The Post

The Post
2017
imdb74

Her sene dev bütçeli bir amerikancık film çekiliyor. Bu bence derin devlet tarafından yaptırılıyor ve Golden Globe'da Oscar'da boy gösterttiriliyor.
Aday oluyor haber yapılıyor. Üzerine konuşuluyor.
Örneğin: Bir çocuğu vuran amerikalı askerin vicdan meselesini anlatan American Sniper filmi Oscar'da en 10 film arasında aday gösterildi.
Bazen de Oscar bu filmlere verdittirilerek Amerika gövde gösterisi yapıyor:




Son zamanlarda oscar alan amerikancık filmler:
Argo
The Hurt Locker

* Yalnız bunu Clint Eastwood gibi yönetmenlere hatta burada Spielberg'e yaptırtmalarına da şöyle bir anlam yüklüyorum... USA'da devleti çok güçlüdür. Biz her şeyi çıkarlarımıza uygun şekilde maniple edebiliriz. Korkun bizden...

* Eğer ciddi bir basın - medya eleştirisine Oscar verilseydi:
"Sen Küba'dan iki fotoğraf çek yolla ben savaşı çıkartırım" diyen Citizen Cane'e Oscar verirlerdi.
O sene "Vadim o kadar yeşildi ki" filmini Oscar'a boğmuşlardı. Ki film siyah beyaz olmasına rağmen.
(Espriyi açıkla: Filmden vadinin ne kadar yeşil olduğunu uzun zaman anlaşılamamıştır...)

* Oscar'ın ne mal olduğunu biliyorduk.  Tam bir sistem eleştirisi ve bunun yanında sinema tarihinin en iyi filmi Dövüş Kulübü'nü pas geçtiğinden demiyorum bunu. Tarihi boyunca bu haltı her yıl yeniden yineden yaptıklarından. Charlie Chaplin'e - Hitchcock'a onur ödülü vermişlerdir. Yaşları kelama erdiğinde.
Bu filmleri de ben her sene amerikancık oscar adayı filmin altına yazmaya bıkmadan usanmadan devam edeceğim.



Film koca bir yalan olduğunu gazete'nin karakter tanıtımından anlıyoruz. Efendim bunlar öyle bir muhalif gazete ki Nixon'ın kızının düğününe muhabirleri çağrılmıyor. Çünkü muhabirleri Nixon'ın kızının elbisesine "dondurma" gibi demiş miş miş.
Ba ba ba ba... Yok artık...



* Gazete sahibini oynayan, bilmem kaçıncı defa Oscar'a aday olan Streep, bu rolü ile Oscarı alırsa bu sektörün de ne kadar satılmış - ne kadar şerefsiz olduğu bir kere daha su üstüne çıkacaktır.

* Olay örgüsü de şu:
Newyork Times gayet muhalif bir gazetedir. Çatır çatır Nixon ile ilgili tüm kirli çamaşırları ortaya
döker. Amerikan tarihinde ilk defa bir gazete başkanın emriyle durdurulur. Bunu masada öğrenen Streep meslektaşını satar. Tıpkı hırsız bir muhabir yollamaları gibi Newyork Times'a etik dışı hareket ederek bunu haber olarak sunar.
 Washington Post'da ertesi gün tüm gazetelere servis edildiğini öğrendiğimiz haberi verme cesaretini gösterir. Ama buna bir saatte karar veremez. Amerikan tarihindeki yeri de Akit'in tüm medyada çıkmış tapeleri yayınlaması şoku olarak Türkiye'leştirilebilir.

Benim anladığım bir aklama filmi. Steve Jobs belgeselleri ve filmleri de böyle. Jobs, evet bir fikir hırsızı, evet kötü bir eş ve baba, evet çalışanları ve müşterilerini çok iyi beceren bir kapitalist... Ama bir dahi... Sktr...

"BASIN YÖNETENLER İÇİN DEĞİL YÖNETİLENLER İÇİN VARDIR"
Filmin sonunda Amerika yüksek mahkemesinin aslında Newyork Times ama yanında tamamen bir oyun olduğunu düşündüğüm Washington Post'u suçsuz bulduğu metin dışında filmin kayda değer bir yanı yoktur. O da Amerika'nın özgür basına verdiği değeri anlatan eğer doğruysa hukuken başarılı bir mahkeme bildirisidir.
"HALKA YALAN SÖYLEMEK SUÇTUR"
Filmin bu ve benzeri mesajları elbette çok kayda değerdi.

Amerika'da medya bağımsız değildir.
Medya Otoriter devletlerin köle toplumlar yaratmak için kullandığı bir araçtır.
Medya'nın özgür olduğu söylenen ülkelerde bile zaman zaman manipülayonlar için kullanıldığını görüyoruz.
Medya'nın güçlülerin değil gerçeklerin sesi olması gerekir. Ama bu hiç bir zaman gerçekleşmez.
Bu film aslında ironik baktığınız da Sinema'nın da böyle olduğunu ispatlar niteliktedir.
Yoksa Meryl Streep'in oynadığı karakter her gece Bakanlara yemek partisi verecek sistem karşıtı haber yapacak. Nixon'ın kızı dondurmaya benzeyen elbise giymiş. Bu da bunların muhalif haberciliğinin tanıtımı filmde. Biz de bunu yedik...

Ha bazen "Onlar deli ne derseler desinler denilen" gruplar vardır. Türkiye'de bunu mizah dergileri yapıyor. Amerika'da ise Stand Up'çılar. Onlara izin veriyorlar çünkü kimsenin onları ciddiye alacağını düşünmüyorlar. Karikatür bu.. şaka bu diyorlar.
Yoksa bir Bill Maher'in stand uplarındaki Bush eleştirisini,
Louis C.K. 'ın kliseye giydirmelerini bir tanesi yapamaz bu sistem gazeteleri.
Loise C.K. bir skecinde klisenin kapısını çalıp ben çocuklarla yasal yollardan halvet olmak istiyorum diyor bakın:
Biraz daha uzunu:



Ülkemiz için elbette çok uç bir hikaye gibi duruyor. Üçüncü dünya ülkelerinde gazetecilerin durumu elbette çok vahim. En ufak bir şeyde gazeteye yığılan bilmem ne ocaklarının gazeteyi taşlamaları kurşunlamaları falan olağan şeyler. Ben dünya medyası açısından yorumlama çalıştım.

Ölümlü Dünya


Ölümlü Dünya
imdb:81

* Yılın en çok güldüren filmi olmaya namzet... Hani bizi bu kadar güldürebilecek bir film daha çekilebilirse... Risk alınmış ve gişe eder formüllerinin dışında klişeden uzak kaliteli bir komedi filmi çekilmiş.

* Yılın Yerli Başyapıtları arasında.
Türkiye sinemasının en iyi 100 filmi arasında şimdiden girdiğini düşünüyorum.


