TOP 5 - Funniest Movie Conversation - Monologue - Standup ABOUT SEXUALITY







TOP 5 - Funniest Movie Conversation - Monologue - Standup ABOUT SEXUALITY


1 PUNCHLINE 1988

Steven Gold (TOM HANKS) is a stand-up comedian who is flat broke and has recently dropped out of Medical School…
Tom Hanks (Stand – up)
“When Adam and Eve were first encountered. He said to Eve was;
Stand back, darling… I don’t know how big this thing gets!...”


2 GOODMORNING, VIETNAM 1987

Robin Williams (Robin in a stand-up with soldiers on a street in Vietnam)
(About condoms)
“It says… What sizes you got?
You got Large, Medium and Caucasian




3 DAS EXPERIMENT 2001

- Why do women always watch porn films to the end?
- …
- They think they’ll get married.



4 ANALYZE THIS 1999

A comedy about a psychiatrist (Billy Crystal) Whose number one-patient is an insecure Mob Boss (Robert De Niro)
- What happened with your wife last night?
- I was’nt with my wife. I was with my girlfriend.
- Are You having marriage problems? Why do you have a girlfriend?
- You’re moralizing with me now?
- No, I’m curious. Why do you have a girlfriend?
- I do things with her. I can’t do with my wife.
- Why can’t you?
- Hat’s the mouth She kisses my kids with… Are you crazy?


5 RELIGULIOUS

Bill Maher's take on the current state of world religion.



Bill Maher: “Circumcision… I mean, I Would’he loved to have been there for the first people to hear about this. We’re used to it now, but you know, I mean, I’m sure when Moses came down with this idea, there had to be one guy going, “Let me get this sraight…”

Dunkirk



Dunkirk
2017
imdb87

* Yılın filmi
* Yılın silah filmi
* Yılın savaş filmi
* Bir başyapıt




* Sinema tarihinin ilk "NAZİ"siz ikinci dünya savaşı filmidir.
Yahudi Kampı göstermeyen çok nadir ikinci dünya savaşı başyapıtlarından biridir...

* Tamamen Erkeklerin Oynadığı başyapıtlar...
(Seksist olacak ama var öyle başyapıtlar. Örneğin "12 Öfkeli Adam" ya da "Esaretin Bedeli" vb...)
Bu film için ekstradan şunu da diyebiliriz:
Tamamen Beyaz - Hıristiyan - Anglo Sakson - Erkeklerin oynadığı film...
- ırkçılık da tavan yapmış gibi duruyor -


* Film başından sonuna düşmandan kaçışı anlatıyor... Sakin ve ıssız bir sokakta yürüyen askerimiz birden g.tünü kurtarmak zorunda kalıyor. Canını dişine katarak kaçmaya başlıyor. Sonra koca bir ordunun kaçışını izliyoruz... Film öyle güzel tüme varmış ki... Elbette savaş filmi deyince ölmeyen Amerikan askerlerinin kahramanlık filmlerini beğenenler bu filmi beğenmeyecektir. Savaşın gerçek yüzünü gösteren bir baş yapıttır. Savaş sahilde dururken birden yanında onlarca insanın öldüğünü görmektir...

* İngilizlerin yenildikleri bir cephede askerlerini sivil destek ile Fransa sahilinden kaçırdıkları olayın filmidir. Biz hala daha Çanakkale Destanı'nın filmlerini çekmeye çalışıyoruz. Belki bir gün bir cesur yönetmen çıkar SARIKAMIŞ FACİASI'nı çeker... Biz de hamaset yerine savaşın tüm acımasızlıklarını gelecek nesillere aktarmış oluruz. Yoksa daha çok canlı bombacı çıkar... Cihat dersleriyle şekillendirilmiş nesillerden "şehitlik mertebesine ulaşmak için" dua edenler türer...
(Örnek: Son zamanlarda çekilmiş bir çok Çanakkale Savaşı filmlerinden birini hatırlattı bu bana. Jilet gibi tertemiz üniforması olan bir Osmanlı Askeri ve bembeyaz kolalı yakalı hemşire kıyafetli güzeller güzeli bir ablanın aşkı anlatılmıştı. Hemşirenin önlüğü öylesine beyaz ötesiydi ki reklamlarda oynat sırıtmaz... Laboratuvar mı lan orası savaş yeri .... Sa - vaş - ye - ri...  Oolm filmde bu kadın saçları dağılmamış - makyajı tastamam  savaş yorgunu!!! "kaç gündür uyumuyorum" diyor be... Var gerisini sen düşün...  Eleştirisine: "Böylesine steril yaşanmışlıklar da varmış Çanakkale Savaşında" yazdım ironiyi anlamaya film ekibinin kesin koltukları kabarmıştır. "Yaşanmışlık" dedim mi akan sular durur eleştiri yazısında...
Bu mudur tarihi bir gerçekten hadi onu geçtim bir savaştan esinlenerek çekilecek olan filmin gelecek nesillere verdiği mesaj. Sırf bu yüzden Dunkirk gibi filmlerin başarılı olması önemli... )

* Sinemada ikinci dünya savaşı travması demek "Yahudi Soykırımı" demek değildir. 
İkinci dünya savaşında Japonlar Çin'de - Endonezya'da katliamlar yapmıştır.
Romanya'da Yugoslavya'da milyonlarca çingene de soykırıma uğramıştır.
Hatta Yugoslavya Nazileri bahane ederek ilk defa Boşnakların öldürülmeleri de gerçekleşmiştir.
Dunkirk, ikinci dünya savaşının çok daha fazla travmalarının olduğunun önünü açacak bir başyapıttır. 

* Dunkirk, savaşa dair korkuları psikolojik detaylarına kadar indirgeyerek anlatmıştır:
Yükseklik korkusu - Kapalı yerde kalma korkusu - Terk edilme korkusu - Sakat kalma korkusu -
(spoiler)
Ülkesinin savaş kaybettiği bir yerden ülkesine döndüğünde hissettiği toplumsal baskının korkusu...

Bunu anlatabileceği en iyi tarihi plato'yu kullanmış Nolan...
İngilizlerin Almanların kıskacından 400 bin askerinin "topukladıkları" meşhur Dunkirk Tahliyesinin Platosunu...

* Filmin teknik olarak farklılığı - üstünlüğü veya değeri:
Film Hava  - Deniz - Kumsal üçlemesinde farklı zaman akışları ile anlatılmış ve yer yer birbiri ile kesişmeleri farklı zamanlarda gösterilmiş. Sinema'da paralel anlatım seyirciyi yormayan en etkili kurgu şekli olduğu keşfedildiğinden beri kullanılmakta. Sanatçı "mertebesine ulaşmış" iyi yönetmenler paralel kurguyu bilip bununla seyirciyi farklı zamanlara götürerek şaşırtmayı çok severler. Örneğin, bir otel odasının içi ve polislerin bu odaya basmaya gitmesi paralel kurgulanmış varsayalım. Otel odası ve polisler paralel kurguda ayrı ayrı gösterilmektedir. Polisler otel odasının kapısını kırarlar ve seyirci dumura uğrar...  (müziğin de etkisiyle elbet) Çünkü, kırdıkları kapının farklı zamanda ya da farklı bir yerde olduğunu göstermiştir bize yönetmen...
Bu filmde çok farklı bir şey yapılmış. Yönetmen bu cesurca kurgusunun anlaşılamayacağı korkusundan farklı mekanlarda farklı uzunlukta zaman geçişinin olacağını filmin başında özellikle belirtiyor. Nolan'dan bunu beklemezdim aslında. Genede paralel kurgunun farklı zaman dilimlerinde ilerlemesi ve çok farklı zamanlarda kesişmesi Nolan'ın ustalığını ispatladığı bir yöntem olduğu açık. Buna en yakın örnek film Pulp Fiction olabilir. 

