Sinemanın Olmazsa Olmazları

Büyü Kitabı:

Büyük kitaplardır, büyü kitapları sinemada... Bööle Komacandır... Hiç bir kütüphanenin hiç bir rafına sığmaz...
Bu yüzden bir kaidenin üzerinde dururlar... Büyücü onu illaki ayakta okur... Felanda ve hatta Filanda...

(Bunların küçük formül özet kitapları falan da mı yoktur...
Hani fizik matametik türevlerini dershaneler dağıtır
Koca kitapları ordan oraya taşımaktan bu insanların imanı gevremiyor mu?)

Pek Yakında Dev Bir Dosya: Alacakaranlık Kuşağı

Son dönemlerde alacakaranlık kuşağı manyaklarının filmleri vizyonları sallıyor
Tv mini dizileri insanları koltuklarına zımbalıyor
İskelet anahtar

Lost Room

Süper nesneler... adam parayı yutuyor ama her seferinde çıkartıyor temizliyor o zaman
nesnelerin özellikleri süper güçleri...

keşke finali ii olsaydı..

Bizim alacaranlık hikayelerimiz

En sevdiğim alacakranlık hikayeleri

İçerden Çökertme Filmleri

Kötü gibi görünüp iyi çıkanlar:

Runaway Jury

Daha önceki davada babaları kaybetmiş

The Bank

Elemanın babası banka kredisinden dolayı ölmüşmüş

İyi gibi görünüp kötü çıkanlar:

The Last Time

Hırs neler yaptırıyor... (Eşini pazarlıyor)

mandela


Goodbye Bafana (Özgürlüğün Rengi)
imdb70
Biografi
2007

Film MAndela'yı onun tek şikayet dosyası hazırlamadığı gardiyanının bakışından anlatıyor...
MAndela burada GANDi gibi ... Bilge bir duruş vermişler...
Pasif Direniş Havası var...

Lakin devletin ona ciddi bi terörist yakıştırması var...
Kominist olduuna sürekli itiraz etmek zorunda kalıyor...

27 yıl hapis yattıktan sonra büyük bir törenle hapisten kurtuluyor...
Hukuk fakültesini bitirmiş

Sürekli terörü yürütmekle suçlanıyor...
Eğer özgürlüünü elinden alanlar bunu zorla alıyorlarsa diye güzel bişii diyor

Gardiyanın bi sopa oyunu oynaması ve yenilmesi güzel bi ekleme...

Öcalan terörist mandela diyenler oldu ..

yanii batı buna nasıl baskı uyguladıysa mandela özerkliiee kavuştu

ırkçılığı ele alan ve ırk ayrımının ne kadar gereksiz olduğunu
Kaba bir film. İncelikten, belki de bir akadaşın dediği gibi duyguya olan uzaklığından ötürü kaba. Oyuncuların yirmi otuz sene sonra bile dimdik ayakta durmaları canımı sıktı. Bir devrimci bir memur ve işe yaramaz bir kadın. Bizim çelik çomağa benzemeyen ama çelikle oynanan o oyun fena değildi. Filmin belki de en güzel bölümüydü. Kısa film olsaydı daha güzel olurdu.


Filmi beğenmiş olmakla birlikte, "Nelson Mandela gibi bir büyük şahsiyetin, özgürlük savaşçısının portresinin çok yönlü bir biçimde aktarılması (Spartacus, Malcolm X örneğinde olduğu gibi) çok daha etkileyici ve bilgilendirici olurdu" diye düşünmekteyim... Tarihî gerçeklik üzerine kurgulanan filmlerin hepsinde yönetmenler, seyircinin beğenisini karşılayamama sıkıntı ve zorluğu ile karşılaşılıyor... Evrensel şahsiyetlerin dramlarının duygusallığın önplanda tutularak aktarılması filmi; sağduyulu,özgürlükçü, barışçı, insancıl seyirci için daha çok cazip hale getiriyor. Mandela'nın söylediği şu söz sanırım seyircilerin zihninden silinmez: "Biz, sadece kendimizin (siyahîlerin)değil, bütün insanlığın barış içinde, siyah ve beyazların kardeşçe yaşadığı düzen için mücadele veriyoruz..." dilerim bu düşüncenin tam anlamıyla pratiğe geçeceği günler yakındır... ne mutlu barış ve kardeşlik için mücadele edenlere...
[Bu mesaj kurallara uyuyor mu?]

Özgürlüğü elde etmenin zor, onu elinde tutmanın daha zor olduğunu gösteren bir film. Hatta halkının özgürlüğü uğruna en sevdiklerini bile feda etmenin ve en önelisi kendini feda etmenin nasıl bişey olduğunu filmi izleyince biparçada olsa anlayabiliyor insan...

irkçı güney afrika cumhuriyeti'nde beyazların egemenliğine karşı savaş veren afrika ulusal konseyi [anc] adlı örgütün kurucusu olan ve uzun bir tutukluluk dönemi geçiren ünlü gerilla lideri.

filmlere dahi konu olması, bazı bireylere gaz vermesi açısından önemli bir şahsiyet.


siz ülkenizde kürtleri eziyorsunuz diye atatürk barış öçdülünü reddeden zenci devlet adam.