Yılın en iyi komedisi olabilir; Çünkü,
- Hollywood komedi filmleri son zamanlarda büyük çöküş içinde.
- Türk avam komedisi de artık o kadar güldürmüyor diye düşünüyorum.
(Avam türk komedisi yani andavalların cep doldurma derdince çektiği estetik ve mizah yoksunu filmler maalesef liseli bir tayfa ile ne yapsan tutuyor formatında. Bunlardan sinemamızı temizlemenin yolu bu ve benzeri kaliteli komedilere destek vermekle mümkün bence)
- Cem Yılmaz'ın filmi çok estetik - kaliteli - büyük emek verilmiş ama komedisi ve senaryo akışı açısından zayıftı. Arif Işık tipik bir yerli komedi karakteri. Cem Yılmaz başroldeki tipi konusunda zaten çok risk alan biri değil. Türk uzaya giderse - Türk eski çağa giderse...

Bu film bu bağlamda ilaç gibi geldi diyebilirim.




* Köklü bir organizasyona bağlı kiralık katil işi yapan ama bir kobi paravanında bunu yaparken işi de küçük bir aile şirketi otantikliğinde gerçekleştiren; yaptığı işin ciddiyeti ile mukayese ettiğinizde bu kadar gerizekalı olmalarına rağmen tesadüflerle mi ayakta kalmış bunlar dediğiniz; bir grubun kendilerini görevlendiren iş veren bin yıllık üst akıla ait tepedeki adamlarla imtihanı diyebiliriz,
Bu film için.

* Yani teşbihte hata olmaz DALTONLAR gibiler. Yalnız burada beyin aile reisi biraz daha sakin....

* Bu tür merkez teşkilatıyla mücadeleye girişen kişi ve grupların filmlerine bakarsanız:
John Wick - Josen Bourne - James Bond - Ethan Hunt (Mission imposible) ya da Liam Neeson'ın Jason Statham gibi adamların filmlerinde görüyoruz ki teşkilatla mücadele edenler gayet yetenekli - zeki ve işbilir tipler oluyor. Bizimkiler yukarıda bahsettiğim gibi gerizekalı olmasalarda bunların yanında pejmürde durduğundan dolayı bu filmin bu ve benzeri filmlerin bir PARODİ'si olduğunu düşünüyorum. Türk bir aileyi böyle kendi suç örgütü ile mücadelesi komedisi diyebiliriz yani filme.

Filmin müzikleri seyirciye yabancı olmayan şarkılardan seçilmiş ve sahnelere cuk oturtulmuş ya da oturmuş diyebilirim.

Türk Sineması Altın çağındaki kalıba yavaş yavaş dönüş yapmakta.
- ARZU filmin iz düşümü BKM
- Kemal Sunal filmleri bugünün Recep İvedik filmleri
- Zeki Alasya - Metin Akpınar 'ın yerini Ahmet Kurap - Murat Cemcir
Bir tane eksik vardı. Ertem Eğilmez'in bir çok komiği iyi harmanladığı - Senaryolarını Sadık Şendil - Yavuz Turgul gibi üstatlarla ve oyuncuların katkıları ile oluşturulmuş Ertem Eğilmez filmleri tadında bir ekip komedi sineması.

Ölümlü Dünya filmi de zaten "Köyden indim şehire" filmindeki Zeki Alasya'nın altınları sayarken bizi komaya sokan "Himmet Abeey" ile başlayan diyaloglar bütününü hatırlatan ya da o tatta bir ceset sayma sahnesi ile güldürmeye başlıyor.
BKNZ

Film Guy Ritchie konseptinde Tarantino diyaloglarına benzer diyaloglara sahip absürt komedi denilen bir aksiyon komedi filmi.
(Filmin aksiyon sahneleri çok başarılı konuyu açmışken söyleyeyim.)

Filmde bir kaç kişi orijinal mizahını beyazperdeye taşımış. Bunlardan biri Feyyaz Yiğit.
Feyyaz Yiğit Okan Bayülgen'in programında "Lost Bozdu. Öyle böyle değil çok bozdu" şeklinde uzun ve gereksiz kelimelerle bezenmiş anlatımını bu filme de çok güzel kullanmış. Her türlü beceriksizlik ve gereksizliğine rağmen sık sık söz alıp hata üstüne hata yapıyor.
Feyyaz Yiğit'in meşhur "Lost çok bozdu" konuşması.





Aziz Kedi zaten çok yetenekli bir eksi yazarıydı. O da Eksi mizahını çok iyi taşımış filme. O da senaristlerden. Kendisi Ekşi dergiyi tek başına çıkarmıştı. Aziz Kedi'yi de Ted X konuşmasından kendisini ve üslubunu çok iyi anlayabiliriz. BKNZ

Burada bizi çok gülderen eksi sözlük mizahına yakın mizah olarak:
Feyyaz'ın lokantanın WiFi şifresini Mr Stolk'a verdiği sahneyi örnek gösterebiliriz.
Sessiz dili ile yapılan tartışma dada Eksi mizahının absürtlüğü varmış gibi...

Stupidy mizahda Kemal Sunal - Şahan Gökbakar tadında Doğu Demirkol çok iyi çıkarmış. Ve tabi rol alabilme babında Alper KUL'un da (ki ben Kemal Sunal gibi bu adam iyi bir ekibin içinde çok iyi kendi başrol olunca sıçıp sıvıyor) çok güldürdü. Film ciddi bir teşkilatın sıradan küçük ölçekli kobi işleten kalabalık aile formatına oturtturulması - Ciddiyet ve salaklık arasındaki dengesizlik üzerine inşa edilmiş.

Mizahın matematiğinde bu toprakların keşfettiği Pişekar - Kavuklu dengesinde Pişakar yani ciddi adam dengesini de başta Ahmet Mümtaz Taylan ve bu oyuncuların dışındaki yan rolleri oynayanlar ki en başta Semaver Kumpanyadan biri ile start almışlar (Doğum günü partisinin Kahya'sı) ... Kız isteme sahnesindeki BABA... Merkez teşkilattan gelen Müfettiş... vb.

Beni gülme krizine sokan sahneler:
Seyyal Taner - Bedüş - Drakula - Kelebek...
Mervemermermervemermermervemermer
(yenge paraların üstüne yatmış abi)
Palto giyme sahnesi

Diyaloglar harika
Aksiyon sahneleri sırıtmıyor
Orijinal bir mizah var
Eh kahkaha da attırıyor...

Daha da zorlama işte film olmuş. Bence güldürüyor izleyin izlettirin. NET... Nokta..