Sinema ezelden beri iki kulvardan ilerlemiştir. Yer yer birbirinin içine geçse de bazen keskin çizgilerle ayrışırlar:
1 - Size bir hayali sunan filmler
2 - Gerçekleri tokat gibi suratımıza vuran filmler




Size hayal satan filmler ile gerçekleri anlatan filmlerin konuları örneğin bilimkurgu'da yapmak çok az kişinin aklına gelmiştir. Halbuki ilk bilimkurgu "Ay'a yolculuk" temelinde böyle değil midir: BKNZ

Contact gibi bir kaç film bu konuda baş yapıt olmasıyla birlikte gerçekçi bilim kurgu kendine tekrar yer bulmaya başlar. Marsı, Yerçekimi, Her, Moon gibi realistik bilim kurgular çekilmesi konusunda avangart bir yapım olmayı başarmıştır Contact... Dunkirk'te gerçekçi tarihi filmlerin avangart yapımı olması gerçekçisinemaseverler için umut olmuştur.

Savaş filmleride de bu kural geçerli. Tarih her zaman avcıyı öveceğinden savaş filmlerinin hepsi hayal satar. Hamaset olmadan olması mümkün değildir. Kendi halkına tarihi olayları gerçekçi vermek yerine mutlak zaferler olduğunu empoze etmek ve insanüstü hoşgörülerle elde edildiğini göstermek ister TOTALİTER REJİMLER. İzleyicinin ceddi ile özdeşleşmesi  yani oyuncularla duygusal bağ kurulması beklenir. Bunun tersini yapmaya çalışmak yürek ister... Eleştirmenler bunu başarabilen sanat eserlerine (ki diğerlerinin yüzde doksan dokuzu falan çöptür) "Savaş Karşıtı Filmler" diyerek yücelttiler. 
Hamasetten uzaklaşan filmlerde bu kategoriye almak mümkün: Örneğin: The Thin Red Line (İnce Kırmızı Hat) imdb76  Amerkancık Hollywood savaş filmleri çizgisinin dışına çıkanlardan. Bir başkası, Vietnam'da Amerikan askerlerin nasıl köy baskınlarında kadınlara tecavüz ettiği gibi konuları olan filmler saman alevi gibi bile parlamadan hasır altına itildi...
Çünkü tecavüz konusunda Japonlar epey bir sıradan geçirdikleri için uzak doğuyu ABD kendi askerini bu kadar aşağılanmasını istememeye başladı. Üstelik İkinci dünya savaşının en büyük travmalarından biri Rusların intikam için Doğu Almanya'daki alman kadınların neredeyse tümüne tecavüz etmeleriydi (2 milyon alman kadına tecavüz edildiği düşünüyor)
Savaşın acımasız yanını devasal bütçelerle çekerek insanlığa anlatma babında en önemli eser tabi ki Er Ryan'ı Kurtarmak imdb:86 filmidir. Bu baş yapıtın giriş sahnesi öylesine kanlı öylesine inandırıcıdır ki insanın izlerken kanı donar... Aradan 2000 yıl geçmesine rağmen gene Almanların kanlarının akıtıldığı Gladyatör filminde de giriş sahnesi olabildiğince kanlı ve vahşidir. Bu iki filmde gerçekçi olmak ister ama içinde çok ciddi bir dram gömülüdür - aile vardır - eve dönememek vardır... Üzülen bir anne - kahrolan bir baba vardır...

Gerçekleri tokat gibi vuran savaş filmlerine eleştirmenler "savaş karşıtı" filmler demeye başladılar demiştim.  Yavaş yavaş asker de bir insan - düşman da bir insan filmleri çekilmeye başladı. Aradan bir iki nesil geçmişti ve dünya iletişim çağına girerek git gide küçülmeye başlamıştı:

Bir Savaş Karşıtı Film Olan Dunkirk öncesi savaş karşıtı filmlere bir göz atalım:
Paths Or Glory BKNZ Kubrick gibi bir ustanın, savaşa bakışı tabi ki duygusallıktan arındırılmış şekilde olacaktı. Kubrick'in bu filmi avrupa'da pek çok ülkede gösterimi yasaklanmıştır. Neden mi? Sırf ordu karşıtı bir film olduğu için. Özellikle fransızlar da kendi orduları aşağılandığı bu filmi uzun yıllar ülkelerinde gösterime sokmamıştır.
Das Boot BKNZ gerçekçi savaş filmi diyebileceğimiz bu filmde alman askerleri düşman olmasına rağmen tanker yangınında denize düşen askerlerin yanmasını izlerler ve kendileri de asker olduğu için ağlarlar. Dunkirk filminde de bunun karşı sahnesini görürüz.
Bazen esaretin ne kadar büyük bir acı olduğunu vermek gerekir:
Kafkas Mahkumu - Mandariinid BKNZ
Bazen de savaş karşıtlığını anlatmak için savaşla - asker mantığı ile dalga geçmek gerekiyor.
Şarlo Diktatör
Ördek Çorbası (Askeri dikta komedileri) BKNZ
Keçileri Kaçıran Adamlar BKNZ
Hayat Güzeldir - Akdeniz - Welcome to Donkmagol - Tarafsız Bölge...

Tüm bunlar savaş karşıtı filmler olsa da belge niteliği taşımayan bir veya bir kaç oyuncusuna özdeşleşme yaparak duygusal bağ kurarak silahın - çatışmanın - esir düşmenin zulmünü hissettiğimiz baş yapıtlar.. Dalga geçilen askerler diktatörler de keza içimizdeki o kötü kişilere duyduğumuz öfkeyi kahkahaya dönüştürmesi ile bizi rahatmış GERÇEKLERİ görmemizi asla sağlamıştır. Çünkü onların çoğu birer hayal ürünüdür. Kurgudur.

Ama ikinci dünya savaşı tüm gerçekleri ve çıplaklığı ile anlatılmasını hak eden büyük bir dünya travması. O günden beri taşlar yavaş yavaş yerine oturuyor ve belki de o günden beri daha huzurlu bir dünya da yaşamamızı sağlıyor o savaşı yaşayanların görenlerin olması. O yüzden savaşın acımasızlığını göstermek dünya huzuru içinde çok önemli...



Dunkirk sinema tarihinin peyazperdeye hayal sunan filmlerden en çok uzaklaşıp, gerçekçi savaş filmine en çok yaklaşan film olmuştur. Gerçekçi sinema'yı "dul kadınınn buhranları arasında sıkıştırmış" Fransız Sinemasının elinden birilerinin alması gerekiyordu. Gerçekçi sinema Bilim Kurgu'da da Savaş'ta da hatta fantastik sinemada bile  kendine yol bulmalıydı. İşte Nolan bu konuda çok güzel bir kapı açmış bu filmi ile. BELGE gibi film çekmiştir... 
Üstelik sinema tarihinin en iyi savaş karşıtı filmleri arasında da en üst sıralardaki yerini almayı başaracağı açıktır..