(bu ödülü verirken, adama sorma gereği dahi duymayan ve,"sana bu ödülü verdik kardeş" diyen turgut özal sayesinde dünyaya bir güzel rezil olmuştuk.)

oglu makato mandela aids'ten ölmüstür.

milletlerden biri olan xhosa’dir ve k

afrikalı bir kabile liderinin, çocukluğunu çobanlıkla geçiren oğludur. yerli dilindeki asıl adını, ilkokula yeni başladığında ilk öğretmeni olan zenci, beyazların telaffuz dahi edemeyeceğini bahane ederek "nelson" olarak değiştirmiştir.
güney afrika yönetimi tarafından hapishanede yıllarca siyahları şiddete yönlendirmesi için yapılan baskılara karşı durmuş, asla şiddete prim vermemiş, yapılan hesapları boşa çıkarmıştır. 1990 da hapishaneden çıktıktan sonra ilk demokratik seçimlerde başkan seçilmiş ve fekat akıbeti pek de hayır olmamıştır. onlarca yıllık, büyük bir tutkuyla bağlandığı ikinci karısı, genç avukatıyla nelsonu afbuyurun boynuzlamıştır. magazin, nelson mandeladan bile malzeme çıkarmıştır. kusur kalmasın dedim, ben de ekledim.


asıl adı · rolihlahla mandela dır ilk

Sinemaya Dair Seçme Saçma Dialoglar



- 6. His Filmini izledin mi?
- Hayır ama çok övdüler...
- Ben de DVD si var, ister misin vereyim izle?
- Şimdi izlersem bişii anlamam... İlk beşini daha izlemedim...
Sustum
Gülmedim
Artık konuşmuyoruz...
itiraf.com'dan

Oasis "Sana çirkin dediler, düşmanı oldum güzelin" F.N.Çamlıbel

"Bu yazıyı Oasis Grubunun
Wonderwall şarkısı eşliğinde
Okuyunuz! Severim o şarkıyı ben..."

Oasis (vaha) imdb:81 (500-500-500)
z800580005
üst üste izlediğim şahana kore filmlerinden biri... İnsan bunları sürekli izleyince kulaklarından cılız kore tonlamalar hiç gitmiyor: "nara şimi yata mooOOooOo!" "toronama kani toroOOOooOo!" ... Alıştırmışlar bizleri Amerikan İngilizcesinin yayvan ve yalınlığına, bu tiz ve sonu uzayan, uzarken de dalgalanan kelimeler silsilesine dayanamıyorsunuz...

Oasis binlercesi çekilen "güzel insan, güzel mekan, güzel yaşam, güzel kelam" aşk filmlerinin dışında bir sevdayı anlatmış... Bööle romantik komedilerin saçma sapan ilanı aşklarından sıkıldıysanız, iğrenç buluşmalardan, süslenmelerden, gereksiz aşk acılarından, dibi görmüş kokuşmuş ilişkilerden ve gıpta edilecek(!) şatafatlarından... İşte size bunlardan sıyralabileceğiniz yalın bi sevda (bak masalı demiyorum... reelitesi diyorum)

Filmin kendisi de gerçekçi ve yalın... Hani bazı filmler vardır " La sanat yönetmeni olarak en azından bi gündelikçi kadın tutsaydınız!" dediiniz... Hani bööle her şey doğal: Plato için kiralanmış evin, otelin, lokantanın sahibinin kenara attığı mont, yere fırlattığı sigara izmati felan aynen duruyor (Doğal ötesi film çekiyoruz formatı)... Zeki Demirkubuz, Dogma filmleri gibi... İşte bu da ööle bişii...

Güzel kız yakışıklı oğlan sevdası diil demiştim... Aklı kıt ve karakter bozukluğu olan bir oğlan ile iskeletsel, kassal deformasyonlara sahip bi kızın aşkı bu film... Hem de Montague-Capulet'ten çok farklı bir düşman aileler çatışmasının içersinde... Yönetmen o kadar içlenmiş ki peri masalı aşk hikayelerine bööle kontrast bir film çekmiş ve filminde diğerlerine laf sokmuş: Filmin başında, esas oğlanımız motorla otobanda giderken bir film çekimine rastlıyor; lüks bir arabada canti bi oğlan ile güzel bi kızın aşk anlatılıyor... Esas oğlanımız bu çekimi sabote ediyor ve" Siz buna film mi diyorsunuz! " şeklinde kendi filmine atıf yapan epik bir şey söylüyor... Böölece yönetmen kendi derdini bu şekilde de bi kere daha vurgulamış... Kontra-gönderme yapılan bu sekans çok hoşuma gitti...
Sinemada, edebiyatta daha önce çirkin güzel eşleşleşmeleri çok yapıldı ve çok başarılı oldu:
Güzel Ve Çirkin
King Kong
Quasimodo
Mask
My Left Foot (Sol Ayağım)

Bu film daha çok şu filmleri çağrıştırıyor: (çirkin - çirkin eşleşmeleri)

Le Huitieme Jour, The Eighth Day- Sekizinci Gün
imdb:73 (500-500-500)
Marty
imdb:

Bi avşar türküsü vardır:
Şu dağların yükseğine erseler
Lale sümbül mor menevşe derseler
Bir güzeli bir çirkine verseler
güzel ağlar çirkin güler bir zaman

Güzel çirkin kavramları nesneldir... En azından şöyle bir örnek veriğim; Türk sinemasının en güzel kadını ilanı edilen Avşar kızı benim midemi bulandırır... Gayet sivri sinir bişii diil midir bu kibir budalası magazin idolü...