Umuda Yolculuk - Reise Der Hoffnung




Reise Der Hoffnung
Umuda Yolculuk
Journey Of Hope
imdb76 - 1990

Yabancı Dil Oscar'ını alan ilk Yerli Film
Filmin %90'ı Türkçe
Filmin %90 oyuncuları Türkiye'den
Filmin senaryosu
"Uçurtmayı da vurmasınlar" filminin senaryosunu yazan
Feride Çiçekoğlu...
Yılmaz Güney'in Yol filmi gibi Umuda Yolculuk filminin de Türkiye'deki çekimleri Şerif Gören'in Prodüksiyonunda gerçekleşmiş.
Filmin çok büyük bir kısmı Türkiye'de geçiyor ve Türkiye'de geçen kısımlarını Şerif Gören'in yönetiminin çok büyük katkıları var.
Filmin en estetik görüntüleri Türkiye çekimlerinde...
Filmin imdb'sinde bile İsviçre - Türkiye - Fransa ve İngiltere olarak hangi ülkeye ait olduğunu bu filmin sıralamış. Fransa ve İngiltere sadece yapıma para desteği verdiğine göre bu bir İsviçre ile Türkiye filmidir. Ve Türkiye bir yabancı dil Oscar'ı almıştır.

Oscar töreninde bu acıyı yaşayan aileye ve özellikle İsviçre'de hayatını kaybeden Mehmet Ali'ye ödülü adamıştır.

BURADA VİDEOSU VAR






Her sene Oscar'a giden gidecek film gündeme geldiğinde ya da Türkiye'de geçen bir film Oscar'a
aday olduğunda sosyal medyada tartışmalar başlıyor.
Örneğin bu sene Ayla filmi daha ön adaylar açıklanmadan direk Oscar en iyi dilde yabancı film adayı olduğu duyurmuştu. Halbuki bu yıl Altın Küre alan Fatih Akın'ın filmi Aus Dem Nichts - In the Fade yani Paramparça ön aday olmasına rağmen Oscar Adayı olamadı. Filmin afişinde Türkiye adayı değil direk Oscar adayı yazmak ve ticari bir yalan söylemek de Ayla filmine nasip oldu. Halbuki filmde sağlam bir Amerikancık sahneler de mevcuttu. Hay Allah!... Gene de ben Ayla filmini beğendim. 2016 yılı Oscar Adayı olan Fransa'da yaşayan yönetmenimiz Deniz Gamze Ergüven'in Mustang'ı da yukarıdaki analize benzer bir analiz ile Türkiye - Fransa - Almanya - Katar ülkelerine ait olduğu ve filmin tamamı Türkiye'de ve Türkçe olmasından ötürü bir Türkiye filmi olarak Oscar'a aday olduğunu söyleyebiliriz. Üstelik bu sefer Yönetmen de Türkiye'den...






Oscar'a aday adayı olarak gösterilen Türkiye'den filmler şunlar:
1964 - Susuz Yaz (Ki o sene Altın Ayı'yı kazandı)
1989 - Uçurtmayı Vurmasınlar (Ki en iyi yabancı dil Oscar'ını alan bu filmin senaristi)
1992 - Piano Piano Bacaksız (Ki bu filmin en önemli karakterini oynayan çocuk oyuncu başrolde)
1993 - Mavi Sürgün 1994 - Manisa Tarzanı 1997 - Eşkiya 1999 - Salkım Hanımın Taneleri
2000 - Kaç Para Kaç 2001 - Büyük adam küçük aşk 2002 - 9 2003- Uzak 2005 - Gönül Yarası
2006 - Dondurmam Gaymak 2007 - Takva
2008 önemli... Üç Maymun filmi eğer Türkiye filmi olarak geçiyorsa tek aday adaylıktan son beşe indirgenmeden önceki 9 film arasına girebildi. Bu filmi Türkiye'nin filmi olarak görmeyenler için Oscar'a en çok yaklaşan film Üç Maymun'dur.
2009 - Güneşi Gördüm 2010 - Bal 2011 - Bir Zamanlar Anadolu'da
2012 - Ateşin Düştüğü Yer 2013 - Kelebeğin Rüyası 2014 - Kış Uykusu 2015 - Sivas
2016 - Kalandar Soğuğu 2017 - Ayla




Nur Sürer bu konuda serzenişte bulunmuş bir röportajında:
Kaynak:
http://www.zorunlusahne.com/oscar-umuda-yolculuk-ve-nur-surer/

Soru:
Bu ülkenin bir hikâyesi, bu ülkenin oyuncularıyla Oscar alıyor ama bırakın resmî yapıyı, sinema çevreleri bile bu başarıyı sahiplenmedi. Bunu nasıl açıklarsınız?
Nur Sürer:
O dönem epey ses getirmişti. Belki Oscar bu denli yer de bulmuyordu toplumda. Sonrası malum; hafıza sorunu. Sinemacılar bile konuştuklarında “Ah! Bir Oscar alan filmimiz olmadı.” diyor.

Umuda Yolculuk muhteşem bir film. Filmin en önemli oyuncusu Mehmet Ali'yi canlandıran Emin Sivas çocuk karakteri bir çocuk oyuncu olarak çok iyi canlandırmış. Daha sonra Piano Piano Bacaksız filminde de çok başarılı oynayan oyuncu:
http://eminsivas.blogspot.com.tr/ bu filmindeki başarılı performansı ile umut vaat eden oyuncu ödülüne layık görülmüş.



Filmde başlarda umut dolu buhulu gözler zamanla yerini karamsar düşüncelerin yol açtığı korku dolu bakışlara dönüştüğünü görüyoruz. Filmin ilk yarısında (ki Reprodüksiyonu Şerif Gören'e ait olan kısım bu)  görüntü yönetmeni bazen bir Gökkuşağı ile bazen sıcak aile buluşmaları ile umudu beyaz perdeye çok güzel aktarmış....

Ben Türkiye prodüksiyonunu çok daha başarılı buldum filmi. Filme sert çıkışlar da hayat vermiş. Dedenin başlarda gidişe itiraz etmesi,
"Bu ot bile çıkarken kökleri çıkıyor. İnsan kökünden toprağından kaçamaz oğul..."
Ananın kararsızlığı, git geller, söylenen fiyatların hep katlayarak artması...
Film odağında Aile reisini tutsa da filmin en önemli karakteri çocuk... Çocuğun karakteri çok güzel dantel gibi işlenmiş...  Onula ilgili planlarda meraklı, uyanık, zeki biri olduğunu anlıyoruz.  Hatta böyle olduğu için kardeşlerinin de ileride hayatını kurtaracak olarak onu seçip yanlarında götürüyorlar.



Bir de ülke insanının hikayelerinde kaybeden kazık yiyen yoktur. En ucuza arabayı o almıştır örneğin. Bu konularda yalan söylemeyi de çok severiz. Amca oğlunun isviçre'den yolladığı mektup bu bağlamda çok değerli. Filmin ancak sonunda anlıyoruz. Amca oğlu ne iş bulmuş ne de oradaki yaşam mükemmelmiş...  Ama iş işten geçmiş oluyor. Hep bir kaçırılmışlık kaybedilmişlik hikayeleri ile yoğrulan Haydar acaba ben de elimdeki fırsatı tepiyor muyum algısı ile ölümüne bir yola girmesi belki de bu yüzden.