Film hakkında en önemli çalışmam 9gag'a gönderdiğim çalışma oldu. Tom Hardy'nin bu ağzını kullanamadığı üçüncü filmi bu... Bakalım Tom Hardy'nin gözleri bu sefer oscar'ı alabilecek mi?


Filmin çok az diyaloglarından birisi çok acı bir gerçek üzerine:
(korsancılara müjde filmin altyazısını aramaya hiç gerek yok baştan söyliyeyim)
- Neden daha fazla tahliye gemisi gelmiyor?
- Çünkü Britanya onları bir sonraki savaşa saklıyor...

İkinci dünya savaşının elbette bir kazananı yok.
Almanya ve Japonya yenilmiş, Japonya kafasına 3 tane nükleer bomba yemiş;
(Ey üçüncüsü hangisi diyenler - bakınız: Nazım Hikmet'in Japon Balıkçısı Şiiri)
Çin Manjurya bölgesi işgal olmuş ve Nanjing'te milyonlar katledilmiş kadınlar hayat kadını yapılmış.
Çin'in bu savaşta 20 milyon insanı ölmüş...
Rusya asıl Almanları yenen ordu olmasına rağmen 27 milyon insanını kaybetmiş...
Almanya: 8 milyon
Polonya: 6 milyon
Endonezya: 4 milyon
Japonya: 3 milyon
Hindistan: 1.5 milyon
Yugoslavya: 1 milyon
Hindiçini: 1 milyon

Fransa - İngiltere'de yarım milyon insan hayatını kaybetmiştir.
Amerika 300 bin ile bu savaşın neredeyse mutlak galibi gibi durmaktadır.

2. Dünya savaşı öncesi dünyanın en büyük gücü İngilteredir. İngiltere 2. Dünya savaşında Hindistan'ı hiç bir şekilde vermek istemez ve milyonlarca Hintlinin bağımsızlık mücadelesinde büyük kayıplar vermesine neden olurlar.
Japonya ikinci dünya savaşında en büyük zaferini İngilizlere karşı kazanmıştır. 1942 başındaki en büyük zaferi, İngiltere’ye ait stratejik önemdeki Singapur deniz üssünü ele geçirmesidir. Japonlar,  “Doğu’nun Cebelitarık’ı” olarak bilinen Singapur’da 80,000 kişiyi esir alır. Öyle ki, Churchill Singapur’un düşmesini İngiliz tarihinin en büyük askeri felaketi olarak tanımlar.
İngilizlerin Dunkirk hezimeti ve savaş korkusu ABD ile savaş anlaşması için üç kere buluşmada masaya yatırılan yeni dünya düzenini kabul etmelerine neden olur.
İngiltere'nin başına gelecek olan Churchill sonrası başkanlarının komünist olmasında da bunun etkisi büyüktür. Maalesef Roosevelt'in üç dönem başkan yardımcısı ki Roosevelt son döneminde ona tekrar başkan olmasının da önünü açan Henry A. Wallace da sol görüşlü olduğu için başkan olsaydı Amerika bu kadar patajonik saldırmazdı diye düşünüyorum. Lakin Marshall yardımları sayesinde ikinci dünya savaşından sonra dünya para birimini dolar yapmayı başaran ABD ingiltere'den boşalan tahta çok rahat kurulacaktır.

Film İngilizlerin dünya liderliğinin devrilişinin en büyük travmasını anlatmaktadır.
Bizim Sarıkamış filmini çekmemiz gibi dememin sebebi de budur.

Nolan gene de İngilizlerin gönlünü almış yer yer Churchill'in - Alman savaş uçaklarını gerçekten püskürterek çok daha az kayıp vermelerini sağlayan İngiliz pilotlarının ve İngiliz Subayların övgüye Mazhar olmalarını sağlamıştır. Kendisi bir İngiliz olarak İngilizlerin çok da tepkisini almak istememiş belli ki...

Bu kısımları beni çok rahatsız etti. İkinci dünya savaşının bence en büyük ayıbı:
Ne yahudi katliamı
Ne nükleer bomba atılması
Ne açıklıktan ölen on milyonlarca rus
Ne Japonların Çin'de bir şehir dolusu erkeği öldürüp kadınlarını hayat kadını yapması
Ne Rusların 2 milyon alman kadınına tecavüz etmesi...
Tüm anlaşmalar bitip savaş tamamen sonlandırılmasına rağmen İngilizlerin gidip DRESDEN'i sırf intikam için bombalasıdır...
İşte böylesine bir başyapıtta Nolan'ın yaptığı hamaset kısımlarını (filmin tek kusuru olarak gördüğüm) ancak bu bombardımanın da gerçekçi filmini çekerse af edebilirim.

Çünkü bu film göstermiştir ki, Hitler zırhlı birlikleri şehre sokmayarak sahile sıkışmış 400 bin askeri öldürmemiştir.
Konu ile ilintili dip not:
Atom bombasına çok yaklaşmasına rağmen, Hitler'in bilim adamı Hitler'e atom bombası oyuncağını vermemiş gene de Nurmberg'te yargılamıştır. Mahkeme'de kendisinin bilerek yapmadığı nükleer bombayı meslektaşları Amerika'da yaptıkları serzenişinde de bulunmuştur.

Film: İkinci Dünya Savaşı Belgeseli Manyaklarına (benim gibi) kesinlikle tavsiye edilir.
Düşük ritimli bir film olması ve hiç bir oyuncu ile duygusal bağ kurulamadığından hatta hikaye örgüsü çok zayıf olduğundan klasik sinema izleyicisinin beğenmeyeceğini düşünüyorum.

Bizden Arak:
- Filme dair iyi bir mizahi tespit -
Filmin bütünü askerin umutsuzluğu anlatmaktadır.
Filmin başında ise askerin mutsuzluğuna dair bir olay ile start alınmıştır.
Eksi sözlük'te bunu çok güzel yakalamış bir suser...
Asker montla sıçmaya çalışır... Bu sahnede yönetmen Umut Sarıkaya'nın mutsuzluk karikatürlerine atıfta bulunmuş ve göz kırmıştır.


* Savaş filmi deyince aklına saçma sapan Amerikan kahramanlık filmleri gelenleri üzmüş olabilir bu film. Halbuki savaşın gerçek yüzünü göstermeyi başarmış nadir başyapıtlardan. Sakin ve ıssız bir sokakta yürürken birden götünü kurtarmak zorunda olmayı çok iyi anlatmış.

Le Charme Discret de la Bourgeoisie

Le Charme Discret de la Bourgeoisie
imdb80
1972

Luis Bunuel Sineması

* Sinema tarihinin en iyi absürt komedileri arasında. Absürt komediler için avangart bir yapım bile diyebiliriz bu esere.

* Sürrealist Sinema...

* En iyi yabancı film oscarı...