Sinemaya dair baba kelamlar

"Kendinizi eleştiren filmler yapıp korkmadan dünyaya gösterin
yoksa "midnight express" gibi filmleri başkaları yapar ve siz üzülürsünüz"

Anthony Quinn

Persepolis

Persepolis: İran'a gitme planları yaptığımız bi dönemde bir persepolistir gidiyor... Sonu n'olcak bakalım... Önce Denizli gitti Persepolis adlı takımın başına teknik direktör oldu... Sonra ben İran'da gezilcek yerleri araştırdığımda bu büyük pers kentini keşfettim... Şimdi de bir İran animasyon filmi izledim... Adı Persepolis!
imdb:80 (2500-2500-2500)
z902580025

Persepolis’in filmekimi galasındaki gösteriminden çıkarken bundan 10 yıl önce İstanbul Film Festivalinde ilk izlediğim İran filmi Ayneh ‘AYNA’ (1997) ile aynı duyguları taşıyordum… Yine bir kız çoğuyla özdeşleşip dünyayı, yaşamı sorguladım… (yauv özdeşleştik dediysek yanlış anlaşılasım bööle bi fantasi falan diil... karakteri içselleştirmek :)

"La öptürtmeyin ‘Lö Fransız İhtilalinizi’, dünya tarihinin gördüğü en büyük devrim aslında ‘İran Devrimidir’" gibi bişii demiş Cengiz Çandar… Halbuki dünyadaki tüm sol aydınlar; kasım ayında kutladıkları! Lenin’in “Ekim Devriminin” hastasıdır.. Ankara’da Ekim Devrimini kutlayan Türk sol aydınlarına sormak lazım ‘Gerçek bi ekim devrimi var mı?' diye… Ve cevabını vermek lazım: 'Evet!.. 29 Ekim tarihli Atatürk’ün Cumhuriyeti ilan ettiği bi devrim var'...

Ya bööle gaza geldim... Ama gerçekten... Bööle... Film, İran Devrimi ve sonrasını anlatıyor, hemi de Atatürk devrimine küçük bir övgüyle…
Filmi izlerken gurur duydum... Tüylerim tiken tiken oldu… Gölge Oyunu tarzında Şah “Atatürk gibi bir cumhuriyet kurmak istiyorum” der… İngiliz Subay Hacivat gibi kafasını çeler: “N’apacaksın Cumhuriyeti, gel sen Şah ol… Ülke sonsuza kadar senin olsun… Petrolünü de bize sat… Biz sana yardımcı olucaz…”


Filmde batı eleştirisi güzel, Batının doğuya bakış eleştirisi fena diil…
Bunun dışında kızın hayal dünyası, bazı kavramları getirdiği tanımlamalar ve yaşadıkları animasyonu gayet neşeli izlememizi sağlıyor… Bruce Lee hayranlığına büyükannenin “ya bu Japonlar ya Godzillayla dövüşüyorlar ya da kendileriyle sıkılmadın mı” demesi komik…
Zaten Büyükanne başlıbaşına şirin ötesi ve güzel nasihatleri var: “Kendine dürüst ol”

Filmde en çok güldüğüm anlarsa: Güzel sanatlar akademisine giden Marji’nin yaşadıkları: Floransa’da orjinalinin karşısında uzun bi süre güldüğüm Botticelli’nin Venüs Doğuşu tablosu bir kere daha beni bu filmde koparttı… Derste gösterilen tablonun yarısından çoğu karalanarak sansürlenmiş… İnsan anatomisi çalıştıkları atölyede çıplak bir kadın yerine kara çarşaflı bi hatun koymaları ve Marji’nin: “Ne bu yaa sadece burnuna odaklanabiliyoruz” gibin bi eleştiri getirmesi…
Marjinin hayali arkadaşı Allah ve Marks arasındaki diyaloglar da insanı güldürüyor… Allah göz süzerek “Püh .. Hıh hı tabi ki devrim” falan diyor Marks'a …


Filmin kendine münhasır bir acısı da var... Marji aslında çok şımarık ve asi bir kız... Bedelini çok ağır ödüyeceği bir özgürlük düşkünlüğü var... Yer yer gurbet acısını, marjinal olmanın çilesini de yüksek dozda yaşamakta... Ama beni en çok Babası "Seni o kadar seviyoruz ki gitmeni istiyoruz" diyerek onu uğurladığı ve annesinin bayıldığı sahne etkiledi...

Son olarak Marjane Satrapi'nin bu Otobiyografik çizgifomanından aktarılan filmi Fransa adına oscar'a aday gösterilmiş... Almasını canı gönülden isterim...

Dt Cihangir Bayburtluoğlu

Zodiac

Zodiac
imdb:79 (10 000- 10 000 - 15 000)
z710075150
Filmi sinema izleyenler pişman DVD de izleyenler bin pişman diicemi sandınız diil mi... yok yok DVD de izleyenler filmi beğenmiş... Ben de DVD de izledim ve Davit Finçer'in eski filmlerindeki tadı kalmadığını söylesem de bunu Panic Room'dan biraz daha beğendim...

Filmin içinde de gönderme yapılan zodiac ait ilk filme biraz sinirlenmiş gibi Fincher...
Yani biraz o tür gerilim ve aksiyon sevenlere de karşı bi duruşu var gibi filmde...

Gönderme yapılan kirli henri filmi
http://www.imdb.com/title/tt0066999/

Filmin başrol oyuncuları sanki film içinde birbirlerin el veriyorlar gibiydi... Aha şimsi sen başrol oyuncususun yarım saat sonra düdüğü ben elime alıcam gibin...

Amet abiyi bööle bi manisa akıl hastanesinde yatan seri katillerimizin peşinde düşünüyorumda.. hani karikatürist bi abi takıyor ya bu filmde seri katile... amet abi zaten çok tırsak... Epten ölürdü... hele o evin bodrum sahnesinde çok komik olabilirdi...

ama bunu dev bütçeli bir film çekmek yerine discavirideki adli dedektiflerin bi bölümü gibin bişii olarak çekseydi de hem kısa sürseydi hem de TV ye bi katkısı olsaydı daa iyi olurdu diye de düşünmüyorum diil...

Evde Film izlemeye dair

* Eğer iki kişi izliyorsanız filmi ve siz sızmışsanız... mutlak en iyi yerinde uykuya dalmışsınızdır...

