Uzun Bir Gün

Çok başarılı olmasa da IMDB'de, internet sözlüklerinde ve sair hiçbir kaynakta adının bile geçmemesinin haksızlık olduğunu düşündüğüm film. Zira bir filmin iyi ya da kötü olması başka, yoklukla malul sayılması başka bir şey. Her şey bir yana ortada orijinal sayılabilecek ve akılda kalıcı bir hikaye ve düzgünce bir casting var: Alican Yücesoy, Cüneyt Türel, İsmail Düvenci, Betül Arım, Bengü Ergin ve Yosi Mizrahi.

Filmimiz Evliya Çelebi hakkında kısa bir biyografik bilgilendirmeyle başlıyor. Film boyunca vurgulanan ve tarihbilimi açıdan doğru olan husus şu: Evliya Çelebi'nin seyahatleri 40 yıllık yolculuklardan sonra Mısır'da kesilmektedir. Ondan sonraki akibeti ise kitabında yazmamaktadır.

Bunun filmde üzerinde durulmayan bir sebebi de şu: Evliya Çelebi'nin gerçek adı bilinmemektedir. Kendi zamanındaki dünyanın önemli kısmına ışık tutan Evliya Çelebi kendi adının ne olduğunu yazmamaktadır. Belki Ahmet belki Mehmet. Bilmiyoruz. Bundan ötürüdür ki Seyahatname'nin kesilmesiyle birlikte kendisi hakkındaki bilgilerimiz jilet gibi kesilmektedir. Zira hayatını diğer kaynaklardan takip etme olanağımız yok.

Evliya Çelebi'nin sırra kadem basışı hakkında literatürdeki tahminler filmdekinden çok farklıdır. Önce bir parantez açıp bunlara değinmek isterim.

Seyahatname'de Evliya Çelebi cinsel sorun yaşadığını bunun devasını arayıp Mısır'da bulduğunu kendisi belirtmektedir.¹ Hatta problemli organı o kadar sağlıklı olmuştur ki üstünde ceviz bile kırabilmektedir, Evliya Çelebi'nin ifadesiyle.

Evliya Çelebi'nin bu kayıtları nedeniyle bazı yazarlar iddia etmektedir ki onun tüm seyahatlerinin asıl amacı bu devayı bulmaktır. Bulduktan sonra da seyahatler kesilir. Seyahatname'ye göre ise seyahatlerin başlama nedeni peygamberi rüyasında gören Evliya Çelebi'nin "Şefaat ya Resula'l-lah" yerine dili sürçüp "Seyahat ya Resula'l-lah" demesidir. Seyahatlerin sona ermesi hakkında ise bir bilgi bulamıyoruz.

Parantezi kapatıp filme dönersek; film Evliya Çelebi'ye yukarıdaki anlatılardan çok daha mistik bir kimlik vermiş ve temanın merkezine oturtmuştur. The Man From Earth filmini bilenlere, bu filmin konusu biraz tanıdık gelecektir. Evsahibinin konuklarına sorduğu soru şu: Aramızda ölümsüz insanlar yaşıyor olabilir mi? Bunu gizleyerek yaşaması mümkün mü?

Filmin başında bir ab-ı hayat sahnesi var. Yani bengisu. Sümer destanı Gılgamış'tan beri adı geçen ölümsüzlük iksiri. Nitekim Evliya Çelebi de Seyahatnamesi'nde buna biraz değinmiştir. Böyle bir iksir olsa ve bunun yaşandığı yer bu topraklar olsaydı neler olabilirdi? Film biraz bunu sorguluyor. Bu özelliğe sahip bir insan bunu gizleyebilir miydi? Gizlemek için nasıl bir yaşam tarzı benimsemesi gerekirdi? Gizlemeyi başarsa bile bunu birilerine itiraf etmekten kendini alıkoyabilir miydi? Film bunları da sorguluyor. Filmin tadı kaçmasın diye bazı kısımları spoiler işaretleri arasında yorumlayacağım. Lakin ölümsüz olan iki karakterin filmin başındaki ihtiyar gerisinde Veli bey olarak görünen adamla filmin başında ulak, gerisinde Dr. Murat olarak görünen kişi olduğunu söylemek sanırım filmi spoil etmek sayılmaz çünkü bunlar filmin en başında veriliyor zaten. Fakat Evliya Çelebi kimdir, onlardan biri midir vs. bazı sorular film boyunca cevaplanmayı bekliyor.