"Burjuvanın Gizli Çekiciliği"
Şatafatlı yaşamın arkasındaki suçların da tüm çıplaklığı ile anlatıldığı film. Diktatörlük üzerinden bu hayatı yaşayan Büyük Elçi ve suç ortağının eşleri ile Mirasyedi uyuşturucu sever sevişgen çiftin onlara entegre olmuş onların yaşantısı içine girmek için onlara köpeklik bile yapabilecek bir başpiskopos'un dahil olduğu bir dizi sofrayı anlatan alaycı sürrealist film...

Bunuel sonu bir türlü gelmeyen tekrarlardan oluşan post modern film fikrini bir türlü çekemez. Bir hakimi öldürüp kaçan katilin polis tarafından yakalandıktan sonra tekrar canlandırma yapmak isterlerken aynı şekilde tekrar kaçmasının ötesine gidemez senaryo. Yapımcısı bir gün davet ettiği kişilerin bir gün önce evine yemek yemeye geldiklerini söyleyince Bunuel'e bu film için yinelecek şekilde bu olayı kullanabileceğini düşünür...

Buradaki Burjuva,
 kendi fikirleri ile çatışma yaşayanlarını terörist olarak addeden
şan ve şöhrete büyük ilgi duyarken, yanı başlarındaki fakirliği felaketleri görmezden gelen
bencil - ülke gerçekleri karşısında kayıtsız,
ve gereksiz bir şekilde kendilerini önemli hisseden ve hissettirenlerdir.

Bunuel onlarla çok ciddi dalgasını geçer bu başyapıtında. 


Filmde misafirlerini bekletmek pahasına ekstrem bir yerde sevişen zengin çiftin, bahçıvan kılığındaki adamı aşağılayıp aynı adamı piskopos kılığında yüceltmesi mizahtan çok Burjuvanın ciddi eleştirilmesidir aslında.

* En önemli konuşmalar sırasında uçak - tren geçmesi ve karşı tarafın bunu duymaması. Ben bunu bir kaç absürt komedi de daha görmüştüm.

* Akşam yemeği 17. yy dan sonra Fransa aristokrasisi tarafından ticari bir oturuma dönüşmeye başlamıştı... Zamanla bu olay tüm Avrupa'ya yayılmaya başladı. Tarihte bilinen en önemli aristokrat akşam yemeği İsa'nın akşam yemeğidir büyük ihtimalle. Bu filmde aristokrat bir grup bir türlü istedikleri gibi bir akşam yemeği yiyememektedir..




* Akşam yemeği gerçekleşmedikçe insanların bu yenemeyen yemek rüyalarına girmeye başlar ki
rüyalar çok komiktir. Birden tiyatro sahnesinde bulmaları kendilerini mesela ve hatta bir akşam yemeğine tatbikat yapan bir birliğin gelmesi falan filmin en güzel en eğlenceli sürprizleridir.






* Bunuel olunca yönetmen cinsellikte fazlasıyla enteresan işlenmiş.



* Sadece Aristokrasinin eleştirisi değil aynı zamanda ciddi bir din eleştirisi de vardı filmde.
Kadın bir köylü burjuvanın amelesi olmuş ve ona yanamış gösterilen baş piskoposa:
- Biliyor musunuz ben İsa'dan nefret ediyorum... İsa'yı hiç sevmiyorum falan diyor...
Dönemine göre çok eleştirilebilecek güçlü kelamlar bunlar:


* Filmin en komik sahnesi diyebilirim:


Türk Burjuvazisindeki Patron tipi
1 - İnsan değeri bilmezler
2 - Kızarak yönetirler
3 - Her şeye hakları olduklarına inanırlar

Bizim burjuvazimize dair bir film çekilir umarım.





Fences


Fences  2016
imdb73

2016 yılının edebiyat sinema buluşması.

Çok iyi bir tiyatro aktarımı

* August Wilson'ın Pulitzer ödüllü 1950'lerde geçen oyunun beyazperdeye aktarılması... Broadway'deki tiyatro oyunundaki oyuncular değişmemiş. Yani bu Oscar Ödüllü oyuncular böylesine uzun tiratların olduğu bir oyunu yıllarca oynamaları taktiri şayan...



Sinemaya dair iki tane blog derlemem var. Biri etiketlerin içinden gelen "Diyalog Başyapıtları"
Bir diğeri Tiyatro Sinema buluşmalarını toparladığım:
 Tiyatro - Sinema Buluşması: BKNZ 

Bu film hakkında hiç bir şey okumadan izlemeye başladım. İlk dakkasından itibaren bir tiyatro oyunun beyaz perdeye aktarıldığı bir eser olduğunu anlıyorsunuz. Yani bence bu film bir tiyatro - sinema buluşması olarak sağlam bir diyalog başyapıtıdır...



Filmin en önemli tradı Troy'un itirafının hemen ardından başlıyor:
Filmin en büyük zıplama noktası bu an ve Hithcock'a inat 2 saat 20 dakkalık filmin 1 saat 20. dakkadında gerçekleşiyor...



I HAVE STANDiNG WiTH YOU

"Ben de seninle beraber duruyorum! Ben de yanındaydım Troy! Benim de bir hayatım var. Hayatımın 18 yılını seninle aynı yerde durmaya verdim! Hiç başka şeyler istemedim mi sanıyorsun? Benim de hayallerim, umutlarım yok muydu sanıyorsun? Peki ya benim hayatım? Peki ya ben? Başka erkekler tanımak istediğim hiç aklımdan geçmedi mi sanıyorsun? Bir yerlerde yatıp bütün sorumluluklarımı unutmak? Kendimi iyi hissedeyim diye beni güldürecek birini istemedim mi? İstek ve ihtiyaçları olan
bir tek sen değilsin. Ama sana tutundum Troy. Bütün duygularımı, isteklerimi, ihtiyaçlarımı ve hayallerimi alıp senin içine gömdüm. Bir tohum ektim, onu izledim, onun için dua ettim. Kendimi senin içine ektim ve çiçek açmasını bekledim! Ve o toprağın ne kadar sert ve kayalık olduğunu görmem 18 sene bile sürmedi, o çiçeğin asla açmayacağını anladım! Ama yine de sana tutundum Troy. Sana daha sıkı sarıldım. Sen benim kocamdın. Sahip olduğum her şeyi sana borçluydum. Her şeyimi sana vermeye çalıştım. Ve yukarıdaki o yatak odasında, karanlık üzerime çökerken, senin dünyanın en iyi adamı olmadığınla ilgili şüphelerimi beynimden silip atmak için her şeyimi verdim. Nereye gidersen git, ben de senin yanında gelecektim çünkü sen benim kocamdın. Çünkü eşin olarak
ancak böyle devam edebilirdim. Sürekli verdiklerinden ve veremeyeceklerinden bahsediyorsun. Ama aynı zamanda alıyorsun Troy. Kimin ne verdiğini bile bilmeden sadece alıyorsun. Ben alırım ve vermem, diyorsun. Troy, canımı yakıyorsun."