* eer lisedeyseniz ve çok komik bi filmi izlemişseniz yarın onları anlatmak için kolunuza bile esprileri not alırsınız..

herses "bi de şu vardı" falan diip diip kahkahayı kopartırlar...

Oolm Satıcısın Sen... Bizi Sattın...

The LAST TİME
imdb:61 (100- 50 -100)

Satıcılar ve reprezantlar dünya'da çok geniş yelpazeye sahip iş alanlarından... Ama sadece hollywood bunları bu kadar ipliyor... Bi çok bööle satıcı filmi çekiyor... Bu film bana vertigo'yu anımsatan bir final filmi olsa da kendi çapında farklılıklara sahip... Gene de çok işlenen karakter tipleri ve işlenmiş konusu ile bi klişe olduğundan ciddi bir raiting tutturamamış imdb'de...,,

Koku filminde "Amber gibi koktuunu" anladığımız Amber Valetta ablamız, bu filmde de sadelikten vamplığa doğru gidişini ilgiyle izliyoruz...

Benzer Filmler:
Vertigo: Kadının satması baabında

içerden çökertmeye dair filmler

Filmlerde iyi hayvan taklitleri

Hayvan Dedektifi 1
Jim Carry'nin bir maymun gibi çekirdek çitlediği sahne

The Shaggy Dog
Tim Allen arada dublörünün de katkısıyla süper köpek taklitleri çıkartıyor...

Dump And Dumper
Yine Jim Carry... Rüya sahnesinde çok kaliteli bi fil yürüyüşü yapıyor...

Bitmez Oolm Bu Rambonun Askerliği!

"Dünyada üç tip insan vardır, İsviçre Çakısı tutanlar, Rambo Bıçağı tutanlar, ikisine karşı kin tutanlar" Selami Şahin
"Türk Kasaturasıyla gircen layn bunlara..."
Polat Alemdar

Rambo 4 çekiliyormuş (ıslıkları ve yuhalamarı duyar gibiyim, lütfen önyargılı olmayalım... şaka şaka... ne önyargılı olmuycaksınız oolm... RAmbo filmi diyorum... Dibin dibi) ...

Ya bu kazma 80'lerin başından beri asker... Bu kadar sürede adam genel kurmay başkanı falan olması lazım dı... Ya da emekli subay olarak ne biliğim başörtüsü konusunda basına demeç falan vermesi gerekirdi: "Kızlar başlarında kırmızı bant erkekler de rambo bıçağıyla üniversiteye girebilmeli... Laik Türkiye'nin gereği budur..." Ama bu hala er (hepsini geçtim bi tane pırpır takamamış onbaşı olamamış it)... Faso seferberliğe mi çağıyorlar; subay dövdü; çavuşu mu tokatladı da askerliği yandı; nooldu, bu kadar senedir askerlik yapıyor... Bitse şunun askerliğide sinemaseverler kurtulsak diyoruz ama bitmez bunun askerliği... Askerliğin temel kuramını bilmiyor bi kere... Askerde: "bilmiyoruma yatıcan; faso arazi olucan"... Bu sefer ne yapacakmış bakalım:

Tayland'da esir alınan misyonerleri kurtaracakmış... (ettiklerini buluyor hayvanlar denilebilir)... Rambo2 ve Rambo3 'ün başında görevi önce refüze edip ardından kabul etmişti ... Böyle bir klişe ile başlıyacağını sanmıyorum bu sefer balıklama atlıyacaktır kazma!... Nesi klişe olmuycak bunun ya daha Fragman'da Staloneyi ıskalasan da, "aha bu kesin Rambo filmi" diyorsun... Tam bir basmakalıp film olacak... Ha beni yanıltır tam tersi olursa mesela: Misyonerleri misyoner pozisyonunda başları dumanlı bulsa ve misyonerler buna "Dallama ne işin var lan burda, xtir git!" deseler... hatta bu filmin final kelamı olsa... Böyle olsun söz filmi sinemada 10 kere izliyecem :)... Onu geçtim iyi ir aksiyon filmi olsun, film çıkışı gidicem bi parkta ramboculuk oynuycam... (çocukken çok yapardık... karate filmlerinden sonra karete falan yapardık)

Ciddi ciddi düşündüm de, bu dallama hakat niye çekiyor Rambo4'ü?
Hadi bi jenerasyonu RamboI ve RamboII ile etkiledin... Herkes evlerinin koridorlarında yastıklara "dıkşinya dıkşinya" dedi... Kırmızı bant taktı... İddia ediyorum Lans Von Trier'den Orhan Pamuk'a herkes bi gaza geldi... Eee sonra fos olduunu anladık be kardeşim... bu hırs niye... Ben Rambo3'ün sinema salonundan çıkarken o çocuk aklımla yemin ettim bir daha Rambo filmine gitmiciim diye... Amaaan ne hali varsa görsün diyorum ... Hatta E l K a i d e düzgün bi eylem yapsa, şu Rambo bıçaanı kazmanın bi yerine soksa, geniş kitlelerin sevgisini kazansa diye beddua ediyorum...

GARDEN STATE


GARDEN STATE

Bi Scrubs manyağı olarak J.D. sayesinde izlemeye karar verdiim; bende küçük gülümsemeler yaratan; hoş bir senaryoya sahip bir film Garden State

Leon'dan tanıdığımız Natalie Portman hemen tanıyoruz... Ama adının Peter Sarsgaard olduğunu öğrendiğim adam nerde oynuyordu diye komaya girecektim... Kardeş Fightplan'daki bakışlarıyla oynamış bu filmde de... Bi de ii bi alacakaranlık kuşağı türü filmi olarak gördüğüm "iskelet anahtar" filmde oynuyordu bi de...