Norveç'e gidip de yüzlerce Siyasal İslam'a oy veren ve buradan bir türlü anlayamadığımız dincileri de bu film sayesinde az buçuk tanıyoruz. Bir röportajda bunlar şöyle cevap vermişlerdi: 
- Türkiye'de neden siyasal islamı destekliyorsunuz bir Avrupa ülkesinde yaşarken. 
- Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'ne Şeriatı getirecek dinimizin emrettiği gibi...
- Siz de dönecek misiniz o zaman Türkiye'ye?
- Yok biz Şeriatta yapamayız...


Film önemli bir insanlık dramını gerçek insan sorununu gerçek bir hikaye üzerinden masaya yatırmış Yüzlerce benzerlerini bize hatırlatmış. O zamanki Avrupa'ya çalışmak için Türkiye'den gidenlere karşı Avrupa'lının empati kurması için Oscarlık bir film çekmiş.

Flmin Türkiye'de devlet tarafından yüceltilmemesinin ya da halka ulaştırılmamasının iyi bir PR çalışmasının yapılmamasının sebeplerini anlamak güç. Film gerçek bir hikayeden alınmış ama suç cahilliğin ta kendisi. Ve insanımızın hataları üzerinden anlatılıyor pek çok kısmı. Onlara çocukları götüremezsiniz demelerine rağmen pasaport almadan çocuğu da yanlarında götürmeleri bir hata...

Filmin devleti eleştiren belki de tek yeri insan simsarının devleti temsilen sembolik olarak belki de Polise: "Tek tek herkes terk ediyor memleketi - yönetecek kimse bulamayacaksınız" lafı olabilir. O da dediğim gibi çok sembolik olmuş.
Zamanında bir gazetede film için:
“Zavallı sefil üçüncü dünya ve onun biricik kurtuluş umudu olan batı” demiş.
 Belki de negatif propagandalar Oscar almasına rağmen filmin günümüzde bilinirliliğini negatif etkilemiş.

Peki biz SUriye'den zorunlu göçenleri anlatacak
Türkiye'de yaşayanlara Suriye'liler için bir empati oluşturabilecek
Oscarlık bir film yapma konusunda bir şeyler üretebilir miyiz?
Bu kapasitemiz var mı?
Bence Oscar'dan daha önemli bunu tartışabilmek...

The Shape Of Water


The Shape Of Water
2017
imdb80

* Yılın Romantik Dramı

* Yılın fantastik filmi

* Bir Pan'ın Labirenti değil elbet


* Daha önce kısa filmi yapıldı filmleri: 12 Maymun.
* Abe Sapien Orijin çizgi romanından esinlenilmiş.
* Jean Pierre Jeunet'in fantastik dünyası
Delicatessen - Şarküteri 1991 imdb71
La Cite Des Enfants Perdus - The City of Lost Children (Kayıp kentin çocukları) 1995 imdb75
filmlerini hatırlatan bir atmosfer vardı filmde.

"Kısa adamlar hep kaba oluyor... acaba aşağıda oksijen mi az..."

* Farklı karakterler vardı:
Grafiker kedi sever eşcilsel amca mesela filme renk kattı.
Fakir temislikçi dilsiz kızla bir sinemanın üzerinde komün hayatı yaşamaları da şık bir anlatım olmuş.

Filmi overrated bulmama rağmen şiir gibi çekilmiş bir romantik dram olduğunu düşünüyorum.
Del Toro için değer...

Jigsaw


Jigsaw
Testere 8
2017
imdb:60

BKNZ: KILAVUZKARGA "TESTERE" DOSYASI

Yılın Koku devam filmi elbette IT 2017...
Testere'nin biraz ekmeği yenmeye çalışılmış ama olmamış...



* Saw'un ilk bölümündeki ölüm makinelerinin tasarıları gerçekten çok zekiceydi.
Bu filmde:
Silo içine buğday doldurduktan sonra yukarıdan randimize bıçak yaba çivi yağdığı sahne tasarım ucubesiydi resmen...
Kızın motoru durduğu demir çubuk tüm oyunu bozabilecek bir şeydi... John Kramer'in tasarıları olamaz bunlar.


* Filmin akışı konusunda bir sorun yoktu. Gayet güzel ilerledi. Finali de geleneksel Testere filmine yakışan cinstendi.



* Testere filmlerinde farklı zamanda geçme paralel kurgu daha önce de ters köşede kullanılmıştı. Hatta ilk filmde hafiften böyle bir paralel kurguya sahipti. Testere'nin kendi kalıpları ile seyircisini hala şaşırtması bence büyük başarı.

* TESTERE benim en sevdiğim en iyi 100 Hollywood filmi arasında. Bu yüzden severek izledim.
Kendine has bir seyircisi var... Onları üzmemiş. İzleneybıl ...
(testere oolm izleneybıl yazmakta zorlanıyorum)


Arif v 216 - Ağır Spoiler içerir -



Arif v 216
imdb82
2018

* Yılın Türk filmi olmaya namzet. Eh daha senenin başı. Bir gidişata bakmak lazım.

* Sinema tarihinin en fazla gönderme yapılan filmi. Adeta bir göndermeler silsilesi.

* PARODİ filmler: GORA "5. Element" filminin parodisiydi örneğin Bu filmde bir çok filmin parodisi gibi duruyor... Ağırlıklı olarak "Geleceğe Dönüş"

Daha önce blogumda yazdığım Cem Yılmaz'ın "Pek Yakında" filminin kritiği çok fazla okunmuştu.
PEK YAKINDA BKNZ ... Bundan da bi o kadar ümitliyim...
Haydi ya Zeus pardon DİONYSOS!

* Sinema tarihinde ilk defa bir filmde gönderme yapmak yerine tamamı göndermelerden oluşan bir şeyin içinde film var. Gibi.... (Twitter'a ve Eksiye yazdım bu tespitimi)

* Yeşilçam'a selam çakan filmler. Bu konuda en güzel selamı "Arabesk" çakmıştır. 


* Bir saygı duruşu filmidir.
Nasıl ki Spielberg, ilk uzaylı istilası bilim kurgusu H.G. Wells'in "Dünyalar Savaşı" romanını 150 yıllık olmasına rağmen çekiyorsa;
Nasıl ki Martin Scorsese, Sinema'nın en önemli keşiflerini yapmış George Melies'e saygı duruşu olarak HUGO'yu çekiyorsa; BKNZ
Cem Yılmaz'da çok sevdiği, gönül bağının olduğu Yeşilçam'ı Türk Pop müziğini Sadri Alışıkları - Ayhan Işıkları - Barış Mançoları - Zeki Mürenleri filminin merkezine oturtmuş... Belki de çocukluğundan beri kendini görmek istediği herkes ile kadrajda kendinle buluşturmuş... Pek de güzel olmuş ...

* Cem Yılmaz'ı usta yönetmenlerle mukayese edilmesi de doğru değil bence. Senarist olarak da bir Sadık Şendil değil elbet... Lakin sinema eğitimi almadığını, herhangi bir usta yönetmenin yanında çıraklık yapmadığını da hesaba katmak lazım Cem Yılmaz'ın... Gayet iyi kotarmış...