Denzel Washinton ve Viola Davis yani iki oscarlık oyuncu en üst performanslarını göstermişler.
Denzel Washinton ilkeleri olan ama bir o kadar da kusurları olan bir baba. Zencilerin üzerindeki baskıları ailesine yansıtmamak için elinden geleni yapmaya çalışıyor. Küçük oğlu ile üç kere çok yüksek gerilimli an yaşıyorlar. Her seferinde "ıskaladın ve bu iki etti üçüncüsü olmayacak" şeklinde tehdit yiyor oğlu... Fakirlik - Eve sahip olmaları bile büyük travma sonucunda olmuş. Kardeşi kafasında çok büyük bir plaka ile özürlü olmuş askerde...

Filmin bir muhteşem oyunculuğu da işte o özürlü kardeş oluş...

Film ülkemizin çomar adı ile anılan fakir muhafazakar Türk erkeği ile çok fazla örtüşmesi beni en
Adam ahlaklı değil ama AHLAKÇI...
Öğüt verir ama verdiği öğüdü kendi yapmaz.
etkileyen kısım oldu.
Ahlak dersleri bitmek bilmez ama kendisi her boku yer.
Kendisi başarısız oldu diye oğlunu engeller - karısını aldatır.. üstüne aldattığı kadından çocuk yapar...
Sorsan onan ahlaklısı - ondan görmüş geçirmişi yoktur....

Gene de Denzel Washinton ile özdeşleşmemizi sağlayan anlattığı o şiddet dolu acı hikayeler.
Babasının sevdiği yaşı da küçük kız arkadaşına tecavüz etmeye çalıştığı hikaye büyük travma örneği..

Film 2016 yılının en iyi filmleri arasında. Bir gün Broadway'e gidersem sahnede de izlemek isterim.
İzleyin ve izlettirin...



Hook



Hook 1991
imdb67

* Çocukluğumuzun filmini çocuğunuzla izleyebilirsiniz. Ben öyle yaptım.

çeyrek asır önce dekorların ve müziklerin daha iyi oldu ama efektlerin yetersiz kaldığını görüyor insan.

* Mutlu düşünce ile uçabilme fikri bu Peter Pan'ın en güzel keşiflerinden.




Baba oğul izlenecek filmler BKNZ
Hook filmi Peter Pan'ın modern dünyada her şeye çocuk perspektifinde bakan bireyden iş dünyasında
iş hırsıyla yükselmiş bir avukata dönüşmesini anlatır. Film Peter Pan'ın yıllar yıllar sonraki halini anlatsa da filmin gerilimi Baba - Oğul arasındaki iletişimsizlik üzerine kurulmuştur.

Sinema Tarihinin en iyi (çok afadersiniz) osuruk esprileri: BKNZ
Hook filminde Peter Pan uzun yıllar sonra yetişkin olarak Neverland'e gelir. Orada kendi yerine geçen çete reisi ile Çiçek Abbas filminde olduğu gibi düelloya girişir. Orada iki kere osuruklu hakaret ederler birbirlerine:
"Yağlı, osuruk kokulu şişko kıç!"
"Sen bir osuruk fabrikasısın!"

Bu filmle beraber sinema tarihinin önemli laf düellolarını da listelemek gerektiğini düşünüyorum:
= Çiçek Abbas BKNZ

= Peter Pan tandanslı filmler... Finding Neverland 2004

Blue Ruin

Blue Ruin
imdb71
2013

* Bağımsız sinemanın "Kore İntikam Sineması"ndan etkilendiği iyi bir intikam filmi.

* Minimalist sinema örneklerinden.







Anne ve Babasının intikamı için (Kan davası) katliam yaratan kişinin hımbıl biri olarak çizilmesi filmi klişelerden uzaklaştırmayı başarmış. Çatışmaların çok güçlü olduğu filmde intikam sahneleri de yeterince insanın kanının çekilmesine yol açacak kadar gerçekçi. Başarılı bir intikam filmi.

Fruitvale Station

Fruitvale Station
imdb75
2013

Amerika'da büyük yankı uyandıran bir beyaz polisin bir zenciyi suçsuz öldürmesinin son saatlerini anlatan bir film.

Filimde zenci çocuk ilahlaştırılmamasına şaştım. Evet bir takım hayalleri var onu vermeye çalışmışlar, ölen köpeğe sarılması falan vicdanlı olduğunu göstermek için uydurmuşlar belki ama, suçla bağlantısını karısını aldatmasını da anlatarak çok da temiz biri olarak sütten çıkmış ak kaşık olarak verilmemiş hikayede.

Biz de mesela gezi olaylarında polis tarafından öldürülen bir gencin hikayesini çekseler, eminim genç mükemmel biri olarak gösterilir. Bu da acayip ve gerçekçilikten uzak bir biyografik çalışma oluyor ve filmin inandırıcılığını zayıflatıyor. Sonuçta bence iyi film. Polisin cinayetten yargılanması ve 2 yıl hapis verilip 11 ayda çıkması da filmin son yazısı.

Starred Up

Starred Up  2013
imdb74

* Yılın Hapishane Filmi

Starred Up festival seçkimdeydi ve İstanbul'da olsaydım festivalde izleyeceğim bir filmdi. İyi ki almamışım bilet. Yani televizyon karşısında bile anca seveni için diyebileceğim filmlerden

Şiddet sahneleri iyi çekilmiş. Sürprizler fena değil. Sonunu iyi bağlamış. Ama işte bu kadar kan eşcinsellik falan... Bilemiyorum.

Bir de ingiliz gerçekçi sineması ekolü deniyor. İngiltere'de hapishanelerde gerçekten bu kadar şiddet var mı, gardayanlar mahkumları asıp,  kendini astı diyorlar mı... Çok acayip...



= Beni bu filmi Un - Prophete kadar iyi bir film dendiği için izledim. Evet benzerlikler var.
BKNZ
Fransızların Müslüman bir mahkumun hapishanede yükselişini anlattığı film bundan çok daha iyi bence.

Lights Out



Lights Out
2016
imdb:64

* 2016 yılı korku filmlerinden

Yönetmen yıllar önce yazıp yönettiği kısa filmini uzun metrajlı haline getirmeyi başarmış. Kısa film iken büyük bir şöhrete kavuşmuş olan filmin uzun metrajlısı bir çok gizem yerine bir çok soru işareti bırakıyor seyircide.




Işığa hassas öcümüz bulunduğu mekanda ışıkları söndürmesi - küçük bir çocuk üzerinde yarattığı travmalar - evden ayrılmış olan ablanın olaylara müdahil olması... Filmin özeti...

- Ağır Spoiler -

Filmin amacı gerilim ve izleyicisini korkutmak... Bence bunda başarılı da.. Çözümleme olarak ışığa hassaslaşmış deri hastalığına sahip ama çok hızlı hareket eden bir öcümüz var... Filmin finali de çok kötü değil. Bu bağlamda korku severlere tavsiye edebilirim.

Hidden Figures



Hidden Figures
2016
imdb78

Yılın biografi filmi

Bilim Başarı Filmleri arasında başyapıt denilebilir.



Nasa'da çalışan üç siyah kadının zor şartlarda dönemin zihniyetiyle de mücadele ederek elde ettikleri büyük başarıları anlatıyor. Figür hem kişilere hem de rakamlara söylenen bir isim ingilizcede. Katherine Johnson o kadar iyi füze rota matematik hesaplamasını yapıyor ki, uzaya ilk giden astronot onun hesaplamasını istiyor ve sadece ona güvendiğini söylüyor...