Filmde beğendiğim sahneler

olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi


OLMAYA DEVLET CİHANDA BİR NEFES SIHHAT GİBİ
Sicko 2007
imdb82
8w7n

"yeter artık ajite edici konularla bu adam da içimizi burkuyor... Böyle şeylerin mizahı olmaz ki... Bu dallamanın Uğur Dündar'dan farkı ne..."
Şeklinde düşünüyorsanız hiç izlemeyin derim bu filmi...
Ama Amerikanın gerçektende yaşanmaz bi ülke olduğunu düşünüyorsanız, bu film sizin elinize anlatacak çok büyük bir koz veriyor: Amerikanın var olmayan sağlık sigorta sistemi...

Tamamen özelleştirme ile sorunun çözüldüğünü sanan devlet, gayet sosyal bir olgu olan sağlık güvencesini yok etmiş ABD'de...
Özel firmalarda çalışan doktorlar hastaya ne yapılacağını dair okumadan refüze ettiğini itiraf ediyor... Kapı tokmağa kadar beyindeki tümörü bile hiçe sayabiliyorlar...
Tamam devlet sağlık sisteminde hiç dolandırılmıyor belki ama bu sefer de haklı tedavi olması gerekn hastalar perişan olmuş durumdalar...

Michael Moore bunları toparlayıp ücretsiz sağlık uygulaması yapan Küba'da tedavilerini yaptırıyor belki ama bu sefer de Küba'daki ilaç fiyatları ile ABD'deki ilaç fiyatları dumurun dibine vurmanıza neden oluyor... Çok basit bir kortizonlu hava sipreyini 120 dolara aldığını aldığını söyleyen hasta bunun Küba'da 5 sente satıldığını duyunca fenalık geçiriyor...

Kürtlerden King Kong'a Uzanan


(eksi sozlukten direk aldım yazıyı)


Çimenler, Bir Ulusun Yaşam Savaşı

Grass a nation's battle for Life






çimenler, bir ulusun yaşam savaşı

kusursuz bir tanım olur mu bilmem lakin sinema tarihine damgasını vurmuş bir belgeseldir. keza sinema tarihi'nin zannedersem ilk belgeseli olma özelliğini de taşır. lakin çok enteresan bir süreci olmakla birlikte ana teması bir kürt aşiretidir.

yıllardan 1915, sinema'da charlie chaplin dönemi. tüm dünya sinema salonlarına akın ediyor ve büyülü perde insanları etkisi altına almış durumda. insanlar hollywood'a akın ediyorlar. kimisi oyuncu, kimisi yönetmen olma derdinde.

işte bu gençlerden biri de merian c. cooper. - ki kendisi king kong karakterinin yaratıcısı ve ilk king kong filminin yonetmenidir. ne alaka diyeceksiniz bu yönetmenin bir kürt aşireti ile ilgisi ki yazının devam eden bölümü bu ilişkiyi anlatmaktadır.

merian da genç bir kameraman ve buyuk bir hollywood yonetmeni olma sevdasında ancak bu hic de kolay degil. hollywood ilk senelerinden beri kolay erisilemeyen bir yer olma konumunda. merian bir kac projede kameraman olarak calisip deneyim kazanıyor ancak 1.dunya savasi patlak verince almanya'ya giderek alman ordusu ile birlikte savasa katiliyor ancak almanya'da esir dusuyor. savas bitince kurtuluyor ancak kasintisi bitmiyor bu sefer polonya'nın tarafında rus'lara karsi savasa giriyor. tabi tatlı sinema hayalleri de suya dusuyor bir nevi ancak sans eseri bir gun tren garında ernest schoedsack ile karsilasir ve hayallerini anlatır. ernest merian'ın hayallerinden etkilenir (bakınız hayallere deger veren insanlar var) ve bir plan yaparlar. birlikte iran'dan çin'e kadar bir yolculuk yapıp bu yolculuğu belgesel haline getirmeye karar verirler. hemen atlar ankara'ya, oradan da iran'a geçerler.

ancak henuz yolculuklarının başında, yani iran'da planları bir anda değişir. iran'da yaşayan enteresan bir kürt aşireti ile tanışırlar bakhtiyari aşireti. bakhtiyari'ler bu gün halen varlıklarını sürdüren o dönemde ise 50bin kişiden ve 500bin büyük baş hayvana sahip bir aşirettir. merian ve ernest bu enteresan aşiretin çok farklı olan yaşam tarzından fazlası ile etkilenir ve planlarını bozarak bu aşiretin ilginç yaşam şartlarını belgesel haline getirmeye karar verirler.

bakhtiyari aşiretini özel kılan nedir? bu sorunun yanıtı öncelikle yaşadıkları bölgenin iklim şartları ile açıklanabilir. bakhtiyari'lerin hayvancılık dışında bir geçim kaynakları yoktur ve bu işi sürdürebilmeleri için yeşil otlaklara ihtiyaçları vardır. ancak bölgelerinin konumu 6 ay'da bir yeşil otlak bulabilmek için zorlu bir yolculuğa çıkmalarına sebebiyet vermekte, bu zorlu yolculukta ise karşılarına çok büyük 3 ayrı engel çıkmaktadır.