*Bilim Kurgu keşifleri Çilingir sofrasında meze edilmiş resmen...Arif'in çilingir masasında geleceğe dair bulduğu bir kaç şey filmin devamlığında da malzeme olmuş.
Gayet de başarılı icatlar çıkarmış başımıza üstat.
Örneğin adem elması üzerine yerleştirilen istenilen ünlünün sesini benzeten apare...
(Keşke Cem Yılmaz üniversitelerde okuyan gençlerle distopik sahne için biraz beyin jimnastiği yapsaydı. Fikirler satın alsaydı. Bilim kurguları kaliteli yapan şeyler geleceğe dair enteresan tasarımlardır bence. Bunu yapabilirdi...)
Örnek: Abisi Can Yılmaz Yahşi Batı filmindeki kovboya  "Joni Leş" ismini 10 bin öroya satmış... 10 bin öroya üniversite öğrencilerinden zilyon tane gelecek tasarısı çıkar be...


* Film 7'den 77'ye (Barış Manço) geniş bir yaş yelpazesini güldürmeyi başarmıştır. Bu da Cem Yılmaz'ın yeteneği. Steven Spielberg için bunu söylerler. Epey bi "taşşak" muhabbeti olsa da aileleri çocukları ile sinemaya çekmeyi başaran bir film Arif v 216.


* Cem Yılmaz evrensel sinema sanatına katkıda bulunma derdinde olan biri asla olmadı. O kendi mizah üslubunu daha geniş kitlelere taşımada sinemayı enstrüman gibi kullanmayı tercih etti. Cem Yılmaz sinemasını bunu kabul ederek eleştirmek gerekir. Yoksa kim Stand Up gösterisini sinema'da oynatacak ticari bir düşünce ile filmografisini şişirir ki? (Sinema böyle bir şey. Zamanında propagandist haberler mi verilmedi - dünya kupası maçları mı yoktu - son yıllarda lig maçları da sinemadaydı... Olabilir yani... )




* Bu film kesinlikle "Köşklü havuzlu mafyalı korkusaçmalamalı sıçmalı osurmalı tekpalyaçolu - komiğişöhreti'tek' " avam Türk komedileri ile mukayese edilmemelidir. Cem Yılmaz kesinlikle disiplinli bir çalışma örneği göstermiş ve iyi bir ekiple multi disipliner bir eseri  başarıyla seyircinin beğenisine sunmuştur.

* Bir Yeşilçam filmi olarak bakıldığında beklenmedik bir kalite emek ve para harcaması söz konusu.

* Orhan PAMUK'un en unutulmaz betimlemesidir Kara Kitap'taki distopya'da boğazın kuruması. Cem Yılmaz'ın distopyasında da Boğaziçi çöle dönüşmüş durumda. Kızkulesi randevu evine dönüşmüş. Enteresan olmuş mesela.
Filmde Barış Manço pek çok kez anılıyor. Burada da batmış vapurun adı olarak da anılmış. (Boğaz turu vapurunun gerçekten adı Barış Manço bu ara)



* Palyaçosu - komiği - kaliteli taklitleri - çalışılmış karakterleri filmin artıları. Filmin bütünlüğü yani ana öykü ve yan öykülerin başarı ile düğümlendiği bir senaryoya sahip olması Türk Sineması açısından da önemliydi. Üstelik paraya kıyılmış uzun bir çekim sürecine yayılarak tamamlanmış. Üstelik dönem filmi olarak gayet başarılı bir kostüm çalışması da yapılmış. Mekanlar çok özenle seçilmiş ve platolar yüksek maliyetle dekore edilmiş.

* Dünya sineması da Türk sineması da dövüş ve takip sahnelerinden artık vaz geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Salt dövüş sahnesi ile seyircinin ilk gerildiği 1920'ler sinemasının şu an esamesi okunmaması gibi gelecekte de en çok günümüz sineması bu gereksiz sahneleri ile eleştirilecek büyük ihtimalle. Seyirciyi bunlarla gereksiz bir şekilde sıkılıyor... daha da doğrusu kötü bir niyet olarak zaman doldurulduğunu düşünenlerdenim. Yine de Arif v 216'daki bu sahnelerin gereksiz olduğunu söyleyen olumsuz eleştirilere sinema dilinde bir kalıp olmasından ötürü haksızlık ettiklerini düşünüyorum. Git sen bunu Hollywood'a anlat önce...

* Keşke Ajda Pekkan'ı Ajda Pekkan oynasaydı...

* Elbette sinema sanatında eserin değeri, kurgusundaki akıcılık, teknik ekibinin sinema sanatına kattığı zekice keşifler, filmografideki farklılıklar, senaryonun orjinalliği kadar etkileyiciği, karakter tanıtımları, karakterlerin çapaksız oyunculukları vb. şeylerle ölçülür.
Cem YILMAZ  teknolojinin toplumda yarattığı hastalık derecedeki hızı da hesaba katıp çok fazla pencere açmış sinemasında.  Popüler mizahın her türünden de faydalanmasını bilmiş. Bu kadar günderme yapması sinema sanatına hizmet ettiği manasına gelmez. Böyle olsa ZAZ filmleri ve o ekolden gelen bir çok absürt film yere göğe sığdırılmazdı.
Gene de büyük bir emek verildiği ve eğlendirdiği aşikar.

Filmde Politik Mizah:
-  Komşularla sıfır sorun
-  Almanlar bizi kıskanıyor
- Distopik kısımdaki "Sistem yandaşı Muhafazakar kafanın sistem ne olursa olsun onun bir parçası olması -  yanında durması alışkanlığı"
En ince politik mizahtı diyebiliriz...
Üstelik adam Cem Yılmaz'ın "Merhaba"sına direk imalı bir şekilde "Selamün aleyküm" diyor.
Tam bir dinci eleştirisi ...
Cem Yılmaz politik mizah yapmaktan çekindiğini söylese de inceden görmeyi seviyor. Ecevit'in ancak koltuk altına birileri girerek başbakanlık yaptığına dair söylemlerden sonra: "Günümüzde politikacıları taklit etmek de zor... Sahnede en az üç kişi olmanız gerekiyor" diyebilmişti. Günümüz de konjonktür Özal dönemi - Demirel dönemi ve takip eden yıllar gibi mizaha çok fazla geniş bakamıyor. Bu yüzden mizahçıları bu konuda çok da suçlamamak lazım diye düşünüyorum.




*  Sinema'ya gönderme rekorları kırmış. Türk sinemasının en hicvi tartışmasız "Arabesk" filmidir. Arif v 216 ise sinema hicvinden çok Türkiyenin popüler müziğinin kaliteli diyebileceğimiz isim yapmış üstatlarına atıflarda bulunma filmi diyebiliriz. "FINDIKKIRAN" esprisine ciddi ciddi çok güldüm yalnız...