*** SPOILER ALERT ***
Murat ömrü boyunca, en azından eline fırsat geçtikçe o ihtiyarın kim olduğunu bulmaya çalışmış ve 17. yüzyılda Evliya Çelebi'den şüphelenmiş, ona ulaşmaya çalışmış ve ulaşamamış. Bu belli. Ya da belki Evliya Çelebi buna izin vermemiş. Orası belirsiz. Filmin sonuna kadar Veli'nin kendisinin Evliya Çelebi olduğunu açıklamasa da bunu anlamanın kolay bir yolu var: Evliya, Veli'nin çoğuludur.

O zamana kadar Veli, Murat'tan kaçmış ama en sonunda kendi ayağıyla Murat'a gelmiştir. Onca zaman kaçtıktan sonra neden kendi ayağıyla Murat'a gelmiştir? Muhtemelen "Sırrını açık etme yoksa ölümsüzlük büyüsü bozulur" demek için. Çünkü kendisi bu sırrı hiç ifşa etmemiştir. Film boyunca da etmez. Murat ise ilk defa ifşa etmek üzeredir. Peki Veli bunu nereden bilmektedir de kendisi Murat'ı tam sırrını misafirlerine ifşa edecekken onu bulmuştur?

Sanırım o da filmin kilit noktası. İhtiyar adam sadece ismen Veli değildir. Kendisi vasfen de bir velidir yani Allah dostudur. Evliya Çelebi ismini kullanması da belki buradan gelmektedir. Hatta belki film, halk kültüründe veli diye bilinen insanların hepsinin aslında aynı gezgin kişi olduğunu ima ediyordur.

İşte Veli bir veli olduğu için Murat tam sırrını ifşa edecekken, "Var sayalım"dan "Gerçekten öyle"ye geçecek bunun kanıtlarını dökecekken ona müdahale ederek bir bakıma hayatını kurtarır. Sonra da kendi yoluna döner.

*** SPOILER ALERT ***

Filmin senaryosunu okumak kendisini izlemekten daha iyi olabilir ama kabul etmek de gerekir ki hemen hemen tamamı tek mekanda geçen ve hiçbir aksiyon olmayan bir filmi sürükleyici bir şekilde çekmek de her yönetmenin harcı değildir; hiçbir yönetmene bunu başaramadı diye yafta vurmamak gerekir.

Ufak bir de ukalalık etmeden duramayacağım. Dr. Murat karakteri dünyanın en iyi eski yazı okuyanı iddiasındadır (ki 600 yaşında olduğunu düşünürsek bu çok normaldir) fakat büyütülerek getirilen yazısı "...mucibince..." diye okur. Halbuki "mucip" gereken durumdur. Bir işin gereğince "mucep" denir. Yani o kelimenin "...mucebince..." olması gerekirdi.

Eskiden üstünde "Mucebince Amel Oluna" yazan fermanlardan bir derleme yapmıştım. O da aşağıda konuşlanadursun.

________________________
¹ Robert Dankoff, Seyyah-ı Alem Evliya Çelebi'nin Dünyaya Bakışı

5 yorum:

Unknown dedi ki...

Filmin ingilizce adı ne seyretmek istiyorum

Senkronizer dedi ki...

Gerçekten çok kötü çekilmiş bir film. Ne de güzel bir senaryo halbuki. Yazık olmuş ne dyeyim.

Unknown dedi ki...

Seyre değer bir belgesel👍👏👏👏👏

Unknown dedi ki...

Filmi hiçbir ortmda bulamıyoruz. İzleyen biri nereden izlediğini söyleyebilir mi?

koldas dedi ki...

Merhaba, belgeseli nasıl izleyebiliriz acaba?