haliyle yaya olarak çıkmak zorunda kaldıkları bu yolculuğun ilk büyük engeli karun nehridir. eriyen karların etkisi ile dondurucu bir soğuğa sahip olan nehir gürül gürül akmakta ve irili ufaklı bir çok girdabın oluşmasına da sebep vermektedir. yüzemeyecek kadar küçük hayvanlar, kadın ve çocuklari le erzakları taşımak için ağaçlardan sallar yaparlar ve salları desteklemek için hayvan derilerini şişirip salların altına destekler halde bağlarlar ancak bütün aşireti bu şekilde karşıya geçirmek imkansız olacağı için küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar ile aşiretin erkekleri de buz gibi akan azgın sulara atlarlar. 500bin hayvanı karşıya yüzerek geçirmek 6 günlerini alır. bir kaç küçükbaş hayvandan başka kayıpları da olmaz.

karun nehrisinden sonra günlerce süren bir yürüyüş ve hemen ardından ikinci engelleri ile karşılaşırlar.
zardeh kuh dağından hemen önce bulunan dev kayalıklara gelirler. merian ve ortağı ilk görüşte buraya tırmanmanın imkansız olduğunu düşünürler ancak bakhtiyari'ler bu kayalıklardan kendileri ile birlikte 500bin hayvanı geçirmek zorundadırlar. merian buraya en usta dağcıların dahi tırmanmak konusunda zorluk çekebileceklerini söylese de belgesel'de enteresan bir kısım dikkat çeker. kayalığın zorlu bir yerinde küçücük bir eşek yavrusu çıkmakta zorlanır ve tırmanamaz. yaşlı bir kadın 30 kilo kadar gelen bu yavruyu sırtına alır ve tırmanmaya devam eder.

bu ikinci engeli de aşınca yolculuğun en zorl 3. kısmına gelirler. hani lotr'da bir kısım vardır. hobbitler orc'lar ile günlerce durmadan koşarlar. ben kitapta o bölümü okurken dahi yorulmuştum. bakhtiyari'lerin 3. engeli aşmaları da bu koşuya benzemektedir.

zardeh kuh dağı binlerce metre yüksekliğinde (4200m) ve karlarla kaplıdır. hava dondurucu bir soğuklukta, yolculuğun bu kısmı ise yine merian için imkansız görünmektedir. aşiret ikiye ayrılır. aşiret reisi haydar han ve bir kaç adamı aşireti bir kaç saat gerilerinde bırakır ve yolculuğa başlarlar. amaçları insan boyunca olan karın içinde bir tünel kazmaktır. nedeni tam anlaşılmasa da haydar han ve adamları ayakkabılarını çıkartır ve çıplak ayaklarla ellerinde kazma kurek kar'da tünel kazmaya girişirler. 4200m yüksekliğinde ki dağın bir ucundan diğer ucuna kadar devam eder. bir kaç saat sonra yola çıkan aşiret üyeleri de hayvanlar ile birlikte tek sıra halinde bu tünelde ilerlemeye başlarlar. işin en zorlu kısmı ise yolculuğun bu bölümünde 3 gün boyunca uyumadan ilerlemek zorunda aklışlarıdır. uyuyan her kimse anında donarak ölecektir. yine hastalanan ve ilerlemekte zorlanan hayvanlar aşiret üyelerinin sırtlarında taşınarak yola devam ettirilirler. gece gündüz süren yolculuğun bu kısımından sonra düz arazide 1 günlük yürüyüş daha yapılır.

sonunda önlerindeki 6 ay'ı geçirecekleri sıcak bölgelere ve otlaklara varırlar. 6 ay sonra aynı yolu geri dönmek zorundadırlar.

burada bir parantez açıp bu günlerde kürtlerin neden geçmişte devlet kurmadıklarını sorgulayan arkadaşlarıma bu yazıyı kabul edecek olurlarsa bir açıklama olarak sunmak isterim. kürtler sınırları içinde yaşadıkları ülkelerin siyasi ve askeri yapısı ile cebelleşmek bir yana doğanın ta kendisine karşı zorlu bir savaş vererek ayakta kalan bir toplumdur. devlet haline gelebilmeleri bu günlere kadar çok zor görünen hatta imkansız diye nitelendirilebilecek türden bir hayaldi. bu şartlar altında hayatta kalan ve dağınık halde yaşamak zorunda kalan bir halktan devlet olabilecek alt yapıyı kurmaları elbet o dönemlerde beklenemezdi. ancak modern dünya'da yaşayan insan tarafından bu durumun net bir şekilde kavranmasını beklemek de elbet zordur.

burada ilginç de bir anektod vermek istiyorum. bu film'in çekimine her türlü desteği sağlayan amerika'nın tahran büyükelçisi çekimlerin bitiminden bir kaç hafta sonra tahran sokaklarında sebebi bilinmeyen bir şekilde vurularak öldürülür. film ile bir bağlantısı olup olmadığı kimse tarafından net bir şekilde anlaşılamaz.

bu film ile merian'ın hayatı değişir. hollywood'a girer ve belgeseli bu gün halen sinema tarihinde bir başyapıt olarak adlandırılır. merian hollywood'da sağlam bir yer edinir ve bir sonraki projesi olan king kong için de bu film sayesinde kolaylıkla finansör bulacaktır.

dip not: o günden bu güne tartışılan bir konu vardır ki o da bakhtiyari'lerin gerçekten kürt mü yoksa fars mı olduklarıdır. bu gün artık bakhtiyari'lerin kürt olduklarından kuşkusuz eminiz. ancak neden geçen yıllar içinde böyle bir tartışma ortaya atılmıştır?
merian ve ortağı ernest film'lerini çekerlerken türkiye'de bir kriz patlak verir. şeyh said isyanı. ülke karışıktır ve kürtlere karşı büyük bir önyargı baş göstermiştir. iki ortak amerika'ya dönmek için türkiye'den geçmek zorunda kalacaktır ve ellerindeki bantların tehlikeye girebileceğini, türkiye'deki karışıklık yüzünden bantlara da el konabileceğini düşünür gerekirse aşiretin bir fars aşireti olduğunu öne sürmeye karar verirler. nitekim bantlar türkiye'de incelenir ve sonra geçişlerine izin verilir. ancak dünyanın bir kısmı bu olay yüzünden bakhtiyari'lerin fars olduklarını sanacaktır.