Filmin bir kaç tane epik mizahı vardı:

Cem Yılmaz filmlerinde her zaman bir meta söylem vardır. Cem Yılmaz arada epik tiyatronun y efekti gibi sürekli onun bir film olduğunu söylemeye çalışıyor. Bunu sinemada en başarılı Dövüş Kulübü filmi yapmıştı. Epik Mizah derken de mizahın böyle bir söylevi olan türünden dem vuruyorum. Bu filmde bunun başarılı örnekleri mevcuttu.

* Seyirciye seslenen an: "Uzaylı da olsa insan insandır" yerine "Robot da olsa insan insandır" demesini bekledik ama demedi.
* Filmin arasının verildiği an ve sinema arasının reklamlarla başladığını bildiğinden reklamla devam senkronize başlangıç bence çok şık bir epik mizah örneğiydi.
* Direk seyirciye seslendiği bir iki sahne daha vardı... Bir sol duruşu olması ve epik tiyatroyu bilmesi babında Yılmaz Erdoğan'dan öğrendiğini düşündüğüm bu Epik mizah örneklerini akıllıca kullanmış
Cem Yılmaz. Bunlardan en önemlilerinden birisinde Abisi Can Yılmaz'ı da oynatmış.
- Besim Abi seni çağırıyor.
- Kim oynuyor Besim Abiyi?
- Zafer ALGÖZ
- Ha Zafer abi mi... Tamam o zaman...
* Bence filmin en önemli ve değerli Epik Mizah'ı Filiz Akın'ın seslenmesindeki senkron hataları...
Çok zekice. Bilenler bilir eski Türk sinemasının kanserlerinden biriydi seslendirme senkron kaymaları... Hem saygı duruşu hem de Epik bir Mizah örneği olmuş.
* SWAT'ların ettiği küfürleri kahretsin diye altyazı ile yazması da meşhur TRT yabancı film sansürüne atıf gibi duruyor... Bu da kendi çapında bi epik mizah örneği gibi...



Filmin kelime oyunu ve kelime esprileri:
Cem Yılmaz bu konuda gerçekten yetenekli birisi ve filmlerinde buna özellikle dikkat ediyor. Bu filmde zilyon tane vardı. Ama bunları ancak bir kaç tekrar izlemede ayıklayabilirim.

Filmin en önemli devamlılık mizahı:
Yüze yapışan gazete'den hangi tarihte olduklarını öğrenmek... "Bir cisim yaklaşıyor" kadar komikti.


Filmin "Gelecek Paradoksu" Konsepti Back To The Future filminden alındığını düşünüyorum.

Gönderme yapılan filmler: *  Whiplash: Erşan Kuneri'nin Arif şarkı söylerken durdurma hareketleri Whiplash göndermesi.
* Shining: İki kız çocuğu
* Wolverine: Burada çelik bıçaklı parmaklarla yapılan kelime oyunları seyirciyi epey bi güldürdü.


* Terminatör 2: Sık sık donla zamanda yolculuk yaptıkların birinde karşısındakinin elbisesini isterken Arnold babaya gönderme yapılmıştır. Yalnız kadınlar hamamı sonrasındaki elbise kombinasyonu filmin en iyi gaglarından birine dönüşmüştür.
* Pleasantville 1998 : Renklinden siyah beyaza düşme... Ve bir olayla birlikte yavaş yavaş renklenme...
* Gökdelenden düşme sahnesi Watchmen



* Cem Yılmaz'ın camdan düşme sahnesi pek çok Hollywood filminde vardı. O kalitede yapıldığı için onlardan bir kaçı akla getirmedi değil. O kadar gönderme yapılınca insan buda mı gönderme diye düşünmüyor değil.
* Gene masa altında cinsel organlara dayanmış silah'da Hollywood klişesi olarak buraya taşınmış.
* Gelecekte kötü adam ise Ninja Kaplumbağalardaki beyne benziyordu.
* Kill Bill: Tek bir hamle ile kalp durdurma teknik olarak da bu filmi hatırlattı.
* ZAZ'ın Uçak serisindeki esprilerden de bir kaç tanesi var gibiydi...


Nuri Bilge Ceylan ve Zeki Demirkubuz'a yapılan gönderme'de kapı gıcırtısı (Zeki Demirkubuz filmlerinin fakirliğinin simgeleşmiş sesidir)  ve elma yuvarlanması (Bir zamanlar Anadolu'nun en önemli metaforlarındandır) bence bir göndermeden çok saygı duruşudur.
Ki Cem Yılmaz PEK YAKINDA filminin başında duvarda da afişi olan Türk Sinemasının gelmiş geçmiş en iyi dramı "KADER" filminin kopyasını yapmayın der. Zeki Demirkubuz'a saygı duruşunda bulunur. İçten içe belki de "kitleme ihanet etmiş olmasam" böyle filmler çekmek isterdim, demek istiyordur, belki. Bilemedim.
Pek Yakında filmine bir iki gönderme daha vardı. Geleceğe dönüldüğünde afişi vardı mesela.
O filmdeki "istese görür" esprisi de olduğu gibi taşınmış...
"Böyle üç iş yapsak" geyiği de Hokkabaz'a gönderme...



"Zeki Müren de bizi görecek mi - Vizyontele Tuuba" esprisi fragmanda da görülmekteydi. Bu da

Mavi Boncuk: Emel Sayın'ın halıya sarıp kaçırılma sahnesine benzer şekilde 216'yı da halıya sarıp kaçırıyorlar. Hatta Kemal Sunal'ın külüstürünün orjinali de var gibi geldi bana o sahnede...

Banker Bilo: Almanca konuşulan sahnelerde sanki bu filme atıf varmış gibiydi.
filmin en çok akılda kalanlarından biri oldu.

Kapıcılar Kralında Kemal Sunal'ın Şener Şen'den fırça yedikten sonra aşkı için söylediği:
Parka gidecekmiş iki gözümün çiçeği repliği bu filmde Çorba yapmış iki gözümün çiçeği'ne dönüşmüştür. BKNZ

GORA'ya yapılan atıflar:

Ateş Toprak Su ve TAHTA!

Gora'daki en komik diyalog bence şuydu:
Alo Muhittin. Uzaylılar tarafından kaçırıldım... Evet "TARAFINDAN" BKNZ
Çünkü Uzaylılar tarafından kaçırıldım diyen bir adamın bu cümlesinde akla takılabilecek, kelimeden şüphe edilebilecek en düşük ektiye sahip kelimeyi sormuş karşı taraf...
Bu filmde de Arif: Uranüs - Evet Anüs diyor... Komik bence...

Erşan Kuneri'nin mavi don takıntısını bu filme de koymuşlar. BKNZ
Mavi donun var mı. "Var abi". Yaz donunu yanında getirecek.
Ayrıca duvardaki "kafa hariç 17" bu filmde de Arif ve 216 dendiğinde gönderme yapıyor...