Canlarını dişlerine takarak verdikleri mücadeleyi çok sıkmadan eğlenceli ve renkli bir şekilde anlatmayı başarmış yönetmen. Mutlak izlenmesi gereken filmlerden.

Filimin en unutulmaz repliği:
"Here at NASA We all pee the same color







Onlar sadece cinsiyetçiliğe maruz kalmadılar ırkçılığa da maruz kaldılar... İşte bu kadınlar... Çok büyük işlere imza attılar...







Millet "AYA" biz "YAYA" mottosunun en anlamlı filmi.

Keşke orta okul öğrencilerine gösterilse de evrene açılma hayalleri kuran öğrenciler olsa...


Pekiyi Neden Millet AYA biz YAYA
İslam  bu topraklarda bilimin ışığında uygarlaşmasında ve kalkınmasında büyük engel olmuştur. Dincilerin İslam'da büyük bilim adamları yetiştirmiştir dedikleri Farabi ve İbn Sina düşünüldüğü gibi dindar insanlar değildir. Aksine İbn Sina İslam yasaklamasına rağmen ölü insanların için açmış, incelemiş ve tıbbın en önemli eserlerinden birini vermişler. Fıkıhçı  Gazali'de Farabi'yi ve İbn Sina'yı kafir ilan etmiştir.

Günümüzde sık sık şu kelam edilmektedir:
"YAHU KARDEŞİM SEN UZAYA ÇIKMAK İSTEDİN DE İSLAMİYET Mİ ENGEL OLDU"

Bu günümüzde "Gerçek İslam Bu Değil" argümanı kadar komik bir mottodur. Tek bir örnekle çürütülebilir:
Şeyhülislam EBUSSUUD EFENDİ'nin emri ile, "MELEKLERİ DİKİZLİYORLAR" gerekçesi ile rasathane yıkılmış, medreselerde fen bilimleri yerine FIKIH konulmuştur.



Bizde bilim başarı hikayesi = İstanbul Kanatlarımın Altında filminde Okan Bayülgen'in oynadığı Uzay ve Füze ile ilgilenen Osmanlı Çelebisi Lagari Hasan Çelebi'nin hikayesini canlandırmışlardı.
İstanbul Kanatlarımın Altında 1996
imdb71





Perfetti Sconosciuti Alba Rohrwacher



Perfetti Sconosciuti
2016
imdb:76

Yılın İtalyan Filmi

Yılın en iyi avrupa filmleri arasında...

Tek mekanda diyalog tadında geçen filmler...

Bir sofra etrafında muhabbet olarak geçen filmler...

Tiyatro'dan alıntıymış hissi uyandıran filmler....

Filmin mottosu "Telefonlarımız bizim kara kutularımız"



* Uzun zamandır birbirlerini tanıyan dört dost birisi hariç eşleri ile birlikte bir akşam yemeğinde buluşurlar. O gün ay tutulacaktır ve hep beraber selfi yapmayı planlamaktadırlar. 
Yemek sırasında babası bir doktor olan ve bir doktor ile mutsuz bir evlilik geçiren kadın bir oyun fikri ortaya atar. Oyun çok tehlikelidir. Telefonlar açık kalacak - ve gelen mesajları ve aramaları herkes duyabilecektir. İlk aramadan itibaren herkes gerilmeye başlar...

* Filmin en güzel sahnesi Baba'nın kızına verdiği tavsiyenin olduğu bölüm.

"Eğer ileride geriye dönüp baktığında yüzünde bir tebessüm bırakacağını düşünüyorsan durma yap. Ama içinden gelmiyorsa, emin değilsen o zaman boş ver. Çünkü bol bol zamanın var."

Tamamı:
- Merhaba canım. İyi misin?
- Merhaba baba. Evet iyiyim. Konuşabilir miyiz?
- Evet tabi ki. Dinliyorum. 
- Sana nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama Gregorio'nun anne babası şehir dışında. O da gece kalmak için evlerine davet etti. Baba orada mısın?
- Sen ne dedin peki?
- Bilmiyorum, istiyorum. Ama gece olmasını beklemiyordum. Eğer gitmezsem bana bozulabilir. Sence ne yapmalıyım
- Sen ne dedin peki?
- Sırf o sana bozulmasın diye gitme. Tek nedenin bu olamaz. 
- Değil tabii ki...
- Benim de bu duruma çok sevinmemi bekleme.
- Hadi ama baba...
- Ama söylemek istediğim bir şey var. Bu son derece önemli, hayatın boyunca unutmayacağın bir an.
Yarın arkadaşlarına anlatacağın bir şey değil sadece. Eğer ileride geriye dönüp baktığında yüzünde bir tebessüm bırakacağını düşünüyorsan durma yap. Ama içinden gelmiyorsa, emin değilsen o zaman boş ver. Çünkü bol bol zamanın var.
- Bir şey diyeceğim.
- Ne.
- Boş ver.
- Hayır söyle...
-Bugün sen bana o prezervatifleri verince çok utandım. Ne tarafa bakacağımı şaşırdım. 
- Onları kullanmanı istemedim... 
- Niye verdin o zaman... Bence biliyordun. Altıncı his var sende. 
- Hiç böyle bir şey yapmamıştın... Neyse... 
- Gregorio'nun evine gidersem anneme Chiccalarda kaldığımı söylersin.
- Neden ona söylemiyorsun?
- Neyi?
- Gerçeği.
- Delirdin mi sen? Annemi biliyorsun. Beni hiç dinlemiyor, kızıyor sadece.
- Biraz sabırlı ol.
- Biraz değil çok sabır gerekiyor.
- Tamam, çok sabırlı ol.
- Ama bence denemeye değer. Çaba göster.
- Anneme o kadar âşıksın ki, ne kadar şirret bir kadın olduğunu göremiyorsun.



* Bir meme büyütme fiyatına iki tanesini de yapıyormuş.

Ağır Spoiler

**************************** Spoiler *******************************************

* Filmin sonunda tüm olanların yaşanmadığını anlıyoruz. Doktor filmin akışı içerisinde beyaz bir
gömlek giymiş ve telefon gerilimleri sırasında üzerine dökmüş yeni gömleği ise mavi renktedir. Herkes arabasına mutlu bir şekilde gider, sofraya kilotsuz gelen misafir abla eve gider gitmez kilodunu giyer vb...
Gene de tırmanan çatışmalar ve gerilim iyi kurgulanmış diyaloglar çok başarılı kaleme alınmış...



* Film bir aldatma şakası ile başlıyor... Ben bu kadar derin bir aldatma telefonu ile başlamasına şok olmuştum... Şaka olduğunu öğrendikten sonra film kendi ritmini tekrar buluyor.... 

Filmin Hatunu:
Alba Rohrwacher
Glück'teki performansını merak ettim...
imdb63




Karşılaştırmalı Sinema: Der Himmel über Berlin - City of Angels

Bu akşam iki filmi üst üste izledim. Alman başyapıtından sonra Hollywood filminin her karesine küfrettim... Uzun yıllardır izleme listemde olan City Of Angels filmini gerçek yüzü ile izlemenin sinema sanatı sevisi huzuru içinde yazıyorum bunları.
SİNEMA TARİHİ SİZİ AF ETMEYECEK !
Bu iki filmi mukayeseli izleyen herkes benimle aynı fikirde olacağını düşünüyorum. ve bir gün karşılaştırmalı sinema diye bir şey olursa ve bu ikisi orada işlenirse belki o boktan City of Angels filmi işe yarar... Hak eden hak ettiği gibi anılır...