film'de bir çok yöresel müzik de vardır ancak bunların hemen hemen hepsi kürtçe bir tanesi ise türkçe'dir. kürtçe olanları tek tek sayamayacak olamama rağmen türkçe olan ali haydar adında bir alevi türküsüdür.

eğer bu belgeseli siz de izlemek ister ya da hakkında bilgi edinmek isterseniz lütfen link'i takip ediniz. http://www.imdb.com/title/tt0015873/

yazıyı yazmam konusunda kendi yazdığı bir yazı ile bana yardımcı olan kardeşime teşekkür ederim.(arzach, 26.07.2007 15:27)


Enseye Tokat, Enseste Parmak Basan Filmler


Duru filmler arasında konusunda en çok çarpık ilişki barındıran, bir italyan filmi La Bestia Nel Cuore (Yüreğimdeki Canavar)... Ferhan Özpeteğin Karşı Penceresinde (La Finestra di fronte) gördüğümüz güzel Giovanna Mezzogiorno oynuyor... Bu ablamızın orasını burasını görmek istiyorsanız yönetmen Ferhan Özpetek'ten daha cesur şeettirmiş... Ben filmi sevmedim...

Ensest'te Bizi Dumura Vurduran Şaheserler:

Chinetown
Old Boy

mutluluk

Bir Güzellik Dosyası: Giovanna MezzogiornoBu filmini yeni duydum...

Filmografisi Zayıf ... Ama iyi film teklifleri aldığına eminim...
Sofia Loren'den sonra en güzel italyan oyuncu tahtında oturan Monica Belluci'nin her an yerini alabilir...



Hep derim... Baktın boktan bir film çekiyorsun... Başrol oyuncun güzelse onu soyacaksın... En azından oradan prim yapabilir filmin...

İşte bu filmde en azından yönetmenimiz buna uyanmış ve güzel aktrisimizi 3 sahne'de soyunmaya ikna edebilmiş...


Ferhan Özpeteğin filminden bir sahne:






Karlar Düşer... Düşer düşer ağlarım...


THE BiG WHiTE

Film sıradan birinin sıradışı kararının onu mafya, sigorta şirketi ve yalan dünya ortasında bırakmasını anlatan bir Fargo varyasyonu... Hatta filmin adını keşke Fargo2 koysalarmış... Mafya elemanlarının rehine önündeki şaklabanlıklarına da Sinema Üst Kurulu bir "dur" demeli... Filme dair iki orjinal şey: Sigorta Şirketinin acar dedektifinin işini ciddiye aldıkça komik durumuna düşmesi (ve sürekli kayarak düşmesi); ikincisi Holly Hunter'ın çok orjinal bir hastalığı güzel canlandırması (çocuk kalma sendromu).

z505065150

Beni Güldüren Dialog:
Sigorta Dedektifi: Bunu niye yaptın... Bi açıklama istiyorum...
Robin Williems: Tamam... Karımı seviyorum... Ve sevgi herşeyi...(yumruğu yer)
Sigorta Dedektifi: Şarkı sözü duymak isteseydim gider salak bi popçunun albümünü alırdım... Senden bunları duymak isteyen kim he.. kim?

* Yurttan seslerde Ranza sahnesini kullanıleybıl... Ranzaya dair ii bi sahne...

Hatırlattı:
Fargo'da adam bi çanta dolusu parayı gömerkenki sahne çok komikti... Sonsuz aynı manzara... Bu filmde de adam paraları kar montuna yerleştirmesi güzel bir çözümlemeydi...
Artı sonlara doğru karların ortasından arabayla giderlerkenki helikopter çekimi fena diildi...

En iyi kar kara filmleri:

Fargo

No Body's Fool

The Big White

Bunlara çok benzeyen bir film vardı... Uçak mı düşüyor ne... Bi aile babası karlar içinde parayı buluyor... SOnra çatı katına mı yerleştiriyor... Bööle bişii di o da acaip benziyor ...

Animayon: The Ice Age I
The Ice Age II

Yerli:
Katırcılar
07 07 07

007 James Bond
Yedi Samuray
Yedi kardeşe yedi gelin
Yedi

Savaş Karşıtı Komediler

BOLLYWOOD'dan
Kalıplarının dışında,
Şaşırtıcı,
Coğrafyasına dair, siyasi, komedi bir film:
KABUL EXPRESS


Bu filmle beraber

"mizahi dile sahip savaş karşıtı filmler"
dosyamızı açıyoruz

Klasik fıkra girizgahıdır bi ingiliz, bi fransız, bi alman...
(Temel nerde ulan demiş?...)
Fransızı, ingilizi baydı diyorsanız size iki farklı kombinasyon söliim de izliin:

Kabul Express: İki hintli, Bir Afgan, Bir Pakistanlı, bir Amerikalı; 11 Eylül sonrası Amerikanın müdehale ettiği ve Taliban'ı devirdiği anda Afganistan- Pakistan sınırında; bir yol, savaş, komedi filmine konu olurlar...

Welcome to Donkmakgol: 'da ise 2 kuzey koreli, 3 güney koreli, uçağı düşen bir Amerikalı; Amerika'nın müdehale ettiği Kore savaşında; Dongmakgol köyünde bir süre beraber yaşamak zorunda kalarak savaş karşıtı komik bir filme malzeme olurlar... Filmde hiç asker görmemiş köylülerden ilk gören "Kafasında kabak olan iki yabancı geliyor" demesine çok gülmüştüm...