Acaba bu filmin senaryosunu Bob Marley Faruk mu yazdı - Erşan Kuneri mi çekti
Filmde Bob Marley Faruk ile karşılaşma bundan dolayı mu var.
Gora'daki muhabbeti hatırlayalım. Bob Marley Faruk bir robotun bir insana aşkını senaryolaştırmıştı:
B M Faruk: Merhaba Erşan abi.
Erşan Kuneri: Dışarıda tank görüyorum Faruk, hayırdır bi kutlamamı var?
B M Faruk: Geçelim onu abi, muhteşem fikirlerim var, sinemada yepyeni bir soluk, bilim kurgu ne dersin?
Erşan Kuneri: Bilim mi? ver bakayım.
B M Faruk:  Amerikalılar bu işe girdi abi, bu işte muhteşem para var.
E. K. : Cinsellik var mı?
B M Faruk: Yok abi. Bir robotun başından geçen maceralar. Filmin adı "altı milyon dolarlık adam". nasıl?
E.K.: Altı milyon mu? Sen beni batırmak mı istiyorsun Faruk? Ayrıca memlekette döviz yasak, bilmiyor musun?
B M Faruk: Filmin adını değiştirebiliriz abi.
E.K.: Mesela?
B M Faruk: "Ay'da sevişenler "nasıl?
E.K.: Olmaz, ayda olmaz, bir haftada çekmemiz lazım.
(Ekonomik olduğundan Türk sineması normalde bir haftada film çekimlerini tamamlıyor. Arif v 216 ise aylar sürmüş... Buradan bile bir şey çıkar...)
B M Faruk: Onu hallederiz abi, bir robot, ay'da bir astronota aşık oluyor. nasıl?
Bir de ilk film olan GORA'nın ana karaktere isim verme ile ilgili çok sağlam bir gönderme vardır. Cem Yılmaz GORA'daki karakterin adını ilk Sami koyar. Sonra beğenmez bu ismi ve babasının ismi Arif'i daha uygun görür. Bunu da film sonrası röportajlarında sık sık söyler. Şimdi bu filmin bi yerinde Pembeşekerle kavga ederken "bundan sonra bana Sami de "der. Buradaki isim çatışması Gora'dan da önceye Gora'nın senaryo aşamasına bir göndermedir....


Erdal TOSUN'u anma anı:
216 Rendroy'un büstünü eline alıp "Hayallerimizi Satmadık ya" diyor. Burada Erdal TOSUN'un meşhur Rina filminin en son cümlesine de bir atıf var:
Ne olmuş yani büyük adam olamadıysak Hayallerimizi satmadık ya BKNZ



GORA ile çok örtüşen noktalar vardı. Başlangıç Arif'in dolandırıcılıktan vaz geçmediği üzerine GORA ile birebir örtüşüyordu. Buradaki detaylar uzun süre yazılıp çizilecek ve hep bir şeyler keşfedilecektir diye düşünüyorum.




Umut Sarıkaya'nın Türk ve Dünya Sinemasındaki etkileri diye çok ciddi bir sinema doktora tezi hazırlanmalıdır. Filmde rum meyhanesi YORGO klişesi Umut Sarıkaya'nın karikatürü esintisi olduğuna ben de katılıyorum.



* Filmde Sunay Akın'ın oyuncak müzesinden pek çok malzeme vardı. Hatta 216'nın geldiği uzay aracı da bizim çocukluğumuzun meşhur oyuncaklarına göndermeydi.


* Sadri Alışıklar - Barış Mançolar - Zeki Mürenler bu film ile bir kere daha hatırlanması hatırlatılması bence kötü bir fikir değildi. 70'leri yaşamış bir nesil ile 80'lerin kayıp neslinin de bu değerlerle büyümesi ki bu nesiller  Cem Yılmaz'ın çekirdek kitlesini oluşturduğunu düşünüyorum, bu filmi beğenecektir. Bu nesillerin Türk Sanatçıları olarak bunları unutamaması filmin başarısında önemli rol oynuyor. Cem Yılmaz'ın tartışmasız en komik filmi GORA'yı seven bir kitlenin de mutlak izlemesi gerektiği bir film Arif v 216.




Bir çok kostüm arasında, ki Zeki Müren kostümleri efsaneydi, ben en çok buna güldüm.

Komedi zor iş. Hele sinema da çok daha zor. BKNZ
Kesinlikle Tavsiye ediyorum.

Gora'yı sevenlere: Gora kadar iyi film.


CASTİNG

Filmin oyuncuları arasında babalarının hatıralarını canlandıralar dikkat çekiyor.
Cüneyt Arkın'ı oğlu Murat Arkın oynuyor.
Turist Ömer'i Sadrı Alışık'ın oğlu Kerem Alışık canlandırmış.
Fena da değil performansı... Babasına saygı duruşu yaptığı sahne de filmin duygusal sahneleri arasında.
Barış Manço'nun oğlu neden Barış Manço'yu oynamamış merak ettim. Bir de ben bir Erol Evgin Peruk espirisi cesareti olmamasına şaşırdım mı ... Şaşırmadım... Neden? Çünkü Cem Yılmaz hiç cesur bir sinemacı değil...





Filmin hatunu tüm güzelliği ve yeteneği ile Seda Bakan:



Bobiler'den iyi bir afiş çalışması: 


İşte Cem Yılmaz'ın kırdığı heykel ile yıllar önce çektirdiğim fotoğraf :)


Filmi liseliler ve ergenler pek beğenmiyor...
Evet ağırlıklı olarak 70 ve 80'lerde çocukluk geçirmiş olanlara için notalji fırtınası estiren bir film.
Bu babda baktığınızda afişe +30 yazılabilirdi .... 


Filmden Flaş bir espri:
La bu Mahallenin Ameliyatı Biter mi?
Bu filminde masaya yatırılıp incelenmesi uzun süre bitmeyecek gibi duruyor.

Filmin sorunları:
Senaryosunda organik bir bağın oluşturulamaması..
Geniş plan çekimler olmayınca çok ucuz durması...
Kopukluklar gereksiz karakterler...
Film sanki kendi tayfasına çekmiş gibi ... Sadece oyuncular için demiyorum çevresinde ve kafasındaki tüm sanat camiasına çekmiş gibi... O yüzden senaryo allak bullak olmuş... Çorbaya dönüşmüş... Bütünlüğünü kaybetmiş gibi...

Sonuna yakın takip sahnesi
Seyirciye atılan tirat...

ARİF IŞIK UZAYLI MI?

Tüm bu Arif IŞIK karakterinin olduğu filmler şu youtube kanalında anlatıldığı gibi organik bir şekilde birleştirilerek senaryo bakımından da güçlü bir film ortaya çıkarılabilir:

Yoksa Arif IŞIK uzaylı mı sorusuna çok güzel cevap bulmuşlar...









Kesinlikle TAVSİYE EDİLEYBIL....