KARŞILAŞTIRMALI SİNEMA


Karşılaştırmalı Edebiyat, batı'da Comparative Literature adında ağırlığı olan, bizde hem kamu üniversitelerinde hem de Murat Belge'nin kurduğu Bilgi Üniversitesindeki gibi örnekleri olan 18. yy Divan ve 18. yy İngiliz edebiyatının mukayese edildiği, acaba ismi kadar ağır mıdır dedirten akademik bir şeydir.
Keşke şu örnekleri olduğu gibi bir çalışma ortamı olsa:

Dostoyevski:''tutulmak,sevmek demek değildir,kişi nefret ettiği birine de tutulabilir.''
Kibariye:''seviyorum kahretsin!''

Karl Marx: “Toplumsal konumu gereği proletarya,
sınıflı toplumsal yapıyı sona erdirecek olan iradedir”
Müslüm Gürses: “Yakarsa dünyayı garipler yakar”

Dostoyevski: 'Bir insan umudunu yitirir ve amaçsız kalırsa, sırf can sıkıntısı bile onu bir hayvana çevirebilir.' '
Daha samimisi bir Türk Atasözünde var: ''Aylak bakkal testislerini tartar.'' - testis daha kibar diye şeettirdim yoksa t.şş..kkllrn diince biraz edebiyattan uzaklaşıyor ya da Bukowski'ye yaklaşıyor ...
Karşılaştımalı Edebiyat anlaşılmıştır umarım...

Bu kallavi ağır abi konunun sinema dersi olarak planlasaydım şu iki filmi ilk ders tartışırdım:




Wim Wenders'in baş yapıtı
Der Himmel über Berlin
1987
imdb:81


Ve bunun iğrenç hollywood reprosu





City of Angels - Melekler Şehri 1988
imdb:67


Böylesine bir başyapıt nasıl sığlaştırılır net örneği resmen.

Şiirsel bir filmin - Kapitalist bir firma reklamına dönüştürülmüş.
(Subniminal reklamlar çok fazlaydı filmde)

Wim Wenders'in meleği yıllarca Berlin'de yaşamış ve Berlin'in cadde cadde nasıl tüm acılarını çektiğini geçmişe yönelik belge film kareleri ile anlatmış.

Bruno Ganz, baş rolünü büyük bir titizlikle çıkarmış, çapaksız oynamış, bir Brecht oyunu anlatıcısı gibiydi, Bruno Ganz'ın Hollywood suni meleği versiyonu Nicolas Cage o kadar kötü banal sığ bir taklit olmuşki, izlerken onun adına utandım...
Zaman iki oyuncunun kaderini şöyle uçurum yarattığını görünce insan biraz olsun rahatlıyor:
Bruno Ganz, Hitler'i oynadığı Çöküş "Der Untergang" filmi ile bir kere daha kendini ispatlamıştır. Nicolas Faşisti ise sistem yalakalığı ile sanatını ve kariyerini resetlemiş kepaze olmuş dibe doğru hızla ilerlemektedir.

Bruno Ganz Berlin'in tüm acılarını bilen yüzyıllardır şehirde yaşayan bir melek olduğu için tüm adresleri bildiğini bir sahne ile anlatır. Bizim Nicolas Cage insan olduğunda ne kadar oksijen israfı olacağını "Hastane nerde uleyn " diye aval aval dolanmasından anlıyoruz.


City Of Angels bir Ti komedi olsaydı derdim ki Hollywood en azından Wim Wenders'in filmini yüceltmiş. Ti film olacak kadar da avam espriler mevcut.
Meg abla: nereden geliyorsun diyor.
Melek: yukarıdan diyor.
Melek'in insan olmuş Melek arkadaşı: Kanada'yı kast ediyor diye durumu kurtarıyor...

Daha önce melekten insana dönüşen adam, yükseklik korkum olmadığı için gökdelen sektöründe bir numara oldum diye Winder's in yüksek kulelere - uzun abideler üstündeki heykellerin omuzlarına oturan melekleri ile dalga geçer gibi konuşuyor.

Eski Melek: Meg Ryan'ın Doors filminden de gördüğümüz gibi,
"Memeleri küçük ama yüzü güzel" demesi de asıl filmin ti si gibi avam bir film havası estiren repliklerden.

Der Himmel über Berlin

* Sinema Tarihinin belkide Siyah - Beyaz - RENKLi geçişleri en anlamlı filmi... 6 yıl sonra Spielberg bu anlamlı geçişi Schindler's List'te kullanarak ustaya saygı göstermiş.

* Alman film'de Türk kadının kafasından geçenlere kim gerçek bir TÜRK KADINI bunları düşünmez diyebilir. Filmin küçücük bir kaç saniyesi Türk kadınının özeti gibi.

* Ayrıda Hollywood versiyonunda Türk Aile'nin versiyonu zenci dikiş diken bir işçi kadın olması da acı verecek bir izdüşüm olmuş.

* Melekler sürekli kütüphanede toplanıyorlar. Almanya'daki kütüphane ile Amerika'daki kütüphane


Tavsiyem: Berlin Kanatlarım Altında filmi düşük ritimli bir film. Sabır gösterilebilirse bir başyapıt izlemiş olursunuz. Filmin mesajları çok anlamlı. Ve filmi izledikten sonra filmden daha da keyif alabiliyorsunuz. Ama bu filmin Hollywood reprosunu hemen üstüne izlediğinizde sadece Hollywood'un değil kapitalizmin de ikiyüzlülüğünü beyazperdede net görebiliyorsunuz...
arasında da çok büyük fark var. Filmi izlerken Hollywood'un epey bi bazal metebolizmaya hitaben film çevirdiğini avamlaştıkça avamlaştığı hissine de kapılıyorsunuz. Bu kütüphane de bunun göstergesi. Zencilerin kütüphaneden kitap çaldığı Hidden Figures filmine tezat bir yazar saptırması da vardı filmde... Hollywood filmindeki karakterlerin Recep İvedik tadında olanlarını da (kural tanımayan - özgür bir üülke  - istediğimi yaparım) havası da bir aydınlanma yaşamamızı sağladı.

Recep İvedik 5

Recep İvedik 5
imdb:34
2017

* Türk Sinema tarihine seyirci rekorları ile adını yazdıran BOŞYAPIT

* Gülmek için Fularınızı çıkarmak zorunda olduğunuz filmler!

* Eksi son tahlilde filmi çok güzel masaya yatırmış.
- eksi şeyler bizim Baba - Oğul izlenecek filmler listemizi yayınladığı için biz de değerli eksi yazarlarının yorumları üzerinden filmi değerlendireceğiz. -



* Filmin Martin Scorsese "Silence" filminin vizyona girmesini engellediğine dair hiç bir eleştiriyi kabul etmiyorum. Silence filmi tam bir Hıristiyanlık Propagandist filmidir. Çok inceden Hristiyanlığı eleştiriyormuş muş gibi yapsa da bütünün de misyonerlik övgüsü yer alır. Böyle bir filmin Recep İvedik tarafından kesilmesi ve dünyada bir çok ülke ile mukayese ettiğini bunu tek başaranın ülkemiz olması Sinemamız adına bence olumlu bir şey.
Misyonerliğin hakkından Siyasal İslam İkonu gelmiştir... BAŞARIDIR!