Bu sefer de amerikalılar maydanoz olmuş diil mi?... Tıpkı savaş karşıtı komedi'lerin en oskarlısı Hayat Güzeldir'in son sahnesinde tankla gelen Yanki'yi gördüğünüz andaki gibi tadınız kaçtı eminim... Size tavsiyem sabah aç karına Akdeniz filmini izlemeniz... Akşam yatmadan önce de bir Tarafsız Bölge yapmanız... Bööle bağırsaklarınızı midenizi falan amerikancıklıktan temizliyecektir bu lahana turşulu perhiz... Çünkü bu iki film de amerikalı yoktur lakin ikisi de, Yabancı Film Oscar'ını götürmüştür...

Bi de bu muhabbetin neresine yerleştirebileceğimi bilemediğim; çok güldüğüm; savaş karşıtlığından çok, filmin ana karakterlerinin savaşı iplememesi ve antimilitarist olmasına dair süper bir komedi olan MASH var... Dizisi de çok iidi bilgi ve ilginize...

KABUL EXPRESS

Dünyada Hollywood'dan daha fazla film üreten tek ülke sineması olan Bollywood: "yoksa sınırlarını mı zorluyor; sınırdışı harekatlar mı yapıyor?" şeklinde dumurun dibine dibine vurdurdu... Kurtlar Vadisi Irak filminin ekibini "bölgene dair politik bir film yapacaksan aha da size örneği" diyerek zorla izlettirilmesi elzem niteliğine sahip üstelik...

Film 11 Eylül sonrası Amerikanın Afganistan'da Taliban'a müdahale ettiği dönemde geçiyor.
Hindistandan savaş muhabiri olarak gelen iki çömez gazeteci (John Abraham ve Arshad Warsi) Taliban avının tam ortasında buluyorlar kendilerini... Bir çok badere atlattıktan sonra bi amerikalı gazeteci , bi afgan rehper ve terörist muamelesi yaptıkları pakistan kökenli bi taliban ile bi cipin içinde mahsur kalıyorlar... Film bundan sonra gerilimli ama bi o kadarda komik bir yol filmine dönüşüyor...

Sürekli ortamdan şikayetçi olan John Abraham üst üste espriler patlatıyor:
Adam hindistanın ünlü kriket oyuncularını, Bolluwood'un ünlü aktörlerini sayınca:
Lan adam erkeklerden mi hoşlanıyor nedir?

İnsanlar cep telefonu taşır gibi kalaşnikof taşıyorlar abi burda!
Hotel Kabil'in görüntüsü geçekten ironikti: 5 yıldızlı...

Helikopter bunları sınıra bırakır:
Kabile gitmek istiyoruz der... Adam telsizle birini çağırır...
Lönk diye tank gelir:
Hmm burada taksi tank mı? der...

Filmin iç karakterlerine gönderme de var.. Hollywood'a kaptırdıkları son aktris olan frikiği ve fiziği güzel aktris amerikalı gasteciyi oynuyor
adam eski bi oyuncularını soruyor... avam bi espri var...


Afgan ve Pakistanlının silah üstünlükleri birbirlerine geçtiklerindeki hal ve davranışları tıpkı No Man's Land'deki kadar komik... O anlarda iki ülke arasındaki temel sorunları da anlıyorsun:

Taliban'ın Pakistan'ın desteklediği bir siyasi grup olduğu ve askerlerinin çoğunun Pakistan'dan geldiğini ve Afgan yerel halkın Taliban'dan bundan dolayı nefret ettiğini anlıyorsun...
Paralel kurguda Radyodaki yüzlerce Taliban'ın öldürüldüğü haberi Afganistan'da büyük bir coşkuyla kutlanırkıen, Pakistan sınırındaki askerler arkadaşlarının öldürülmesine matem tutuyorlar...

Afgan ABD'nin pakistandan kalkan bombardıman uçakları haberine tepkisini şöyle dile getiriyor:
Kalleş Pakistan, Talibanı bu ülkeye onlar getirdiler... Şimdi ABD onları yok etmesi için ABD'ye yardım ediyorlar...

İki acemi gazetecinin beceriksizlikleri de ayrı bir mizah konusu...

Bana MAdhuri Dixit'i verin, Keşmir'i alın

Bu kola... HAyır kesinlikle diil... NAsı ya kola işte.. BU pepsi
saçmalıyorsun ikiside aynı şey kola işte..
PEpsi ile kola aynı olur mu
Taliban: ABD hep kola ve pepsi satmak için savaş çıkarır zaten
HErşey pepsi için

Pakistan Hindistan arasındaki kriket savaşları ilginçtir Afganlılar cirit oynuyorlar...

Amerikalı sabah kebap akşam kebap.. atıştırmak için bile kebap getiriyorlar

Dram sahnesi: Şehir merkezinde kalcakları otel bombalanmış kenarında smekik gel beraber spor yalpalım diyor çcuuua çocuk koltuk değnekliymiş...



Imran Khan Afridi: My name is Imran Khan Afridi
Jai Kapoor: That's a pretty powerful name, "Imran Khan". You play cricket?
Imran Khan Afridi: Is every Indian named 'Sachin' a batsman?

Imran Khan Afridi: Suhel Khan, You're a Muslim, aren't you? Aren't you gonna offer 'namaz'? Hell, you're an Indian Muslim, what do you know about Islam?
Suhel Khan: Indeed! It's you guys who're the pillars of Islam: offering 'namaz' with an AK-56 at your side.

Khyber: You needn't worry, though. they've pulled this scam so many times, there're no donkeys alive now
Imran Khan Afridi: [deadpan, looking straight at Khyber] Some of them are. They're now drivers.