasının da önünü açan Henry A. Wallace da sol görüşlü olduğu için başkan olsaydı Amerika bu kadar patajonik saldırmazdı diye düşünüyorum. Lakin Marshall yardımları sayesinde ikinci dünya savaşından sonra dünya para birimini dolar yapmayı başaran ABD ingiltere'den boşalan tahta çok rahat kurulacaktır.

Film İngilizlerin dünya liderliğinin devrilişinin en büyük travmasını anlatmaktadır.
Bizim Sarıkamış filmini çekmemiz gibi dememin sebebi de budur.

Nolan gene de İngilizlerin gönlünü almış yer yer Churchill'in - Alman savaş uçaklarını gerçekten püskürterek çok daha az kayıp vermelerini sağlayan İngiliz pilotlarının ve İngiliz Subayların övgüye Mazhar olmalarını sağlamıştır. Kendisi bir İngiliz olarak İngilizlerin çok da tepkisini almak istememiş belli ki...

Bu kısımları beni çok rahatsız etti. İkinci dünya savaşının bence en büyük ayıbı:
Ne yahudi katliamı
Ne nükleer bomba atılması
Ne açıklıktan ölen on milyonlarca rus
Ne Japonların Çin'de bir şehir dolusu erkeği öldürüp kadınlarını hayat kadını yapması
Ne Rusların 2 milyon alman kadınına tecavüz etmesi...
Tüm anlaşmalar bitip savaş tamamen sonlandırılmasına rağmen İngilizlerin gidip DRESDEN'i sırf intikam için bombalasıdır...
İşte böylesine bir başyapıtta Nolan'ın yaptığı hamaset kısımlarını (filmin tek kusuru olarak gördüğüm) ancak bu bombardımanın da gerçekçi filmini çekerse af edebilirim.

Çünkü bu film göstermiştir ki, Hitler zırhlı birlikleri şehre sokmayarak sahile sıkışmış 400 bin askeri öldürmemiştir.
Konu ile ilintili dip not:
Atom bombasına çok yaklaşmasına rağmen, Hitler'in bilim adamı Hitler'e atom bombası oyuncağını vermemiş gene de Nurmberg'te yargılamıştır. Mahkeme'de kendisinin bilerek yapmadığı nükleer bombayı meslektaşları Amerika'da yaptıkları serzenişinde de bulunmuştur.

Film: İkinci Dünya Savaşı Belgeseli Manyaklarına (benim gibi) kesinlikle tavsiye edilir.
Düşük ritimli bir film olması ve hiç bir oyuncu ile duygusal bağ kurulamadığından hatta hikaye örgüsü çok zayıf olduğundan klasik sinema izleyicisinin beğenmeyeceğini düşünüyorum.

Bizden Arak:
- Filme dair iyi bir mizahi tespit -
Filmin bütünü askerin umutsuzluğu anlatmaktadır.
Filmin başında ise askerin mutsuzluğuna dair bir olay ile start alınmıştır.
Eksi sözlük'te bunu çok güzel yakalamış bir suser...
Asker montla sıçmaya çalışır... Bu sahnede yönetmen Umut Sarıkaya'nın mutsuzluk karikatürlerine atıfta bulunmuş ve göz kırmıştır.


* Savaş filmi deyince aklına saçma sapan Amerikan kahramanlık filmleri gelenleri üzmüş olabilir bu film. Halbuki savaşın gerçek yüzünü göstermeyi başarmış nadir başyapıtlardan. Sakin ve ıssız bir sokakta yürürken birden götünü kurtarmak zorunda olmayı çok iyi anlatmış.

Le Charme Discret de la Bourgeoisie

Le Charme Discret de la Bourgeoisie
imdb80
1972

Luis Bunuel Sineması

* Sinema tarihinin en iyi absürt komedileri arasında. Absürt komediler için avangart bir yapım bile diyebiliriz bu esere.

* Sürrealist Sinema...

* En iyi yabancı film oscarı...



"Burjuvanın Gizli Çekiciliği"
Şatafatlı yaşamın arkasındaki suçların da tüm çıplaklığı ile anlatıldığı film. Diktatörlük üzerinden bu hayatı yaşayan Büyük Elçi ve suç ortağının eşleri ile Mirasyedi uyuşturucu sever sevişgen çiftin onlara entegre olmuş onların yaşantısı içine girmek için onlara köpeklik bile yapabilecek bir başpiskopos'un dahil olduğu bir dizi sofrayı anlatan alaycı sürrealist film...

Bunuel sonu bir türlü gelmeyen tekrarlardan oluşan post modern film fikrini bir türlü çekemez. Bir hakimi öldürüp kaçan katilin polis tarafından yakalandıktan sonra tekrar canlandırma yapmak isterlerken aynı şekilde tekrar kaçmasının ötesine gidemez senaryo. Yapımcısı bir gün davet ettiği kişilerin bir gün önce evine yemek yemeye geldiklerini söyleyince Bunuel'e bu film için yinelecek şekilde bu olayı kullanabileceğini düşünür...

Buradaki Burjuva,
 kendi fikirleri ile çatışma yaşayanlarını terörist olarak addeden
şan ve şöhrete büyük ilgi duyarken, yanı başlarındaki fakirliği felaketleri görmezden gelen
bencil - ülke gerçekleri karşısında kayıtsız,
ve gereksiz bir şekilde kendilerini önemli hisseden ve hissettirenlerdir.

Bunuel onlarla çok ciddi dalgasını geçer bu başyapıtında. 


Filmde misafirlerini bekletmek pahasına ekstrem bir yerde sevişen zengin çiftin, bahçıvan kılığındaki adamı aşağılayıp aynı adamı piskopos kılığında yüceltmesi mizahtan çok Burjuvanın ciddi eleştirilmesidir aslında.

* En önemli konuşmalar sırasında uçak - tren geçmesi ve karşı tarafın bunu duymaması. Ben bunu bir kaç absürt komedi de daha görmüştüm.

* Akşam yemeği 17. yy dan sonra Fransa aristokrasisi tarafından ticari bir oturuma dönüşmeye başlamıştı... Zamanla bu olay tüm Avrupa'ya yayılmaya başladı. Tarihte bilinen en önemli aristokrat akşam yemeği İsa'nın akşam yemeğidir büyük ihtimalle. Bu filmde aristokrat bir grup bir türlü istedikleri gibi bir akşam yemeği yiyememektedir..




* Akşam yemeği gerçekleşmedikçe insanların bu yenemeyen yemek rüyalarına girmeye başlar ki
rüyalar çok komiktir. Birden tiyatro sahnesinde bulmaları kendilerini mesela ve hatta bir akşam yemeğine tatbikat yapan bir birliğin gelmesi falan filmin en güzel en eğlenceli sürprizleridir.






* Bunuel olunca yönetmen cinsellikte fazlasıyla enteresan işlenmiş.



* Sadece Aristokrasinin eleştirisi değil aynı zamanda ciddi bir din eleştirisi de vardı filmde.
Kadın bir köylü burjuvanın amelesi olmuş ve ona yanamış gösterilen baş piskoposa:
- Biliyor musunuz ben İsa'dan nefret ediyorum... İsa'yı hiç sevmiyorum falan diyor...
Dönemine göre çok eleştirilebilecek güçlü kelamlar bunlar:


* Filmin en komik sahnesi diyebilirim:


Türk Burjuvazisindeki Patron tipi
1 - İnsan değeri bilmezler
2 - Kızarak yönetirler
3 - Her şeye hakları olduklarına inanırlar

Bizim burjuvazimize dair bir film çekilir umarım.