Three Billboards Outside Ebbing, Missouri



Three Billboards Outside Ebbing, Missouri
imdb84
2017

* 2017 yılının en iyi filmi.

* Yılın en başarılı draması.



* Din adamına gereken ayarın verildiği filmler. Tirat olarak en başarılılar arasında diyebilirim.
= Bir başka iyi örneği için bakınız "İçimdeki Deniz" filmindeki Bardem'in Rahip ile girdiği diyalog.



* Merkezden uzak, uzak olduğundan dolayı da insanların dünyalarının da küçük - hayata bakışlarının da dar bir pencere olduğu bir kasaba'da öfke'nin git gide karşılıklı birbirinin tetiklediği olaylar silsilesi diyebiliriz bu filmin özeti olarak. Bu basit insanların çok büyük şiddet girişimlerini yönetmen öyle ustalıkla anlatmış ki izlerken gerilmiyor aksine bir gülümseme ile filmin akışına bırakıyorsunuz kendinizi.

* Filmin bir güzel yanı da özürler ve kabul edilme şekilleri.
Spoiler:
Şerifin mektupları gözleri yaşartmıştır...
Hastane sahnesi ise bir o kadar güldürmüştür...





* Filmde küçük bir kasabayı mikrokozmoz haline getiren yönetmenimiz her bir karakteri ayrı bir inceleme konusu yapabilecek kadar da iyi tanımlayabilmiş. Modern yaşantı içindeki kötülüğü ve acıyı su üzerine çıkarabilmesi de yönetmeni ayrı bir deha yapıyor gözümde.



* Yılın mutlak izlenmesi gereken başyapıtları arasında. NET...

The Big Sick


The Big Sick
imdb77
2017

* 2017 yılının en iyi komedisi.
* Diyalog başyapıtları.

* Sinema tarihinin en iyi romantik komedileri arasında.

* Müslüman Stand - Up çının Amerikan bir kadın ile yaşadığı kültür çatışması... Senaryo'yu eşiyle birlikte yazması da ayrı bir güzellik katmış.



Müslüman olduğu için kızın ailesi ona olmadık sorular soruyor:
- 9/11 hakkında ne düşünüyorsun?
- Neden bana soruyorsun ki?
- Birileri ile hep konuşmak istedim. Senin görüşün ne bu konuda?
- Çok üzücü bir olay... Tam bir trajedi. En iyi 19 adamımızı kaybettik. ... ŞAKA ŞAKA...


Ben filmin esprilerini beğendim.
- Komadan çıktığında bambaşka bir adam olabilir. Benim kuzenim komaya girdi ve çıktığında bir başka dil bildiğinin farkına vardı. O dille konuştu.
- Gerçekten mi? Hangi dil?
- Çok çabuk gelişti olay. Günler sonra konuştuğu dilin bir başka dil olmadığını beyin hasarından dolayı sadece gevelediği anlaşıldı...

* Karakterlerin iyi işlendiği, zamanın güzel akıp gittiği, yer yer hoş platolarla küçük sürprizlerin meydana geldiği eğlenceliğin ötesinde 2017'nin mutlak izlenmesi gereken filmlerinden...

Filmin tekrarlanan esprilerinden:
Sana bir şey göstermek istiyorum, Emily. Bu Urduca senin ismin.
- Bu hareket işe yarıyor mu?
Bununla birkaç küçük başarı elde ettim.

İlk Tanışma:
Emily "Vu huuu" diye bağırır...
Sana söylemeliyim ki bana öyle bağırdığında gerçekten modumu düşürdün ve gerçekten komedyenlerin sözünü kesmemelisin. Bu çok kaba. 
- Ben senin sözünü kesmedim. Sadece vu hu yaptım. Bu destekleyiciydi.
Peki, bu çok yaygın bir yanlış anlama. Ama komedyene herhangi bir şekilde bağırmak sözünü kesmek olarak görülür.
- Söz kesmek negatif olmak zorunda değildir. Yani eğer... Eğer sana  'Yatakta harikasın!' deseydim.
Bu sözünü kesmek olur muydu?
Evet. Bu 'doğru' bir söz kesmek olurdu.

* Stand Up gecesi Müstakbel Kayınpederi ve Kayınvalidesini
- Çocuğumun ismini 'Geçersiz' koymak istiyorum. Bu sayede hiç bir maaşını alamayacak.
'Üzgünüm bayım, bunun üzerinde 'Geçersiz' yazıyor.' 'Ama o benim ismim.'
'Sana lanet olsun baba!' Ben bu fantezi senaryoda bankanın ikinci katında çalışıyorum.
- IŞİD'e geri dön.
- Onu gerçekten dedi mi?
- Tost gerçekten garip bir yiyecek.
- Ne... Ne dedin?
- Ekmeği koyuyorsun ve... Önemli değil. Hadi.
- IŞİD'e geri dönmeli dedim.
- Tost tek yiyecek...
- Hayır yani, bu gerçekten kafa karıştırıcı bir durum. IŞİD'in daha fazla insana sahip olmasını mı istiyorsun?
- Hayır, ben diyordum ki...
- Bakın millet! Burada bir IŞİD iş vereni var.
- Tamam, bunu hallettiğimize sevindim. Tost aynı...
- Onun neyi sana bunu söyletti? Sanırım cevabı biliyoruz. Ben...
- Bayan, sizinle konuşmuyordum.
- Neyi var?
- Bu şekilde devam etmemize gerek yok. Sonunda ne olacağını biliyoruz... Onun görünüşü. İşte. Bu aynı şehir takımı şapkası takan ve Hawaii'ye ait tişörtler giyen bütün üniversiteli erkeklerin pörsümüş, küçük bir sikleri var demek gibi. Tamam aslında... aslında Beth bunu kötü bir şekilde öğrendin ama o haklı. Ben gerçekten teröristim. Ek iş olarak komedyenlik yapıyorum ki gizliliğimi koruyayım.
- Siktir git.
- İlk olarak, çok akıllıca bir cevap. Yoksa? Bunu... Bunu evde mi yazdın? Tost... baya garip bir...
- Siktir git!
- Sen siktir git.
- Hayır, sen siktir git.
- Sen bir sürtüksün, biliyorsun değil mi?
- Siktir git!
- Hey hayır hayır hayır hayır. Hayır. Dinle.
- Seni öldürürüm!
- Telefon numaran ne?
- Kusura bakmayın, millet.
- Üzgünüm.
- Aslında üzgün falan değilim çünkü sen korkunç bir insansın.
- Herkesin önünde kıçını tekmelemek istemiyorum.
- Evet, doğru. Benim sınırlarım var, sikik. Tamam mı?

Müslümanların - arapların yaşadıklarını komik bir şekilde anlatan çok başarılı TED TALK'lar var. Bence bunlar mutlak izlenmeli bu film öncesinde:
En iyilerinden biri:
 https://www.ted.com/talks/maz_jobrani_make_jokes_not_bombs



* Kesinlikle yılın en iyi filmleri arasında.