* Recep İvedik gibi bir film 80'lerde 90'larda çekilemezdi. Çekilse de ilgi görmezdi. Çünkü bir tipleme olarak "gerçek" değildi, yoktu. Ne zaman ki o tiplemeye gerçek hayatta rastlar olduk, filmi de peşi sıra geldi. Recep İvedik'in gerçeği de filmi de Siyasal İslam'ın Türkiye'sinin ürünüdür.
Recep İvedik ne yapar? Kendine göre (çoğunlukla da dış menşeli) teamülleri olan bir ortama girer ve o teamülleri tanımaz, yıkmaya çalışır. Muhakkak kendisine kıl olan
"İbne kılıklı geziciler",
"Vesayetçi elitler" olacaktır.
Fakat Recep İvedik onları saf dışı bırakarak kendi tarzını ortama kabul ettirir. Burada bu filmlerdeki sorunun kabaca bir görüntü kirliliği olmadığını anlamak lazım. Bu filmlerde kaşınan şey çok bildiğimiz bir şeydir.
Recep, toplumun “ELİT” kabul edebileceği pek çok mekana gider. Örneğin bir Reklam Ajansına, Sushi lokantasına, Yoga salonuna, Golf oynamaya, Sosyetik davetlilerin olduğu şık bir partiye, Üniversitede bir derse, Kütüphaneye, Tiyatroya…
Ve tüm bu ortamlarda mekanın dokusuna uyumsuzluğu çiğ bir zenofobi (yabancılara duyulan düşmanlık ve korku) eşliğinde gözümüze sokulur. Recep bu uyumsuzluğu mahcup bir boyun eğmeyle geçiştirmez, talep eder, talebi karşılanmazsa mekanın müesses nizamını bozar. Starbucks’ta çay, Sushi lokantasında ekmek ister, ekmek olmadığı cevabını alınca garsonu azarlar. Bir bilgisayarı parçalar. Kütüphanede görevliyle tartışır. Golf sahasında birine levyeyle saldırır. Kostüm partisinde birine bulaşır. Üniversitede hocayı azarlar. Tiyatroda sahneye atlar, oyunun akışını bozarak ortamı kendisi domine eder.
Recep'in girdiği ortamlar her zaman böyle olmak zorunda değildir. Bu ortam bir gün anayasal mekanizmalar olabilir, karşı koyduğu teamüller; o şekilde işlemesi gereken yargı mekanizması olabilir. Bir gün gıda kodeksine savaş açabilir. Kamu ihale kanununa karşı çıkabilir. Bunların gereksizliğini belirten, bunları çabuk çabuk atlamak isteyen bir zihnin bayraktarı olabilir. Teamülü destekleyenler arasında, mevcut ortamda hiç bir zaman Recep'in ne kadar Aptal, Cahil bir HANZO olduğunu üst perdeden dile getirip onu rezil eden onu bozacak olan, ona baskın olan biri çıkmaz. Recep üniversiteli gençlerin ensesine tokadı basar. Gençler ona teslim olur. Ortamda her zaman üstünlüğünü kurar. Olay nihayete bağlanır. Recep gücünü biraz da bu teamülleri radikal savunamayan, bunları içselleştirememiş objektiflerin sayesinde dominantlığını sağlar.
Recep İvedik'in girdiği ortamın içine edeceği (amk)cağı bir açıdan Kemal Sunal'ın deli deli küpeli ya da Bekçiler Kralı'ndaki yıkıcılığa benzer. Fakat çok basit bir fark vardır. Orada Şaban'ın yıkıcılığı "SOSYALiST" bir yıkıcılık iken Recep İvedik'in ki FAŞİST bir yıkıcılıktır. Şaban, mevcut nizam yerine eğreti durmayan adilane başka bir nizam ikame ederek ve "herkes için" yıkar. Recep İvedik bildiğin bencil bir yordamsız öküzdür.
Bu anlamda Şahan Gökbakar ve filmi "BAŞARILI"dır, çünkü yeni Türkiye'ye ait bir fenomeni tespit etmiş ve sinemaya aktarmıştır. Ancak bu tiplemeye Gökbakar eleştirel bir pozisyondan bakmamıştır, aksine sempatik kılmaya, sevdirmeye çalışmıştır. Mesele de budur: Recep İvedik serisi;
MEDENİYETSİZLEŞMEYE - Yabancılarla dalga geçme vb...
KÜLTÜREL ÇÖLLEŞMEYE - Hiç bi bok bilmediği halde herkesi haddini bildirme vb...
OKUMUŞ ADAMA DÜŞMANLIĞA  - Hiç bi bok bilmediği halde herkesi haddini bildirme
LÜMPENLEŞMEYE - Sıfır hak-hukuk algısı, Bolca bel altı, Göt/bok/seksi kadın...
Bir ÖVGÜDÜR.
Dolayısıyla gerçek hayattaki Recep İvedik'ler nasıl ki birer çürüme/çöküş fenomeni ise Recep İvedik filmi de çöküş filmidir, pespayeliktir.

"Siyasal İslam Kendi Sanatını Yaratamadı" denmektedir... Bu yanlış bir önermedir.
Recep İvedik bir çürütme projesi olarak Siyasal İslamın özbeöz çocuğudur!
Siyasal İslam'ın BAŞYAPIT'ıdır...


* Film bu kadar ağır eleştirilmeyi hak etmiyor:
Otobüs Sahnesi - Tunç Okan'ın meşhur Otobüs filmine göndermedir.
Yol Hikayesi - Yılmaz Güney'in "YOL" filmine
Mehter Kullanımı - Hans Zimmer'e gönderme
Mavi - Kırmızı - Beyaz renk harmanı - Krzysztof Kieslowski
Tek Plan ayak çekimleri ise Tarantino
Sinemasına gönderme yapan bir BAŞYAPIT'tır..

* Evet bu filme gidenlere oy verme yasağa getirsen ülke çağ atlar diye düşünen bir kitle de var.

* Lakin sinemacısı bu filmden aynen şu Umut Sarıkaya diyaloglarında olduğu nedenlerden ötürü çok memnun:

Sinemacı:
Ülkede para kazanmak gerçekten çok zor, sen biletini alıyorsun filmini izliyor xtir olup evine gidiyorsun peki o trilyona mal olan sinema sahibi n'apsın! Ben bir sinema sahibi olarak evet böyle saçma sapan ama gişe yapacak filmleri dört gözle bekliyorum, on numara kalite kokan yabancı film alıyorsun adam gelmiş dublaj mı bu yeaaaa, orjinal dilde olsa izlerdim diyip bilet almıyor, altyazılı alsan kız erkek gelmiş, oşkom yaaaa filmi mi izlicez yazıları mı okuyacaz diye bilet almıyor, eeee biz n'apalım b.k mu yiyelim biz, keşke imkan olsa da 25'e kadar serisini yapsa Şahan!

- SON -